pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: HARAMDIR

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

HARAMDIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HARAMDIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2025 Cumartesi

İSLAMDA ZİHAR HARAMDIR

 İSLAMDA ZİHAR HARAMDIR

https://www.youtube.com/watch?v=y01pH5EgPi8

İSLAMDA ZİHAR HARAMDIR
ZİHAR: Bir kimsenin karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek, onu kendisine haram kılmasıdır. Zıhar : "zehr" kökündendir, kelime anlamı sırt demektir.
İslâm öncesi Arap toplumunda bir adam, karısının herhangi bir davranışına kızdığı zaman, ona, "sen bana anamın sırtı gibisin" derdi. Bunun üzerine karısı ona haram olurdu. Fakat bu boşanma sayılmazdı. Aralarındaki aile bağları kopmasa bile helal kabul edilmezdi. Ancak tam anlamıyla boşanmış da sayılamayacağı için kadın, başka bir yol seçemezdi.
Cahiliye dönemi toplum yapısı incelendiğinde, kadınların erkekler karşısında yok denecek kadar az imtiyaza sahip oldukları görülmektedir. Hele kocasının sudan sebeplere dayandırarak söylediği, "Sen bana anamın sırtı gibisin" sözüyle karşılaşan kadın, tamamen yalnızlığa terk ediliyordu.
Zıhar olayı, ilgili Ayetler nazil oluncaya kadar, cahiliye döneminde yaşandığı şekliyle devam etti. Bu Ayetlerin nüzul sebebi hakkında Havle Binti Mâlik bin Sa'lebe'den şu hadis rivayet edilmiştir:
HADİS: "Kocam Evs b. Samit bana zihar yaptı. Ben de Rasûlüllah (s.a.v)'a giderek durumu anlattım ve şikâyet ettim. Rasûlüllah (s.a.s) bana ısrarla, Allah'tan kork, Evs senin amcaoğlundur. Ona iyi davran" diye buyuruyordu. Nitekim bir müddet sonra hakkımda şu Ayetler nazil oldu:
 AYET: (Mücadele 1.)"Habibim, zevci hakkında seninle mücadele eden (nihayet halinden) Allah'a da şikâyet etmekte olan (kadın)'ın sözünü (umulduğu vecih ile) Allah dinlemiştir. Allah sizin konuşmanızı zaten işitiyordu. Çünkü Allah hakkıyla işitici, kemaliyle görücüdür’’.
İçinizden zıhar yapagelenlerin karıları, onların anaları değildir. Anaları kendilerini doğurandan başkası değildir. Şüphe yok ki onlar herhalde çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Muhakkak ki Allah bağışlayıcı, çok bağışlayıcıdır.
Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra dediklerini geri alacaklar için birbiriyle temas etmezden evvel, bir köle azad etmek (lazımdır). İşte size bununla öğüt veriliyor. Allah ne yaparsanız, hakkı ile haberdardır.
Fakat kim (bunu) bulamazsa, (yine) birbiriyle temas etmezden evvel, fasılasız iki ay oruç (tutsun). Buna da güç yetiremezse altmış yoksul (doyursun). (Kefaretteki) bu (hafifletme) Allah'a ve peygamberine iman (da) sebat etmekte olduğunuz içindir. Bu (hükümler) Allah'ın (tayin ettiği) hadlerdir. (Bunları kabul etmeyen) kâfirler için ise elem verici azab vardır" (el-Mücadele, 58/1-4 bk.; İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, VIII, 8 vd).
Havle binti Mâlik bin Sa'l-ebe şöyle devam ediyor:
HADİS: "Ayet nazil olduktan sonra Rasûlüllah (s.a.s); "Kocan seninle temas etmeden evvel bir köle azad etsin" dedi. Ben de "Kölesi yok" dedim. Rasûlüllah, "Öyleyse iki ay oruç tutsun" dedi. "Yâ Rasûlüllah, o yaşlıdır, o kadar oruç tutamaz" dedim. Rasûlüllah (s.a.s): "Öyleyse 60 miskini doyursun"buyurdu. "Onun sadaka verecek birşeyi de yoktur" dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s): Ben ona altmış sa' hurma vereyim " buyurdu. "Bir altmış sa' da ben veririm." dedim. Rasûlüllah (s.a.s) "İyi yaparsın. Sen onun yerine altmış yoksulu doyur ve amcaoğlunun yanına git" buyurdu.
Zihar, cahiliyye döneminde talakın en ağır şekliydi. Çünkü ziharla zevce, ebedi haram olan anne gibi, ebedi haram kılınıyordu. Bu sebeple zihar yapan birisinin zevcesini tekrar alması hiçbir şekilde caiz değildi. İslâm bu hükmü geçersiz kıldı. Yine de kefaret verinceye kadar geçici bir haramlığa sebebiyet verdiğini kabul etti. Cahiliyet dönemindeki gibi onu kesin bir talak gibi görmedi.
Ulema, ziharın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zihar yapmak caiz değildir. Üstelik yalan ve iftiradır. Zihar yapan kimse büyük günah işlemiş olur. Zıhar yapan kimseye, kefaret verinceye kadar zevcesine yaklaşması haramdır. Ve pişman olup zevcesini geri almak isteyenlerin de keffaret vermesi farzdır.
Hanefi, Mâlikî ve Hanbelîlere göre keffaret vermeden evvel her türlü yakınlık (öpmek, sarılmak vb) haramdır. İmam Sevrî ve İmam Şâfiî'ye göre değildir. Çünkü âyette yalnız "temas" zikredilmiştir. İmam Mâlik ise, cariyeye zihar yapmayı sahih görmüştür. Ayrıca fakihler, kadının kocasına zihar yapamayacağı hususunda görüş birliğindedirler. Zihar keffareti bir köle azad etmektir. Hanefîlere göre kölenin kâfir, Müslüman, erkek, kadın, büyük küçük olması önemli değildir. Ancak akıllı ve azalarının tam olması gerekir. Şâfiî ve Malikilere göre, azad edilecek kölenin mü'min olması şarttır.
