pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: EN BÜYÜK

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EN BÜYÜK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EN BÜYÜK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2026 Salı

EN BÜYÜK KUL HAKKI İFTİRA

 https://www.youtube.com/watch?v=LntELc7vSdc

EN BÜYÜK KUL HAKKI İFTİRA

 "yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak gibi" anlamlara gelen iftira, ahlâk terimi olarak bir kimseye işlemediği bir suçu isnat etmek demektir. Hukuk ve ahlâkta iftira yerine daha çok ifk ve bühtân terimleri, zina iftirası için de kazf kelimesi kullanılır.
Kur'ân'da iftira ve aynı kökten gelen kelimeler elli dokuz yerde geçmektedir. Bu âyetlerden birinde Allah'ın, kendisine ortak koşma dışında dilediği kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağı ifade edildikten sonra, "Allah'a ortak koşan kimse yanlış bir inanç uydurup büyük günah işlemiş olur" denilmektedir (Nisâ, 4/48). Bir diğer âyette ise "Kim bir hata yapar veya kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa büyük bir bühtan ve apaçık bir günah işlemiş olur" (Nisâ, 4/112.) buyrulmak suretiyle iftiranın ne denli büyük bir günah olduğuna dikkat çekilmiştir.
Hadislerde, büyük günahlar arasında, kötülükten habersiz iffetli bir kadına zina iftirasında bulunmak da sayılmıştır (Buhârî, Vesâyâ, 23). Mü'minleri kötü huy ve davranışlardan uzak tutma gayreti içinde olan Hz. Peygamber onları iftira konusunda da uyarmış, iftiranın insanın âhiret hayatını iflasa götürecek olan kul hakları arasında yer aldığını belirtmiştir (Müslim, Birr, 60). İslâm'da iftira haram kılındığı gibi asılsız olması muhtemel haberler doğruymuş gibi kabul edilerek bunları araştırmadan inanmak da yasaklanmıştır (İsrâ, 17/36; Hucurât, 49/6).
İFTİRA ETMEK İLE İLGİLİ AYETLER
Zina İftirası ve Cezası
AYET: "Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar." (Nûr ; 4)
AYET: "Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir." (Nûr ; 6)
AYET: "Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır." (Nûr ;
AYET: "Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Yapmış olduklarına, dilleri, elleri ve ayaklarının, aleyhlerinde şahitlik edeceği gün onlar için çok büyük bir azap vardır." (Nûr ; 23)
AYET: "Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. Bu sonuncular, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır." (Nûr ; 26)
Müminlere iftira ve eziyet edenler
AYET: "Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." (Ahzâb ; 58)
Meryem'e iftira
AYET: "Bir de inkâr etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından;" (Nisâ ; 156)
İfk (Hz. Âişe'ye iftira olayı)
AYET: "(Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır." (Nûr ; 11)
AYET: "İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Nûr ; 19)
İftira Etmek ile ilgili Diğer Ayetler
AYET: "Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?" (Nisâ : 20)
AYET: "Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah) ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur." (Nisâ : 48)
AYET: "Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur." (Nisâ : 112)
AYET: "Bir de inkarlarından ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından ve "Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih'i öldürdük" demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler." (Nisâ : 156)
AYET: "Bak kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilahları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi?" (En'âm : 24)
"İşte böylece biz her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları iftiralarıyla baş başa bırak." (En'âm : 112)
AYET: "Bir de (asılsız iddialarda bulunarak) dediler ki: "Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. (Şunlar da) sırtları (binilmesi ve yük yüklemesi) haram edilmiş hayvanlardır." Bir kısım hayvanları da keserken üzerlerine Allah'ın adını anmazlar. (Bütün bunları) Allah'a iftira ederek yaparlar. Bu iftiraları sebebiyle Allah onları cezalandıracaktır." (En'âm : 138)
AYET: "Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah'ın kendilerine verdiği rızkı -Allah'a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir." (En'âm : 140)
Buzağıyı ilah edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız. (A'râf : 152)
AYET: "De ki: "Allah'ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" (Yûnus : 59)
"AYET: Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Hûd şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ondan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz." (Hûd : 50)
AYET: "O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır." (Nûr : 11)
AYET: "Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, "Bu apaçık bir iftiradır" deselerdi ya!" (Nûr : 12)
AYET: "Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Madem ki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir." (Nûr : 13)
AYET: "Eğer size dünya ve ahirette Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!" (Nûr : 14)
AYET: "Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır." (Nûr : 15)
AYET: "Bu iftirayı işittiğiniz vakit, "Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah'ım! Bu çok büyük bir iftiradır" deseydiniz ya!" (Nûr : 16)
AYET: "Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır. O temiz olanlar iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır." (Nûr : 26)
AYET: "Mümin erkekleri ve mümin kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." (Ahzâb : 58)
AYET: "Yoksa "Yalan uydurup Allah'a iftira etti" mi diyorlar. Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah bâtılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanları) hakkıyla bilendir." (Şûrâ : 24)
AYET: "Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Mümtehine : 12)
AYET: "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul edendir, engin merhamet sahibidir." (Hucurat : 12)
İFTİRA ATMAK İLE İLGİLİ HADİSLER
7 Büyük Günahtan Biri İftiradır
Nebî sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün:
HADİS: “–İnsanı helâke sürükleyen yedi seyden sakınınız!” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:
“–Ey Allah’ın Rasûlü, onlar nelerdir?” diye sordular. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- söyle cevap verdi:
HADİS: “–Allah’a sirk kosmak, sihir ve büyü yapmak, -dînî bir ceza ile usûlünce öldürülen müstesna- Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir insanı katletmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düsmana hücum sırasında harpten kaçmak, hiçbir seyden haberi olmayan iffetli müslüman kadınlara zina iftirasında bulunmak.” (Buhârî, Vasâyâ, 23; Tıb, 48; Hudûd, 44; Müslim, Îmân, 145)
İftiracı Ahirette İflas Edecektir
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
ASIL MÜFLİS KIYAMET GÜNÜ GÜNAHLARI SEVAPLARINDAN FAZLA GELİP CEHENNEMİ BOYLAMAKTIR 
HADİS: “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb:
- Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu se-beple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. (Müslim, Birr 59. )
En Büyük İftira Nedir?
Ebü’l-Eska‘ Vâsile İbnü’l-Eska‘ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“En büyük iftiralar, bir kimsenin babasından başkasına neseb iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in söylemediği bir sözü ona nisbet etmesidir.” (Buhârî, Menâkıb 5.)
Gıybet ile İftira (yalan) Arasındaki Fark
DEDİKODU VE İFTİRA ARASINDAKİ FARK
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: - "Gıybet nedir, bilir misiniz?"
- Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber:
- "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.
- Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye soruldu.
- "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir," buyurdu. (Müslim, Birr 70.)
En Büyük Yalan İftiradır
İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
EN BÜYÜK YALAN İFTİRADIR
HADİS: "En büyük yalan, görmediği düşü gördüm diye kişinin gözlerine iftira etmesidir." (Buhârî, Ta'bîr 45)
Kıyamet Günü İftira Atanın Cezası
Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim:
HADİS: "Kim, köle ve câriyesine (memlûküne) zina iftirasında bulunursa, köle ve câriyede böyle bir kusur bulunmadığı takdirde kıyamet günü o kişiye had cezası uygulanır." (Buhârî, Hudûd 45; Müslim, Eymân 37. )
İftira Olması Korkusu ile Zandan Sakınmak Gerekir
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: "Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.” (Buhârî, Vasâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28.)
Müslüman İftira Atmaz
Abdullah İbni Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: " (İyi) müslüman, dilinden ve elinden müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah'ın yasakladıklarını terkedendir." (Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26; Müslim, Îmân 64-65.)
İftira Atanların Sonu
Rasûlullah (s.a.v) söyle buyurur:
HADİS: “Kim bir mü’mini bir münâfığa (gıybetçiye) karsı himaye ederse, Allah da onun için, kıyamet günü, etini cehennem atesinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de kötülenmesini dileyerek müslümana bir iftira atarsa, Allah onu, kıyamet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde, söylediğinin (günahından)
kurtuluncaya kadar hapseder.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 36/4883)
Peygamberimiz, Ashabından İftira Etmemek Üzere Bey'at Almıştır
Ümeyme bint-i Rukayka -radıyallâhu anhâ- şöyle anlatır:
HADİS: “Ensâr’dan bir grup kadınla Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’a gidip:
«–Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, hiçbir zaman iftirâ atmamak, meşrû emirlerinde Sana isyân etmemek üzere bey’at ediyoruz.» deyince Âlemlerin Efendisi hemen:
«–Gücünüz yettiği ve tâkat getirebileceğiniz hususlarda! » buyurdu. Bu şefkat ve merhamet yüklü sözü üzerine biz:
«–Allâh ve Rasûlü bize karşı bizden daha merhametlidir, haydi bey’at edelim!» dedik.
Kadınlar, bey’ati musâfaha ederek yapmak istediler. Ancak Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
HADİS: “–Ben kadınlarla musâfaha etmem! Benim yüz kadına toptan söylediğim bir söz, her kadın için ayrı ayrı söylenmiş sayılır.” buyurdu. (Muvatta, Bey’at, 2; Tirmizî, Siyer, 37/1597)
İFTİRA ÇEŞİTLERİ VE TOPLUMA ZARARLARI
Iftira son derece kötü ve tahribedici bir hadisedir. Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. Iftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. insanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. Iftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir.
Iftira, toplumda adaletin tam olarak etkisini kaybettiği zamanlarda yaygınlaşabilen bir sosyal ve ahlâkı hastalıktır. Çünkü adaletsizlik ve takipsizlik, kötü fiillerin yaygınlaşmasına ve artmasına yol açan bir başıboşluğa sebep olmaktadır.
Islâm`da iftira konusu, üzerinde oldukça fazla durulan bir konu olmaktadır. Çok sayıda ayet-i kerime, iftira`nın özelliğinden ve onun Allah`ın nezdinde sevilmeyen ve hatta yerilen bir davranış olduğundan bahsetmektedir.
Iftiranın en ağırı namus üzerine atılan iftiradır. Bunu, Hz. Âîşe ile ilgili olarak "Ifk hadisesinde" görmekteyiz.
Günümüzde fertlerin birbirine iftirası yanında basın ve yayın yoluyla da iftiralar yapılmaktadır. Namus, iffet, haysiyet ve zimmet üzerindeki bir iftira ne kadar çok yayılırsa, iftiracının sorumluluğunun da o nisbette artması tabiidir.

İFTİRA:Olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak veya nakletmek. Hayatta insanoğlunun çeşitli arzu ve beklentileri vardır. Bu beklentilerine bazen erişemeyebilir. Böyle bir durumda, bazıları kendi kaderine razı olurken; bir kısım insanlar da arzu ettiklerini zorla elde etmeye çalışırlar. Bu bakımdan iftira, bir kimseyi veya bir şeyi elde etmek veya o şeyi başkalarından kıskanıp, zarar verme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Her halükârda, dünya için önemli olan bir nesneye karşı olan zaafın neticesinde iftira yapılır.

