pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: İSLAMDA

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İSLAMDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSLAMDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

İSLAMDA AKRABA

 https://www.youtube.com/watch?v=_SWEIK_Dqlo

İSLAMDA AKRABA
Akraba: Birbirine yakın kimseler; Aralarında nesep, süt, veya evlilikten doğan bir yakınlık bulunanlara verilen addır. Dinimiz akrabalık bağlarının kuvvetli olmasına son derece büyük önem vermiştir. Kuran-ı kerimde akraba bağlarının güçlü olmasını tavsiye eden birçok ayeti kerime mevcuttur. Hadis kitapları da akraba hakkındaki hadislerle doludur. Cuma günleri imamların her hafta hutbede okudukları ayet akraba ile ilgilidir. İşte
MUHAKKAK Kİ ALLAH AKRABAYA YARDIM ETMEYİ EMREDER
AYET: Nahl-90) (veitai zilgurba):”Muhakkak ki Allah akrabaya yardım etmeyi emreder.”( Kuran-ı kerim akrabalık bağlarını kesenlerin lanetleneceğini ve cehennemlik olacağını bildirir. Bu husustaki ayet-i kerime şudur.
AKRABALIK BAĞLARINI KESENLER İŞTE LANET ONLAR İÇİNDİR VE ONLARIN YURDU CEHENNEMDİR
AYET: (Rad-25) ”Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri, akrabalık bağlarını koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar. İşte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt cehennem onlarındır Başka bir ayeti kerimede ise
AYET: (Nisa-1)” Allahtan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Böylece Allah(cc) Ancak Allahtan korkmayanların akrabalık bağlarını koparabileceğini; Allahtan korkanların ise asla akrabalarla bağlarını koparamayacağını bize açıkça bildiriyor. Akrabaya iyilik yapmanın Allah(cc) katında ne kadar büyük önemi olduğunu şu ayeti kerimeden anlıyoruz. İşte ayet
AYET: (Nisa- 36) ”(Vebizilgurba)”Akrabaya iyilik edin.
AYET: (Bakara-215)” Allah(cc) için harcayacağınız şey, ana baba, akraba ve fakirler için olmalıdır.
Yine başka bir ayeti kerimede ise akrabaya hakkını vermemiz emrediliyor. İşte ayet.
AKRABAYA HAKKINI VER
AYET: (İsra -26)”Birde Akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Başka bir ayette ise şöyle buyrulur.
AYET: (Rum -38)”O halde sen akrabaya, yoksula ve yolda kalmışlara hakkını ver.
Sayın okurlarım dikkat ettiyseniz akrabaya hakkını ver buyuruyor rabbimiz. Demek ki akrabaya yardım etmek bir lütuf değil zaten yapman gereken bir vazife hakkı olana hakkını vermektir. Akrabaya yardım eden ona bir şey bağışlamış değildir. Onun hakkı olan şeyi ona vermiştir. Allah(cc) akrabaya yardım etmemeye yemin edenlerin bu yeminlerini bozmalarını gerektiğini. Yemin ettim diye akrabaya yardım etmekten kurtulamayacağını mutlaka yeminlerini bozup akrabaya yardım devam etmeleri gerektiğini, Bunu yapanların yani yeminin bozupta akrabaya yardım etmeye devam edenleri kendisinin affedeceğini bize bildiriyor. İşte Kuran-ı kerimdeki o ayet.
AKRABASINA YARDIM ETMEMEYE YEMİN EDEN ZENGİN YEMİNİNİ BOZAR VE AKRABASINA AFFEDER VE YARDIM EDERSE ALLAHTA ONU AFFEDER
AYET: (Nur22) ”İçinizdeki zenginler akrabaya yardım etmemeye yemin etmesinler. Yeminlerini bozsunlar; akrabalarının suçlarını affetsinler ki Allah’ta onları affeder ve bağışlar.
RIZGININ GENİŞLMESİNİ İSTEYEN AKRABASINI ZİYARET EDİP İYİLİKTE BULUNSUN
HADİS: ”Kim rızkında genişlik olmasını, ecelinin geciktirilmesini, sevip arzu ederse akrabasına ziyaret ve iyilikte bulunsun.(Buhari- Müslim-Riyazüssalihin-252)
Aman Allah’ım ne büyük lütuf biz her zaman rızkımızın darlığından, ve uzun ömür yaşayamamaktan şikayet etmez miyiz?
İşte cevabı bu hadis. Ey rızkının genişlemesini, ömrünün uzun olmasını dileyen kardeşim. İşte çözüm akrabanla ilişkini kesme ona iyilik et bu kadar basit. Basit diyorum ama şeytan ve nefis. En çokta akrabaların arasını bozar. Bugün etrafınıza bakın herkes akrabayla dargın. Ne bayramda ne seyranda bir kez olsun akrabanın kapısını açmaz olduk. Ondan sonrada niçin rızkım dar niçin? Geçim sıkıntısı çekiyorum diye şikayet ederiz. İşte çözüm. Şeytanını nefsini yen, akrabanla arandaki buzları erit. O senden kaçsa bile sen ondan kaçma görevini yap. Peygamberimiz(sav) Allaha ve ahirete imanın ancak akrabayı gözetmek ve kollamakla mümkün olacağını bize çok açık bildiriyor.
HADİS: ”Kim Allaha ve ahiret gününe inanıyorsa akrabalarını gözetsin.(Buhari-ilim-37) Müslim-Birr ve sıla-17-Riyazüssalihin-249)
AKRABASINA İYİLİK YAPTIĞI HALDE KÖTÜLÜK GÖRENE PEYGAMBERİMİZİN CEVABI
HADİS: Sahabeden biri peygamberimize gelerek akrabalarına iyilik yaptığını fakat onlardan kötülük gördüğünü Akrabalarına yanaştığını fakat onların kendisinden kaçtığını onlara güzel davrandığını fakat onların kendisine kaba ve sert davrandığını söyleyince Peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuştur.
HADİS: ” Eğer dediğin gibi davrandıysan Sanki sen onlara sıcak kül yedirmiş gibisin. Sen bu hal üzere devam ettikçe onlara karşı Allahtan gelen bir yardım. Daima seninle beraberdir. Buyurdu.(Müslim-Riyazüssalihin-251)
Peygamberimiz(sav) akrabaları ile ilişkiyi kesenlerin amellerinin(yaptığı hayır, iş, sadaka, ibadet) Allaha ulaşmayacağını bize bildiriyor. Peygamberimiz(sav) buyuruyor ki
HADİS: ”Her cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allaha arz olunur. Yalnız sılai rahim(Akraba ziyareti) de bulunmayanların amelleri kabul edilmez.(Ahmet. b. hambel-48-4) Yine şöyle buyuruyor.
HADİS: ”Akrabalık arşta asılıdır. Ve derki beni gözeteni Allah gözetsin. Beni terk edeni Allah terk etsin der. (Müslim Birr ve sıla-17) Belki de Peygamberimiz (sav) bu hususta en ağır hadisi şudur.
AKRABALIK BAĞLARINI KOPARAN ASLA CENNETE GİREMEZ
HADİS: ”Akrabalık bağlarını koparan kimse asla cennete giremez. Onun yeri narı cehennemdir.(Buhari- edep-11) Aman Allah’ım ne büyük tehdit ne korkunç son lütfen bu hadisleri defalarca düşüne düşüne okuyun.
Kuran-ı kerimden onlarca ayete ve Sahih hadislerden oluşan bu hadislere kulak kabartalım, kulaklarımızı ve gözlerimizi dört açalım. Sakın ha aman boş ver demeyelim. Bu ayet ve hadisleri asla aklımızdan çıkarmayalım. Akrabalarımızdan darbe yiyebiliriz. bize miras kalan mallarımızı zorla elimizden almış olabilirler, Bizi dövmüş , bize hakaret etmiş olabilirler. Her ne kötülük yapmış olurlarsa olsunlar. Akrabalarımızla ilişkimizi kesmemeliyiz. Çünkü ne ayetlerde nede hadisi şeriflerde akrabası kötü olan bundan muaftır denmiyor
Sayın okurlarım. Bize her türlü eza ve cefayı çektiren akrabalarımıza karşı hoşgörülü davranırsak kazanan biz oluruz hem dünyada hem ahirette kazanırız. Allah(cc) ve Peygamber(sav) yanında olan kimse elbette ki kazanır. Kaldı ki Elinizden miras malını zorla alanlar ki genelde kız kardeşlerin malına el konuyor. Üstelikte buna Kuran ayetleri alet ediliyor. Bu konuyu uzun uzun açıklamıştım. Merak edenler. ‘İslam da Nesh yoktur” adındaki siteme bakabilirler. ) Akrabalarının malına el koyanlar eninde sonunda ya kendileri ya da çocukları haklarını yedikleri akrabanın eline düşüyor. Allah(cc) onu hakkını yediği akrabaya muhtaç ediyor. O nedenle her ne olursa olsun akrabaların zulümlerine katlanalım. Kazançlı çıkalım. Allah’ın ve peygamberimizin müjdelerine kavuşalım. Elbette bunu yapmak zordur. Kolay olsa sana hem dünyayı hem ahireti verirler mi. Basit bir memur olmak için 20 yıl okuyorsun, yüzlerce kez sınava giriyorsun. Gece gündüz çalışıyorsun. Hem malından hem canından hem istirahatinden hem özgürlüğünden onca fedakarlık yapıyorsun da ancak memur olabiliyorsun. Elbette büyük ödüller büyük bedeller ödemeyi gerektirir. Peygamberimiz(sav)akrabaya verilen sadakanın iki kat daha büyük sevap olduğunu bakın nasıl buyuruyor.
AKRABAYA YAPILAN SADAKANIN SEVABI YABANCIYA GÖRE 2 KATTIR
HADİS: ”Yoksula yapılan sadaka 1 sadakadır. Akrabaya yapılan sadaka 2 katıdır. Biri sadaka sevabı İkincisi ise sıla-ı rahim sevabıdır.(Tirmizi-zekat-28) Peygamberimiz(sav) Akraba ziyaretinin(sıla-ı rahim) çok önemli olduğunu ama asıl önemli olanın sana gidip gelmeyen seninle arası açık olan akrabayı ziyaret etmek olduğunu bakın nasıl açıklıyor.
HADİS: ”İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi tam anlamıyla akrabasını görüp gözetlemiş olmaz. Hakiki sıla hakiki iyilik Kişinin kendisi ile ilişkisini kesen akrabasını ziyaret etmesi ve yardım etmesidir.(Buhari-Edep-15)
Akraba; Kan bağının, akrabalığın, ilişkilerinin önemini inkâr etmez. Bunları kabul ederek bağların güçlendirilmesini, ilişkilerin geliştirilmesini öngörür. Bu nedenle Kur'an'da müminler akrabalık bağlarının kesilmemesi konusunda uyarılır:
ALLAHTAN VE AKRABALIK BAĞLARINI KOPARMAKTAN SAKININ
AYET: (En-Nisa /1) "Allah'tan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının." Muhammed suresinde ise akrabaları ile bağlarını kesenler şiddetle uyarılır ve akrabalık bağının kesilmesi münafıklık alameti olarak gösterilir ve şöyle buyurulur:
AYET: ." (Muhammed suresi / 22-23)"Demek iş başına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, akrabalık bağlarını koparacaksınız öyle mi? Onlar Allah'ın lânetleyip sağırlaştırdığı, gözlerini kör ettiği kimselerdir
AYET: (el-Hucurat /10) Kur'an'a göre müminler kardeştirler ama akrabalar birbirine daha da yakındır:
AYET: (el-Enfal/75)"Rahim sahipleri (kan akrabaları) Allah'ın kitabına göre birbirine daha yakındırlar".
AYET: (el Ahzab/6)"Rahim sahipleri (anne tarafından akrabalar) da Allah'ın kitabında birbirlerine öteki müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar" Bu nedenle birbirlerinin mirası hakkında öncelikle hak sahibidirler. Ancak bunun dışında da akrabaların gözetilmesi, onlara yardım edilmesi gerekir:
AYET: (en-Nur, 24/22) "Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder."
AYET: (en-Nahl /90) "Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler."
KİM RIZGININ GENŞLEMESİNİ ECELİNİN GECİKMESİNİ İSTİYORSA AKRABASINA İYİLİK ETSİN
HADİS:''Kim rızgında genişlik olmasını ,ecelinin geciktirilmesini, sevip arzu ederse akrabasına ziyaret ve iyilikte bulunsun.(BUhari- Müslim-Riyazüssalihin-252) Aman allahım ne büyük lutuf biz herzaman rızgımızın darlığından, ve uzun ömür yaşayamamaktan şikayet etmezmiyiz. işte cevabı bu hadis. Ey rızgının genişlemesini, ömrünün uzun olmasını dileyen kardeşim. İşte çözüm akrabanla ilişkini kesme ona iyiylik et bu kadar basit. Basit diyorum ama şeytan ve nefis. en çokta akrabaların arasını bozar. Bugünetrafınıza bakın herkes akrabayla dargın. Ne bayramda ne seyranda bir kez olsun akranbanın kapısını açmaz olduk. Ondan sonrada niçin rızgım dar niçin? geçim sıkıntısı çekiyorum diye şikayet ederiz. işte çözüm. şeytanını nefsini yen akrabanla arandaki buzları erit. o senden kaçsa bile sen ondan kaçme görevini yap.Peygamberimiz(sav) Allaha ve ahirete imanın ancak akrabayı gözetmek ve kollamakla mümkün olacağını bize çok açık bildiriyor.
HADİS.:''Kim Allaha ve ahiret gününe inanıyorsa akrabalarını gözetsin.(buhari-ilim-37) Müslim-Birr ve sıla-17-Riyazüssalihin-249) Sahabiden biri peygamberimize gelerek akrabalarına iyiylik yaptığını fakat onlardan kötülük gördüğünü Akrabalarına yanaştığını fakat onların kendisinden kaçtığını onlara güzel davrandığını fakat onların kendisine kaba vesert davrandığını söyleyince peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuştur.
HADİS:'' Eğer dediğin gibi davrandıysan Sanki sen onlara sıcak kül yedirmiş gibisin. Sen bu hal üzere devam ettikçe onlara karşı Allahtan gelen bir yardım. daima seninle beraberdir. Buyurdu.(müslim-Riyazüssalihin-251) Daha azını gör
HADİS: Rahim (akrabalık bağı) Rahman'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." (Kaynak: Tirmizi, Birr 16, (1925); Ebu Davud, Edeb 66, (4941) Ravi (r.a.): Abdullah İbnu Amr İbni'l-As)
HADİS: Resulüllah (sav) buyurdular ki: "Nesebinizden sıla-i rahm yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır." (Kaynak: Tirmizi, Birr 49, (1980) Ravi (r.a.): Ebu Hüreyre)
HADİS: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Fakirlere yapılan tasadduk bir sadakadır, ama zi-rahm'a (yani akrabaya) yapılan ikidir; Biri sıla-i rahim, diğeri sadaka." (Kaynak: Nesai, Zekat 82, (5, 92); Tirmizi, Zekat 26, (658); İbnu Mace, Zekat28, (1844) Ravi (r.a.): Selman İbnu Amir)
Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş; zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Allah'ın bu emrine uymayanlar, ayette geçen ifadeyle "şeytanın adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmiş ve açıkça Allah'ın haram kıldığı bir tutum içerisine girmişlerdir. Kuran'da bu konudaki birçok ayetten bazıları şöyledir:
AYET:'' Allah(cc) için harcayacağınız şey .ana baba , akraba ve fakirler için olmalıdır.(Bakara-215)
Yine başka bir ayti kerimede ise akrabaya hakkını vermemiz emrediliyor. İşte ayet.
AYET:''Birda Akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver.(İsra -26) Başka bir ayette ise şöyel buyrulur.
AYET:''O halde sen akrabaya ,yoksula ve yolda kalmışlara hakkını ver. (Rum -38)
Sayın okurlarım dikkat ettiyseniz akrabaya hakkını ver buyuruyor rabbimiz. Demekki akrabaya yardım etmek bir lutuf değil zaten yapman gereken bir vazife hakkı olana hakkını vermektir.Akrabaya yardım eden ona birşey bağışlamış değildir. Onun hakkı olan şeyi ona vermiştir. Allah(cc) akrabaya yardım etmemeye yemin edenlerin bu yeminlerini bozmalarını gerektiğini. Yemin ettim diye akrabaya yardım etmekten kurtulamayacağını mutalaka yeminlerini bozup akarabaya yardım devam etmeleri gerektiğini, Bunu yapanların yani yeminin bozupta akrabaya yardım etmeye devam edenleri kendisinin affedeceğini bize bildiriyor.İşte kuran-ı kerimdeki o ayet.
AYET:''İçinizdeki zenginler akrabaya yardım etmemeye yemin etmesinler. Yeminlerini bozsunlar.akrabalarının suçlarını affetsinlerki Allahta onları affeder ve bağışlar.(Nur-22) AYET: (Rad,13/25)"Allah'ın ahdini, O'na söz verdikten sonra bozanlara, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği (akrabalık bağlarını) koparanlara ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlara gelince, işte lânet onlaradır. Kötü yurt cehennem de onlaradır."
AYET: (Bakara Suresi,2/ 60)" Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için yalnız azıp yeryüzünde fesat çıkarmayın"
AYET: (Araf Suresi, 56) "Yeryüzü düzene girdikten sonra bozgunculuk yapmayın. Allah'a azabından korkarak, lütfunu umarak dua edin. Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır." Resûlullah efendimiz, Müddessir suresinin nazil olmasıyla, insanları İslam dinine davete başlamıştı. Bu daveti gizli yapıyordu. Bir müddet sonra da:
AYET: (Şuara suresi: 214) "Yakın akrabanı Allahü teâla'nın azabı ile korkutarak, onları hak dine çağır" mealindeki ayet-i kerime nazil oldu. Bunun üzerine Muhammed (SAV) akrabalarını dine davet etmek için Hazret-i Ali'yi gönderdi ve hepsini Ebu Talib'in evine çağırdı ve onları hak dine çağırdı.
İslâmiyet gerek İslam'a davet konusunda, gerek iyiliği emir ve tavsiye konusunda gerekse yardımlaşma ve dayanışma konusunda hep yakından uzağa ilkesini takip etmiştir.
Sayın okurlarım bu konuda ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır. Binlerce hadisi şerif ve onlarca ayet mevcuttur. Ancak şu ayet meali ile son vermek istiyorum. Allah (cc) kuran-ı kerimde buyuruyor ki.
AYET: (Muhammet-22-23) ”Demek idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız. Hemen yeryüzünde fesat çıkaracak, akrabalık bağlarını bile kesip koparacaksınız. Öylemi. Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuşta, duygularını almış, gözlerini kör etmiştir.(cehennem onları beklemektedir.)’’ Allah(cc) bizi böyle akrabaların şerrinden muhafaza eylesin. Bizleri akrabalarının zulmüne katlanmak için sabır ihsan etsin. bizleri şeytanın ve nefsin şerrinden muhafaza eylesin. AMİN