Eğer köle yok ise, altmış gün aralıksız oruç tutulur. Hastalık ve yaşlılık gibi sebeplerden dolayı oruç tutmayan kimseler ise, altmış fakiri doyururlar. Şâfiî ve Mâlik'e göre ise bir fakire altmış gün veya her gün için yarım sa' verilmesi yeterlidir.
Fukaranın çoğunluğuna göre zıhar yapan kimse, kefaretini vermeden önce zevcesiyle münasebette bulunursa Allah (c.c)'a isyan etmiş ve günah işlemiş olur. Tövbe ederek, kefaretini verinceye kadar zevcesiyle yeniden temasta bulunamaz. Kefaretinde de artma olmaz.

27 Ekim 2025 Pazartesi

İSLAMDA KUMAR HARAMDIR


İSLAMDA KUMAR HARAMDIR
Kumar bağımlılığı /Patolojik kumar bağımlılığı nedir?
Yaşadığımızda çağda kumar oynama davranışı çok yaygındır. Eskiden belirli yerlerde gerçekleştirilen kumar oynama davranışları teknolojinin olumsuz bir getirisi olarak artık internet üzerinden de gerçekleşmektedir. İnsanlar sanal kumar bağımlılığı da geliştirmektedir.Günümüzde pek çok kişinin kumar olarak nitelendirilebilecek oyunlara yöneldiğini görmekteyiz fakat kumar oynayan her birey için kumar bağımlısı ifadesi kullanılamaz. Bazı bireyler kumarı bir eğlence aracı olarak görürler ve istediklerinde durdurabilirler.
Kumar bağımlılığını beynin dürtü kontrolünde etkili olan bir bölgesinde yaşanan bir bozulma neticesinde bireylerin kumar oynama dürtülerine mani olamaması olarak tanımlayabiliriz. Kumar bağımlısı bireyler, eylemlerinin sonuçları olumsuz olsa da kumar oynamaya devam ederler. Bireysel, ailesel ve işle ilgili sorunlara yol açsa ve işlevselliklerini bozsa dahi kumar oynamayı kontrol edemezler, tekrar eden kumar oynama davranışlarına katılmak istemezler ve üzüntü, suçluluk duygularını yaşarlar.
Fakat daha sonra kontrolsüzce kumar oynama davranışını sürdürürler. Kazandıklarında ya da kaybettiklerinde bunu iyi şansa, kötü şansa, oynadıkları ortama, kendi yeteneklerine bağlarlar ve her defasında yeniden oynamak için sebepleri vardır. Kumar bağımlılığı genel kanının aksine iradesizlik ya da ahlaki açıdan zayıflığın bir göstergesi değildir. Kumar bağımlılığı bir rahatsızlıktır. Kumar bağımlılığı bir dürtü kontrol bozukluğu sorunur.
Kumar bağımlılığının kişilerin maddi durumları ile alakası yoktur her ekonomik çevreden bireyde kumar bağımlılığı gözlenebilmektedir. Kumar oynayanların hepsi patalojik (hastalık derecesinde) kumar bağımlısı değildir. Patolojik kumar bağımlılığı tedavi aracılığıyla düzelebilmektedir. Patalojik kumar bağımlıları sürekli bir biçimde kumar oynarlar ve oynayamadıkları zamanlarda da akıllarında devamlı kumar oynama düşüncesi vardır. Kişiler kendilerine engel olamazlar. Sürekli daha fazla parayla kumar oynarlar, her kaybedişinde bir dahaki sefere kazanacağını söyler ve yeniden oynarlar.
Kumar bağımlılığı nasıl başlar?
Kumar bağımlılığı farklı bakış açılarıyla açıklanır. Bu açıklamalardan ilki, kumar oynayan kişilerin duruma hakim olduklarına dair yanlış düşünceleri vardır. Bu çarpık ve hatalı düşüncelerle oynamaya devam ederler. Oyunu kendilerinin kontrol edebilceğine inanırlar. Bu çarpık düşünceler risk alma davranışlarını arttırır.
İkinci bakış açısına göre, kumar bağımlısı kişiler kumar oynadıkça ve tesadüf eseri kazandıkça bu onlar için bir ödül anlamına gelir. Bu ödülün hep daha fazlasını almak için oynarlar. Üçüncü bakış açısına göre, kişiler hayatlarında yolunda gitmeyen işlerden, sıkıntılardan kurtulmak amacıyla kumara yönelirler. Son bakış açısına göre ise, kumar bağımlılığının nedeni beyindeki mekanizmalarda (serotonerjik ve noradrenerjik) yatmaktadır. Bu görüşü kanıtlayan nörobiyolojik çalışmalarda yapılmıştır.
Kumar bağımlılığı, bireylerin kumardan kazanç elde etmeleri ile başlamaktadır. Kişiler kazandıklarını gördüklerinde daha çok kazanmayı hayal ederek tekrar oynar. Kazandıkça kendisine güveni artar. Şanslı olduğuna, yetenekli olduğuna inanmaya başlar. İstediği kadar kazanamadığında bu kez hırslanır ve daha büyük paralarla oynamaya başlar.
Bireyler kaybettikçe oynarlar çünkü bir dahaki oyunda kazanacaklarına ilişkin iyimser duygular taşırlar. Bu durumda kişi elindeki her şeyi kumarda kaybedebilir. Bu kaybetme dönemidir. Kaybetme dönemini tükenme evresi izler. Aile yaşamında, iş hayatında sorunlar artar ve kişiler daha fazla para için yasadışı olaylara girişebilirler. Son evrede kişi kaybettiklerini kovalamaktan vazgeçer.