İftira son derece kötü ve tahribedici bir hadisedir. Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. İftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. insanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. İftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir.
İftira, toplumda adaletin tam olarak etkisini kaybettiği zamanlarda yaygınlaşabilen bir sosyal ve ahlâkı hastalıktır. Çünkü adaletsizlik ve takipsizlik, kötü fiillerin yaygınlaşmasına ve artmasına yol açan bir başıboşluğa sebep olmaktadır.
İslâm'da iftira konusu, üzerinde oldukça fazla durulan bir konu olmaktadır. Çok sayıda ayet-i kerime, iftira'nın özelliğinden ve onun Allah'ın nezdinde sevilmeyen ve hatta yerilen bir davranış olduğundan bahsetmektedir.
EN AĞIR İFTİRA NAMUSA ATILAN İFTİRADIR
İftiranın en ağırı namus üzerine atılan iftiradır. Bunu, Hz. Âîşe ile ilgili olarak "İfk" olayında görmekteyiz Olay özet olarak şöyle cereyan etmiştir: Hz. Peygamber ashab-ı kirâmla sefere çıkarken, kura ile belirlenen bir eşini de beraberinde götürürdü. Bu usulle, Mustalikoğulları Gazâsına da Hz. Âîşe katılmıştı. Konaklama yerinde, devenin üzerindeki gölgelikten (mahfel) tuvalet ihtiyacı için çıkan Âîşe (r.anhâ), dönüşünde gerdanlığını düşürdüğünü farketmiş, aramak için yeniden çıkmıştır. Bu sırada ordu yola çıkmış, Hz. Âîşe, devenin üzerindeki gölgeliğin içinde zannedilmiştir. Dönüşte unutulduğunu anlayan Hz. Âîşe, orada beklemiş, ordunun arka gözcüsü Safvân b. Muattal O'nu devesine bindirerek yolda orduya yetiştirmişti.
Münâfıkların reisi Abdullah b. Ubey ve arkadaşları bunu fırsat bilerek Hz. Âîşe'ye zina iftirasında (ifk) bulundular. Bir aydan fazla bir süreyle bu dedikodu Medîne'de dolaştı. Hz. Peygamber ve Âîşe validemizin yakınları bu olaya çok üzüldü.
Daha sonra Hz. Âîşe Nûr sûresindeki şu ayetlerle temize çıkardı:
"O uydurma haberi getirip iftira (ifk) atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için bir ser sanmayın, bilakis o, sizin için hayırdır. İftirada bulunanlardan her birinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan günahın en büyüğünü yüklenene de büyük bir azap vardır."
"İftirayı işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"
"Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların da kendileridir"
"Eğer Allah'ın lütuf ve merhameti, dünyada ve ahirette üzerinizde olmasaydı, yaydığınız fitne yüzünden, size mutlaka büyük bir azap dokunurdu."
"Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz birşey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır "
AYET:"O asılsız sözü duyduğunuz zaman: "Bunu konuşmak bize yakışmaz. Haşa! Bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?" (en-Nûr, 24/1116).
HADİS:Hz. Peygamber inen bu ayetleri tebliğ ettikten sonra; "Ya Âîşe, Allah'a hamd et. Allah seni, iftiracıların isnadından kesin olarak berî kıldı" buyurdu. Bunun üzerine Âîşe (r.anhâ) nin annesi: "Kızım, kalk da Resulullah (s.a.s)'a teşekkür et" deyince, Hz. Âîşe; "Hayır kalkmam ve yalnız Allah'a hamdederim" diye cevap verdi (bk. Buhârî, Tefsîru Sûre, 24/6, Meğâzi, 12, 32, 34, Şehâdet, 2, 15, Eymân, 13, 18, İ'tisâm, 28, Tevhîd, 35, 52; Müslim, Tevbe, 56; Ebû Dâvud, Salât, 122; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 194, 195, 197; Kamil HADİS:Miras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Ankara 1984, VIII, 73-97).
İftira eden kimse, bununla amacına ulaşamaz ve sonunda dünyevî ve uhrevî bakımdan kendisi zararlı çıkar. Nebî (s.a.s) "İftira eden kimse zarara uğramıştır" (Ahmed b. Hanbel, I, 91) buyurur.
NAMUS İFTİRASI ATAN 4 ŞAHİT GETİRMEZSE CEZALANDIRILIR
AYET:İffetli bir kadına zina isnadında bulunup da bunu dört erkek şahitle ispat edemeyen bir kimse kazif cezasına çarptırılır. Bunlara ceza olarak seksen değnek vurulur ve bundan sonra şahitliklerine güvenilmez (bk. en-Nûr, 24/4; "kazf" mad.). Zina isnadında bulunan kimse kadının kocası olur ve dört şahitle bunu ispat edemezse "mulâane" yoluna başvurulur (bk.en-Nûr, 24/6-9; "Liân" mad.).
AYET:En ağır iftirayı atan kimse bile sonradan pişmanlık duyar ve durumunu düzeltirse Cenâb-ı Hakkın mağfiretine nail olabilir (en-Nûr, 24/4-5).
Günümüzde fertlerin birbirine iftirası yanında basın ve yayın yoluyla da iftiralar yapılmaktadır. Namus, iffet, haysiyet ve zimmet üzerindeki bir iftira ne kadar çok yayılırsa, iftiracının sorumluluğunun da o nisbette artması tabiidir. Ayette şöyle buyurulur:
AYET: "Mümin erkek ve o kadınlara işlemedikleri bir günahla eziyet edenler (onlara iftira atanlar), doğrusu açık bir günah yüklenmişlerdir" (el-Ahzab, İftiranın sözcük anlamı, kişiye aslı olmayan bir olaydan dolayı yapılan suçlamadır. İftiranın temelinde var olmayan bir hadisenin uydurulması yattığı için, bu davranış biçimi yalan ile aynı köklere sahiptir. İslam inancında yalan karşısında net bir tavır sergilenir. Buradan yola çıkıldığında iftira için de aynı tavrın sergilendiği sonucuna ulaşılabilir. Kur’an-ı Kerim içerisinde ve Peygamber Efendimiz’in hadisi şeriflerinde bu tavır açıkça görülebilir.
İftira atmak büyük günahlardan mıdır? Peygamber Efendimiz, bir keresinde ashab-ı kiramı yedi şeyden uzak durmaları konusunda telkin eder. Çevresindekiler ona bu şeylerin neler olduğunu sorduğunda ise, HADİS: “Allah’a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir insanı katletmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, hiçbir şeyden haberi olmayan iffetli Müslüman kadınlara zina iftirasında bulunmak.” (Buhari)
 diyerek açıklama yapar.
Hz. Muhammed’in ilgili hadisinden anlaşılacağı üzere iftira atmanın dinimizde yeri yoktur. Bu iftira, iffetli bir kadına yapılmış ise de büyük günahlar çerçevesinde ele alınan bir durumdur. Bir peygamber annesi olan Hz. Meryem’e atılan iftira bu duruma en büyük örnektir. Kur’an-ı Kerim içerisinde bu duruma şöyle dikkat çekilir: 
AYET: “Bir de inkar etmelerinden ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından…” (Nisa Suresi, 156. Ayet)
Hz. Meryem’e nasıl iftira atıldı? Hz. Meryem, oğlunu mucizevi bir biçimde ve babası olmadan dünyaya getirir. İsrailoğulları, Allah’ın emri ile yaşanan bu mucizeye inanmazlar ve neticede Hz. Meryem’e ağır iftiralar atarlar. Bu iftiralara karşılık vermeyen Hz. Meryem, İsrailoğulları’na beşikteki oğlunu işaret eder. Bundan sonra da Hz. İsa dile gelir ve annesini Allah’ın da izni ile temize çıkarır. Hz. Meryem’in bu çetin sınavı Kur’an-ı Kerim’in Meryem Suresi’nde detaylı bir şekilde anlatılır.
İftiranın kişiye zararları nelerdir? İftira, bu davranışı yapan ve iftiraya maruz kalan tarafların her ikisi için de rahatsızlık verici bir durumdur. İftira atan kişi dünyada maneviyatına, ahirette de amellerine zarar vermiş olur. Ortaya atılan asılsız söylemler kişiler arasındaki sevgi ve saygı gibi insani değerlerin de kaybolmasına neden olur. İftira atmanın gelenek haline getirildiği bir ortamda, insanların birbirine güven duyması da mümkün değildir. Bu sebeple iftira bireyden başlayıp topluma uzanan bir ateş çemberidir. Bu çember içerisinde de yeşertilen bütün güzellikler yanıp kül olmaya mahkumdur.
İftira ve gıybet aynı mıdır? İftira da gıybet de İslam ile birlikte tebliğ edilen ahlak kuralları arasında hoş karşılanmayan davranış biçimleridir. Ancak temelde iftira ve gıybet arasında büyük bir farklılık vardır.
 Peygamber Efendimiz bu farklılığı şu şekilde dile getirir: 
EĞER SÖYLEDİĞİN ONDA VARSA DEDİKODU ETTİN EĞER YOKSA İFTİRA ETMİŞSİNDİR
HADİS: “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa o zaman ona iftira ettin demektir.” (Müslim) Buradan anlaşılacağı üzere gıybet, aslında var olan bir konunun, muhatabının ortama dahil olmadığı bir zaman diliminde dile getirilmesidir. Oysa iftira, tamamen asılsız bir hadisenin uydurulmasıdır. Bu bağlamda, gıybet karşı taraftaki kişinin mahremiyetine zarar vermek olarak kabul edilebilir. İftira ise sözü geçen kişinin sebepsiz yere zan altında kalmasına hatta bazı durumlarda da suçlanmasına sebep olan bir davranış biçimidir.
Dinimizde Müslümanlar kul hakkına girmemeleri konusunda oldukça kesin bir biçimde uyarılır. Gıybet ve iftira, İslam kurallarına göre kul hakkı olarak kabul gören davranış biçimleridir. Bu sebeple de iftira atan kişi mağfirete erişmek isterse öncelikle iftira attığı kimseden helallik istemek durumundadır.
Olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak veya nakletmek. Hayatta insanoğlunun çeşitli arzu ve beklentileri vardır. Bu beklentilerine bazen erişemeyebilir. Böyle bir durumda, bazıları kendi kaderine razı olurken; bir kısım insanlar da arzu ettiklerini zorla elde etmeye çalışırlar. Bu bakımdan iftira, bir kimseyi veya bir şeyi elde etmek veya o şeyi başkalarından kıskanıp, zarar verme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Her halükârda, dünya için önemli olan bir nesneye karşı olan zaafın neticesinde iftira yapılır.
İftira son derece kötü ve tahrip edici bir hadisedir. Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. İftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. İnsanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. İftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir.
İftira, toplumda adaletin tam olarak etkisini kaybettiği zamanlarda yaygınlaşabilen bir sosyal ve ahlâkı hastalıktır. Çünkü adaletsizlik ve takipsizlik, kötü fiillerin yaygınlaşmasına ve artmasına yol açan bir başıboşluğa sebep olmaktadır.
İslâm'da iftira konusu, üzerinde oldukça fazla durulan bir konu olmaktadır. Çok sayıda ayet-i kerime, iftiranın özelliğinden ve onun Allah'ın nezdinde sevilmeyen ve hatta yerilen bir davranış olduğundan bahsetmektedir.
İftiranın en ağırı namus üzerine atılan iftiradır. Bunu, Hz. Âîşe ile ilgili olarak "İfk"* olayında görmekteyiz Olay özet olarak şöyle cereyan etmiştir: Hz. Peygamber ashab-ı kirâmla sefere çıkarken, kura ile belirlenen bir eşini de beraberinde götürürdü. Bu usulle, Mustalikoğulları Gazâsına da Hz. Âîşe katılmıştı. Konaklama yerinde, devenin üzerindeki gölgelikten (mahfel) tuvalet ihtiyacı için çıkan Âîşe (r.anhâ), dönüşünde gerdanlığını düşürdüğünü fark etmiş, aramak için yeniden çıkmıştır. Bu sırada ordu yola çıkmış, Hz. Âîşe, devenin üzerindeki gölgeliğin içinde zannedilmiştir. Dönüşte unutulduğunu anlayan Hz. Âîşe, orada beklemiş, ordunun arka gözcüsü Safvân b. Muattal O'nu devesine bindirerek yolda orduya yetiştirmişti.
Münâfıkların reisi Abdullah b. Ubey ve arkadaşları bunu fırsat bilerek Hz. Âîşe'ye zina iftirasında (ifk) bulundular. Bir aydan fazla bir süreyle bu dedikodu Medîne'de dolaştı. Hz. Peygamber ve Âîşe validemizin yakınları bu olaya çok üzüldü.
Daha sonra Hz. Âîşe Nûr suresindeki şu ayetlerle temize çıkardı:
"O uydurma haberi getirip iftira (ifk) atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için bir ser sanmayın, bilakis o, sizin için hayırdır. İftirada bulunanlardan her birinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan günahın en büyüğünü yüklenene de büyük bir azap vardır."
"İftirayı işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"
"Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların da kendileridir"