13 Haziran 2026 Cumartesi

İSLAMDA KISAS

 https://www.youtube.com/watch?v=s-csF_SKAbA

İSLAMDA KISAS
YAKILARAK ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISAS İSTERSE,
ÖLDÜREN CANİ YAKILMAK SURETİYLE KISAS UYGULANIR
EĞER VELİ DİYET İSTERSE DİYET UYGULANIR
EĞER VELİ AFFEDERSE ADALET GEREKLİ CEZAYI VERİR
ADALET KARARINI VERDİKTEN SONRA HERKES UYMAK ZORUNDADIR
Kıymetli okurlarım malum vahşetten sonra birçok kardeşim bu caninin şeran dünyevi cezası nedir? Diye merak etmeleri ve bize yoğun soru sormaları üzerine bu makale hazırlanmıştır. Şunu lütfen aklınızdan çıkarmayınız, biz asla alim ve fetva veren değiliz, sadece araştırmacıyız. Ayeti kerimeleri, hadis-i şerifleri, alimlerin görüşlerini bir araya toplar makale haline getiririz. Kul olmamız hasebiyle her an yanlış ve hata yapmamız mümkündür. Değil benim gibi cahil Kur’an’ın ve onun yorumu, açıklaması olan Peygamberimize ait olan hadis-i şerifler hariç hiç kimsenin söylediği % 100 doğru olamaz. Her zaman hata ihtimali vardır. En doğrusunu daima Allah(cc) bilir.
ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ İSTERSE KIYAS İSTER, İSTERSE DİYET İSTER, İSTERSE DE AFFEDER KARAR VE UYGULAMA İSE ADALETE AİTTİRSayın okurlarım aşağıdaki ayetlerden açıkça anlaşılacağı gibi haksız yere öldürülen kişinin velisine yetki verilmiştir. Ancak velinin adaleti gözetmesi de istenmiştir.
KISAS HAKKIINDAKİ AYETLER
AYET:(İsra-33 )’’Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.’’
KARAR VERİLDİKTEN SONRA ÖLDÜRÜLENİN YAKINI KARARA RAZI OLMALIDIR
Sayın okurlarım aşağıdaki ayette(Bakara-178) karar alındıktan ve uygulandıktan sonra ölenin velisi kararla yetinmeyip mesela kısas kararı verilmesine rağmen hayır bir değil iki veya daha fazla kişiyi öldürmeye kalkarsa, veya diyet kararına razı olup diyeti aldıktan sonra kan davası güdüp öldürenin yakınlarından birini öldürürse çok büyük azaba uğratılacağı yani cehenneme sokulacağı açıkça belirtilmiştir. Haklı iken haksız duruma düşülmemeli.
AYET:(Bakara-178 )’’Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azap vardır.’’
AYET: (Bakara-179 )’’ Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz.
AYET: (Maide- 45)’’ Ve onlar için Tevrat'ta şöyle hüküm koyduk. Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda o yaranın benzeri bir karşılık vardır. Ama kim bu kısas hakkından vazgeçerse, bu geçmiş günahlarının ve kusurlarının yaradan tarafından bağışlanmasına neden olacaktır. Allah'ın vahy ettiğine göre hüküm vermeyenler, yaratılış gaye ve maksadına aykırı davranan zalimlerdir.’’
AYET: (Bakara- 194)’’ Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.’’
AYET: (Nahl- 126)’’ Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.’’
AYET: (Şura-40)’’ Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.’’
Sayın okurlarım yukarıdaki ayetlerde (Bakara- 194), (Nahl- 126) (Şura-40) Allah(cc) suçun cezasının aynı olması gerektiği, aşırıya gitmemek gerektiği, sabredilirse, affedilirse, barışılırsa bunu karşılığının Allah(cc) tarafından bizzat verileceği müjdeleniyor.
Sayın okurlarım (Nisa-92) ayet yanlışlıkla mümini öldürmenin dünyevi cezasını bildirmektedir. Merak eden kardeşlerim bakabilir.
KISAS KONUSUNDAKİ HADİS-İ ŞERİFLER
HADİS: "Resulullah(sav) buyurdular ki:
"Kim haksız yere, âmden (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir:
- Ya kısas ister.
- Ya affeder.
- Yahut diyet alır.
Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa alinden tutun (mâni olun)!"
Sonra Resûlullah (sav) şu âyeti tilavet buyurdu. (Mealen): "Kim bundan sonra tecavüz ederse ona elîm bir azab vardır" (Bakara 179)
Ebu Dâvud, Diyat 3, (4496), 4, (4504); Tirmizi, Diyât 13, (1406)
HADİS: "Resûlullah (sav) buyurdular ki:
"Kim mü'min bir kimseyi (âmden) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mâni olursa Allah'ın lânet ve gadabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nâfile hiçbir hayrını kabul etmez."
Rezin tahric etmiştir. Bu manada rivayet Sünenler'in bir kısmında gelmiştir: Ebu Dâvud, Diyât 17, (4539, 4540, 4541); Nesâi, Kasâme 29, (8, 40).
HADİS: "Resûlullah (sav) buyurdular ki:
"Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesinin (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız."
Ebu Dâvud, Diyat 7, (4515, 4516, 4517, 4518); Tirmizi, Diyat 18, (1414); Nesai, Kasame 9, (8, 21).
Nesai'nin rivayetinde şu ziyade var: "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz."
4 MEZHEBE GÖRE KISASIN UYGULANMA DURUMU
Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre, öldürülenin velisi ya kısas ister, ya da affeder. Veli, suçlu ile diyet üzerine anlaşmazdan önce kısas hakkından vazgeçerse, diyet isteme hakkı da kendiliğinden düşmüş olur.
İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise; velî seçimlik hakka sahiptir. Ya kısas uygulanmasını ister, ya da kısası affeder ve diyet alır.
HADİS: Affetmenin anlamı kısasın diyete dönüşmesi demektir ve bu, suçu işleyenin rızâsına da bağlı değildir (el-kâsânî, bedâyiu’s sanâyi’, vii, 241; eş-şevkanî, neylü’l-evtâr, vii, 7 vd.; Hayreddin karaman, mukayeseli islâm hukuku, istanbul 1986, i, 136, 137 ayrıca diyet için bakınız: ibn âbidîn, reddü’l-muhtâr, mısır 1307, v, 504; el-meydânî, el-lübâb, kahire 1374)
Değerli okurlarım görüldüğü gibi islamda bir yanağına vurulursa öbür yanağını çevir mantığı yoktur. Bugün İnsan hakları beyannamesinde olduğu gibi sadece öldürenin değil. Hem öldürenin hem de öldürülenin hakkı korunmaktadır. Karar sadece adalete veya sadece öldürülenin velisine değil. Her ikisine birden bırakılmıştır. Çünkü öldürülenin velisinin acısı, adaletin ise kamu sorumluluğu vardır. Her ikisi de gözetilmezse anarşi olur. Ölenin velisi kararı kendisi uygulayamaz, mutlaka hakime başvurmak zorundadır. Hakim karar verdikten sonra herkes uymak zorundadır.
Değerli okurlarım Yukarıdaki kısasla ilgili ayet ve hadis-i şeriflerden şunu anlamak mümkün değil midir.?
YAKILARAK ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISAS İSTERSE,
ÖLDÜREN CANİ YAKILMAK SURETİYLE KISAS UYGULANIR
EĞER VELİ DİYET İSTERSE DİYET UYGULANIR
EĞER VELİ AFFEDERSE ADALET GEREKLİ CEZAYI VERİR
ADALET KARARINI VERDİKTEN SONRA HERKES UYMAK ZORUNDADIR