Kayıpların yerine konamayacağı anlaşılınca kişide depresyon ve intihar düşünceleri/ girişimleri olur. Kişi bu bağımlılıkla birlikte diğer bağımlılıklara da açık hale gelir. Bir madde ya da davranışa karşı kişinin bağımlılık geliştirmesi, o madde ya da davranışın kişide dopamin hormonu salgılatmasına ve bunun oranına bağlıdır. Sanal kumar bağımlılığının bu denli yaygınlaşması ve kişilerin internet üzerinden oynadıkları kumarın sonuçlarını hemen görmeleri onlarda hazza yol açmakta ve daha sık oynamalarına sebep olmaktadır.
Kumar bağımlılığının DSM-5 tanı ölçütleri (belirtileri) nelerdir?
Sayılan belirtilerden dört ya da daha fazlasının 12 ay içerisinde kişide gözlenmesi ve kişinin tekrarlayan şekilde işlevselliği bozacak derecede kumar oynaması kumar bağımlılığı rahatsızlığına eğilimli olduğuna işaret eder. Kesin bir tanı konması için kişinin bir uzmanla görüşmesi gerekmektedir.
Düzensiz bir biçimde kumar oynamak
Kumar oynamakla sıkça meşgul olmak
İstenen seviyede heyecan duymak için (Tolerans) daha fazla parayla kumar oynamak
Kumar oynamayı durdurma (Çekilme) esnasında yaşanan sıkıntı ve sinililikten kurtulmak için yinelenen başarısız çabalar
Yaşamın temel alanlarında kumar oynanması
Üzüntülü ve mutsuz ruh halinden kurtulmak için kumar oynamak
Kaybettiklerini geri kazanmak için yeniden kumar oynamak (kaybettiklerini kovalamak)
Kumarla ilgili önemli ilişkilerde bulunmak
Kumar oynamak için bir başkasına güvenmek
Kumar bağımlılığı testi
Kumar bağımlılığında dışarıdan bir madde alımı olmadığı ve fiziksel bir belirtisi bulunmadığı için yapılacak medikal testlerle ve fiziki gözlemle bu bağımlılığı anlamak mümkün değildir.
Kumar bağımlılığını nasıl anlayacağınızı merak ediyorsanız, kendinizin, eşinizin ya da bir yakınınızın kumar bağımlısı olduğunu düşünüyorsanız South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT), Kumar Oynama Motivasyonları Ölçeği (KOMÖ), Kumar İle İlişkili Düşünceler Ölçeği ( KDÖ) ve Kumar Semptomları Değerlendirme Ölçeği (KSDÖ) gibi ölçekler bulunmaktadır. Bu testler kumar bağımlılığı ile ilgili fikirler verir. Bunun yanı sıra aşağıdaki 10 sorunun çoğuna “evet” yanıtını veriyorsanız da kumar tutumunuzun problemli olma ihtimali yüksektir. Kumar bağımlılığı tanı ve tedavisi için bir uzmana başvurmanız gerekmektedir.
Sürekli oyun oynamayı düşünüyorum.
Zannettiğimden daha fazla para kaybediyorum.
Genellikle kaybettiklerimi geri kazanmak için oynuyorum.
Ne kadar para ile kumar oynadığımı saklarım.
Kumar oynamanın hayatımdaki her şeyden daha önemli olduğu durumlar oldu.
Kumar için sıklıkla borç alıyorum.
Kumar oynamak için para teminimi yasal olmayan şekilde gerçekleştirdim.
Kumar oynamayı bırakmayı ya da azaltmayı denedim ama başaramadım.
Bırakma denemelerimin sonucunda mutsuz oldum.
Kumar özel hayatımı ve iş yaşamımı olumsuz etkiledi.
Kumarın Kişiye zararları
Alkol ve sigara gibi maddelere karşı bağımlılık geliştirme olasılığı artar
Kumarda sürekli kazanma hırsı içerinde olduğundan bu hırs onun kendine ve etrafına zarar vermesine sebep olur.
Kumar bağımlılığı yüzünden ilişkileri bozulur.
Kendisini illegal bir dünyanın içinde bulur ve fiziki zararlara uğrayabilir.
Ciddi maddi kayıplar yaşar.
Kişilerin kumar bağımlılıklarından önceki kişilikleri değişmiş gözüyle bakılır. Bağımlılıkları yüzünden ahlaksız, yalancı, güvenilmez damgası yerler.
Depresyon, intihar düşünceleri ve girişimleri, cinsel işlev bozuklukları gibi rahatsızlıklar kumar bağımlılığına eşlik eder.
KUMARIN AİLEYE ZARARLARI
Maddi kayıplar ve bu kayıpların yol açtığı psikolojik sorunlar ortaya çıkar.
Boşanma ve aile içi şiddet yaşanabilir.
İstismarlar daha çok yaşanır.
Kumar bağımlılığından tamamen kurtulmak mümkün mü?
Kumar bağımlılığı bir hastalık mı? Kumar bağımlılığına eşlik eden rahatsızlıklar nelerdir?
Kumar bağımlılığından gerekli tedavileri uygulayarak ve bu tedavilerin yanı sıra sürdürülen terapi yoluyla tamamen kurtulmak mümkündür. Kumar bağımlısı kişilere iradesiz kişiler olarak bakılmaması gerekir. Kumar bağımlılığı da diğer madde bağımlılıklar gibi bir bağımlılıktır. Dolayısıyla kumar bağımlısı bireylerin bu davranışları bir sağlık sorunu olarak olarak ele alınmalıdır. Kumar bağımlısı kişi tedavi olmayı kendisi istemeli, kumarın olumsuz etkilerini fark etmelidir ve yakınları kişiye sosyal destek sağlamalıdır.