"Eğer Allah'ın lütuf ve merhameti, dünyada ve ahirette üzerinizde olmasaydı, yaydığınız fitne yüzünden, size mutlaka büyük bir azap dokunurdu."
"Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır "
AYET: (en-Nûr, 24/1116). "O asılsız sözü duyduğunuz zaman: "Bunu konuşmak bize yakışmaz. Haşa! Bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?"
HADİS: Hz. Peygamber inen bu ayetleri tebliğ ettikten sonra; "Ya Âîşe, Allah'a hamd et. Allah seni, iftiracıların isnadından kesin olarak berî kıldı" buyurdu. Bunun üzerine Âîşe (r.anhâ) nin annesi: "Kızım, kalk da Resulullah (s.a.v)'a teşekkür et" deyince, Hz. Âîşe; "Hayır kalkmam ve yalnız Allah'a hamdederim" diye cevap verdi (bk. Buhârî, Tefsîru Sûre, 24/6, Meğâzi, 12, 32, 34, Şehâdet, 2, 15, Eymân, 13, 18, İ'tisâm, 28, Tevhîd, 35, 52; Müslim, Tevbe, 56; Ebû Dâvud, Salât, 122; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 194, 195, 197; Kamil
HADİS: Miras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Ankara 1984, VIII, 73-97).
İftira eden kimse, bununla amacına ulaşamaz ve sonunda dünyevî ve uhrevî bakımdan kendisi zararlı çıkar. Nebî (s.a.v) "İftira eden kimse zarara uğramıştır" (Ahmed b. Hanbel, I, 91) buyurur.
AYET: İffetli bir kadına zina isnadında bulunup da bunu dört erkek şahitle ispat edemeyen bir kimse kazif cezasına çarptırılır. Bunlara ceza olarak seksen değnek vurulur ve bundan sonra şahitliklerine güvenilmez. (bk. en-Nûr, 24/4; "kazf" mad.). Zina isnadında bulunan kimse kadının kocası olur ve dört şahitle bunu ispat edemezse "mulâane" yoluna başvurulur (bk.en-Nûr, 24/6-9; "Liân" mad).
AYET: en-Nûr- 24/4-5). En ağır iftirayı atan kimse bile, sonradan pişmanlık duyar ve durumunu düzeltirse Cenâb-ı Hakkın mağfiretine nail olabilir (Günümüzde fertlerin birbirine iftirası yanında basın ve yayın yoluyla da iftiralar yapılmaktadır. Namus, iffet, haysiyet ve zimmet üzerindeki bir iftira ne kadar çok yayılırsa, iftiracının sorumluluğunun da o nisbette artması tabiidir. Ayette şöyle buyurulur:
AYET: (el-Ahzab, "Mümin erkek ve o kadınlara işlemedikleri bir günahla eziyet edenler (onlara iftira atanlar), doğrusu açık bir günah yüklenmişlerdir"
Bilmiş olunuz ki, yüce dinimiz İslam, her türlü ahlak dışı işleri reddeder. Bunlardan birisi de yalanın en adisi ve şerefsizi olan iftiradır. İftira toplumda onulmaz yaralar açan, kişilerin şeref ve haysiyetlerini yok eden korkunç bir yıkım hareketidir. İftira bir kişinin ve kişilerin diğer insanlara yapmadıkları bir işi, işlemedikleri bir suçu onlara isnat etmek ve yüklemek demektir.
Çünkü iftira iki kişi arasında olan bir olay değildir. Bütün toplumu etkisi altına alan ve kişilerin şeref ve izzetini toplumsal olarak yok eden bir olay olup izi asla zihinlerden silinmeyen -çamur at izi kalsın- adiliği ile yapılan bir tecavüzdür. Temiz insanları toplum nazarında kirletmeye yönelik bir alçaklıktır.
Suçsuz bir kimseye yapmadığı bir suçu iftira atmak en kolay ve en çok zararı olan bir iştir. Bir masuma iftira etmek, onun malını çalmak, mülküne tecavüz etmek, hatta hayatına kastetmekten daha beter bir iştir. Çünkü iftira, masum insanların hayatlarını karartan, zihinlerde silinmez izler bırakan, hatta insanın neslini etkileyen bir kötülüktür. Toplumsal bir afettir. Bu ahlaksızlığın tek çaresi müfterileri en ağır bir şekilde cezalandırmak ve ulu Allah’ın şu emrine uygun davranmaktır. Nedir o?
“Ey iman edenler!
Eğer bir fasıkin birisi başkaları hakkında size bir haber getirirse, ona hemen inanmayın. Onu gerekiyorsa araştırın, değilse onun peşine düşmeyin. O yalanı yaymayın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınızdan pişman olursunuz. (ama iş işten geçer) Büyük bir vebal, günah altına girersiniz ve iftira kul hakkıdır. Helalleşmeden tevbesi kabul değildir. Toplumsal etkinliği olan bir iftira olayı, düşünün 80 milyon insanla nasıl helalleşilecek. Bu mümkün mü? İftiranın korkunç toplumsal boyutunu düşünürsek bunun felaketini hemen anlarız. Onun için her gördüğümüze inanmamalı, her duyduğumuzu gerçek sanmamalıyız. Çünkü yüce Allah
AYET:  İsra suresinde 36. ayette, “Hakkında gerçek bilgin bulunmayan şeyin (lafın-sözün) peşine düşmeyin. Çünkü kulak, göz ve kalp görüp duyduklarından mesuldür, sorgulanacaklardır” buyurur.
Münafıklar tarafından R.SAV.in hanımı annemiz Hz. Ebubekir’in kızı Hz. Ayşe’ye atılan iftira en büyük iftiradır. Zina iftirasıdır. Kur”’an’da Nur suresi 11-20. ayetlerinde uzun uzadıya anlatılmakta, ulu Allah, Hz. Nuhammed SAV.e Hz. Ayşe’nin afif, temiz olduğunu, münafıkların iftira attıklarını ayetlerle bildirmiştir.
İftira toplumsal bir afettir. Bundan kendimizi korumamız son derece önemlidir. Bana ne, neme lazım demekle geçiştirilecek bir felaket değidir. Bu iftira bana-bize yapılsa ne yaparız demek ve ona göre hareket etmemiz gerekir. Çünkü Resulullah . efendimiz hazretleri, 
HADİS: “Sizden hiçbiriniz kendisi için sevip istediklerini, başkaları için de sevip istemedikçe; kendi başına gemesini istemediği bir bela ve musibetin başkalarının da başlarına gelmesini istemedikçe iman etmiş olmaz” buyurur. Böylece empati ve sempatinin en güzel örneğini bizlere sunmaktadır.
Bir kimseye iftira atmanın özellikle de namuslu bir erkeğe ve kadına zina iftirası yapmanın ahiretteki cezası cehennemdir. Dünyaya ait cezası ise iftira ettiği sabit olan kadın veya erkeğe de iftirasını dört tane şahit getirerek isbat edemeyen müfteri, iftiracıya onları islah için 80 değnek sopa vurun (öldürücü olmayan) ve onların şahitliğini de hiçbir zaman kabul etmeyin (onların sözlerine itibar etmeyin, onları toplumdan dışlayın ki başka onlar tam günahkardırlar). Nur suresi 4.ayet.
AYET: “Ancak bundan sonra tevbe edip islah olurlarsa müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nur suresi 5. Ayet) buyurulmuştur.
İftiracının dindeki dünyevi cezası bunlardır. Sanıyorum Türk Ceza Kanunundaki cezası tazminat olmalıdır. Bu kadar maddi ve manevi cezası olan bir suçu, bir fiili bu insanlar niye işlerler, buna akıl erdirmek zor değildir. Başkalarını toplum nazarında küçük ve suçlu durumuna düşürmek, masumun itibarın sarsmak, namusunu lekelemek, yani adi dünyevi haset, fesat , istememezlik, çekememezlik gibi ruhi bir hastalık sonucu bu iftirayı atarlar. Atarlar ama, dünyadaki cezaları hariç ahirette en ağır en şiddetli azaba düçar olurlar. Artık bunları duyup bildikten onra bir müminin başkalarına, hele iftira atması, yapılan iftiralara alet olup onun yayılmasına yardım etmesi, asla düşünülemez ve onaylanamaz.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Yalan söylemek ve iftira etmek haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık, her dinde de haram idi. Cezaları çok ağırdır. (C.3, m.34)
İftira büyük günahtır ve çok fenadır. Bunda yalan söylemek de vardır ki, yalan, her dinde haramdır. İftirada bir mümini incitmek de vardır ki, bu da, başkaca haramdır. Bunlardan başka, iftira etmek, yeryüzünde fesat çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya sebep olur ki, bu da haramdır. (C.3, m.41)
Müslümanlara suizan, zulüm etmek, mallarını gasp etmek gibi ve haset, iftira ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi haramdır. (Hadika)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
HADİS: (Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud]
(Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz.) [İbni Ebi Şeybe]
HADİS: (Yalan, münafıklıktan bir kapıdır.) [İbni Adiy]
En çok düşmanı olan kimdir?
En çok düşmanı olan Allahü teâlâdır! Bir gün Musa aleyhisselam, insanların konuşmalarından bıkmış, (Ya Rabbi, n'olur bu insanlar benim hakkımda konuşmasın) diye dua etmiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki:
(Ya Musa, senin istediğin o şeyi ben, kendim için bile yapmadım. Görmüyor musun, duymuyor musun, Benim hakkımda neler konuşuyorlar.)
Peygamber efendimiz Allah’ın habibi idi, âlemlere rahmet idi. İnsanları Cennete davet için, Cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, hâşâ, sihirbaz dediler, hâşâ, mecnun dediler, hâşâ, şair dediler, hâşâ, hanımı Âişe validemize iftira ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına dikenler döşediler. Allah’ın Habibi ile savaştılar. Halbuki O rahmet-i ilahi idi, insanlar yanmasın diye adeta çırpınıyordu. (Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı) buyuruyordu. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
AYET: (Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehennemde bırakır.) [Ebu Davud]
Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
AYET: (Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.) [Nahl 105]
İkinci binin müceddidi, hadis-i şerifle müjdelenen imam-ı Rabbani hazretlerine yaptıkları eziyet diğer iftiraların yanı sıra ne dediler biliyor musunuz, Serhend cahili dediler, bu isimle de yazılar yazıp dağıttılar.
Resulullahın vârislerinin istisnasız hepsi de aynı eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmışlar, çeşitli iftiralara maruz kalmışlardır. Hatta ibni Âbidin hazretleri, hocası Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine yapılan iftiralara dayanamayıp, iftiracılara ve onlara inananlara bir reddiye risalesi yazdı. Bu risaleye de Sell-ül-Hüsâmü'l-Hindi li-Nusreti Mevlana Şeyh Halid Nakşibendi ismini verdi.
İmam-ı Gazali hazretleri de iftiralara maruz kalan büyüklerdendir. Felsefeciler ve bid’at ehli olanlar hâlâ bu büyük imama iftiralarına devam etmektedirler.
Kim Muhammed aleyhisselama çok benzerse o derece, bu sıkıntılar, bu iftiralar başına gelir. Bunlar, bu yolun şanındandır. Eden kendine eder. Allahü teâlâ kimi azaba atmak isterse büyüklerin üstüne salar, yani o insanlar büyüklere dil uzatır. Yaradılışında said olanlar kesinlikle büyüklere dil uzatmazlar. Başka günahları olabilir ama büyüklere dil uzatmazlar.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Şeyh-ul-islam Abdüllah-i Ensâri Hirevi, "Ya Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor" buyuruyor. Bu büyüklere düşmanlık etmek, sonsuz ölüme sürükleyen bir zehirdir. Onları incitmek, sonsuz felaketlere sebep olur. Allahü teâlâ bu belaya düşmekten korusun! Şeyh-ul-islam yine buyurdu ki, "Ya Rabbi, her kimi felakete düşürmek istersen, onu bizim üzerimize atarsın." (m.106)
Peygamberlerden başka herkes günah işler. Allahü teâlâ sevdiği kullarının günahlarının cezasını ahirete bırakmaz. Çünkü günah suçtur. Karşılığı cezadır. Dünyada üç sıkıntı verir:
İFTİRACININ DÜNYADA ALDIĞI CEZALAR
1- Hastalık verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allah’tan bilmek lazımdır. Ve ne maksatla geldiğini bilerek şükretmeli.
2- Günahların affı için ikinci yol maddi sıkıntıdır. Borçlu olmaktır. Borçlarını ödemek için çekilen sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebeptir.
3- İnsanların yalan ve dedikodu ve iftiralarıyla haksız olarak iftiraya uğramaktır.
Herkes aklını başına almalı, onun bunun iftirasına alet olmamalı, iştirak etmemelidir. Böylece sorumluluk altına girmemelidir. Rabbim cümlemizi iftira etmekten, iftira belasına bulaşmak, iftiraya uğramaktan korusun.
Elimize, dilimize, gözümüze, kulağımıza sahip olalım, iftira belasına bulaşmayalım...