İSLAMDA CİN

https://www.youtube.com/watch?v=46aTWT2vMBw
https://www.youtube.com/watch?v=OqxgWBUz-2M
İSLAMDA CİN
Sözlükte “örtmek, örtünmek, gizli kalmak” anlamındaki cenn kökünden türeyen bir isim olup tekili olan cinnî “örtülü ve gizli şey” mânasına gelir. Terim olarak “duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kâfir gruplarından oluşan varlık türü” anlamına gelir. Cinlerin atalarına cân adı verilir. Gūl, ifrit gibi çeşitli türlerden oluştuğu kabul edilen cinler eski Araplar’da bazan hin kelimesiyle ifade edilmiştir. Farsça’da cin karşılığında perî ve dîv kelimeleri kullanılır.
İnsanlar, ilk olarak, topraktan yaratıldığı gibi, cin de, alevden yaratıldı. Cin de, erkek ve dişi olur. Evlenmeleri, evleri, yemeleri, içmeleri, üremeleri, ölmeleri hakkında ve Muhammed aleyhisselâmın onlara da Peygamber olduğu, Kur’ân-ı kerimi dinledikleri, ibadet ettikleri, sadaka verdikleri, iyi işlerine sevap verildiği, cin kafirlerinin Cehenneme gireceği, müminlerinin Cennete gireceği ve Cennette Allahü teâlâyı görecekleri, çeşitli kitaplarda yazılıdır.
Cinnilerin insan âlimlerine sual sorup fetva aldıklarını, insanlara vaaz etmelerini, insanlara şiir söyleyip insanların işitmesini, insanlara, hastalık tedavisi, ilaç öğrettiklerini, insandan korktuklarını, insanlara itaat ettiklerini bildiren, âlimlerimizin çeşitli yazıları vardır. Bu kitaplar, cinnin varlığını göstermektedir. Cinnilerin insanlara olan zararlarına karşı tedbir alınması, cinnin zararına karşı korunulması, cinnilerin küçükleri yükseklerine itaat ettikleri, insanların iyiliklerine karşı iyilik yaptıkları, kötülüğe karşı kötülük ve zarar yaptıkları, cinnin insanlarla alay ettikleri, cinnin insan gibi, nazarları değeceği, bilhassa Ramazan ayında azdıkları, cinnin insanlarla ibadet ettikleri, Server-i âlem efendimizin Ümm-i Mabedin çadırında misafir olduğunu Mekke ahalisine haber vermeleri, Ümm-i Mabedin Müslüman olduğunu haber vermeleri, Bedir muharebesini haber vermeleri, geçmiş şeyleri cinden sormanın caiz olduğu, ileride olacak şeyleri sormanın caiz olmadığı, müezzinlerin ezanlarına, kıyamette, cinnilerin şahit olacakları, hazret-i Ömer vefat ettiği zaman, mersiye okudukları, hazret-i Osman şehit olunca, ağlayıp inledikleri, hazret-i Alinin şehit olduğunu haber verdikleri, hazret-i Hüseyin şehit olunca ağlayıp, bağırdıkları ve başka Sahabiler şehit olunca bildirdikleri, Ömer bin Abdül'azîz hazretlerinin vefatını haber verdikleri, İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe ve İmâm-ı Şâfi hazretlerinin vefatlarında ağladıkları, cinnin insan kalbine vesvese getirdiği ve daha pek çok meşhur hadise ve işler kıymetli kitaplarda yazılıdır. Bunların hepsi, cinnin varlığını göstermektedir.
Cinler, çeşitli şekillere girebilecek kabiliyettedir. Müslümanları ve kâfirleri vardır. Dine uymakla mükelleftirler. Varlıkları, Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerle sabittir. İnkâr eden kâfir olur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.) [Zariyat 56]
(Cehennemi insan ve cinlerle dolduracağım.) [Hud 119, Secde 13]
(Hani, cinnilerden bir grubu, Kur'an-ı kerimi dinlemek üzere sana sevk etmiştik.) [Ahkaf 29]
İbni Mesud hazretleri bildiriyor:
(Bir gece Resulullah, bizimle beraberken aramızdan kayboldu. Her yeri aradık, bulamadık. O geceyi endişe içinde geçirdik. Sabah olunca, Hira tarafından gelirken gördük. “Ya Resulallah, sizi aradık” dedik. (Bana cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur'an-ı kerim okudum) buyurdu.) (Tefsir-i Kurtubi)
Bir hadis-i şerifte de, (Ezan okurken sesini yükselt! Çünkü, ezan okuyanın sesini işiten bütün insan ve cinler, Kıyamette ona şahitlik ederler) buyuruldu. (Buhari)
Cinler hakkındaki kaviller
Cinlerin kâfirleri, bütün âlimlere göre, Cehenneme gidecektir. Mümin cinler hakkında ise, değişik kaviller vardır:
1- İnsanlar gibi muamele görecektir.
2- Cehenneme girmeyecek, fakat toprak olacaktır.
3- Cennetin “Rabad” denilen yerindedir. Dünyadakinin tersine; insanlar onları gördüğü halde, onlar insanları göremeyecektir. Cinler defalarca Peygamber efendimizin huzuru şeriflerine gelip kendisini dinlemişlerdir. Resulullah onlara, Rahman suresini tebliğ niyetiyle okumuştur.
(Ey insanlar ve cinler, Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz) ifadesi bulunan âyet-i kerimeden sonra, (Rabbimizin hiçbir nimetini inkâr etmeyiz, ey Rabbimiz sana hamd olsun) demişlerdi.
Bu sure, onların da dini emir ve yasaklarla mükellef olduğuna delalet eder. Çünkü bu sure, “Sekaleyn”e [insan ve cinne] hitap etmektedir.
Kur'an-ı kerim âyetleri ve hadis-i şerifler; onların da, mükafat ve ceza için haşr edileceklerine delalet etmekte, müminlerinin Cennete, kâfirlerinin de Cehenneme gidecekleri anlaşılmaktadır.
İmam-ı Buhari buyuruyor ki:
Cin suresinin (Hakikaten biz, hidayet rehberi olan Kur'an-ı kerimi dinleyince, Ona iman ettik. Rabbine iman eden, bahstan ve rehaktan korkmaz) mealindeki 13. âyet-i kerimesindeki bahs, mükafatın eksik verilmesi; rehak da hak etmediği cezayı görmek, demektir. Bu âyet-i kerime, onların iyiliklerine karşılık mükafatlarının eksiksiz verileceğine ve günahlarına karşı fazladan ceza görmeyeceklerine delalet eder. (Avn-ül-mürid)
İSLAMDA CİN Muhterem müminler aşağıda görüleceği gibi cinler hakkında Kuranı kerimde birçok ayeti vardır. Hatta Cin suresi vardır. Bu ayetlerden anlıyoruz ki
CİN: Gizlenmek, gizli kalmak, gözle görülmeyen gizli kuvvetler. Anlamlarına gelir.
CİNLERİN VARLIĞI KURAN VE SÜNNETLE SABİTTİR
AYET: (Ahkaf 29-32)’’ Şu vakti de hatırla ki cinlerden bir kısmını Kuran dinlesinler diye sana sevk etmiştik. Onlar Kuran dinlemeye hazır olunca birbirlerine susun dinleyin dediler.''
AYET:(Zariyat-56)’’ Ben cinleri insanları bana ibadet etsinler diye yarattım. ''CİNLER YERYÜZÜNDE BULUNURLAR
AYET:( Cin- 7)’’ Doğrusu bir takım insanlar. Cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını arttırırlardı.
CİNLERİN MÜMİN VE KAFİRLERİ VARDIR
AYET:(Cin- 13) ‘’ Doğrusu biz cinler o hidayet rehberi olan Allah’ın peygamberini dinlediğimizde hemen ona inandık. Her kim bu suretle Rabbine iman ederse o ne hakkı eksiltmekten ne de zulme uğramaktan korkmaz.
CİNLERİ İNKAR ETMEK KURANIN AYETLERİNİ İNKAR ETMEKTİR
AYET: ( Cin 1- 2 )‘’ Ey Muhammet de ki cinlerden bir topluluğun Kuranı dinlediği bana vahyedildi. Onlar şöyle demişlerdir. Doğrusu biz doğru yola götüren, hayrete düşüren, bir Kuran dinledikte ona inandık. Biz Rabbimize ortak koşmayacağız.
PEYGAMBERİMİZ CİNLEREDE PEYGAMBER OLARAK GELMİŞTİR
AYET:(Enam- 130)’’ Ey cin ve insan topluluğu size içinizden ayetlerimi anlatan ve şu kıyamet gününün geleceğini haber verip sizi korkutan peygamber gelmedi mi?
CİNLER GAYBI (GELECEĞİ)BİLMEZLER
AYET:( Sebe-14)’’ Cinler gaybı bilemezler’’
AYET:(Şuara- 212)’’ Şüphe yok ki onlar meleklerin sözünü işitmekten kati surette yasaklanmışlardır.
CİNLER TOPRAKTAN DEĞİL ATEŞTEN YARATILMIŞTIR
AYET:(Hicr-27)’’ Cinleri daha önce çok zehirli ateşten yarattık.
CİNLERİN İNSANLARDAN FARKI
1- Cinler insanlardan önce yaratılmıştır.
2- Cinler zehirli ateş(ateşin alevi) den yaratılmıştır.
3- Cinler gözle görülmez varlıklardır.
4- Cinler ışık hızıyla hareket etme kabiliyetine sahiptirler.
5- Cinler olayları hemen öğrenir. Habere anında ulaşır.
6- Cinler bir şeyi bir yerden bir yere anında ulaştırır(ışık hızıyla)
7- Cinler çok ağır işleri, çok kısa zamanda bitirebilme kabiliyetine sahiptirler.
8- Cinlerin gecesi gündüz gündüzü ise gecedir. Gece ayaktadırlar, gündüz dinlenirler,
9- Cinler için Kaybolan bir şeyi bulmak çok kolaydır.
10- Cinler binlerce yıl yaşayabilirler.
11- Cinlerin yiyeceği her şeydir. Katı, sıvı, gaz, ne olursa yiyebilirler.
CİNLERLE İNSANLARIN BENZER ÖZELLİKLERİ
1- Cinlerinde insanlar gibi inananı ve kafiri vardır.
2- Cinlerde insanlar gibi yemek yer.
3- Cinlerde insanlar gibi giyinirler.
4- Cinlerde insanlar gibi evlenirler.
5- Cinlerde insanlar gibi çocuk sahibi olurlar.
6- Cinlerde insanlar gibi yaşlanırlar.
7- Cinlerde insanlar gibi erkek ve dişiden oluşurlar.
8- Cinlerde insanlar gibi duygulanır, ağlar, güler, sevinir, üzülür.
9- Cinlerin amirleri, memurları, kanunları, sosyal yaşamları, evleri, köyleri vardır.
10- Cinlerin insanlar gibi zengini, fakiri, sağlıklısı, hastası, engellisi vardır.
11- Cinlerde insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler.
12- Cinlerde insanlar gibi kendilerine ve insanlara zarar verebilirler
CİNLERİN İNSANLARDAN EN ÖNEMLİ FARKI GÖRÜNMEMELERİ VE IŞIK HIZIYLA HAREKET EDEBİLMELERİDİR.
CİNLERLE KARŞILAŞMAM
Arkadaşlar cinlerin varlığı Ayeti kerime ve hadisi şeriflerle sabittir. Cini inkar eden küfre girer, dinden çıkar. Videodaki olayları izledim bir iki tanesi hariç çoğu doğru. Cinlerle ilgili benim de hatıram var. Bu anlatmış olduğumun gerçek olduğuna Allaha yemin ederim. Bazı kardeşlerimiz cin lafını bile telaffuz etmiyorlar. Üç harfli diyorlar. Halbuki sakınılan göze çöp batarmış kendi başıma gelen olayı anlattıktan sonra cinlerden hala korkmadığımı sizlerin de korkmamanız gerektiğini anlatacağım olay doğduğum büyüdüğüm yerde meydana geldi.  Cumartesi- pazar günleri bir akrabamızın fabrikasında fırın bekçiliği yapıyorum. Gündüz 3 gece 3 evimizle fabrikanın arası 2 km yayan gidip geliyorum. Gece eve dönerken birileri çok uzaktan beni çağırıyor gibi geliyor bana hemen hemen her gece oluyor bu. Sağıma soluma bakıyorum arkama bakıyorum, hiç kimseyi göremiyorum. Kafama da takmıyorum. Herhalde bana öyle geliyor diye düşünüyorum. Bir gece yine fabrikadan çıktım eve geliyorum. Fabrikadan epeyce uzaklaştım. Canım sigara içmek istedi. Elimi cebime daldım baktım sigara var ama çakmak yok sigarayı elime aldım. Geri dönmeye üşendim. Bizim evle fabrikanın tam ortasında karakol var. Karakola yaklaşmıştım zaten nöbetçi askerden alırım diye düşündüm. Karakolun önüne geldim baktım nöbetçi yok. Eve de yaklaşık 1 km kamıştı neyse eve kadar sabretmeye karar verdim. Yoluma devam ettim. Bir baktım önümde iki adam gidiyor. Onları görünce hızlandım. İllaki birinde ateş vardır diye düşündüm. Arkalarından iyice yaklaştım. Sokak lambasının altına gelmişlerdi. Tam onlara sesleneceğim sırada bir de ne göreyim. İkisinin ayakları da ters Allah Allah dedim bunlar ayaklarını nasıl böyle ters çeviriyor. Bende çevireyim bari dedim, ama ayağımın biri dönüyor öteki dönmüyordu. O zaman kafamda şimşek çaktı hemen Bismillahirrahmanirrahim dedim . Adamlar önümden aniden kayboldu. İşte o zaman çok korktum eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum nefes nefese eve geldim. Rahmetli annem ne oldu neden kaçıyorsun dedi. Ona durumu anlattım. Oda oğlum onlar cindi eğer onlarla konuşsaydın seni çarpacaklardı cinlenecektin dedi. O zaman bana seslenenlerde onlar mı dedim evet dedi ne var kimsin desen seni çarparlardı dedi. Ama korkmana gerek yok senin elinde besmele gibi silah oldukça sana bir şey yapamazlar dedi. Ben o günden bu güne yani 40 senedir hiç korkmadım o zamanda devam ettim gece bekçiliğine bugünde asla korkmam. Çünkü silahım işe yaramıştı. Yine karşıma çıksalar o silahla onları gene yok edeceğimi biliyorum. Bir daha da böyle bir olayla karşılaşmadım.
  CİNLER NEDEN KORKAR NE OKUYUNCA KAÇARLAR
Cinler en çok neden korkar?
Demirden korkarlar. Besmele çekmek onları uzaklaştırır. (Besmele'den çekinmeleri İslam'ın etkisiyle gelmiş bir unsurdur.)
CİNLER BİZİ GÖREBİLİRMİ?
Cinler bizi görebilirler mi
1. Kur’an’da cinlerin insanları gördüğü, insanların ise cinleri görmeyeceği konusunda açık ifadeler vardır. Buna aykırı sahih bir hadisin olduğunu düşünemiyoruz. İlgili ayetin meali şöyledir:
AYET:  “Şüphesiz şeytan ve kabilesi (cinler), sizin kendilerini görmeyeceğiniz yerlerden sizi görürler”(Araf Suresi, 7/27).
Mücahit, ve Taberi gibi alimlerin belirttiğine göre, ayette yer alan “şeytanın kabilesi”nden maksat cinlerdir. (bk. Taberî, ilgili ayetin tefsiri).
Fakat, vurgulanan husus, cinleri kendi hakikî şekillerinde görmeme olayıdır. Çünkü, cinler Allah’ın izniyle kılık değiştirip insan veya başka bir cisim şeklinde ortaya çıkabilir ve o şekilde görülebilir. Bu konuda Peygamberimiz (a.s.m)’in şeytanı gördüğüne dair rivayetler de vardır. Ve başka insanlar da onları bu hallerinde görmüşlerdir. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).
2. Sorudaki ifadelere rastlayamadık. Fakat, Hz. Ömer’in, üç defa bir cinnî ile güreşip onu yendiğine dair rivayetler vardır. (bk. Mecmau’z-Zevaid, 9/ 70-71). Bu da insanların cinleri yenebilecek güce sahip olduğunu göstermektedir.
BİR İNSANIN CİNLENDİĞİ NASIL ANLAŞILIR?
Bir insana cin musallat olduğu nasıl anlaşılır?
1- Uzun süre sağa sola döner, uyumaz. Ancak iyice dinlendikten sonra uyuyabilir.
Sebepsiz baş ağrıları.
ibadet etmekle ve Allah'ı zikirde zorlanma.
Beyin yorgunluğu.
Kasılma ve sinirlenme.
Tembellik.
Herhangi bir uzuvda, doktorların sebep bulamadığı bir ağrı veya sancı
CİNLERİN EVDE OLDUGUNU NASIL ANLARIZ
Bir kişinin bulunduğu ortamda cin olduğunu anlayabilmesi için hissedebileceği emareler çok açıktır. Bulunduğunuz yerde bir anda karaltılat geçmeye başlıyorsa, bir noktaya baktığınızda bile diğer noktadaki hareketlilik gözünüze çarpıyorsa, kulağına fısıltı halinde sesler geliyorsa, birinin nefes alıp verdiğini duyuyorsanız veya bulunduğunuz yer duvarları olan bir alansa ve duvarların simetrisini kaybettiğini fark ediyorsanız o an o ortamda bir cinin var olduğunu söylemek mümkün olmaktadır.