Kumar bağımlılığı beyinle ilgili bir hastalıktır. Beynin ödül ve ceza sistemi denilen bölgesi etkileniyor ve bunun neticinde kişi sürekli ve tekrarlayan bir biçimde bu davranışı gösteriyor. Kumar bağımlıları kazandıklarında beyinlerindeki ödül merkezi uyarılıyor ve dopamin ortaya çıkıyor. Bu kişiye haz veriyor.Bağımlı olan kişiler artık bu dopamin hazzına tekrar tekrar ulaşmak istiyor ve kumar oynama davranışını kontrolsüzce sürdürüyor. Bu da bağımlılığa giden yolunu açıyor.
Kumar bağımlılığına, diğer madde kullanım bozuklukları,alkol kullanım sorunu, dürtü kontrol bozukluğu, aşırı yemek yeme bozukluğu, kompulsif alışveriş,duygudurum bozukluğu, anksiyete, depresyon, dikkat eksikliği ve kişilik bozuklukları gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıklar eşlik etmektedir. Bunun yanı sıra bağımlıların yaşadıkları yüksek stres onların migren, mide krampları, tansiyon, unutkanlık gibi fiziksel- duygusal rahatsızlıklar yaşamalarına neden olabilmektedir.
Yukarıda sıralanan ruhsal bozukluklar kumar bağımlılığının sebebi olabildiği gibi sonucu da olabilirler.
Kumar bağımlılığı genetik mi?
Bakıldığında herkes kumar bağımlısı olabilir fakat kumar bağımlısı olmanın risk faktörleri vardır. Ailede kumar oynanıyorsa aileden görerek, kumar oynanan bir arkadaş ortamı varsa o gruba dahil olmak için ya da kumar bağımlılığına genetik bir eğilim olabilir. Kumar bağımlılığı genetik bir hastalıktır. Genetik faktörler de riski arttırır. Kumar bağımlılığı ile ilgili makalelerde ve yapılan çalışmalarda kumar oynama bozukluğu olan bireylerin ailelerinde de yüksek derecede kumar oynama bozukluğuna rastlanmıştır. Madde kullanım bozukluğuna sahip ebeveynlerin çocukları kumar oynama bozukluğu ve dürtüsellik açısından yüksek riskli grupta yer almaktadır. Genlerle ilgili yapılan çalışmalar bazı genler ile tekrarlayan bağımlılık davranışları arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Şunu da unutmamak gerekir ki risk faktörleri bağımlılığı arttırabilir ya da risk faktörü yoksa azaltabilir ama bu risk faktörleri tamamen etkli değildir.
Eşim kumar oynuyor ne yapmalıyım? Eşimi kumardan nasıl kurtarabilirim?
Eşiniz kumar bağımlısı ise bu sizlerin de ciddi stres ve bu stres neticesinde de sağlık problemleri yaşamanıza neden olacaktır. Kumar bağımlısı kişilerin eşlerinde, depresyon, güvensizlik, şüphe takıntısı, sinirlilik gibi rahatsızlıklar gözlenir.Kumar bağımlısı bireylerin ailelerinde istismarlar normal ailelere göre çok daha yüksektir.
Eşinizi kumar bağımlılığından kurtarmak için sadece sizin çabalarınız, onunla konuşmanız ve onun deneme yapması yeterli olmayacaktır. Öncelikle eşinizin bu bağımlılığını kabul etmesi ve tedavi olmaya istekli olması gerekmektedir. Kumar bağımlılığının kesin tanı ve tedavisi için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak gerekmektedir. Düzenli bir şekilde terapilere katılması ve kumar bağımlılığında kullanılan ilaçlar kullanılmasıyla eşiniz bu durumu atlatacaktır. Eşiniz tedaviye istekli olsa dahi bunun hem onun için hem de sizin için zorlu bir süreç olacağını başta kabullenmeniz gerekmektedir. Ruh sağlığı uzmanının yönlendirmesiyle ya da sizin taleplerinizle aile danışmanlığı almak da eşiniz ve tüm aileniz için faydalı olacaktır. Bu süreçte bağımlı kişiye sağlanacak sosyal destek çok önemlidir.
Kumar bağımlılığı tedavisi
Kumar bağımlılığı tedavisinde diğer bütün bağımlılık türleri gibi kişilerin bağımlı olduklarını kabul edip, bu bağımlılıktan kurtulmak istemesi gerekmektedir. Kişilerin kumarın kendi hayatlarını ve çevresindeki insanların hayatlarını nasıl etkilediğini farkına varması gerekmektedir. Aksi halde hiçbir tedavi başarılı olamaz. Bireyler hayatını yeniden yapılandırmaya hazır olmalıdır. Eski alışkanlıklarını terk etmeli, kumar oynadığı yerlere gitmemeli, kumar oynamaya gittiği arkadaşlarıyla görüşmeyi bırakmalıdır.
Kumar bağımlılığının tedavisinde ilaçlar ve psikoterapi sürecinin birlikte yürütüldüğü bir tedavi planlaması yapılır. Kumar bağımlılığı terapisinde ruh sağlığı uzmanının danışan için uygun olduğunu düşündüğü terapi yaklaşımları kullanılır. Çoğu zaman birden fazla yaklaşımdan yararlanılır. Genellikle davranışsal terapiler ve bilişsel davranışçı terapilerden yararlanılır. Kumar bağımlısı kişinin hayatını olumsuz anlamda etkileyen bu problemin kökenleri incelenir. Bireyin davranışına neden olan etmenler ortadan kaldırılmaya çalışılır.