30 Ekim 2025 Perşembe

DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR

https://www.youtube.com/watch?v=nAzIdbDJxA0
DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR
Sayın okurlarım. Biz Müslümanların en fazla işlediği günah; Üstelik günah olarak görmediğimiz. En büyük günah dedikodu. O kadar büyük bir günah ki Kur’an-ı Kerimde Allah’ın hiç bir günah için kullanmadığı, dahası Kuran-ı kerimin tamamı olan 6666 ayetin 6665 ayetinin hiçbirinde olmayan bir uslupla ve aşağılama ile yasaklanan bir günah. Korkunç bir günah ve en önemlisi kul hakkı ve daha da önemlisi Hacısının, hocasının, ihtiyarın, gencin, çocuğun, büyüğün, kadının, erkeğin, herkesin istisnasız hepimizin her yerde ve her zaman işlediği ve en çok işlediği bir günah. Müslümanların en fazla ve işlediği günah nedir? Diye soran olursa cevabı kesinlikle şek siz ve şüphesiz. Dedikodudur. Müslümanların sorumlu oldukları yedikleri en büyük kul hakkı hangisidir? Diye sorulacak olursa kesinlikle dedikodudur. Müslümanların günah olarak görmediği günah hangisidir? Diye sorarsanız kesinlikle dedikodudur. Hocam biraz abartmıyor musun? Diyebilirsiniz, abartıp abartmadığımı yazacağım ayette anlayacaksınız. İşte o
AYET: .(Huccurat.12)”Ey iman edenler. Zandan kaçının zira zannın çoğu haramdır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayınız. Birbirinizi başkasının arkasından çekiştirmeyin. Kim ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır. Tiksindiniz öyle değil mi?..” Aman Allah’ım bu ne büyük uyarı (vela yeğtab bağzukum bağza eyuhibbu ehedukum eyyekule lehme ehihih)Birbirinizi arkadan çekiştirmeyin bunu yapmak arkasından dedikodusunu yaptığın kişinin ölüsünün etini yemektir. Yani ha adam öldü gittin adamın ölüsünün etini çiğ çiğ ısırdın yedin ha da arkasından konuştun aynı şey diyor Allah(cc) ve ekliyor bu size çok çirkin geldi tiksindiniz öyle değil mi? o halde dedikodu yapmaktan da öyle tiskinin. Bu çok çirkin çok korkunç günahtan vazgeçin. İnsan eti yiyen yamyam olmayın diyor biz insanlara bu günahın çirkinliğini daha nasıl anlatılır. Sayın okurlarım kanınız dondu. Şaşırdınız öyle değil mi? Ama siz şimdi şöyle söylüyorsunuz. Ki çoğumuz böyle söylüyor iyi ama ben yalan konuşmuyorum ki onun yaptıklarını söylüyorum. Evet onun duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek şeyi arkasından söylemendir dedikodu. Zaten eğer söylediğin o kişide yoksa o zaman iftira atmış olursun. Ki ikinci bir günah işlemiş olursun. Evet sayın okurlarım artık ayrıntılara girelim.
GIYBET(Dedikodu)Bir kimsenin arkasında(gıyabında) hoşlanmayacağı bir söz söylemek, arkadan çekiştirmek, Başka bir ifade ile kendimize söylenmesini istemediğimizi duyduğumuzda üzüleceğimiz, rahatsız olacağımız bir şeyi başkalarının arkasından söylemektir. Gıybet sadece söz ile olmaz. orada olmayan kişinin bedeni ,soyu, sülalesi, nesebi, ahlakı, işi, dini, dünyası, elbisesi, evi, bineği, v. b şahsa ait herhangi bir şey dedikodu konusu olabilir. Mesela gözün şaşılığı, saçların döküldüğü, uzun veya kısa boyluluk, siyah veya sarı renkte olmak, topal veya herhangi bir sakatlığı olmak, saf, iyiniyetli olmak, sert, veya ciddi olmak, çöpçü veya amele olmak, köylü olmak, bilgisiz olmak, cahil olmak, anlayışsız olmak, güzel yürümemek, yemeğine veya elbisesini kınamak gibi . kısacası duyduğu zaman kişinin üzüleceği her şey dedikodudur. Peygamberimiz(sav) böyle tarif etmiştir.
HADİS: ’’Gıybet kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.(Tirmizi.birr.23) Sayın okurlarım gıybet sadece dil ile olmaz. kaş göz işareti ile ima ve yazı ile hareketle yapılan şeyde gıybettir. Peki ama neden Cenabı hak hiçbir günah için bu kadar ağır ifadeler kullanmıyor da mesela adam öldürme, zina, kumar, içki hangi günahı aklınıza getirirseniz getirin . Hiçbir günahı gıybet kadar şiddetle kınamamıştır. Bunun nedeni nedir? Elbette bunun bir nedeni vardır. Evet bunun nedeni günahların tamamından daha büyük günahtır da ondan . Ama nasıl olur demeyin . Bir düşünün dostlukların bozulması, akrabaların birbirine düşman olması, arkadaşlıkların düşmanlığa dönmesi, karı kocanın boşanması, ailede huzursuzluk olması, kin ,nefret, düşmanlık, ve her türlü kötülüğün sebebi gıybettir. Dahası devletlerin birbiriyle savaşması da bundandır. Demek ki bütün kötülüklerin anası gıybetmiş. Evladı ana babaya ana babayı evlada, akrabayı akrabaya, arkadaşı arkadaşa, kadını erkeğe erkeği kadına düşman eden şey gıybettir. Toplumların huzurunu bozan insanların psikolojisini bozan hastanelere düşüren, ağlatan ,üzen, insanları birbirine vurduran kimini mezara kimini hapse koyan çocukları yetim, kadınları dul bırakan gıybettir. Gıybet olan toplumda ne huzur kalır ne birlik beraberlik kalır.
DEDİKODU(GIYBET) YAPMAK HER ZAMAN GÜNAH DEĞİLDİR FARZ,VACİP,SÜNNET,MUSTEHAP,MUBAH,HARAM,CAİZ E ŞİRK OLAN DEDİKODU(GIYBET) VARDIIR
Sayın okurlarım arkadan konuşmanın yani gıybet yapmanın (farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, caiz ve şirk) olduğu yerler vardır. Şimdi bunları görelim.
1-SÜNNET OLAN GIYBET:
Facir olan, fasık olan, günahlarını açığa vurmaktan çekinmeyen, alenen günah işleyen, günahlarını gizlemeyen ve böyle tanınmaktan rahatsız olmayan, hatta bununla öğünen kişilerin şerlerinden Müslümanların zarar görmesini engellemek için onların gıybetini yapmak caizdir. Hatta sünnettir. Nitekim Peygamberimiz(sav) şöyle buyurur.
HADİS”: Faciri konuşmaktan korkmayınız. Onun bütün hallerini ortaya çıkarıp açıklayın ki herkes tarafından tanınsın. Onun yaptıklarından konuşunuz ki insanlar ondan sakınsınlar.”
Görüldüğü gibi böyle insanların gıybetinin yapılmasını Peygamberimiz(sav) bize emrediyor. Dinimiz günahlarını gizli işleyenlerin kusurlarını ve günahlarını açığa çıkarmayı kesinlikle yasaklamıştır. İşte günah olan haram olan gıybet budur. Çünkü gizli günah işleyen kişi günahı duyulursa o kişi mahcup olur. Rahatsız olur. Acı duyar. Kaldı ki gizli işlediği günahı nasıl olsa herkes duydu diye bu günahı açıktan işleye başlaması ve günahını çoğaltması ve başkalarına kötü örnek olması tehlikesi vardır. Halbuki açıktan günah işleyen kişinin başkalarına zarar vermesini önlemek ve sakındırmak içindir. sakındırma iki türlü olur
A-Eğer arkadaşınız, dostunuz, akrabanız, o facir ve fasıktan habersiz ise ve onu iyi bir insan olarak tanıyorsa ; Arkadaşınızı, dostunuzu, akrabanızı uyararak tehlikeye atılmasını önlemiş olursunuz.
B-Eğer Arkadaşınız, dostunuz, akrabanız, O kişinin facir ve fasık olduğunu bile bile onunla arkadaşlık yapıyorsa , yaptığının yanlış olduğunu, ondan kendisine zarar geleceğinin, Kötü insanlarla arkadaş olanın toplum nazarında değerinin düşeceğini, kendisinin de aynı o kişi gibi algılanacağını, ve aynı kefeye koyulacağını , ve en önemlisi kendisinin de aynı günahları işlemeye başlayacağını söylemiş olursunuz. görüldüğü gibi facirlerin, fasıkların dedikodusunu yapmak dine katkı yapmaktır. Çünkü günahların çoğalması engellenmektedir. Günümüzde şunu görmekteyiz. Adam alenen toplumda günah işliyor. Mesela içki içiyor, kumar oynuyor, faiz yiyor üstelik bunları yapmaktan da hiçbir rahatsızlık duymadığı gibi bununla da öğünüyor. Sonra onun arkasından içki içiyor, kumar oynuyor dediğiniz zaman sen benim dedikodumu yaptın. Günahımı aldın diyor. Yok öyle 3 kuruşa beş köfte senin günahlarını yüklenirdim bunu alenen değil gizlice yapsaydın . Sapla samanı karıştırmayalım lütfen. Netice sayın okuyucularım böylelerinin gıybetini yapmak değil günah olmak sünnettir yani peygamberimizin emridir. Merak edenler veya inanmayanlar. Riyazüsalihin (900-1000) bakabilirler.(Buhari ve Müslimin en sahih hadislerinin toplandığı hadis kitabıdır.)Bakabilirler.
2-VACİP OLAN GIYBET:
Gıybet etmek Müslümanların, insanların, toplumun, malını, ırzını, canını, namusunu korumasını sağlayacaksa bu gıybeti yapmak Müslümanın üzerine vaciptir. Mesela hovardalığı ile bilinen kadınlara düşkün , birisinin dostuna yada arkadaşına yada akrabanın evine sık sık girip çıkması halinde o kişileri uyarmak ve o kişinin kadın düşkünü olduğunu söylemek gıybetini yapmak vaciptir. Çünkü arkadaşınızın , dostunuzun, akrabanızın namusunu ırzını korumak sizin üzerinize borçtur. Veya hırsızlığı ile tanınan birinin dostunuzun evinin veya dükkanın yakınlarında olduğunda o kişinin hırsız olduğunu uyarmak senin üzerine vaciptir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken şey bu kişinin hırsız olduğunu veya hovarda olduğunun sizin tarafınızdan kesin bir bilgiye dayanmış olması lazımdır. Yoksa yapılan dedikodulardan yola çıkarak kimseyi hırsızlıkla veya hovardalıkla suçlamamız mümkün değildir o zaman iftira atmış oluruz. bir başka dikkat edilmesi gereken hususta arkadaşınıza zarar vermesinden emin olmanızdır. Ona zarar vermeyeceğini bile bile gıybetini yapmak elbette haram olur.
Sayın okurlarım Arkadaşınızı öldürmeye niyeti olduğunu bildiğiniz bir kişinin gıybetini yapmak yani arkadaşınızı uyarmak sizin üzerinize vaciptir. Dedikodu olmasın diye arkadaşınızı uyarmamak olur mu?
HADİS: Kays kızı Fadime demiştir ki Resulullah (sav) geldim. Ebu Cehm ve Ebu Süfyanın oğlu Muaviye bana evlenme teklif ettiler. Bu ikili hakkında ne buyurursunuz dedim. Resulullah(sav) Muaviye malı bulunmayan bir fakirdir. Ebu cehme gelince Çomağı omuzundan indirmez. Karısını çok döver buyurdu. ”(Buhari-Müslim) Görüldüğü gibi peygamberimiz bu kadının istikbalini, geleceğini, namus ve ırzını korumak için bir diyemem gıybet yapamam dememiştir. Damat adaylarının huylarını vr niteliklerini açıkca bu kadına söylemiştir. İşte Müslümanların ırzını, canını, malını korumak maksadıyla yapılan gıybet caiz hatta vaciptir.
3-MÜSTEHAP OLAN GIYBET:
Gıybet eden kişiyi gıybet edilenin şerrinden , zulmünden, zararından, kurtaracaksa, bu kişinin gıybetini yapmak müstehaptır. Çünkü o zalimin zulmünden kurtulup hem kendisi rahat etmiş hem de başkalarının zulme uğramasını engellemektedir. Mesela evladı ana babasına, memuru amire,işciyi patrona, yani zulmeden kişiyi bu zulmünden vazgeçirecek kişiye gıybet edilmesi günah olmaz. Çünkü amaç hem şikayet edileni yaptığı o zulümden kurtarmak ki bu ona iyiliktir. hem babayı, anayı, patronu, amiri uyarmak ki hiçbir baba çocuğunun, hiçbir patron işçisinin, hiçbir amir memurunun kötü olması istemez ve bundan da son derece zarar görür ve rahatsız olur ,Dolayısıyla bu kişileri de haberdar ederek zarar etmelerini engelleme çabası vardır. Hem de zararlı olan çocuk, memur, işci ve zararlının başkalarına zarar vermesini önleme çabası vardır. Tabi her zaman olduğu gibi burada da niyet önemlidir. Kıskançlıktan veya bir çıkar dolayısıyla çocuğu babaya , memuru amire, işciyi patrona şikayet etmek en büyük günahtır çünkü bu kişiler şikayet edilene direkt zarar verme cezalandırma yetkileri olan kişidir. Haksız yere yapılan şikayet en büyük günahtır. Dikkat edilmesi gereken bir hususta şikayet edilen babanın, patronun veya amirin şikayet edilen kişiye sözünün geçmesi olmalıdır. Yoksa babasının sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz, çocuğu şikayet, amirinin sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz memuru şikayet caiz olmaz haram olur. Çünkü sizin amacınız kötülüğü önleme değil o kişiyi babasının, amirinin, patronunun gözünden küçük düşürmektir. Ve bu elbette haramdır.