CİNLERİN ÇEŞİTLERİ VE GÖREVLERİ
Afarid
Şeytanın diğer cinlerden olan soyudur. "Afarid", çoğul halidir. Türkçesi "ifritler" olarak bilinir, fiziki olarak ve metafizik olarak güçlüdürler. Davet edilmeleri genelde ölümle bitmese de siz onu köle edeceğim derken o sizi köle edinebilir.
Amir
Amir, tenha ve doğal yerlerde yani dağ, ormanlık ve göllerde değil de tamamen insanların yaşadığı yerlerde bulunan cinlere denir.
Bu cinler, genellikle süflî cinlerdir. Yani İslam akaidi dışında yaşayan varlıklardır ve aşırı dini taassup yüzünden de özellikle Müslüman insanlara musallat olmaktadırlar.
Ammar
Bu tür cinler genelde evlerde yaşarlar. Bu tür cinnler, bir ev de hemen hemen evde yaşayan ailenin evde ki içki ile birlikte yenen yemekler de ve Allâh’ın adının anılmadığı yemeklerde ailenin yemeklerine katılır, nadiren evin niteliğine bağlı olarak hareket ederler.
Genelde insanlara yakın yaşarlar ne etliye ne sütlüye karışırlar fakat yine doğaları gereği insanı pek sevmezler, onları rahatsız etmedikçe veya zarar vermedikçe pek varlıklarını belli etmezler. Davetlere icabet etseler de çok yalan söylediklerinden davet edenin başına ilerde illaki bir iş gelir.
Bunların çoğu İnsanların meşruiyetine girmeyerek kendi hallerinde Allâh’ın adının anılmadığı yemek ve işlemlerde insanlara katılırlar, bazıları çocuklarla oynarlar, bazıları da ev halkından rahatsız olmaları sebebiyle geceleri gürültüler, takırtılar, hışırtılar yaparak ev halkını rahatsız edip kendilerine konak etmeye çalışırlar. Bunlara bazı insanlar gürültücü ruhlar diyerek zamanında ve günümüzde poltergeist adı altında ölmüşlerin ruhlarının orada hala yaşadığını düşünmüşlerdir.
Betr
İnsanları bağırmaya çağırmaya ve asabileştirmeye uğraşan bu şeytanın emeli de çok büyüktür. Asabileşen insan bir nebze şirazeden çıkmıştır, gözü hiç bir şey görmez ağzından çıkana kontrol sahibi olamaz. Konuşulan şeyler kalp kırma ile sonuçlanacak ki insanların arası kötü olsun bundan iblis zevk duysun isteğine kavuşsun.
Dasim
Dasim; yemek şeytanı insanın yediğinde, içtiğinde bulunur. Besmelesiz yenenlerden çalar ve yenenlere istifra ederek kirletir.bu şeytanın amacı faydalandığımız yiyeceklerden çalarak ziyana uğratmak ziyanda olan insanı psikolojik açıdan yıkmak. Maddiyatı olmayanın maneviyatı olmaz düşüncesine düşürüp itaat ve taattan alıkoyarak Rabbime ters düşürücü hallere sokmak.
Demon
Aslen İngilizce şeytanlar anlamına gelse de bu ırka ait belirli bir isim yoktur. Bunun en büyük sebebi demonlar insanlara kendilerini tanrı olarak göstermeleridir, spritualist satanizm vb. dinler de hala daha bu inanış hakimdir. Demon, davetlere kolay gelir ve kibardır ama isteklerine karşı çıkarsanız size cephe alabilir. En büyük kozu ikna gücüdür, isterse size görüntüler ve seslerle kandırabilir. Asla hadim olmazlar.
El Ebyaz
Peygamberlere ve velilere musallat olanlardır. Peygamberlere hiç bir şey yapamazlar Allah indinde korunmuşlardır. Resulullah efendimizin kıbali bile yasaklanmıştır, onun suretinde gözükemezler. Fakat alimlerin meclisinde bulunarak nifak yapmaya ve akıllarını karıştırmaya çok çalışmışlardır. Çoğu zamanda muzaffer olup alim meclislerini dağıtmışlardır. Her konuda muvaffak olmaya güçleri yeter.
Ervah
Ana rahminden itibaren cenine ve doğduğundan itibaren çocukluk sürecini geçirenlere musallat olan, onları ruhsal ve bedensel yönden menfi yönde etkilemeye çalışan cinlerdendir.
Sebepsiz yere çocuğu olmayan (doktorlar tarafından çocuklarının olmaması için hiçbir tıbbi sebebin bulunamadığı açıklanan) hanımlara musallat olan cinler, bu türdendir. Ana rahmine girip cenini boğarlar ya da daha ileriki yıllarda çocuğun düşmesine sebep olurlar. Eğer fizyolojik bir sebep yoksa, bu olaydan kurtulmak Allah’ın izni ile çok kolaydır.
Gûl
Ortadoğuda ortak bir motiftir. Vahşi, acımasız ruhları ve onların kötülüklerini anlatır.[6] Genelde bir bölge içinde göçebe yaşarlar, geçtikleri her bölgede tuhaf işler zuhur eder (filan bölgeye taş yağdı, şu bölgede uluma sesleri var vs.) Genelde korkunç görünürler ama bir bölgede ikamet ederlerse o bölgeye tuhaf bir bereket gelir ama gittiklerinde adeta her şeyi kuruturlar. Genellikle "gulyabani" diyerek efsanelerde anlatılan cadılar şeklinde görünen cinlerdendir. Korkunç görüntülere girerek insanları korkutur ve istediklerini almaya çalışırlar, bazen devasa görünürler.
Hanzep/Hanzap
Hanzep; namazda ve bütün yapılan ibadetlerde vesveseyi veren, yapılmasına bir türlü engel olmaya çalışan şeytandır.[7] Görevi çok büyüktür aldığı işlerde genelde muvaffak olur.yapılacak bütün hayır işlerde insanın içine vesvese vererek engeller insanın günaha girmesinden çok zevk duyar. Dikkat etmemiz lazımdır içimizden gelen her kötü his ve vesveseler bundandır, tek amacı insanı ibadetinden uzaklaştırıp Allahın yanında kulu lekeli ve kötü göstermektir. Yapılan ibadetlerde oldu mu olmadı mı diye vesveseyi dahi verip insanı kuşkuya düşürür.
İfrit
Cinlerin en güçlülerinden olan soyut varlıklardır.
İfrit; insanın bedenine girenlerdir ve savaş başlatıp istila edenlerdendir, genelde girdiği bedenin sahibini delirtir ve cürüm hale düşürür. En büyük ameli cinselliktir ele geçirdiği beden ile ilişkiye girer veledi zina türemesini sağlar. Besmelesiz yatan insanın eşi ile paylaşımda bulunur ve yuvasını bozar elde eder.
İfritler, tehlike sınıfında en üst düzeyde olan cinlerdir. Zarar verme yönünden ölümcül sonuçlar doğurur. Kişiye hastalık verebilir, gerekirse öldürebilirler. Ancak bu durum onlar için yasaklanmıştır.(Bu yasağa uymayan kabilelerde mevcuttur)
İfritlerin, alim kişilere olan haseti bilindiğinden, eski dönem alimlerin ifritlerden korunmak için çeşitli dua ve sembolleri üzerlerinde taşıdığı bilinir. İfritler, ormanın çok sık iç kesimlerinde ve derinliklerinde yaşarlar. Yaşadıkları bölgede vahşi hayvanların ve kuşların barınamadığı söylenir. Asla kendi bölgelerinden insanların yaşadıkları kalabalık yerlere gelmezler. İnsanların kılığına girmezler ve yakın tarihte bir musallat olayları da olmamıştır.
Lietli
Lietli cinleri adını dişi cinden almışlardır. Bu dişi lietli cin son derece akıllı ve olağan üstü vesvese verir. Lietli türleri genelde vadilerde ve yüksek yerlerde yaşar. İnsanlara olan musallatları güzel bir insan gibi görünüp kandırmaktan ibarettir. Aşırı derecede uyuşukluk ve kendini bilmezlik bir hantallık yaratır. Kişi o geldiğinde dış dünyadan kopar gibi davranır. Onlar şeytandan olmasalar da onun kadar yeteneklidir bu konuda.
Marid
Maridler cinlerin genelde soylu kısımlarındandır, en tehlikeli cin kısımlarındandır, ne şeytanla ne Allah’la işleri vardır, ateistik bir halde yaşarlar. İnsanlarla iletişime geçmeyi sevmedikleri gibi davet edilirlerse ölümle sonuçlanma ihtimali çok fazladır.
Tehlike sınıfında üst düzeyde olan bu cinler, asla ritüellere gelmezler. Ancak çok ilmi konuda üst düzeyde olan, ilim ve irfan sahibi kişilere görünür, konuşurlar. Ormanda genelde bataklık kenarlarında yaşarlar.. Vahşi hayvanların ve insanların kılığına girebilirler. asla kendi bölgelerinden insanların yaşadıkları kalabalık yerlere gelmezler. Zarar verme yetkileri yasaklanmıştır.
Marid, kontrol edicidir bütün şeytanları yönlendirir çok haşmetli ve tehlikelidir. hücuma geçtiği insanlarda nefsi ele geçirmeye çalışır. Çoğu zaman hep galip gelerek insanları Allah’ın huzurunda büyük günahlara sevk ve müptela eder. Bütün şeytanlar Allah’ın huzurundan kovalandıkları için insanoğlunun düşmanıdır.
Metun/Mesit
İnsanların duydukları ile uğraşır. Hak yolunda duyulan faydalı işleri ters yöne veya unutturmaya çalışır.unutulan veya yanlış anlaşılan bilgiler insanı uçuruma sokunca çok memnun olur. Yapılan işlerde duyum çok önemlidir yanlışa düşen insan Allahın huzurunda kötü hallere bürünür. Şeytanda amacına ulaşır. Ziyanda olan insandır
Musabbar
Bu cin türü genelde mağaralarda yaşarlar. Sarp ve kayalık bölgeleri tercih ederler. Boyları ortalama 90 santimdir. Şeytanilerden olmasa da insanları sevmeyen bir cin türü olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden de insanların çok nadir gittiği uzak dağlık alanlarda yaşarlar. Toprakta ki mineraller ve yosunlarla beslenirler. Kapıp kaçmak üzerine uzmandırlar. Hızlı ve toplu şekilde hareket ederler. Bir başka türle dalaşa girecekse asla bunu yanlız yapmazlar. Teke tek kavramı yoktur onlarda. Topluca saldırırlar. Aile bağları çok güçlüdür ve asla dağılmazlar.
Müsfer
Çogul adı müsferiş olan bu cin türü genel olarak tarlalar gibi kırsal ve incir ağaçlarında yaşarlar. Boyları 140 cm olan müsferler genelde iyi karakterlidir. Çok hızlı şekil değiştirebilir ve uzun süre o büründüğü şekilde kalabilirler. İnsanların en fazla seslerini duyabildiği bu cinler hayvan ve insan sesini kullanarak bu boyutta seslerini duyurabilirler. Öyleki bir gece kapınızın önünde yada çevrenizde konuşan insanlar duyabilir yada hayvan seslerini sezebilirsiniz. Baktığınızda göremediğiniz o noktada halen seslerini duymanız mümkün. İnsanlardan rahatsızlık duymazlar ve olağan üstü bir durum yoksa zararda vermezler. İncir ağaçlarına yaklaştığınızda destur çekmeniz daha hayırlı olur. Müsferler hünanist cin türlerindendir.
Şeytan
Şeytan aslen tek bir cindir, bazıları onu kabile sansa da o asla bir kabile değildir, bir önceki konuyu hatırlarsanız, Haris ismiyle başlayan yolculuğu hangi isimle bitmişti. Şu nokta’da önemlidir ki cinler nasıl bizlere isterse görünür istemezse görünmez, şeytanda aynı şekilde hem insan hemde cinlere isterse görünür isterse görünmez.
Velhan
Velhan; suyu , ateşi , yağı, bezi, ipliği vs gibi çok kullanılan günlük yaşantımızın parçası olmuş madde ve nesneleri çok kullandırır. Müsriflikle hem insanın maddiyatını hem de manevi yönden ziyanını sağlayarak zarar verdirir.tasarruf bilmeyen insana bol malzeme kullandıracak ki her yönden zarar gördürebilsin dikkatli olmamız lazımdır. Allah bize bolca yiyip içmemizi fakat asla müsriflik etmememizi öğütler.
Vesnan
Vesnan; uyku şeytanıdır. İnsanlar uykuya dalınca hemen esareti altına alarak bütün kötülüklere vakıf kılar. Rüyasını karıştırır kötü hallerle intiza ettirerek kulun aklını karıştırmaya çabalarlar. Çoğu insan görmüş olduğu kötü rüyalar sonucunda çok kez hataya düşmüşlerdir. Okuyup kendimizi koruma altına almadan uyku haline geçersek şeytanın oyuncağı oluruz.
Zellenbur
Zellenbur; esnafa ve ticaretle uğraşanlarla hep haşır neşir olur, bozuk mal ve kötü ticaret yaptırmaya çalışır. Nedeni ticaretle uğraşana hile yaptıracak ki her şeyle insanı ziyana sokabilsin . Kul hakkı ile rabbimizin huzurunda kurtuluşa kavuşamayalım düşüncesindedir.
CİN PADİŞAHLARI İSİM VE GÖREVLERİ
Pazartesi günü
Abdullah el-Hiyem
ibni Ehlim Mürre'dir (Müreh). Tacı vardır. Çadırı yündendir ve
yardımcılarının giyimi beyazdır. Müslüman olup adını Yusuf olarak
değiştirmiştir. Mekanı Mardin'in Musaybin ilçesi olup oranın sakini ve
kralıdır. 150 cm boyunda olup elleri, olduğundan daha uzun bir görüntüye
sahiptir. İki hizmetkârı da kendisine benzer. Şimşek hızına sahiptir.
Bu cin, Hz.Muhammed'in elleri arasında bu dini kabul eden cin
padişahıdır.
Salı
günü, Mihrez el-Ahmer'dir. Tacı, altındır ve çadırı
yündendir. Yardımcılarının giyimi, kırmızıdır. İblis'in çocuklarından
biridir. Kırmızı renkte ve insan görünümündedir. İnsanlara tasallut
ettiğinde (musallat olduğunda) burunlarından kan akıtır. Kuyuları
kurutur. Ateşten yatanların çoğuna halisünasyon gösterme yeteneğine
sahiptir.
Çarşamba
günü, Burkan'dır. Tacı vardır ve çadırı yündendir.
Yardımcılarının giyimi, sarıdır
Perşembe
günü, Şemharuş'tır (Şemhurış). Tacı vardır ve çadırı
yündendir. Yardımcılarının giyimi,.beyazdır. Çok bilge bir görüntüye