Bireyin kumar oynama riskini arttıran etmenler üzerinde durulur, bunlar ortadan kaldırılmaya çalışılır. Kumar bağımlısı bireyler, yaşadıkları zorluklar ve üzüntüler karşısında tekrar kumar oynamaya yönelirler. Bu gibi acil durumlar için plan yapılır. Bireyin ailesi de terapi sürecine gerekli görülen yerlerde dahil edilir. Kumar bağımlılığının tedavisinde psikoterapi kısmında EMDR terapisinin de etkisi büyüktür.
Kişiyi kumar oynamaya iten sebepler arasında travmatik olaylar varsa EMDR terapisi ile kişinin bu travmalarla ve kumar bağımlılığının yarattığı travmatik yaşantılarla yüzleşmesi sağlanır ve bu travmalar işlemlenir. Kumarı çağrıştıran uyaranların kişi üzerindeki etkisinin yok olması sağlanır. Kişi yeterince güçlenince de terapist ile birlikte bir gelecek şablonu planlanır.
Kumar bağımlılığının tedavisinde kullanılan ilaçlar
duygudurum düzenleyici ilaçlar, antidepresanlar (SSRI ve SNRI, seratonin ve dopamin hormon dengesini sağlayan ilaçlar) ve opioid antagonistleri kullanılır. Naltrekson ve Nalmefen değerlendirilen opioid antogonistler; paroksetin, fluvoksamin,sitalopram, bupropion ve essitalopram da antidepresanlardandır. Duygudurum düzenleyicisi olarak da karbamazepin, topiramat ve lityum kullanılır. Bu ilaçlar kişilerin belirtilerini azaltmaya yardımcı olduğu gibi kumar bağımlılığı ile ortaya çıkan hastalıkları da gidermeye yardımcı olur. Antidepresanlar kişinin kumar oynamasında etkili olan dürtüsünü azaltmaya ve kontrol altına alınabilir hale getirmeye yardımcı olur.
Kumar bağımlılığının tedavisinde destek grupları da önemlidir. Kişi destek gruplarına ruh sağlığı uzmanı vasıtasıyla ulaşabilir. Tedavi olunan merkezin destek grupları olabilir. Bu gruplar aynı ya da benzer sorunları yaşayan bireylerden oluşur ve kişiler birbirleriyle deneyimlerini paylaşarak yalnız olmadıkları duygusunu hissederler.
TARİHTE KUMAR
Gerek Kur’an gerekse hadislerde kumar ilke olarak yasaklanmış, nelerin kumar olduğu tek tek sayılmayıp kumar yasağı belli birkaç örnek üzerinde gösterilmiştir. Dolayısıyla bundan kumarın yalnızca zikredilen çeşitlerinin yasak olduğu sonucu çıkarılamaz. İslâm dini kumarı yasaklarken bunun belli nevilerini değil götürdüğü sonucu hedef almıştır. Dinin bu yasağının iyi anlaşılabilmesi, hem kumar yasağının dayandığı gerekçelerin bilinmesiyle hem de kumarın yapısal analizinin yapılıp onun benzeri işlemlerden farkının belirlenmesiyle mümkün olur. Nitekim tarihsel süreçte fakihler, Kur’an ve Sünnet’te ilke olarak geçen kumar yasağını kendi dönemlerinde yorumlamaya ve yasağın kapsamını belirlemeye çalışırken hem konuya ilişkin dinî emir ve yasakların ortam ve amacını, hem de içinde yaşadıkları toplumda salgın bir hastalık halini alan kötü alışkanlıkları ve bunların yol açtığı olumsuz sonuçları göz önüne almışlar, bu zeminde kumar kapsamına sokulabilecek işlem türlerini ve bunların dinî hükmünü açıklamaya çalışmışlardır. Doğrudan kumar oyunlarının yanı sıra at ve ok atma yarışı, güvercin uçurma, güreş ve yüzme gibi esasında câiz olan olayların sonuçları üzerinde bahis tutuşmanın ve bu yolla kazanç sağlamanın câiz görülmeyişi, başta Hanefîler olmak üzere fakihlerin önemli bir bölümünün kur‘ayı hak kazandırıcı bir işlem olarak görmemesi de kumar yasağını ihlâl etme endişesinden kaynaklanır (Serahsî, VII, 75-76; XV, 7-8; Kâsânî, VI, 206; İbn Kudâme, IV, 43; IX, 468, 472, 484; Şemseddin er-Remlî, VIII, 168). Konuya ilişkin olarak belirlenen ölçü ve yaklaşımlar dikkatle incelendiğinde İslâm’daki kumar yasağının Câhiliye’deki şekliyle veya sınırlı sayıdaki birkaç kişi arasında cereyan eden şans oyunuyla sınırlı olmadığı, günümüzde çeşitli isim ve tanıtım altında sürdürülen ve kurumsallaşan, ancak önceden belli olmayan bir sonuca ve şansa bağlı olarak müştereken bahisleşme içinde kazanmayı veya kaybetmeyi konu edindiği için kumar mahiyetinde olan çekilişler, şans oyunları ve yarış sonuçları üzerinde bahis tutuşma gibi yaygın uygulamaların da bu kapsamda olduğu anlaşılır. Elde edilen gelirin hayra harcanması veya tertipleyenler tarafından kamu yararına pay aktarımı yapılması bunların dinî hükmünü değiştirmez. Kazanan veya kur’a isabet eden şahsa verilmek üzere katılımcıların her birinin ayrı ayrı bedel koyması veya bir bedel vaadinde bulunması kumar sayılırken böyle bir ödeme yahut vaadin üçüncü şahıslar tarafından ve tek taraflı olarak yapılması katılımcılar bu amaçla ayrıca ödeme yapmadığı sürece kumar sayılmaz. Birincisinde şansa veya bilinmez bir sonuca bağlanmış karşılıklı olarak kazanma ve kaybetme söz konusu iken ikincisinde katılımcıların dışındaki bir şahıs veya kurum tarafından yapılmış teşvik amaçlı bir ödüllendirme söz konusudur.