HADİS: Ebu Süfyanın karısı hind. Peygamberimize gelerek Ebu Süfyan son derece cimri bir adamdır. O kendisinin haberi yokken aldığımdan başka bana ve oğluma yetecek bir şey vermiyor. Diye şikayet etti. Peygamberimiz(sav) kadına sana ve oğluna yetecek kadar alabilirsin buyurdu.” Görüldüğü gibi Peygamberimiz(sav) kadına neden kocanın gıybetini yapıyorsun demiyor. Aksine sorununa çare buluyor. Haklı olanın , haksızlığa uğrayan hakkını almak için gıybet edebilir.
HADİS:” Haklı olan için hakkını aramak vardır.
HARAM VE ŞİRK OLAN GIYBET
4- HARAM OLAN GIYBET: Kıskançlık, kibir, düşmanlık, menfaat, alay, şaka, veya herhangi bir sebeple niyeti orda bulunmayan şahsın ırzına, malına, canına, sülalesine, maddi ve manevi varlıklarına, dil uzatarak onun haysiyet ve şerefiyle oynamak, onu toplum nazarında küçük düşürmek, ona herhangi bir şekilde zarar vermek. Kastı ile, ve niyetiyle, gıybet etmek haramdır. İşte Cenabı hakkın Hucurat suresi . 12. ayette yasakladığı gıybet budur. Sürekli belirttiğimiz gibi Allah’ın haram kılması kullarını Dünya ve Ahirette korumak içindir. Yoksa bütün insanlar sürekli gıybet etseler. Ancak kendilerine ve birbirlerine zarar verirler.
5-ŞİRKE GÖTÜREN GIYBET:
Sayın okurlarım baştan beri saydığımız ve sayacağımız. haram olmayan gıybete haram demek ,veya haram olan gıybete haram değil demek, Haşa Kendini Allah’ın yerine koymak yani haram kılmadığını haram , haram kıldığını da helal kılmak olur ki Allah korusun insanı küfre, şirke götürür. daha önce açıkladığımız gibi yaptığı gıybete bu gıybet değil olanı söylüyorum demek gibi.
6-FARZ OLAN GIYBET:
Ayeti kerimelerde buyrulduğu gibi mesela şu ayet
AYET: (Tevbe.71) ”Mümin erkeklerde , mümin kadınlarda ,birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder. Kötülüklerden alıkoyarlar.” ve hadisi şeriflerde
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki . Bir kötülük gördüğünüzde ona elinizle mani olun, Eğer elinizle mani olamıyorsanız, dilinizle mani olun, dilinizle de mani olamıyorsanız. Buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz edin. (Buhari-Müslim) İşte bu emirlerden dolayı Müslüman olmayan bir kişinin Müslüman olmadığını onu Müslüman yapma ihtimali bulunan kişilere onun gıybetini yapmak farzdır. Çünkü o kişinin Müslüman olmasına vesile olmak gibi son derece sevap bir ihtimal vardır. Ama her zaman söylediğimiz gibi hüsnü niyet şarttır. Niyetin halis olması gerekir. Maksat o kişiyi Müslüman yapmak olmalıdır.
7-MÜBAH OLAN GIYBET:
Bazen öyle olur ki gıybeti yapılan kişinin gıybeti yapılmakla kalmayıp iftira atılır. Aslında dedikoduyu dinleyen kişi de onu savunmayıp susan kişide gıybete ortaktır. Bu nedenle ya gıybeti yapılan kişiyi savunmak ya da oradan uzaklaşmak gerekir. Ancak oradan uzaklaşamadınız, sussanız gıybete ortak olacaksınız. onu savunsanız yalancı olacaksınız. O takdirde ona atılan iftirayı önlemek için doğrusunu söylemeniz mubah olur. Mesela gece gündüz içer hiç ayık gezmez deniyorsa bu kişide böyle biri değil ara sıra içen biriyse yapmayın o kadarda değil ara sıra içer demelidir.
8- CAİZ OLAN GIYBET:
Aslında bu madde öteki maddelerin tamamını içerir. Genel olarak tekrar edersek Yanınızda olmayan kişiye maddi ve manevi herhangi bir zarar verme kastı olmaksızın, iyi niyetle, onun yararına veya onun duyduğu zaman üzülmeyeceği, gücenmeyeceği, alınmayacağı, kızmayacağı, sözleri içerir.
DEDİKODU(GIYBET) ÇOK TATLIDIR
Sayın okurlarım baştan da söylediğim gibi gıybet en çok işlenen fakat içeriği en az bilinen günahtır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da önemli olan niyettir. Bu konuda da her konuda olduğu gibi tefrit ve ifrattan kaçınmalıdır. Yani bütün dedikoduları haram sayıp hiç konuşmamak hiçbir toplumda bulunmamakta yanlıştır. Her türlü iftira ve dedikoduyu severek dinlemek ve anlatmak da yanlıştır. Bütün haramlarda olduğu gibi gıybette de şeytanın ve nefsin verdiği dayanılmaz bir cazibe ve tat vardır. Kendinizi bir sınayın isterseniz. Bir tarafta haram gıybet yapılan bir topluluk, öbür yanda da gıybet yapılmayan bir topluluk olsun. Gıybet yapılmayan mesela dini sohbet, dua, zikir, kuran, vaaz olan toplulukta kaç dakika isteyerek ve severek duracaksınız. Haram gıybetin işlendiği toplulukta kaç dakika severek ve isteyerek duracaksınız. Veya dedikodu programlarını mı? seviyorsunuz. Yoksa dedikodu yapılmayan faydalı programlarımı izliyorsunuz. Nefsinizi sınayın göreceksiniz ki gıybet yapılan programlardan asla usanmayacak büyük bir zevk ve heyecanla izleyecek hatta saatlerce sürse bile bittiğine üzülecek, Ama öbür taraftan haram olmayan sohbet ve programlar sizi sıkacaktır. Çünkü haramı nefis ve şeytan tatlandırmaktadır. Bir arkadaşınızla gıybet etmeden oturun en fazla 15-20 dakika oturursunuz. Sonra sıkılırsınız. Halbuki aynı arkadaşınızla gıybet yapın onu bunu çekiştirin saatlerce oturmaktan bıkmazsınız. Eskiye göre bugün gıybet hem çeşitlenmiş hem de fazlalaşmıştır. Eskiden herkes bağda bahçede çalışır yorulur gıybet yapmaya fırsatı olmazdı. Şimdi öylemi iş yok güç yok aç telefonu saatlerce gıybet yap, aç bilgisayarı saatlerce gıybet yap, Aç televizyonu saatlerce gıybet dinle, aç gazeteleri saatlerce gıybet oku adeta dedikodu cenneti oldu her taraf. Hiç kimsenin ne sırrı kaldı ne mahremi kaldı her şey ortaya döküldü. Eskiden bir iki kişi dedikoduyu duyar sadece o bir iki kişinin günahını yüklenirdik şimdi ise milyonlarca insan milyonlarca gıybet kim kiminle nasıl helalleşecek. Korkunç bir durum var. Durmadan sürekli birbirimizin ölüsünün etini yiyoruz hem de büyük bir zevkle ve iştahla. Sayın okurlarım gıybet en büyük kul hakkıdır. Kıyamet günü müflis duruma düşmemek için aman dikkat edelim. Amel defterimizi elimize aldığımızda bize ait olmayan günahlarla karşılaşıp başkaları yüzünden cehennemi boylamayalım. Aklımızca gıybetini yaptığımız kişiye zarar vereceğiz. Onu küçük düşüreceğiz. Onu zor durumda bırakacağız derken ona en büyük iyiliği yaptığımızın ve kendimize en büyük kötülüğü yaptığımızın farkına varalım. Onun günahlarını sırtlandığımızı ve sevaplarımızı ona verdiğimizi unutmayalım. Kendimizi sürekli karşımızdakinin yerine koyalım yani empati yapalım. Ve başkalarının değil kendi hatalarımızı araştıralım. Haram dedikodunun yapıldığı yerde oturmayalım hemen uzaklaşalım ama uzaklaşma imkanımız yoksa mani olmaya çalışalım . Bize ne? Boş ver bizi ne ilgilendirir. biz ondan iyi miyiz sanki bizimde şu hatalarımız var gibi sözlerle o kişiyi savunalım. Eğer o kişinin söylediği söz ise konu yani laf taşıma varsa mesela falanca, falanca için şöyle dedi . Diyerek iki Müslümanın arasının açılması ise söz konusu olan o zaman yalan söyleyelim ve o kişinin bu sözü söylemediğini iddia edelim çünkü yalan 3 yerde caizdir.
1- Karı kocayı barıştırmak için
2- Dargınları barıştırmak için.
3- Din ve Vatan müdafaası söz konusu olduğunda ilerde inceleyeceğiz.
İNSANI GIYBET YAPMAYA SEVKEDEN ŞEYLER:
1-Hiddet, kızmak, başkasına kızan bir insan ona olan hırsından dolayı sürekli onu kötüler.
2- Arkadaşlarının teşvik etmesi:
3-Kendisi hakkında dedikodu yapılacağını zannedip, ondan önce davranıp kendini savunmak.
4-Kendisine atılan bir suçu başkasına yüklemek için yapılan gıybet.
5-Kendisinin bilgili ötekinin cahil olduğunu ortaya çıkarmak için yapılan gıybet.
6-Kıskançlık sebebiyle yapılan gıybet.
7-Şaka etmek, gülmek, eğlenmek için yapılan gıybet.
8-Kibirinden dolayı ötekini küçük düşürmek için yapılan gıybet.
9-Dini kullanarak yapılan gıybet.
10-Acıyarak yapılan gıybet.
11-Allah için kızdığını söyleyerek yapılan gıybet.
Sayın okurlarım gıybetin caiz olduğu yani arkadan konuşmanın günah olmadığı sözler vardır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da niyet önemlidir. Eğer amacınız başkasını kötülemek değil, aksine öğmek ise bu günah olmaz. Mesela kısa boylular ve keller genelde zeki olur. Ahmet’te kısa boylu zeki, Mehmet kel zeki demek günah olmaz. Çünkü burada amaç Ahmed’i, Mehmed’i kötülemek değil övmektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Veya birisinden bahsederken o kimsenin ismi aklınıza gelmiyorsa veya onun Ahmet ama hangi Ahmet olduğu konusunda tarif gerekiyorsa mesela topal Ahmed, veya kör Ahmet gibi niyetiniz o kişinin kusurunu söylemek değil de o kişiyi tanıtmak ise o takdirde günah olmaz. Veya bazı insanlar kendilerinin kusurlarıyla anılmasından rahatsızlık duymazlar. Kızmayacağını kesin olarak bildiğiniz bir kişiden bahsederken kusurlarıyla söylemekte bir beis yoktur. Eğer arkasından söylediğiniz sözü, duyduğunda rahatsız olmayacağından kesinlikle emin iseniz. O kişinin arkasından o sözü söylemek günah olmaz. Bir arkadaşınızın yüzüne karşı söylediğiniz şeyi arkasından konuşmanız günah değildir. Ancak yüzüne karşı söylerken yalnız mıydınız, yoksa yanınızda başkaları var mıydı? Bu önemlidir. İkiniz yalnızken ona söylediğinizden alınmayabilir, Ama başkalarının yanında aynı sözü söylememizden rahatsız olabilir. Buna dikkat etmelidir. Mesela bir toplumda topal Ahmet diyebiliyorsanız o kişiye ve o kişide bundan rahatsızlık duymuyorsa onun arkasından da topal Ahmet diyebilirsiniz. Ancak bazı insanlar dedikoduyu yaparken ben bunu onun yüzüne karşıda söylerim diyerek yalan söylüyorlar böylelikle hem dedikodu hem de yalan fiilini işlemiş oluyorlar. Halbuki onun arkasından söylediği sözleri ne söylemiştir nede söyleyebilir. Sadece yaptığı dedikoduya kılıf aramaktadır. Ki büyük günahtır. Bazen de dedikodusu yapılan kişiyi savunmak için gıybet etmek gerekebilir. Burada niyet savunmak olduğu için günah olmaz. Mesela hep ayyaş gezer denilen bir kişi için yok canım o kadarda değil belki bir iki kez içtiyse ayyaş mı olurmuş demek. Veya Ben onu hiç namazda görmedim camiye uğramaz denilen birinin arkasından yok canım o kadarda değil ben onu bazen cumalarda görüyorum demek günah olmaz. Çünkü burada ince bir nuans vardır. O kişide böyle bir sıfat yoktur dese yalan söylemiş olacak, üstelik karşısındakinin ikna edememiş ve karşısındakinin o kişinin hakkında daha fazla konuşmasına sebep olacak . Susarsa kabullenmiş olacak Aslında en iyisi gıybet yapılan toplumdan derhal uzaklaşmaktır. Ancak uzaklaşmanın mümkün olmadığı zamanlarda böyle davranmalıdır. Eğer bir insan açıktan günah işliyorsa O kişinin gıybetini yapmak günah değildir. Çünkü burada amaç açıktan günah işleyen adamı bu huyundan vazgeçirmektir. Topluma ve insanlığa zarar veren kişilerin gıybetini yapmakta günah değildir. Çünkü amaç bu kişinin zararından insanları korumaktır. Onun zararlı olduğunu bilmeyenleri uyarmaktır. Esasında Müslümanın görevi Müslüman kardeşinin her türlü kötülüklerden korumak değil midir?