sahiptir. Görüntü itibariyle insana çok benzer. Görevi; altın, hazine
vs. işlere hakimlik yapmak ve bu işleri yönetmektir.
Cuma
günü Ebyab (Ebyed) ya da Zevba'dır (Zubea). Bunun iki adı
vardır. Tacı vardır ve çadırı yündendir. Yardımcılarının giyimi
yeşildir. Ay'ın etkisindeki cin padişahıdır. Her yanı beyazdır ve
ürkütücü bir şekli vardır. Soğukkanlı bir görünümdedir. Bilgin ve akıllı
cin liderlerinden biridir. Emrinde onlarca cin hizmetkârı bulunur. Aşk
ve iki şahsı birleştirme gücüne sahiptir. Görüntü olarak ihtişamlı bir
kral görümündedir. Davetlere hemen hemen hiç cevap vermez.
Cumartesi
günü,.Meymun Ebu Nuh'tur. Tacı vardır ve çadırı
yündendir. Yardımcılarının giyimi, siyahtır. Uranüs'ün yeryüzü cini de
diyebiliriz. Görünüm olarak yaşlıdır ve elinde bir asa ile dolaşır.
Çenesinde yedi kıl vardır. Genelde kuyu kenarları ve harabe yerlerde
dolaşır. Uçma özelliğine de sahiptir. Babasının adı, Deybac Afif'tir.Pazar
günü, Ebu Abdullah Müzheb'dir. Tacı vardır ve çadırı yündendir.
Yardımcılarının giyimi beyazdır
Bu 7 padişahların emrinde toplam 378 kabile vardır. Her bir padişaha 54
kabile düşüyor ve bu kabilelerin sayını yanız Allah-u Teâlâ bilir. Bu
padişahların hükmüne girmeyen 42 kabile daha vardır. Bunlar şeytânî ve
azgın cinlerdir. Taçı altın olan Mihrez el-Ahmer, bütün kabilelere
hükmedebilir.
Diğer Cin Padişahları:
Denaheş: Gezici cinlerdendir. Tayfasındaki cinler, hayal gösterme
(halisünasyon) ve insanların aklını çelme (vesvese) gücüne sahiptirler.
Hayallerde uzman olduğundan gerçek yüzünü gören hiç olmamıştır.
Fekacin Meğmet: Davetlerde en hızlı cinlerden biridir. Hemen
hemen tüm Arapça kitaplarda ondan bahsedilir.
Kemtemin: En korkunç cin krallarından biridir.Davetlerde
genellikle korkunç bir yüze sahiptir.
Mazerin: Arap Yarımadası'ndaki dört büyük cin kralından biridir.
Savaşçı bir görüntüsü vardır. Güçlü bir ordusu vardır ve bu kralı, bir
tabutu taşır gibi tahtını omuzlayan hizmetkârlarıyla davetlere katılır.
Se'nik: Çok güçlü bir cin kralıdır. İfritlerden oluşan bir ordusu
vardır. Diktatör bir yapıya sahip olduğu gibi, kontrol edilmesi zor bir
cindir. Mekanı, Arap ülkesindeki yarımadalardır. Tahtına oturmuş, soğul
ve orta yaşlardaki bir insan görümündedir.
Teykel: Arap yarımadasının en büyü dört cin padişahından biridir.
Çok güçlü bir cin ordusuna sahiptir. Emrinin altında dağlar kadar cin
vardır. Bu cin, okült sıralamadaki 4 kaba elementten meydana gelme olup,
çıplak gözle az da olsa yoğunlaşıp kişilere görülebilir. 
CİNLERİN EVLERİ NERELERDEDİR?
Cinler hamamlarda, mezarlıklarda, pis yerlerde, ahırlarda, çöplüklerde, ıssız yerlerde, duvar deliklerinde ve ağaç kovuklarında yaşarlar.
HADİS: BİLAL BİN EL-HARİS ‘ den rivayettir :
"Bir yolculuk sırasında Resulullah'la birlikte bir yerde konakladık, defi hacet için dışarıya çıktılar. Bende peşinden ibrik götürdüm. Yanına yaklaştığımda bazı insanların birbirleriyle kavga eder gibi, ağız dalaşı yaptıklarını gösteren sesler işittim. Hiç böyle ses işitmemiştim, sonra Resulullah geri döndüler, kendisine YA Resullullah ; senin yanında bazı erkeklerin kavga seslerini duydum. Ama ağzından konuşan kimseyi görmedim, dedim.
HADİS: Rasulullah (SAV) müslüman cinler ile müşrik cinler birbirleriyle kavga edip, çekiştiler, beni aralarına hakem tayin ettiler. Kendilerini bir yerlere yerleştirmemi istediler. Ben de müslüman olan cinleri köy ve dağlara, müşrik olan cinleri de, dağlarla denizler arasına yerleştirdim buyurdular.
HADİS:   Peygamber Efendimiz(SAV) buyurdular ki; " Bana Nusaybinli cinlerden bir grup geldi, iyi cinlerdi. Benden yiyecek istediler, bende Allah'a dua ettim. Rastladıkları kemik ve tezekler onların yiyecekleri olsun.”
CİNLER İNSANLAR GİBİ EVLENİR ÇOLUK SAHİBİ OLUR YER İÇERLER ONLARIN YEMESİ KOKU İLEDİR KOKLAYARAK DOYARLAR 
Cinlerin insanlar gibi sosyal hayatları vardır. Onların da düğünleri, şenlikleri, toplantıları, seminerleri, konferansları vardır. Üreyip çoğalırlar. Yerler, içerler. Fakat onların yeyip içmeleri, koku duyusuyladır. Nefsani olarak doyarlar. Ayrıca cinlerin para kuru soğan ve sarımsak kabuğudur. Bunlar kesinlikle yakılmayacaktır. Aksi halde cinlerin hışmına uğrarsınız, yani zarar görürsünüz
CİNLER NE YER NE İÇER
CİNLER KOKU İLE DOYAR SEVDİKLERİ KOKU PİŞMİŞ PİLAV KOKUSU,KEMİK ARTIĞI,ET KOKUSU, KAN,İRİN,HAYVAN PİSLİĞİ VVE SİGARA KOKUSU EN SEVDİLERİ KOKULARDIIR
Cinler ne yerler, ne içerler:
Onların beslenme şekilleri kokudur, enerji varlıklar oldukları için bizim gibi yemek yemezler. Pişmiş pilav kokusuna bayılırlar. Ayrıca kemik artığı et kokusu en sevdikleri kokulardır. 
HADİS: Kim sofraya oturduğunda “Besmele” çekmezse yemeğini kâfir cinlerle paylaşır. Peygamberimiz (S.A.V):: “Özellikle et yemeği yediğiniz zaman elerinizi mutlaka yıkayın, yoksa yağlı elleri yalarlar.” buyurmuşlardır. Sigara dumanını çok severler. Kâfir olanları, kan, irin, hayvan pisliği kokularını çok sever
NERELERDE YAŞAR HANGİ MEKANLARI SEVERLER
Nerelerde yaşarlar, hangi mekânları severler:
En çok mezarlıklarda yaşarlar, Harabe, ıssız yerleri severler, namaz kılınmayan evlerde, pis ve Kur'ân okunmayan evler mekânlarıdır. Çok pis insanları çok severler. Özellikle pis insanların kokularına bayılırlar. Peygamberimiz (S.A.V): “Her kim evine girerken ‘Bismillâh' demezse bilsin ki evine iblisle birlikte girer.” buyurmuştur. Kim yatağa besmelesiz girerse onunla birlikte yatarlar. Onlar da şöyle der: “Hem barınacak yer buldum, hem doyacak sofra buldum, hem de yatacak yatak buldum” . Herşeyin başı besmeledir. Evlerde en çok banyo ve tuvalette bulunurlar. Tuvalete girince özellikle Allah'ı hatırlatırlar. Mü'min cinler camilerde, mü'min evlerde barınırlar. Evlerde mü'min cinlerin bulunması iyidir. Çünkü onlar zülmanilere karşı koruma görevi yaparlar. Hamamlar, çöplükler, ağaç dipleri en çok barındıkları yerlerdir. Kâinatın her tarafı onlarla doludur, bütün evler onların mekânıdır. Müslüman kişilerin evinde müslüman cinler vardır. Kâfir kişilerin evinde kâfir cinler vardır. Nusaybin cinleri çok meşhurdur. İlk defa da müslüman olanlar Kâbe cinleridir.
CİNLER İNSAN BEDENİNE YERLEŞİRMİ?
İnsan bedeninde de barınırlar m: Kâfir cinler insan bedenini sahiplenirler. Bir insan bedenini sahiplendiler mi boğazda yalıya yerleşmiş gibi sevinirler. Orada çok rahat ederler. O kişinin ağzını, gözünü, beynini, kalbini kullanırlar. Çıkmak zorunda kalınca da, anne kucağından koparılıyormuş gibi bağırırlar.
CİNLER KAÇ YIL YAŞARLAR
Ömürleri ne kadardır :
Ömürleri çok uzundur. Sahâbe zamanından bugüne kadar yaşayan cinler vardır. 1000, 1500 sene ömürleri vardır.
CİNLER NASIL YAŞAR NASL ÖLÜRLER
Nasıl yaşarlar nasıl ölürler:
Evlenirler, çoluk çocuk sahibi olular, ölürler. Ticarî bir kaygıları yoktur. İnsan artıkları ile beslendikleri için çalışma gibi bir durumları yoktur. Eğlenirler, düğün yaparlar, konferanslar verirler. Çok güzel besteler yaparlar. Onların da canını Azrail (A.S). alır. Bizlerle birlikte cennet veya cehenneme gireceklerdir.
BÜTÜN HAYVANLAR VE  MÜSLÜMAN CİNLER ALLAHI ZİKREDER HAYVANLARIN CANINI AZRAİL ALMAZ ECELLERİNDEN ÖLÜRLER 
Hayvanların canını kim alır: Allah yarattığı hayvansal âlemi anadan doğduğu günden ecel gününe kadar sayısal bir zikir sayısı ile sınırlamıştır. O bittiği zaman otomatikman ölüm gerçekleşir. Bütün hayvanlar Allah'ı zikrederler. Cinler de öyledir.
KAFİR CİNLER İN EVİMİZE  GİRMEMESİ İÇİN NE YAPMALIDIR?
Evimize kafir cinlerin girmemesi için nelere dikkat etmeliyiz: Evlerimizin temiz olmasına çok dikkat etmemiz lâzım. Evimizde Kur'ân okunacak, zikir yapılacak, bunu da duvarlar duyacaktır. Mümkünse gülsuyu evin her tarafına sıkılacaktır. Bu kokuya dayanamaz, kaçarlar. Tuvalet ve banyolarda olabildiğince az kalmak lâzımdır. Orada da insanı oyalarlar, gusül aldım mı almadım mı diye evham verirler. Hiç bir şey yapamazlarsa vesvese ile insanı mutsuz ederler.
CİNLER KİMLERE MASALLAT OLUR NELERDEN HİÇ HOŞLANMAZLAR?
Kimlere musallat olurlar:
Özellikle kendi yolundakilerle uğraşmazlar; ama kendi yolundan biri Allah yoluna girerse ona çok musallat olurlar. Ümitsiz, mutsuz, korkak kimselerin zayıf bir anını kolaylayıp, çok rahat bedenlerine girip o bedeni kendi bedenleri gibi kullanırlar. Cinler nelerden hiç hoşlanmazlar: Kâfir cinler Yâsin'i, ezanı ve tekbiri hiç sevmezler. Bunu duydukları anda zangır zangır titrerler. Namaz anını hiç sevmezler, secde anında çok azap çekerler, çırpınırlar. Kur'ân okunan evleri hiç sevmezler. Çünkü o zaman Rahmâniler gelir. Rahmânilerin olduğu yerde zülmanîler barınamazlar. Allah sohbetine hiç dayanamaz ve hemen oradan kaçarlar
CİNLER BESMELE ÇEKEN ABDESTLİ OLANDAN KAÇARLAR
Cinlerden korunma yolu nelerdir: En önemlisi koruma kalkanının altına girmektir. Allah'ın başlarının üzerine emrinden bir ruh yerleştirdiklerinin içine hiçbir cin girip onu sahiplenemez. Her zaman abdestli dolaşmak lâzımdır. Her zaman “Besmele” çekmeyi alışkanlık haline getirmemiz lâzımdır.
CİNLER İNSANLARLA EVLENİRMİ ÇOCUKLARI OLURMU EVET
Cin âlemindekilerle evli olanlar var mıdır: Eğer bir insan gece yarısı kan ter içinde uyanıyorsa, çok yorgun ve bitkin ise bu, o insanın o âlemden birisi ile evli olduğuna işarettir. Eğer cinler âleminden bir kadın bizim âlemden bir erkek ile evliyse ve bu durumu kabul etmişse o erkeğin hayatı boyunca o cinden kurtulması imkânsızdır. O kişiye her türlü kötülüğü yaparlar, dünyasını karartırlar.
CİNLİ OLANIN BİR  İNSANIN CİNİ ÇIKARTILABLİRMİ? EVET
Kimler insanı cinlerden kurtarabilir, cini vücuttan çıkartabilir:
Bu tedaviyi yapabilen kişi, mutlaka havas ilmine vakıf, Allah'tan nusret, bağlı olduğu mürşidinden himmet alan bir kişi olmalıdır. Ses ve görüntü alabilmelidir (Gönül gözü, gönül kulağı açık olmalıdır). Mürşidi ile rabıtalı olmalıdır. Mürşidinin “başla” sesini duyup tedaviye öyle başlayacak bir kişi gerçek anlamda manevî tedavi yapabilir.
KİŞİ CİNLENDİĞİNİ NASIIL ANLAR
Kişi, kendi içinde cin olup olmadığını nasıl anlayabilir: Sabahları çok zor uyanıyorsa, namazlarda çok vesvese oluyorsa, abdest anında akla hayale gelmeyen vesveseler geliyorsa, eşiyle çok şiddetli geçimsizliği varsa, eşinin yüzünü bir anda değişik görüyorsa, gözleri kan çanağı gibi kırmızıysa, sol kolda uyuşmalar oluyorsa, bunlar bariz belirtilerdir. Eğer gece geç vakitlerde yorgun uyanıyorsa, banyoda, tuvalette çok uzun kalıyorsa, ani sinirlenmeleri varsa, yatakta çok sağa sola dönüyorsa, uykuda dişlerini gıcırdatıyorsa, eşine karşı sebepsiz soğuksa, bir anda kendini kaybediyorsa, bir anda kramp şeklinde ağrı giriyorsa, bir anda uyku basıyorsa, iki ayrı insan gibi farklı kişilikler sergiliyorsa, mutlak surette bu o kişinin bedenin içinde cin olduğunu gösterir.
CİNLERİ EVDEN UZAK TUTMAK İÇİN NE OKUNUR
Cinleri evimizden uzak tutmak için ne yapmamız lâzım: Şu âyetin sıkça okunması lâzımdır: “La ilahe illâlahû vahdehu la şerike lehul mülkü şerike hamdü ve hüve âla küllü şey in kadir”. Bu âyet günde 100 defa okunur. Allah Resûlün'e 100 den az olmamak şartı ile salâvat getirilir. Yedi dükkân süprüntüsü ile tütsüsü yapılır, her tarafa gül suyu serpilir. Kur'ân'ı açıp sesli olarak evde dinlediğiniz zaman evde bir tane kâfir cin barınamaz. Rahmâni melaikeler siz yatak odanıza girdiğiniz zaman odadan içeri girmezler, kapıda beklerler. Sadece kâfir cinler girer. Sebebi eşler arasında soğukluğu oluşturmaktır.
YATAKTA CİNLERDEN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALIDIR
Gece yatakta cinlerden korunmak için ne yapmalıyız: Yatağa yatınca 21 Besmele çekilir, 3 Fatiha, 3 İhlâs, 3 Felâk, 3 Nas, 3 Ayet-el Kürsi okunur. Ve 21 Besmele ile kapatılır. O zaman ona ne bir cin, ne bir karabasan yaklaşamaz. Bu bir zırhtır. Sabaha kadar sizi korur.