KUMAR NEDİR?
Abdullah b. Ömer ve bir grup tâbiîn âlimi, âyette geçen meysir lafzının içeriğini oldukça geniş tutarak kazanma ve kaybetme riski taşıyan her oyunun, çocukların oynadığı ceviz oyununun bile kumar olduğunu söylemiştir (Âcurrî, s. 75-82). Hanefîler’den Cessâs, âyetteki meysirin satranç ve tavla ile veya her türlü kumarla açıklandığını kaydettikten sonra onu, bilinmez bir sonuca yahut kur‘aya bağlanan her türlü haksız mal kazanımını kuşatacak bir genişlikte anlar ve bu mahiyetteki işlemlerin yasak oluşunun gerekçesi sayar (Aḥkâmü’l-Ḳurʾân, IV, 128). Mâlikî fakihi Ebû Bekir İbnü’l-Arabî ise kumarı ilke olarak haram görmekle birlikte âyetteki meysiri Câhiliye döneminde mevcut olan, fakat daha sonra gitgide yok olan özel bir kumar çeşidi olarak anlamıştır (Aḥkâmü’l-Ḳurʾân, II, 656).
Hadislerde de kumar, gerek meysir adlandırmasıyla gerekse o dönemin bazı kumar türlerinin ismi verilerek yasaklanmış, kumar aletlerinin ticareti, bu yolla kazanılan para ve kumar oynayanlar ağır bir dille kınanmıştır (Şevkânî, VIII, 106-119). Bu yasağa esasında teşvik edilen at yarışlarının kumar şeklini alması da dahildir (a.g.e., VIII, 91-94). İslâm hukukçuları kumarın haram oluşu üzerinde kural olarak ittifak etmekle birlikte âyet ve hadislerin bu kesin tavrını hukukî kalıpta ifade etmeye ve konuya normatif bir açıklama getirmeye çalışmışlardır. Klasik dönem fıkıh literatüründe kumarı ifade için meysir ve kımâr kelimeleri çok defa eş anlamlı olarak kullanılmakta olup Cessâs kımârı karşılıklı risk (muhatara) üzerine temlik (Aḥkâmü’l-Ḳurʾân, II, 4; III, 127), Serahsî mal kazanımının şansa/riske bağlanması şeklinde (el-Mebsûṭ, VII, 75; XI, 18; XVII, 42; XX, 139), Cürcânî ise yenenin yenilenden bir şey almayı şart koştuğu bir oyun türü olarak tanıtır (et-Taʿrîfât, “ḳımâr” md.).
Fıkıh literatüründe kumar iki açıdan ele alınır. Bir yönüyle kumar toplum ve Allah hakları, yani genel ahlâkın korunması, münker ve haram bir işin toplumda yayılmasının önlenmesi kapsamında ele alınmış, kumar oynama şahitliğin kabulünü engelleyen ve kamu düzenini ihlâl ettiği için muhtesip tarafından engellenmesi gereken kötü bir davranış olarak görülmüştür (Şâfiî, VII, 54; İbn Kudâme, X, 150-151). Bu açıdan kumar, kişinin adalet vasfını düşüren ve ta‘zîr cezasını gerektiren bir suç sayılmıştır. Diğer taraftan özellikle ilk dönem metinlerinde kımâr kelimesi muhatara, garar, cehalet, ayb gibi kelimelerle birlikte kullanılarak bazı hukukî işlemlerin hukuka aykırı biçimde risk ve belirsizlik taşıdığına işaret edilmiş ve işlemin geçersizliği ve adem-i cevâzı için mesnet yapılmıştır (Şâfiî, III, 64, 232; VI, 223; VII, 134; Sahnûn, III, 423; IV, 28, 40, 84, 106, 413; Müzenî, s. 81; Cessâs, III, 127; Bâcî, IV, 246; Serahsî, XI, 153). Bu anlayışın sonucu olarak şahıs haklarının korunmasının öncelik taşıdığı muâmelât hukukunda para ve mal değişiminden selem ve şirket akdine, mal bölüşümünden icâre ve davaya kadar faiz yasağının kapsamına girebilecek veya sonucu belirsizlik taşıdığı için gararlı alışveriş olarak görülebilecek olan birçok işlem türü, şans ve tesadüfe bağlı bir kazanç içerdiği ölçüde bir tür kumar olarak görülmüş ve yasaklanmıştır (Şâfiî, IV, 235; VI, 223; Serahsî, XV, 102; XXIX, 158; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1490; Kâsânî, VI, 51; Osman b. Ali ez-Zeylaî, IV, 131). Câhiliye devrinde yaygın münâbeze, hasât, mülâmese gibi bazı alışveriş türlerinin İslâm döneminde yasaklanışının bir sebebi de onların bir nevi kumar oluşudur (Osman b. Ali ez-Zeylaî, IV, 48; İbn Âbidîn, V, 65-66). Özellikle bu açıdan dinin kumar yasağı, fıkıhta genişletici bir yoruma tâbi tutularak rızâ unsurunun yeterince bulunmadığı hukukî işlemlerin iptali, haksız kazançların ve beklenmedik hak kayıplarının önlenmesi, akidlerde bilinmezliğin giderilmesi, açıklık ve güvenliğin sağlanması yolunda temel bir argüman olarak kullanılmış, böylece muâmelâtta hâkim diğer ilkelerle birlikte borçlar hukukunun genel çizgisini belirleyen bir bakış açısı oluşturmuştur.