GIYBET ZİNADAN DAHA BÜYÜK GÜNAHTIR
Sayın okurlarım bir şahsın hakkında hoşuna gitmeyecek yazı yazmak, televizyon, radyo, gazete, internet, dergi ve gazete gibi ;Topluma yayın yapan basın, yayın yoluyla duyurmak çok daha korkunç bir günahtır. Bugün sabahtan akşama kadar televizyonlarda kadın programları yapılmakta bu programda dinimizin yasakladığı dedikodu milyonların gözü önünde yapılmaktadır. Sadece dedikoduda değil; bunun yanında dinimizin yasakladığı iftira, zan, mahremiyet ve günahların ilanı v.b birçok günah işlenmektedir. Dedikoduyu yapanla onu dinleyenin günahı aynıdır. Gıybeti dinlememeli, veya gıybeti yapılan kişi savunulmalı, veya oradan uzaklaşılmalıdır. Bakın peygamberimiz(sav) ne buyuruyor.
HADİS:” Bir kimse,yanında gıybeti yapılan bir mümini gücü yettiğince savunmazsa; Allah o kimseyi kıyamet gününde insanların içinde rezil eder.(Taberani)
HADİS: ”Her kim gıyabında mümin kardeşinin kusurlarının söylenmesine mani olur, örterse Kıyamet gününde Allah ta onun kusurlarını örter.(ibni ebud dünya) Sayın okurlarım dirilerin gıybetini yapmak günah olduğu gibi, ölülerin gıybetini yapmakta günahtır.
HADİS: ”Ölülerinizin güzel hallerini zikredin; Kötülüklerini söylemekten çekinin.”
HADİS: ”Bir kişi Allah’ın rızasına muvafık olan bir kelimeyi konuşur. O kelime ile Allah’ın rızasına kavuşacağını zannetmez. Halbuki o kelime sebebiyle kıyamete kadar, o kimseyi rızasını kazanmaya muvafık kılar. Bir kimsede Allah’ın gazabını tahrik edecek bir kelime konuşur da o kelimeyle Allah’ın gazabına uğrayacağını zannetmez. Halbuki yüce Allah(cc) o kelime sebebiyle ona gazab eder.(tirmizi)
HADİS:” Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları bulunan bir kavme rastladım. O tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırnaklıyorlardı. Ey Cebrail bunlar kimlerdir dedim. Bunlar gıybet ederek insanların ölülerinin etlerini yiyen ve onların vakar ve haysiyetine dokunanlardır. dedi.”/Ebu Davut)
Sayın okurlarım müslüman kişi yaramaz bir söz işittiği zaman ondan yüz çevirmelidir. işte ayet.
AYET: (Kasas.55)”Bunlar(müminler) yaramaz bir lakırtı işittikleri zaman bundan yüz çevirirler.”
AYET: (müminun.3)”Öyle müminler ki onlar boş lakırtılardan ve faidesiz şeylerden yüz çeviricidirler.
AYET: ”(isra.36)” Çünkü kulak,göz, kalp bunların her biri bundan mesuldur.”
HADİS: Hz Peygamber(sav) namaz kılmak için kalktığında Malik. B. Duhşum nerededir ? diye sordu. Ashaptan bir şahıs O münafık Allah’ı ve resul’unu sevmeyen bir adamdır. Dedi. Resulu Ekrem ona sus bir daha bunu söyleme. Onu Allahın rızasını dileyerek Lailahe illallah Muhammedurresulullah derken görmüyor, duymuyor musun. buyurdu.”
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki Ey diliyle iman edip ,imanları kalplerine inmeyen topluluk. Sakın Müslümanları çekiştirmeyin. Onların gizli hallerini araştırmayın. Zira kim Müslümanların gizli kusurlarını araştırırsa Allah’ta onun gizli kusurlarını açığa çıkarır. Kiminde Allah(cc( gizli kusurlarını açığa çıkarırsa Allah(CC) onu evinin içinde rezil eder.”(ebu davut,tirmizi)
Sayın okurlarım daha önce peygamberimizin(sav) Kul hakkı yiyenler müflistir. Ne kadar ibadet ederlerse etsinler. Eğer yaptıkları kul hakkı ibadetlerinden azsa hakkını yediği kişiler haklarını alınca elinde sevap kalmaz ve başkalarının günahını yüklenerek cehenneme girer. Buyrulmuştur. En büyük kul haklarının başında da gıybet gelir. Gıybetini ettiği kişi hakkını helal etmedikçe Allah(cc) gıybet edeni bağışlamaz.
HADİS: Gıybet eden kişiler sevaplarının gıybetlerini ettikleri kimseye verileceğinin bilseler ve gıybetlerini yaptıkları kişilerin günahlarının da onların sırtına yükleneceğini bilseler. Pek çok aşlar ve nedamet duyarlar. Ve tövbe istiğfar ederler.
HZ ÖMER(ra) Buyurdu ki ”Allah’ı zikredin .Çünkü Allah’ı zikir şifadır. Gıybet etmeyin çünkü gıybet derttir. Buyurmuştur. Peygamberimiz(sav) Buyurdu. HADİS:” Gıybet zinadan daha büyük bir suçtur. Sahabeler nasıl olur ya Resulullah diye şaşarak sorarlar. Buyurdu ki Kişi zina edikten sonra günahına tövbe edip te Allaha yönelirse Allah(cc) bu kişinin tövbesini kabul eder. Fakat gıybet eden kimsenin tövbesini kabul edip günahını bağışlamaz. Ta ki gıybetini ettiği kimse kendi hakkını helal edinceye kadar. (ibni Hıbbıl)
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki. Kıyamet günü kişiye amel defteri verilip te okuduğunda bakacak ki orada Dünyada iken işlemediği bir takım iyilikler yazılı bulur. Kişi ben bunları işlemedim. Nu iyilikler nereden çıktı diye sorar. Allah(cc) ey kulum o iyilikler senin gıybetini yapanların iyilikleridir. Aynı şekilde işlemediği günahların da defterde olduğunu görecek yarabbi ben bu günahları işlemedim diyecek. Allah(cc) O günahlar gıybetini yaptığın kişilerin günahlarındır denilecek(Buhari-Müslim)
HASAN BASRİ: (r.a) Birisinin kendisi hakkında gıybet ettiğini duysa hemen o adama bir adet altın gönderirdi. Ve derdi ki söyleyin ona bu para benden aldığı günahların ve bana bağışladığı sevapların karşılığıdır. Derdi. Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana davul zurna az. Müslüman kardeşini alaya alan ve gıybetini yapan kişiye azap olduğunu Kuran-ı kerim şu ayette de bildiriyor.
AYET:(Hümeze.1)”Kardeşini gıybet ve alaya alan kişiye azap vardır.” Müslüman söylenen her söze inanmamalı doğruluğunu araştırmalıdır. Acaba gerçekten bu söz söylenmiştir. Yoksa sözü getiren yanlış mı getirmiştir. Nitekim Kuran-ı kerimde
AYET:(Huccurat.6)”Ey iman edenler. bir fasık gelip size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın ki yanlışlıkla bir cemaate fenalık yaparsınız da yaptığınız işe sonradan pişman olursunuz.” O nedenle birisi size gelip falanca şöyle dedi senin için dedi derse hemen inanmayıp araştırma yapmalıdır.
HADİS: Bir ramazan günü iftar vaktinde peygamberimiz(sav) Oruç tutan üç kişiyi iftara çağırır. İki kişiye siz oruçlu değilsiniz der. Onlar yemin ederek kesinlikle oruçlarını bozacak bir şey yapmadıklarını söylerler. Bunun üzerine peygamberimiz.(sav) Onlara kusun bakalım şu kaba der. O iki kişi kusarlar ki et parçaları dökülür. İki adam yine yeminle et yemediklerini söylerler. Peygamberimiz onlara sizler başkalarının dedikodusunu yaptınız. Ve manevi olarak etlerinizi yediniz dolayısıyla tuttuğunuz. Oruç manen bozuldu buyurur