12 Haziran 2026 Cuma

İSLAMDA CÖMERTLİK

https://www.youtube.com/watch?v=ZE0BH0wbSEo
İSLAMDA CÖMERTLİK
Cömert; Eli açık, ikramcı, kerem sahibi Cömertlik; Sehâvet, İkram, ihsan ve yardım alışkanlığı
Cömertlik; insanın, sahip olduğu imkânlardan, muhtaçlara meşrû ölçüler dahilinde, ve Allah rızasından başka hiç bir gaye gütmeden, ihsan ve yardımda bulunmasını sağlayan üstün bir ahlâk kuralıdır
Cömertlik, ruhun bir melekesidir İnsanları, muhtaç olanlara vermeye, ihsanda bulunmaya sevkeder Bu melekeye sahip olan kişi, ferdî ve ictimaî alanda lüzumlu olan her şeye yardım eder Hiç bir kimsenin zorlaması olmadan ihsanda bulunmayı can ve gönülden ister
AYET:"Rızkı veren Allah'tır" (Neml, 27/64; Zâriyât, 51/58) düşüncesi ile hareket ettiklerinden kalpleri de temiz ve zengindir (Leyl, 92/17-20) Kendi varlıklarıyla, her ne suretle olursa olsun başkalarına faydalı olmağa çalışırlar Allah Teâlâ'nın kendilerine fazl ve kereminden verdiğine ve bunlarda da muhtacların hakkı olduğuna (Hüd, 11/6) inanırlar Cömertliği kul hakkının temeli sayarlar Kendi haklarını affederler Kendi ihtiyaçlarını düşünmeden başkasının ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlar Hatta zarurî ihtiyacı olan bir şeyi, başka birine vermeyi tercih ederler
Cömertlik vasf'ının elde edilebilmesi için; yardımın gönüllü olarak yapılması (Haşr, 59/5; Hadid, 57/11-18; Maide, 5/13); karşılığında hizmet, övgü, mükâfaat beklenilmemesi (İnsan, 76/8-l0); yardım edileni rencide edebilecek davranışlardan kaçınılması (Bakara, 2/263-264); yapılan yardımın sahibi katında üstün bir değeri olması (Âli İmrân, 3/92) şarttır
Sıralanan şartlar altında, İslam âlimleri cömertliği şöyle derecelendirirler:
Sehâvet: Malının bir kısmını dağıtarak yapılan cömertlik Bu, cömertliğin asgarî derecesi olarak kabul edilir Zekât vermek gibi
Cûd: Malının çoğunu dağıtıp, geriye azını bırakarak yapılan cömertlik Hz Ebû Bekir'in çoğu zaman cihat için yaptığı yardım gibi
Îsâr: Kendi için gerekli olan bir şeyi, zarar ve sıkıntılara katlanarak kendisi kullanma yerine, başkalarının istifadesine sunmak sureti ile yapılan cömertlik Bunun Asr-ı Saadet'teki misâli; Medineli müslümanların (Ensar), Mekkeli Muhacirleri şehirlerine davet edip onları her şeylerine ortak ederek Allah Teâlâ'nın takdirini kazanmalarıdır (bk Haşr, 59/5) Bir başka örnek de Hz Ebû Bekir'in Hicret esnasında mağarada hayatını tehlikeye atarak canını, sevdiği Hz Peygamber için feda etmesidir (Tevbe, 9/40)
Kur'an-ı Kerîm'de cömertlik, cihat ile aynı seviyede tutulmakta; Allah'ın insanlara verdiği rızıktan diğer kulların da yararlandırılması istenmektedir (Bakara, 2/254) Cömertliğin, kıyamet gününde insanı her türlü sıkıntı, elem ve kederden kurtarmaya vesile olacağı bildirilmektedir (Bakara, 2/222) Bazı ayetlerde cömertlik alışverişe benzetilmekte; Allah Teâlâ'ya verilen bir borç olarak temsil edilmektedir (Bakara, 2/244; Maide, 5/13; Hadid, 57/11)
Kalpler cömertlik sayesinde temizlenir (Leyl, 92/17-20) Çünkü, küfür ve nifaktan sonra kalbi karartan âmillerden biri de, aşırı mal sevgisi ve servete bağlılık arzusudur Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de; "Serveti de düşkünce seviyorsunuz " (Fecr, 89/20) buyurulur İşte bu sevgi ile insan, "Ben bu malı sarfedersem bana bir şey kalmaz" korkusuna düşer ve hemen şeytan harekete geçer: "Şeytan sizi fakirlikle korkutur, size cimriliği emreder " (Bakara, 2/268) Oysa ki Allah Teâlâ'nın bildirdiğine göre:
"Mal ve servet insan için bir imtihandır" (Zümer, 39/49-52) Bu imtihandan başarılı çıkmanın yolu da cömertliktir (Tegabün, 64/15-17)
İnsanların cömertlikten kaçmasının sebepleri başında: "Benim olan varlığı başkalarına niçin vereyim?" duygusu ile, "Başkalarına verirsem,benim varlığım azalır ve zaruret zamanında zahmete düşerim" düşüncesi gelir İslam dini ise bu duygu ve düşünceyi kökünden kaldırmıştır İslâm'a göre mal ve servet herhangi bir şahsın inhisarı altında değildir Mal ve servet yalnız Allah Teâlâ'nındır Her şeyin gerçek Mâlik'i O'dur (Âli İmrân, 3/179; Hadîd, 57/10) Kur'an-ı Kerîm'de bu durum yirmiyi aşkın ayette vurgulanmaktadır Mülk Allah Teâlâ'nın olduğuna göre, tabiî olarak sahibinin yolunda sarfedilmesi, inanan için en makûl bir hadise olarak değerlendirilir Mümindeki cömertlik duygusu da bu düşünceden kaynaklanır Hz Peygamber, şöyle buyurur:
"Cömert kişi, Allah'a yakın, Cennet'e yakın, insanlara yakın ve Cehennem ateşinden uzaktır Hasis insan, Allah'tan uzak, Cennet'ten uzak ve Cehennem ateşine yakındır Cömert cahil, ibadet eden cimriden Allah'a daha sevimlidir" (Tirmizî, Birr, 40) "Gıbta edilecek kişilerden biri de cömertlerdir" (Buhârî, Temennâ, 5; Tevhid, 45) Peygamberimiz, insanlara dünyada yaşadıkları sürece cömert olmalarını, işi öldükten sonraya bırakmamalarını tavsiye eder: "Sadakanın en iyisi bizzat kendisinin vereceği sadakadır Sadaka sağ iken, malınız elinizde iken, istediğiniz kimseye istediğiniz kadar verdiğinizdir Yoksa can boğaza geldikten sonra geç kalmış olursunuz Sizden sonrakiler istediklerini yapar " (Buhârî, Vesâya, 14)
Abdullah b Abbâs, Hz Peygamber'in cömertliğini şöyle anlatır: "Allah'ın Rasûlü, insanların en cömerdi ve en iyilik severi idi Ramazan'da Cebrâil ile beraber bulunduğu zamanlarda her şeyini verirdi" Cebrâil, her Ramazan gecesi Rasûlullah'ın yanına gelir, ona Kur'an öğretirdi Cebrâil şöyle derdi: "Allah'ın Râsulü bereket getiren rüzgârlardan daha cömerttir" (Müslim, Fezâil, 12, 2308)
Câbir b Abdullah şöyle derdi:
"Rasûlullah (sas) kendisinden herhangi bir şey istendiğinde, asla, "hayır" dememiştir" (Y Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, III, 1181)
Hz Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah'dan bir şey istendiği zaman, eğer bu isteği yerine getirmek isterse, "peki" derdi Yapmak istemediği zaman da susardı Hiç bir şey için "hayır" dememiştir" (Y Kandehlevî, aynı yer)
"Öyle zamanlar yaşadık ki, aramızdan hiç biri, müslüman kardeşinden daha çok altın ve gümüşe sahip olmayı düşünmedi" diyen Abdullah b Ömer (ra)'ın sözü, bize, ashabın cömertlik ve isâr konusunda nasıl davrandığını göstermektedir Şu halde, sonradan pişmanlık duymamak için, müslümanın cömert davranarak Allah Teâlâ'nın kendisine ihsan ettiği malını sağlığında Allah yolunda ve O'nun rızasına uygun bir biçimde harcaması gerekir Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sizden birinize ölüm (alâmetleri) gelip de: "-Ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam" demeden önce size, rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcayın" (Münâfikûn, 63/10)
Gazzali der ki: "Malı olmayan kişide hırs değil kanaat olmalıdır Malı olan kişide ise cimrilik değil cömertlik olmalıdır