EY İMAN EDENLER ŞARAP, KUMAR, DİKİLİ TAŞLAR VE ŞANS OKLARI ŞEYTAN İŞİ PİSLİKTİR(MAİDE 90-91)
İslâm dininde inanç ve ibadet esaslarının yanı sıra ferdin beşerî ilişkilerinin ve sosyal hayatının belli ölçüler ve düzen içinde olması, kötülüklerden korunması da önemlidir. Bunu sağlamak için de Kur’an’da ve hadislerde davranışlarda hâkim olması gereken temel hukuk ilkelerine ve ahlâkî değerlere sıkça atıfta bulunulmuş, kötü davranışlardan belirli örnekler yasaklanmıştır. Bu amaca yönelik olarak getirilen düzenlemenin dinî metinler kadar insanlığın ortak sağduyusuna ve kolektif şuuruna uzanan kökleri vardır. Kazançta karşılıklı rızânın esas alınması, kötü alışkanlıkların kınanması ve irade eğitimine ağırlık verilmesi, haksız yollarla mal kazanmanın ve zamanı boşa harcamanın, bunun uygulama örneklerinden biri olarak da kumarın yasaklanması böyledir.
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Sana şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından büyüktür” açıklaması ile kumar kınanmış (el-Bakara 2/219), daha sonra inen bir âyette de kesin bir yasaklama getirilmiştir: “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Onlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, şarap ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık -bunlardan- vazgeçtiniz değil mi?” (el-Mâide 5/90-91). Âyette geçen “meysir” kelimesi, ilk planda Câhiliye’de yaygınlığı bulunan kumar âdetine atıf şeklinde görünürse de şarap yasağında olduğu gibi burada örnek üzerinden bir davranış türünün ve ortak illete sahip benzer çeşitlerin yasaklanması kastedildiğinden İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu âyetteki meysiri kumar olarak açıklamıştır. Öte yandan Kur’an’da kumarın şarapla birlikte zikredilmesi, içki ve kumarın insanlığın yakasını kurtarmakta zorlandığı iki temel kötü alışkanlık olduğuna da işaret eder. Dinin amelî hayata ilişkin hükümleri konulurken insan davranışlarında mubah oluş esas alındığından hangi tür davranışların serbest ve helâl olduğunun sayımı yapılmayarak sadece sınırlı yasaklamalar getirilmekle veya davranışların sakıncalı yönlerine işaret edilmekle yetinilmiştir. İslâm’da oyun ve eğlencenin ilke olarak helâl görülüp diğer bazı yasaklamalarla birlikte kumar yasağının getirilmesi böyledir. Bunun için de kumar genel serbestlikten istisna edilmiş bir yasaklamadır. Günah ve yasak oluşu Allah’ı zikretmekten ve namazdan alıkoyması, insanlar arasında düşmanlık doğurması, zulüm ve haksızlığa sebebiyet vermesi gibi gerekçelerle açıklanmıştır.
Kumar kelimesi Türkçe’ye Arapça’daki kımârdan (aş.bk.) geçmiştir. “Şans ve becerinin birlikte veya tek başına söz konusu olduğu bir olay yahut yarışmanın ya da belirsiz bir olayın sonucu üzerine bahse tutuşma ve bu yolla kazanç elde etme” şeklinde tanımlanabilen kumar, türü ve şekli toplumlara ve dönemlere göre değişiklik gösterse de esas itibariyle haksız kazanç, mal ve zaman israfı, irade zafiyeti ve toplumsal çözülme gibi bir dizi olumsuzluğa yol açtığı için dinler ve temel ahlâk öğretileri tarafından yasaklanmış ve kınanmıştır. İslâm dininin temel yasaklarından biri de kumar yasağıdır.
Hemen her toplumda farklı şekillerde de olsa yaygınlığı bulunan ve insanlık tarihinde kökü hayli eskilere kadar uzanan kumar Kuzey Afrika, Mısır ve İran gibi bölgelerin yanı sıra İslâmiyet öncesi Hicaz-Arap toplumunda da hem eğlence hem kazanç aracı olarak yaygındı. Câhiliye döneminde kumar yoluyla kazanç sağlamaktan utanan soylu Araplar onu eğlence için oynar ve kazandığını fakirlere dağıtırken çoğunluk kumarı mal kazanma amacıyla oynar, hatta kumara olan düşkünlükleri sebebiyle bütün mal varlığını ve aile fertlerini tehlikeye attıkları olurdu. En yaygın usul “meysir” adıyla anılan, üzerinde pay ve risk değerleri yazılı, her birinin ayrı ismi olan belirli sayıdaki ağaç çubukların çekilmesi şeklindeydi ve âdeta kurumsallaşmıştı (hayli karmaşık görünen bu usul hakkında geniş bilgi için bk. Mahmûd Şükrî el-Âlûsî, III, 53-65). Ancak Araplar arasında Akra‘ b. Hâbis gibi meysiri kınayan ve yol açtığı olumsuz sonuçlara dikkat çekenler de vardı.