Gıybet Konusunda İnsanları Bilgilendirmeliyiz
Maalesef gıybet konusunda çok bilgi sahibi değiliz; çünkü daha önce de bahsettiğimiz gibi, birçok insan gıybet yaptığının bile farkında değildir. Gıybetin sınırlan toplum fertleri içinde iyice belirlenemediğinden, hocalara ve vaizlere çok iş düşmektedir. Toplum önderleri olan hocaların, gıybetin caiz olma şartlarını iyi anlatmaları gerekmektedir; çünkü avam tabakasındaki insanlar, gıybetini caiz gördüğü birini rastgele gıybet etmekte, bu da doğal olarak gıybetin yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir. Hasılı, gıybet konusunda insanları yeterince bilgilendirebilirsek, toplumda bilgisizlikten kaynaklanan gıybetlere karşı set çekmiş oluruz.
Gıybet (Dedikodu) Yapmaktan Kurtulmanın Yolları Nelerdir?
1. Az ve Lüzumlu Konuşmak
2. Zamanı Hayırlı İşlerde Sarf Etmek
3. Arkadaş Seçimine Dikkat Etmek
4. İki Kişinin Sohbetinde Üçüncü Bir Kişiden Söz Etmemek
5. Merhamet Duygularımızı Öne Çıkarmak
6. Gıybeti Yapılanı Savunmak
7. Kişiler Arasında Söz Getirip Götürenlere İtibar Etmemek
8. Maddi Rekabetlerden Uzak Durmak
9. Kimsenin Makamına Göz Dikmemek
10. Uzlete (yalnızlık) Çekilmek
11. Konuşmalarımızda Niyetimiz Haram Konuşmak Olmamalı
12. Kusurları Araştırmamak
13. Bizi Gıybete Sürükleyen Davranışlardan Kaçınmak
14. Maddi İmkânları Oluşturup, İnsanlara Muhtaç Olmamak (Gıybeti toplumdan çıkartmak istiyorsak, maddi imkanlarımızı oluşturmanın meşru yollarına bakıp kanaatkarlığı seçmenin ve Allah (c.c)’dan yardım istemenin lüzumu ortaya çıkar. İşte o zaman bu şekilde kendimizi muhtaçlıktan Allah’ın (c.c) izniyle kurtarırsak, ne kimsenin malını mülkünü dilimize dolarız; ne de kendi hakkımızda insanların bu şekilde konuşmalarına fırsat tanımış oluruz.)
15. Gıybete Sebep Olan Hastalıklardan Arınmak
16. Su-i Zandan Uzak Durmak
17. Hayâlı Hareket Etmek 
Gıybet (Dedikodu) Yapmanın Zararları Nelerdir?
Kur'an'da Yasak Olduğu İçin
Allah (c.c) gıybetin ne kötü bir davranış olduğunu bize örnek vererek anlatmıştır.
Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
| Kur’an-ı Kerim – Hucurat/12
İmansız Ahirete Gitmeye Sebep Olduğu İçin
Öncelikle günahlann imansız gitmeye sürüklediğine değinmek istiyorum. Evet, işlenilen masiyyetler kişiyi her ne kadar doğrudan küfre sokmasa da, kişi, günahı işleye işleye iman ile küfrün arasını ayırt edemeyecek duruma gelir.
İbadetimize Zarar Verdiği İçin
İşlediğimiz günahlar ibadet hayatımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü günahlar sonucunda ya ibadete ağırlık gelir, ya ibadetten zevk alınamaz ya da ibadet nimeti elden gider.
Hasan-ı Basri (rh), “Vallahi bir kişi günah işler, onun için gece namazından gündüz orucundan mahrum bırakılır!” buyurmuştur.
İçki içmiyoruz, kumar oynamıyoruz, zina yapmıyoruz, ama gıybeti bolca yapıyoruz. Acaba ibadetteki muvaffakiyetsizliğimizin sebebi gıybetten olabilir mi, ne dersiniz?!
Süfyan-ı Sevri (rh),
“İşlediğim bir günahtan dolayı beş ay gece namazından mahrum bırakıldım!” dedi.
“O nedir?” dediler.
“Ağlayan birisini gördüm, ‘Bu adam riyakâr!’ dedim.
Toplum Hayatını İfsat (Bozduğu) Ettiği İçin
Müminler olarak, aynı toplumda yaşadığımız diğer müminlerin haklarına saygılı olup, onların haklarına tecavüz etmemeliyiz. Mümin kardeşlerimizi ayırt etmeden sevmenin bir vazife olduğunu bilmeliyiz. Din kardeşlerimize karşı kin beslememeli, onlara dostça davranmalı, iyi geçinmeli ve sıkıntı vermemeliyiz. Bu noktada toplumsal kargaşaya, bozgunculuğa yol açacak sözleri dinlememeye ve taşımamaya gayret göstermeliyiz.
Kazandığımız Sevapları Heder Edip, Günahları Yüklediği İçin
Ebü Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashab:
– Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.
| Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2
Kıyamet günü, bir kimsenin sevap defteri açılır. Yâ Rabbî! Dünyada iken, şu ibâdetleri yapmıştım. Sahifede bunlar yazılı değil, der. Onlar, defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı, denir.
| Et-Tegrîb Ve’t-Terhîb
Cehennem Azabına Sebep Olduğu İçin
Allah (cc), iman edip salih amel işleyenleri cennetle müjdelerken, emir ve yasaklarım çiğneyenlerin de cehennemde azap göreceğini bildirmiştir. Bu dünya, ahiretin bir tarlasıdır. hasenatın tohumlan “cennet bahçeleri” olarak karşımıza çıkacağı gibi, yine ektiğimiz seyyiatın tohumları “Cehennem zindanlan” olarak karşımıza Gerçek şu cennet ve cehennem, Allah’ın (cc) adaletinin bir gereğidir.
Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:
“Kim bir müslüman’ı (gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir elbise giydirilse, Allah Teala Hazretleri mutlaka, onun bir mislini cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam sebeiyle bir makam elde eder (orada salah ve takva sahibi bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girerse) Allah Teala Hazretleri Kıyamet günü onu mürdiler makamına oturtarak (rezil eder ve mürdilere münasib azabla azablandırır.)”
| Hadis No: 4324, Ravi: Müstevred
Kabir Azabına Sebep Olduğu İçin
Öldükten sonra kabir âlemi başlayacak. Kabir ya bu dünyadan daha güzel bir yer ya da bu dünyadan daha kötü bir yer olacaktır.
Nitekim Hz. Peygamber bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.”
| el-Akidetu’t-Tahaviye,1/169; Ahmed b. Hanbel, el-Akide, s.64-76; el-lalekâî, İtikadu ehli’s-sünne, 1/156, 158, 166-şamile
Kabir azabı hakkında ise:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:
Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir (kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şey idi.) Oysa o şey, büyük günah idi. Onlardan birisi,idrar sebebiyle azap çekiyor.Diğeri ise gıybet sebebiyle azap çekiyor.
| İmam Ahmed rivâyet etmiş, Elbânî de ‘Sahîhu’t-Terğîb ve’t-Terhîb’, cilt: 1, sayfa: 66’da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.
Kişiye İtibar Kaybettirdiği İçin
Gıybet yapan kimse, yaptığı gıybete her ne kadar din gayreti ve rengi verse de, dinleyen kimseler gıybet yapan kimseye iyi gözle bakmayacaklardır.
Sadi Şirazî (k.s) şöyle buyurmaktadır:
“Gıybet yaptığında, gıybeti yapılan kişiyi düşünürsün ama kendini de güvensiz edersin.”
Dualarımızın Kabulu İçin
Peygamberimiz ise bir hadis-i şerifte:
“Başkalarının ardından konuşmaktan sakının. Çünkü başkalarının ardından konuşan kimseleri şu üç felaket beklemektedir: Ettiği dualar kabul olmaz, İşlediği iyilikler tesirsiz kalır, Kötülük ve günahları artar.”buyurmuştur.
| Zübdetül Vaizin Adlı Kitap; Dürretül Vaizin. 2.C. S.954,955

DEDİKODU(GIYBET) ÇEŞİTLERİ

1-BEDENLE ALAKALI GIYBET: (DEDİKODU)