CÖMERTLİKLE İLGİLİ HADİSLER
HADİS: “Ancak İki Kişiye Gıpta Edilir” Hadisi
İbni Mesut’tan radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ancak iki kişiye gıpta edilir:
Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamayı başaran kimse.
Yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 268)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
“Haset” kelimesi bu hadîs-i şerîfte “gıpta” anlamındadır. Gıpta, başkasının elinde bulunan mal ve imkânların onun elinde kalmakla birlikte, bir benzerinin veya bir mislinin de kendisine verilmesini temenni etmektir. Haset ise, başkasının elindeki malın ondan alınıp kendisine verilmesini dilemektir. Gıptaya haset denilmesi mecâzî anlamdadır.
Gıpta, bir anlamda hayır ve güzelliklerin artmasını temenni etmektir. Ayrıca gıptanın kendisi bir iyilik ve güzelliktir. Haset, başkasına ait imkân ve iyiliklerin ondan alınıp kendisine naklini istemek olduğu için tam anlamıyla kıskançlıktır.
Mal ve servet sahibi olmak, böylece, Allah Teâlâ’nın bir lutfunu elde etmek elbette güzeldir. Ancak asıl güzellik ve hüner, Allah’ın lutfu olan malı, hak yolunda harcamayı başarabilmektir. Çünkü tecrübe göstermiştir ki, mal harcamakta insanların çoğu başarılı değildir. Aslında “imtihan vesilesi” olarak verilmiş olan “mal”, çoğu kimsenin başarısız bir imtihan geçirmesine vesile olmakta, azmasına, sapmasına, haksızlık yapmasına kapı açmaktadır.
Malın fitnesi her devirde yaygın olmuştur. Bu sebeple gıpta edilecek, özenilecek husus, mal sahibi olmak değil, az olsun çok olsun malı hak yolunda harcayabilmektir. Hadîs-i şerîf, işte bu çok önemli noktaya dikkatimizi çekmektedir. Demek oluyor ki, sahip olduğu malı hak yolda harcamasını başarabilen kimse, herkesin takdirini toplamaya hak kazanmış bir yiğit, bir büyük kahramandır. Çünkü malın fitnesinden yakasını kurtarıp onu güzellikler ve hayırlara vesile kılmasını bilmiştir.
İnsan elindeki maddî imkânı ya cimrilik yüzünden harcayamaz, hayır hasenât yapamaz ya da tam tersi bir savurganlıkla ve fakat sadece kendi keyfince, hak-bâtıl, haram-helâl demeden yer içer, saçar savurur. Her iki durum da malın fitnesidir. Her iki olumsuz durumun örneklerini malesef toplumda sıkça görmek mümkündür.
Konumuzu ilgilendiren hadisin bu kısmıdır. Fakat Peygamber Efendimiz bu hadiste Allah’ın lutfettiği bilgi ve kavrayışı, hayatını yönlendirmekte kullanan ve başkalarını da bu büyük fazilete sahip kılmak için gayret gösteren kimseye de gıpta edilebileceğini bildirmektedir. Bilmek bir meziyet olmakla beraber, bilgi ve hikmetle amel etmek, daha büyük bir fazilettir. Hele o fazileti başkalarına kazandırmaya çalışmak ise elbette gıpta edilecek bir davranıştır.
Mal ve hangi anlamda olursa olsun hikmet, aslında biri maddî, biri mânevi iki büyük nimet ve değerdir. Ancak onların asıl değeri, yerli yerinde kullanılmalarıyla ortaya çıkmaktadır.
Hadisten ÖğrendiklerimizMal ve ilim insanda cimrilik duygularını kamçılayan iki değerdir.
Bu iki nimeti hak yolunda değerlendirebilen kimseler gıpta edilmeye layık kişilerdir.
Gıpta güzel bir haslettir.
HADİS: “Hangi Mal, Kendi Malından Daha Sevimlidir?” Hadisi
İbni Mesut radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına:
- “Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha sevimlidir?” diye sordu. Onlar:
- Ey Allah’ın Resûlü! Hepimiz malımızı herşeyden fazla severiz, dediler.
Hz. Peygamber de:
HADİS: - “Kişinin kendi malı hayır yaparak önceden gönderdiği, mirasçısının malı ise, harcamayıp geriye bıraktığıdır!” buyurdu. (Buhârî, Rikak 12)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
İnsanlar mal harcama veya saklama konusunda birbirinden farklıdır. Kimi vardır, eline geçeni yer içer veya muhtaçlara sadaka verir. Kimi de vardır, ne kendisine ve çoluk çocuğuna yeterince harcar ne de hayır hasenât yapar. Cimridir, pintidir. Beş kuruş harcamak istemez. Mal biriktirmeyi marifet sayar.
İşte Hz. Peygamber bu konuyu aydınlatmak üzere bir gün ashâbına, mirasçısının malını kendi malından daha çok sevenlerin kimler olduğunu sormuştur. Onlar da meseleyi sonuç itibariyle ele alarak, herkesin kendi malını daha çok sevdiği cevabını vermişlerdir. Hz. Peygamber maksadını anlatmak üzere bir kimsenin kendi malı ile mirasçısının malının ne demek olduğunu tarif etmek suretiyle konunun bir kez daha düşünülmesini istemiştir.
Bilinen bir gerçektir ki, insan ne kadar zengin olursa olsun, öbür dünyaya nihayet bir kefen bezi ile uğurlanmaktadır. Hiç kimse malıyla gitmemektedir. Hal böyle olunca, herkesin kazandığı mal, netice itibariyle mirasçılarına kalmaktadır. Kazandığı malı yerli yerinde harcayamayan kimse, mirasçısı için mal biriktiriyor demektir. Onun da o malı nasıl değerlendireceğini Allah bilir.
Malını seven kişi, onu beraberinde götüren kişidir. Yani elindeki serveti sevap olarak âhirete taşıyabilen kimse, kendi malını gerçekten seven kişi demektir. Bu durumu anlatmak için halkımız “Ne verirsen elinle, o gider seninle” diyerek, insanın hayatta iken bizzat yapacağı iyiliğin gerçek iyilik olduğunu anlatır. Herkesin dünyadan nasibi, yiyip tükettiği, giyip eskittiği ya da tasadduk edip âhirete gönderdiğidir. Nitekim Yüce Rabbimiz de bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve herkes yarını için ne hazırladığına dikkat etsin!” (Haşr sûresi, 18)
Bu hadîs-i şerîf, ölüm döşeğinde iken malının bütününü veya çoğunu sadaka olarak vermeye kalkan kimseye hitâben söylenmiş olan 
HADİS: “Mirasçılarını zengin olarak bırakman, fakir bırakmandan senin için daha hayırlıdır” (bk. Buhârî, Cenâiz 36, Vesâyâ 2) hadisine ters düşmez. Çünkü hadisimiz, kişinin sağlığında yapması gereken iyilik ve yardımlarla ilgilidir.
Hadisten ÖğrendiklerimizMalını seven, onu beraberinde âhirete götürebilendir. Yani hayatında iyilik yapabilen kimselerdir.
İleride mirasçısının olacak malın bekçiliğini yapmak akıllıca bir iş değildir.
Hadisimiz eldeki imkânların mümkün mertebe önceden âhiret azığı olarak gönderilmesini teşvik etmektedir.
“Yarım Hurma İle De Olsa Cehennemden Korunun!” Hadisi
Adî İbni Hâtim radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: “Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!” (Buhârî, Zekât 9, 10, Menâkıb 25, Rikak 49, 51, Edeb 34, Tevhîd 36; Müslim, Zekât 66-68. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 1, Zühd 37; Nesâî, Zekât 63, 64; İbni Mâce, Mukaddime 13; Zekât 28)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
İnfak ve iyilikte önemli olan, yapılan iyiliğin miktarı değil, onun iyilik niyetiyle yapılmasıdır. Bu sebeple iyilik ve infakın sağlayacağı güzel sonuca herkesin elindeki imkân ne ise, onunla ulaşmaya çalışması, bu bilinç ve gayret içinde olması uygun olur. Hadisimiz bize işte bu çağrıyı yapmaktadır: “Yarım hurma ile de olsa, iyilik yapıp cehennemden korunmaya bakın!” Atalarımız da konuya duydukları hassasiyeti “Yarım elma, gönül alma”, “Az veren candan, çok veren maldan” diye dile getirmişlerdir.
AYET: “Zenginlerin mallarından sadaka al” (Tevbe sûresi, 103) âyeti gelince, hadisimizdeki teşvikin de tesiri ile sahâbîler arasında sırtıyla yük taşıyıp sadaka vermek için çırpınanlar oldu. Hatta bir keresinde bir sahâbî iki avuç hurma getirdi. Münâfıklar “Allah bu adamın iki avuç hurmasına muhtaç değildir” diye onu küçümsediler. Bir başka sahâbî, epeyce yüklü bir para getirdi. Bu kez de münâfıklar “Bu bir gösterişten ibarettir” dediler. Bunun üzerine şu âyet indi:
AYET:  “Sadakalar hususunda, mü’minlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici azap vardır.” (Tevbe sûresi, 79)
Azaptan kurtulmanın yolu iyilik yapmaksa, bunun azına çoğuna bakılmamalıdır. İyilik niyeti ile yapılacak her hayır mutlaka bir güzel sonuca ulaşacaktır. Nitekim bir âyette şöyle ifade buyurulmuştur: AYET: “Allah’ın rızâsını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara sûresi, 265)
Öte yandan Âişe vâlidemizin, yanında iki kız çocuğu ile dilenen bir kadına, bulabildiği tek şey olarak bir hurma verdiği ve bunun Peygamber Efendimiz tarafından takdir edildiği de bilinmektedir. (bk.270-271 numaralı hadisler) Hatta yine Hz. Âişe’nin, yanında bulunan bir üzüm tanesini bile sadaka olarak verdiği rivayet edilmektedir. Hayır da şer de küçük görülmemelidir. Zira Yüce Rabbimiz bu konuda çok açık bir şekilde şöyle buyurmaktadır:
CÖMERTLİKLE İLGİLİ HADİSLER
HADİS: “Ancak İki Kişiye Gıpta Edilir” Hadisi
İbni Mesut’tan radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ancak iki kişiye gıpta edilir:
Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamayı başaran kimse.
Yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 268)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
“Haset” kelimesi bu hadîs-i şerîfte “gıpta” anlamındadır. Gıpta, başkasının elinde bulunan mal ve imkânların onun elinde kalmakla birlikte, bir benzerinin veya bir mislinin de kendisine verilmesini temenni etmektir. Haset ise, başkasının elindeki malın ondan alınıp kendisine verilmesini dilemektir. Gıptaya haset denilmesi mecâzî anlamdadır.
Gıpta, bir anlamda hayır ve güzelliklerin artmasını temenni etmektir. Ayrıca gıptanın kendisi bir iyilik ve güzelliktir. Haset, başkasına ait imkân ve iyiliklerin ondan alınıp kendisine naklini istemek olduğu için tam anlamıyla kıskançlıktır.
Mal ve servet sahibi olmak, böylece, Allah Teâlâ’nın bir lutfunu elde etmek elbette güzeldir. Ancak asıl güzellik ve hüner, Allah’ın lutfu olan malı, hak yolunda harcamayı başarabilmektir. Çünkü tecrübe göstermiştir ki, mal harcamakta insanların çoğu başarılı değildir. Aslında “imtihan vesilesi” olarak verilmiş olan “mal”, çoğu kimsenin başarısız bir imtihan geçirmesine vesile olmakta, azmasına, sapmasına, haksızlık yapmasına kapı açmaktadır.
Malın fitnesi her devirde yaygın olmuştur. Bu sebeple gıpta edilecek, özenilecek husus, mal sahibi olmak değil, az olsun çok olsun malı hak yolunda harcayabilmektir. Hadîs-i şerîf, işte bu çok önemli noktaya dikkatimizi çekmektedir. Demek oluyor ki, sahip olduğu malı hak yolda harcamasını başarabilen kimse, herkesin takdirini toplamaya hak kazanmış bir yiğit, bir büyük kahramandır. Çünkü malın fitnesinden yakasını kurtarıp onu güzellikler ve hayırlara vesile kılmasını bilmiştir.
İnsan elindeki maddî imkânı ya cimrilik yüzünden harcayamaz, hayır hasenât yapamaz ya da tam tersi bir savurganlıkla ve fakat sadece kendi keyfince, hak-bâtıl, haram-helâl demeden yer içer, saçar savurur. Her iki durum da malın fitnesidir. Her iki olumsuz durumun örneklerini malesef toplumda sıkça görmek mümkündür.
Konumuzu ilgilendiren hadisin bu kısmıdır. Fakat Peygamber Efendimiz bu hadiste Allah’ın lutfettiği bilgi ve kavrayışı, hayatını yönlendirmekte kullanan ve başkalarını da bu büyük fazilete sahip kılmak için gayret gösteren kimseye de gıpta edilebileceğini bildirmektedir. Bilmek bir meziyet olmakla beraber, bilgi ve hikmetle amel etmek, daha büyük bir fazilettir. Hele o fazileti başkalarına kazandırmaya çalışmak ise elbette gıpta edilecek bir davranıştır.
Mal ve hangi anlamda olursa olsun hikmet, aslında biri maddî, biri mânevi iki büyük nimet ve değerdir. Ancak onların asıl değeri, yerli yerinde kullanılmalarıyla ortaya çıkmaktadır.
Hadisten ÖğrendiklerimizMal ve ilim insanda cimrilik duygularını kamçılayan iki değerdir.