4 Mayıs 2024 Cumartesi

11-) İSLAMDA ZİHAR, HARAMDIR


https://www.youtube.com/watch?v=y01pH5EgPi8
İSLAMDA ZİHAR HARAMDIR ZİHAR: Bir kimsenin karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek, onu kendisine haram kılmasıdır. Zıhar : "zehr" kökündendir, kelime anlamı sırt demektir. İslâm öncesi Arap toplumunda bir adam, karısının herhangi bir davranışına kızdığı zaman, ona, "sen bana anamın sırtı gibisin" derdi. Bunun üzerine karısı ona haram olurdu. Fakat bu boşanma sayılmazdı. Aralarındaki aile bağları kopmasa bile helal kabul edilmezdi. Ancak tam anlamıyla boşanmış da sayılamayacağı için kadın, başka bir yol seçemezdi. Cahiliye dönemi toplum yapısı incelendiğinde, kadınların erkekler karşısında yok denecek kadar az imtiyaza sahip oldukları görülmektedir. Hele kocasının sudan sebeplere dayandırarak söylediği, "Sen bana anamın sırtı gibisin" sözüyle karşılaşan kadın, tamamen yalnızlığa terk ediliyordu. Zıhar olayı, ilgili Ayetler nazil oluncaya kadar, cahiliye döneminde yaşandığı şekliyle devam etti. Bu Ayetlerin nüzul sebebi hakkında Havle Binti Mâlik bin Sa'lebe'den şu hadis rivayet edilmiştir: HADİS: "Kocam Evs b. Samit bana zihar yaptı. Ben de Rasûlüllah (s.a.v)'a giderek durumu anlattım ve şikâyet ettim. Rasûlüllah (s.a.s) bana ısrarla, Allah'tan kork, Evs senin amcaoğlundur. Ona iyi davran" diye buyuruyordu. Nitekim bir müddet sonra hakkımda şu Ayetler nazil oldu: AYET: "Habibim, zevci hakkında seninle mücadele eden (nihayet halinden) Allah'a da şikâyet etmekte olan (kadın)'ın sözünü (umulduğu vecih ile) Allah dinlemiştir. Allah sizin konuşmanızı zaten işitiyordu. Çünkü Allah hakkıyla işitici, kemaliyle görücüdür’’. İçinizden zıhar yapagelenlerin karıları, onların anaları değildir. Anaları kendilerini doğurandan başkası değildir. Şüphe yok ki onlar herhalde çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Muhakkak ki Allah bağışlayıcı, çok bağışlayıcıdır. Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra dediklerini geri alacaklar için birbiriyle temas etmezden evvel, bir köle azad etmek (lazımdır). İşte size bununla öğüt veriliyor. Allah ne yaparsanız, hakkı ile haberdardır. Fakat kim (bunu) bulamazsa, (yine) birbiriyle temas etmezden evvel, fasılasız iki ay oruç (tutsun). Buna da güç yetiremezse altmış yoksul (doyursun). (Kefaretteki) bu (hafifletme) Allah'a ve peygamberine iman (da) sebat etmekte olduğunuz içindir. Bu (hükümler) Allah'ın (tayin ettiği) hadlerdir. (Bunları kabul etmeyen) kâfirler için ise elem verici azab vardır" (el-Mücadele, 58/1-4 bk.; İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, VIII, 8 vd). Havle binti Mâlik bin Sa'l-ebe şöyle devam ediyor: HADİS: "Ayet nazil olduktan sonra Rasûlüllah (s.a.s); "Kocan seninle temas etmeden evvel bir köle azad etsin" dedi. Ben de "Kölesi yok" dedim. Rasûlüllah, "Öyleyse iki ay oruç tutsun" dedi. "Yâ Rasûlüllah, o yaşlıdır, o kadar oruç tutamaz" dedim. Rasûlüllah (s.a.s): "Öyleyse 60 miskini doyursun"buyurdu. "Onun sadaka verecek birşeyi de yoktur" dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s): Ben ona altmış sa' hurma vereyim " buyurdu. "Bir altmış sa' da ben veririm." dedim. Rasûlüllah (s.a.s) "İyi yaparsın. Sen onun yerine altmış yoksulu doyur ve amcaoğlunun yanına git" buyurdu. Zihar, cahiliyye döneminde talakın en ağır şekliydi. Çünkü ziharla zevce, ebedi haram olan anne gibi, ebedi haram kılınıyordu. Bu sebeple zihar yapan birisinin zevcesini tekrar alması hiçbir şekilde caiz değildi. İslâm bu hükmü geçersiz kıldı. Yine de kefaret verinceye kadar geçici bir haramlığa sebebiyet verdiğini kabul etti. Cahiliyet dönemindeki gibi onu kesin bir talak gibi görmedi. Ulema, ziharın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zihar yapmak caiz değildir. Üstelik yalan ve iftiradır. Zihar yapan kimse büyük günah işlemiş olur. Zıhar yapan kimseye, kefaret verinceye kadar zevcesine yaklaşması haramdır. Ve pişman olup zevcesini geri almak isteyenlerin de keffaret vermesi farzdır. Hanefi, Mâlikî ve Hanbelîlere göre keffaret vermeden evvel her türlü yakınlık (öpmek, sarılmak vb) haramdır. İmam Sevrî ve İmam Şâfiî'ye göre değildir. Çünkü âyette yalnız "temas" zikredilmiştir. İmam Mâlik ise, cariyeye zihar yapmayı sahih görmüştür. Ayrıca fakihler, kadının kocasına zihar yapamayacağı hususunda görüş birliğindedirler. Zihar keffareti bir köle azad etmektir. Hanefîlere göre kölenin kâfir, Müslüman, erkek, kadın, büyük küçük olması önemli değildir. Ancak akıllı ve azalarının tam olması gerekir. Şâfiî ve Malikilere göre, azad edilecek kölenin mü'min olması şarttır. Eğer köle yok ise, altmış gün aralıksız oruç tutulur. Hastalık ve yaşlılık gibi sebeplerden dolayı oruç tutmayan kimseler ise, altmış fakiri doyururlar. Şâfiî ve Mâlik'e göre ise bir fakire altmış gün veya her gün için yarım sa' verilmesi yeterlidir. Fukaranın çoğunluğuna göre zıhar yapan kimse, kefaretini vermeden önce zevcesiyle münasebette bulunursa Allah (c.c)'a isyan etmiş ve günah işlemiş olur. Tövbe ederek, kefaretini verinceye kadar zevcesiyle yeniden temasta bulunamaz. Kefaretinde de artma olmaz.