Bir kişinin arkasından onun duyunca hoşlanmayacağı bir eksikliğini söylemek. Mesela şaşı, kör, topal, kel, yaralı, sivilceli, kısa, uzun, zenci, sarı, siyah, v.b Ancak bunu söyleyen kişinin niyeti hakaret etmek değilse o kişiyi tarif etmek için başka yol bulamadıysa veya o kişi bunu duyduğunda rahatsız olmayacaksa o zaman gıybet olmaz.
Bir kişi hakkında kördür, topaldır, keldir, şaşıdır, kısa boyludur, uzun boyludur ve çirkindir gibi kişinin “duyduğunda hoşlanmayacağı kusurlarını söylemek gıybettir. Mesela, iki kişi evlendiklerinde damat tarafı; damat güzeldir, gelin çok çirkindir veya gelin tarafı; damat kısa boyludur veya geline layık değildir gibi sözler sarf etmektedirler. Bu tür sözler gıybettir.
Bir rivayete göre,
Resul-i Ekrem (s.a.v)’in yanma kısa boylu bir kadın geldi.
Kadın çıkıp gittikten sonra, Hz. Aişe (r.a) şöyle dedi:
“Boyu da ne kadar kısa!
Bunu işiten Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Kadının gıybetini ettin, ya Aişe!”
Hz. Aişe (r.a) dedi ki:
“Onda olan hali anlattım. Başka bir şey demedim ki.”
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ama, onun bahsedilmesinden hiç hoşlanmayacağı bir yanını anlattın.”
| Ahmed b. Hanbel, 6/136
Diğer bir rivayete göre,
Hz. Aişe (r.a) diyor ki: Ben Resul-i Ekrem’e:
“Size Safiyye’nin boyunun kısalığı gibi kusurları sana yetmiyor mu?” dedim.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Öyle bir söz söyledin ki, denize karışsa onu kirletir, rengini bozar ve onu kokuturdu.”
Hz. Aişe ilaveten der ki:
“Ben Resulullah (sav)’a bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım.
Bana hemen şunu söyledi: “Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz ve fiille) taklid etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile.”
| Ebu Davud, Edeb 40, (4875); Tirmizi, Sıatu’l-Kıyame 52, (2503, 2504)
Hz. Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor;
Resulullah’ın (asm) yanında idik. Adamın biri kalktı gitti.
Diğerleri (arkasından);
“Ya Rasulallah, falan ne kadar aciz kimsedir” dediklerinde,
Resulullah (asm);
“Arkadaşınızı çekiştirdiniz ve etini yediniz.” buyurdu.
| Ebu Ya’la, Taberani
2-SÜLALEYE(SOYA) YAPILAN GIYBET: (DEDİKODU)
Kişinin babasını, annesini, kardeşini, veya yakın akrabalarını kötülemek.
Annesi hizmetçidir, babası çöpçüdür, kapıcıdır, çiftçidir veya ayakkabı boyacısıdir gibi kişiyi küçük düşürücü sözleri söylemek gıybettir.
Hz. Aişe (r.a) diyor ki:
Safiyye’nin devesi hastalanmıştı. Zeyneb’de yedek bir deve bulunuyordu.
Resul-i Ekrem(s.a.v) Zeyneb’e:
“Yanındaki yedek deveyi ona ver.” buyurdu.
Zeyneb:
“O yahudiye deveyi vereyim mi?” dedi.
| Et-Tergib ve’t-Terhib, 3/505
(Zeyneb, bu sözü ile daha önce Yahudi olan ve hicretin yedinci yılında Müslüman olup Peygamberimiz (s.a.v) ile evlenen Safiyye’yi geçmişteki asaletinden dolayı küçük düşürmek istemişti.) Buna son derece üzülen Resul-i Ekrem(s.a.v), uzun bir süre Zeyneb’in yanına uğramadı.
3-AHLAKLA İLGİLİ GIYBET: (DEDİKODU)
Huyu kötü, havalı, kibirli, sinirli, aciz, korkak, cimri v. b sözler.
Bir kişi hakkında kötü huyludur, acizdir, zayıftır, korkaktır, cimridir, öfkelidir gibi kişiyi rencide edici şeyleri söylemek gıybettir.
Ebu Hureyre(r.a), diyor ki:
Resul-i Ekrem(s.a.v)’in yanında oturuyorduk, bir adam kalktı gitti.
Orada bulunanlar:
“Ya Resulullah, filan adam çok zayıf ve çok aciz bir kimsedir” dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem(s.a.v) şöyle buyurdu:
“Arkadaşınızı gıybet ettiniz ve etini yediniz.”
| Et-Tergib ve’t-Terhib,3/506
4- DİNE AİT GIYBET:(DEDİKODU)
Hırsız, yalancı, sarhoş, kumarcı, zalim, beynamaz, v. b
Bir kimse hakkında fasıktır, yalancıdır, anne ve babasına itaat etmez, zalimdir, namaza tembeldir, daha Fatiha’yı bile düzgün okuyamıyor, üçkâğıtçıdır, helal ve harama aldırmaz gibi duyduğunda kişiyi rahatsız edici kusurlarını söylemek gıybettir.
Resûl-i Ekrem’in zamanında biri, insanların toplandığı bir meclise uğradı ve selâm vererek oradan geçip gitti. Gittikten sonra, orada bulunanlardan biri:
Ben bu adama Allah için buğz ederim ve bunu sevmem, dedi.
Oradakiler:
– Ayıp ettin, niçin böyle konuştun? Yemin olsun ki, bu söylediklerini biz adama söyleyeceğiz, dediler.
İçlerinden birini adama gönderdiler. Giden adam, arkasından konuşulan şahsı durumdan haberdar etti. Bunu dinleyen adam, doğruca Resûl-i Ekrem’e giderek, aleyhindeki konuşmadan şikâyet etti.
Peygamberimiz adamı çağırttı ve:
– Böyle konuştun mu? diye sordu.
Adam:
– Evet konuştum yâ Resûlallah, dedi ve inkâr etmedi.
Peygamber Efendimiz de:
– Niçin buna buğzediyorsun, söyle bakalım? deyince,
Adam:
– Ben bunun hizmetçisi idim ve bütün hallerine vakıftım. Bu adamın, farz olan namazlardan başka bir namaz kıldığını görmedim, dedi.
Öteki adam:
-Yâ Resûlallah, kendisine sorun bakalım, kıldığım namazın abdestinde, vaktinde, rükû ve secdesinde bir eksiklik yaptım mı? dedi.
Resûl-i Ekrem sordu, adam:
– Hayır, kusur etmedi. Fakat Ramazan ayından başka da bir gün oruç tutmadı, dedi.
Yine öteki adam:
– Ya Resûlallah, sorun bakalım, Ramazan orucundan hiçbir şeyi eksilttim mi? dedi.
Resûl-i Ekrem sordu, adam:
– Hayır, Ramazan orucunda bir kusur etmedi, dedi. Ancak farz olan zekât borcundan başka bir kuruş vermedi, dedi.
Öteki adam:
– Yâ Resûlallah sorun bakalım, zekât borcumda bir kusur ettim mi? dedi.
Resûl-i Ekrem adama sordu, adam:
– Hayır, zekât borcunda kusur etmedi deyince,
Resûl-i Ekrem:
– Kalk, belki bu adam senden hayırlıdır, buyurdu. (Ahmed)
Geriye başka bir husus kaldı. Rivayetlerden anlaşıldığı gibi Müslümanların sırlarını ifşa etmek de haramdır. Yani ister ahlaki, ister yaratışsal, isterse ameli olsun Müslümanların saklı kalmış, açığa çıkmamış kusurlarının açıklanıp ifşa edilmesi haramdır.
5-DÜNYEVİ HUYLARINA GIYBET:(DEDİKODU)
Edepsiz, terbiyesiz, tembel, v. b sözler.
Bir kimse hakkında terbiyesizdir, çok yer, çok uyur, ailesi çok gezer, evi temiz değildir gibi kişinin duyduğunda rahatsız olacağı sözleri söylemek gıybettir.
Bir rivayete göre;
Resul-i Ekrem (s.a.v) bir sefere çıktığında iki zengin kişiye dünyalığı olmayan birini arkadaş ediyordu. Böylece, onların yediklerinden yesin, konağa varmadan önce gidip yerlerini hazırlasın ve sofralarını kursun.
Böyle bir seferde Resul-i Ekrem (s.a.v), Selman-ı Farisi’yi iki kişiye vermişti. Bir gün, bir yere gittiler. Selman onlara iyi bir şey hazırlamamıştı.
Ona şöyle dediler:
“Resul-i Ekrem (s.a.v)’e git; fazla katık varsa, bizim için iste.”
Selman gidince arkasından şöyle dediler:
“Selman su kuyusuna gitse, suyu kurutur.”
Selman Resul-i Ekrem (s.a.v)’e gitti. Onların dediğini anlatınca,
Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Git onlara söyle: katığı yediniz.”
Selman gelip durumu onlara bildirdi.
Bunun üzerine ikisi de, Resul-i Ekrem (s.a.v)’in yanına gittiler;
Dediler ki:
“Biz daha bir şey yemedik ki,”
Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ama ben ağzınızda et kızıllığı görüyorum.”
Onlar şöyle dediler:
“Bizde bir şey yok ki; biz bugün hiç et yemedik ki.”
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Siz, kardeşinizin gıybetini ettiniz.”
Sonra onlara sordu:
“Ölü eti yemeği sever misiniz?”
” Hayır, sevmeyiz.” dediler.
Resul-i Ekrem (s.a.v); şöyle buyurdu:
” Ölü etinin yemeği nasıl kötü görüyorsanız, kardeşinizin gıybetini de etmeyiniz. Kardeşinin gıybetini eden kimse, kardeşinin etini yemiş olur.”
İşte, bunun üzerine şu ayet nazil oldu:
” …Biriniz diğerinizin gıybetini etmesin. Hanginiz ölmüş kardeşinin etini yemeği sever? Bundan tiksindiniz değil mi? Öyleyse Allah’tan korkun!…”
| Kur’an-ı Kerim, Hücurat:12
6-GİYİMLE ALAKALI GIYBET:(DEDİKODU)
Uzun, kısa, dar, geniş, eski, kirli, paspal, v. b. sözler.
Bir kimse hakkında pantolonu kısadır, eteği uzundur, elbisesi eskidir veya ceketi kirlidir gibi kişinin duyduğunda hoşlanmayacağı ayıplarını söylemek gıybettir.
Nitekim Hz. Aişe (r.a) diyor ki:
Resul-i Ekrem (s.a.v)’in yanında bulunduğum bir sırada bir kadın geldi ve gitti.
Ben:
“Bu kadın ne uzun etekli! “dedim.
Resul-i Ekrem(s.a.v):
“Ağzındakini tükür! “buyurdu, ben de bir et parçası tükürdüm, dedi.
| İbn-i Ebi Dünya
Bir kardeşimizin giyiminde bariz bir bozukluk gördük diyelim. Yapacağımız şey, kimsenin yanında rencide etmeden, yumuşak bir dille bunu kardeşimize söylemektir. Bundan sonra da, o kardeşimizin (giyimindeki) kusurunu başkasına anlatıp gıybet yapmamız çok anlamsızdır.Hangi hususta olursa olsun arkasından konuştuğunuz kişiyi üzecek her söz ve hareket gıybettir ve günahtır. Sayın okurlarım gıybet en fazla işlenen günah olduğu halde içeriği en az bilinen günahtır. Bugün alimi, cahili, büyüğü, küçüğü, kadını erkeği hepimiz istisnasız gıybet ederken hangi sözlerin gıybet olduğunu hangi sözlerin gıybet olmadığını bilemiyoruz. Dolayısıyla bazen gıybet olduğunu sandığımız şeyleri söylemeyerek adaletin işlemesini veya suçun engellenmesini sağlayamamaktayız. İleride açıklanacağı gibi gıybetin caiz olduğu hatta yapılması zorunlu olduğu yerler vardır. Bazen aman dedikodu olur diye arkadaşlarımızla sohbetten vazgeçmekte, veya günah olmayan gıybeti yaptıkları zaman nasıl olsa günaha girdik zannıyla günah olan gıybete dönülmekte; Bazen de gıybeti iftira etmekle karıştırıp yani iftira etmeyi dedikodu sanıp yaptıkları dedikodunun günah olmadığını savunmakta ve bilmeyerek şirke girmektedirler. O nedenle gıybet çok iyi tahlil edilmeli, hangi gıybetin mubah yani caiz yani serbest olduğu yani günah olmadığı, hangi gıybetinde haram yani günah olduğu iyi bilinmelidir. Her sözün gıybet olduğunu sanmak insanı yalnızlığa iter. Buda yanlıştır. İnsanlar elbette sohbet edeceklerdir