Bu iki nimeti hak yolunda değerlendirebilen kimseler gıpta edilmeye layık kişilerdir.
Gıpta güzel bir haslettir.
HADİS: “Hangi Mal, Kendi Malından Daha Sevimlidir?” Hadisi
İbni Mesut radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına:
- “Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha sevimlidir?” diye sordu. Onlar:
- Ey Allah’ın Resûlü! Hepimiz malımızı herşeyden fazla severiz, dediler.
Hz. Peygamber de:
HADİS: - “Kişinin kendi malı hayır yaparak önceden gönderdiği, mirasçısının malı ise, harcamayıp geriye bıraktığıdır!” buyurdu. (Buhârî, Rikak 12)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
İnsanlar mal harcama veya saklama konusunda birbirinden farklıdır. Kimi vardır, eline geçeni yer içer veya muhtaçlara sadaka verir. Kimi de vardır, ne kendisine ve çoluk çocuğuna yeterince harcar ne de hayır hasenât yapar. Cimridir, pintidir. Beş kuruş harcamak istemez. Mal biriktirmeyi marifet sayar.
İşte Hz. Peygamber bu konuyu aydınlatmak üzere bir gün ashâbına, mirasçısının malını kendi malından daha çok sevenlerin kimler olduğunu sormuştur. Onlar da meseleyi sonuç itibariyle ele alarak, herkesin kendi malını daha çok sevdiği cevabını vermişlerdir. Hz. Peygamber maksadını anlatmak üzere bir kimsenin kendi malı ile mirasçısının malının ne demek olduğunu tarif etmek suretiyle konunun bir kez daha düşünülmesini istemiştir.
Bilinen bir gerçektir ki, insan ne kadar zengin olursa olsun, öbür dünyaya nihayet bir kefen bezi ile uğurlanmaktadır. Hiç kimse malıyla gitmemektedir. Hal böyle olunca, herkesin kazandığı mal, netice itibariyle mirasçılarına kalmaktadır. Kazandığı malı yerli yerinde harcayamayan kimse, mirasçısı için mal biriktiriyor demektir. Onun da o malı nasıl değerlendireceğini Allah bilir.
Malını seven kişi, onu beraberinde götüren kişidir. Yani elindeki serveti sevap olarak âhirete taşıyabilen kimse, kendi malını gerçekten seven kişi demektir. Bu durumu anlatmak için halkımız “Ne verirsen elinle, o gider seninle” diyerek, insanın hayatta iken bizzat yapacağı iyiliğin gerçek iyilik olduğunu anlatır. Herkesin dünyadan nasibi, yiyip tükettiği, giyip eskittiği ya da tasadduk edip âhirete gönderdiğidir. Nitekim Yüce Rabbimiz de bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve herkes yarını için ne hazırladığına dikkat etsin!” (Haşr sûresi, 18)
Bu hadîs-i şerîf, ölüm döşeğinde iken malının bütününü veya çoğunu sadaka olarak vermeye kalkan kimseye hitâben söylenmiş olan 
HADİS: “Mirasçılarını zengin olarak bırakman, fakir bırakmandan senin için daha hayırlıdır” (bk. Buhârî, Cenâiz 36, Vesâyâ 2) hadisine ters düşmez. Çünkü hadisimiz, kişinin sağlığında yapması gereken iyilik ve yardımlarla ilgilidir.
Hadisten ÖğrendiklerimizMalını seven, onu beraberinde âhirete götürebilendir. Yani hayatında iyilik yapabilen kimselerdir.
İleride mirasçısının olacak malın bekçiliğini yapmak akıllıca bir iş değildir.
Hadisimiz eldeki imkânların mümkün mertebe önceden âhiret azığı olarak gönderilmesini teşvik etmektedir.
“Yarım Hurma İle De Olsa Cehennemden Korunun!” Hadisi
Adî İbni Hâtim radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: “Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!” (Buhârî, Zekât 9, 10, Menâkıb 25, Rikak 49, 51, Edeb 34, Tevhîd 36; Müslim, Zekât 66-68. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 1, Zühd 37; Nesâî, Zekât 63, 64; İbni Mâce, Mukaddime 13; Zekât 28)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
İnfak ve iyilikte önemli olan, yapılan iyiliğin miktarı değil, onun iyilik niyetiyle yapılmasıdır. Bu sebeple iyilik ve infakın sağlayacağı güzel sonuca herkesin elindeki imkân ne ise, onunla ulaşmaya çalışması, bu bilinç ve gayret içinde olması uygun olur. Hadisimiz bize işte bu çağrıyı yapmaktadır: “Yarım hurma ile de olsa, iyilik yapıp cehennemden korunmaya bakın!” Atalarımız da konuya duydukları hassasiyeti “Yarım elma, gönül alma”, “Az veren candan, çok veren maldan” diye dile getirmişlerdir.
AYET: “Zenginlerin mallarından sadaka al” (Tevbe sûresi, 103) âyeti gelince, hadisimizdeki teşvikin de tesiri ile sahâbîler arasında sırtıyla yük taşıyıp sadaka vermek için çırpınanlar oldu. Hatta bir keresinde bir sahâbî iki avuç hurma getirdi. Münâfıklar “Allah bu adamın iki avuç hurmasına muhtaç değildir” diye onu küçümsediler. Bir başka sahâbî, epeyce yüklü bir para getirdi. Bu kez de münâfıklar “Bu bir gösterişten ibarettir” dediler. Bunun üzerine şu âyet indi:
AYET:  “Sadakalar hususunda, mü’minlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici azap vardır.” (Tevbe sûresi, 79)
Azaptan kurtulmanın yolu iyilik yapmaksa, bunun azına çoğuna bakılmamalıdır. İyilik niyeti ile yapılacak her hayır mutlaka bir güzel sonuca ulaşacaktır. Nitekim bir âyette şöyle ifade buyurulmuştur: AYET: “Allah’ın rızâsını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara sûresi, 265)
Öte yandan Âişe vâlidemizin, yanında iki kız çocuğu ile dilenen bir kadına, bulabildiği tek şey olarak bir hurma verdiği ve bunun Peygamber Efendimiz tarafından takdir edildiği de bilinmektedir. (bk.270-271 numaralı hadisler) Hatta yine Hz. Âişe’nin, yanında bulunan bir üzüm tanesini bile sadaka olarak verdiği rivayet edilmektedir. Hayır da şer de küçük görülmemelidir. Zira Yüce Rabbimiz bu konuda çok açık bir şekilde şöyle buyurmaktadır:
KİM ZERRE MİKTARI HAYR İŞLERSE KARŞILIĞINI GÖRÜR KİMDE ZERRE ŞER İŞLERSE KARŞILIĞINI GÖRÜR
AYET:  “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl sûresi,7-8)
Dinimizde sadaka, iyilik ve hayrın genel adıdır. Sadaka niteliğine sahip olan her şey, hatta yarım hurma veya güzel bir söz başlı başına bir iyilik ve insanı cehennemden koruyan bir kalkandır. Bu sebeple iyiliğin azı çoğu değil, iyilik olarak yapılmış olması önemlidir.
Hadisten ÖğrendiklerimizHiçbir iyilik küçük görülmemelidir.
Kişiyi cehennemden ve azaptan koruyacak olan yaptığı iyiliktir.
Herkesin kolayca bulabileceği bir nesne ile de olsa iyilik yapmaya bakmak gerekir.
Yapılan iyiliğin miktarı değil, iyilik niyeti ile yapılmış olması önemlidir.
Peygamberimizin Cömertliği ile İlgili Hadis
Câbir radıyallahu anh şöyle dedi:
HADİS: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir şey istendiği zaman asla “yok” demezdi. (Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fezâil 56)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Her yönden mükemmel ve “en güzel örnek” olan Hz. Peygamber, kerem ve cömertlik bakımından da herkesten önde idi. Onun, insanların en cömerdi olduğuna, Ramazan aylarında ise daha bir başka cömert davrandığına dair sahih rivayetler bulunmaktadır. (bk. Buhârî, Edeb 39)
Câbir radıyallahu anh’ın bu şehâdetinden de anlıyoruz ki, 
HADİS: Hz. Peygamber kendisinden bir şey istenildiği zaman asla “yok” demez, kimseyi “reddetmezdi.” Bunun anlamı da her halde, “Varsa ve vermesi mümkünse verir, verecek bir şeyi yoksa, belki bir yerden bir yardım gelir diye bekler, veya yardım etmeyi va’d eder ya da güzel sözler söyleyerek isteyenin gönlünü alırdı” demektir. Hatta bir başka rivayette, “Kendisinden bir şey istenildi mi, onu yerine getirmek isterse “evet, olur” der; eğer yapmak istemezse “hayır” demez sadece sükût ederdi” denilmektedir. Nitekim Efendimiz, yiyecekler konusunda da aynı tavır içindeydi: “Hiçbir yiyeceğe kusur bulmaz; canı isterse yer, istemezse yemezdi.” (Buharî, Et’ime 21)
Hz. Peygamber, elinde mal varken sırf vermemek için asla “hayır, yok” dememiştir. Ancak özür beyânı anlamında “yok” demiştir. Nitekim 
AYET: “Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde, sizi bindirecek bir binek bulamıyorum demiştin..” (Tevbe sûresi, 92) âyeti bu hususu tesbit etmektedir.
Hz. Peygamber’in Tebük Harbi öncesinde Eş’arîlerin kendisinden binek istemeleri üzerine yemin ederek “Vallahi size verecek bineğim yok” buyurduğu (bk. Buhârî, Eymân 1, 4, 18) bildirilmektedir. Herhalde bu, Câbir radıyallahu anh’ın haber verdiği genel tavrın yegâne istisnasıdır. Zaten daha sonra Hz. Peygamber, o yemininden dönerek Eş’arilere 5 veya 6 deve vermiştir. Bu olayda Hz. Peygamber, bir konuda yemin etmiş bile olsa, zıddını hayırlı görünce, hayırlı olanı tercih etmek gerektiğini örneklendirmiştir.
Hadisten ÖğrendiklerimizHz. Peygamber çok cömertti.
Kendisinden bir şey istenilince, varsa verir, yoksa “yok” demez, sükût ederdi.
“Her Sabah Yeryüzüne İki Melek İner” Hadisi
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: “Her sabah iki melek iner. Biri:
-Ya Rabb! İyilik edene malının karşılığını (halef) ver, der. Diğeri de:
-Ya Rabb!. Cimrilik edenin malını telef et, diye dua eder.” (Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Hadisimizden anlaşıldığına göre iyilik de cimrilik de karşılıksız değildir. Ancak burada hemen işaret edilmesi gerekli olan nokta, telef edilmesi için beddua edilen mal, farz olan zekâtı verilmeyen maldır. Nâfile iyilik hususunda tenbellik edenler için telef istenmez.
Konu Ahmed İbni Hanbel’in rivayet ettiği bir hadiste daha açık şekilde şöylece dile getirilmiştir:
HADİS: “Üzerine güneş doğan her gün iki melek şöyle seslenir: “Ey insanlar, Rabbinizin rahmetine geliniz. Az ama yeterli olan rızık, çok olup da azdıran maldan hayırlıdır.” Bu çağrıyı, insanlarla cinler dışında bütün yaratıklar duyar.
Güneşin battığı her gün iki melek yerlerini alıp insanlarla cinler dışında yeryüzü sakinlerine işittirecek şekilde: “Allahım, infak edene halef, etmeyene telef ver!” diye niyâz ederler. (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 197)
Hadisimizdeki halef kelimesi, dünyada mal olarak karşılık, âhirette sevab olarak bedel anlamına gelmektedir. “Ne infak ederseniz, Allah karşılığını verir” (Sebe sûresi,39) âyet-i kerîmesinde açıklanan gerçek de budur. Telef de ya maddeten veya mânen yok olmayı ifade eder.
Meleklerin duasına mevzu teşkil etmesi, konunun önemini ve neticenin hadîs-i şerîfte dile getirildiği gibi tecelli edeceğini gösterir. Çünkü meleklerin duası makbuldür.
Hadisten Öğrendiklerimizİyilik karşılıksız kalmaz.
Eli cimri, yüzü ekşi olmak hayır getirmez.
Hali vakti yerinde olduğu halde zekât vermeyen zenginlerin malı telefi hakeder.
Melekler dua ederler. Onların duasının makbûl olduğu, “Amin diyen kimsenin bu duası, meleklerin âminine denk düşerse, geçmiş günahları bağışlanır” (Buhârî, Bed’ül-halk 7) hadisinden anlaşılmaktadır.
“İnfak Et ki Sana da İnfak Olunsun!” Hadisi
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğne göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teâlâ şöyle buyurdu” demiştir:
HADİS: “Ey âdemoğlu! (Allah için) infak et ki sana da infak olunsun!” (Buhâri, Tefsîru sûre (11) 2; Nefekât 1; Tevhid 35; Müslim, Zekât 36, 37. Ayrıca bk. İbni Mâce, Keffârât 15)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
İYİLİĞİN KARŞILIĞI ANCAK İYİLİKTİR
AYET: “İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir” (Rahmân sûresi, 60) âyet-i kerîmesini hatırlatan bu kudsî hadis, Allah rızâsı için yapılacak hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmayacağını ifade etmektedir.
Hadisin bazı rivayetlerinde (Meselâ, bk. Buhârî, Tefsîru sûre (11), 2) “Ey ademoğlu!” hitabı yoktur ve ifade de “Enfik, Ünfik aleyke = Sen sadaka ver ki ben de sana vereyim” şeklindedir.
Allah Teâlâ’nın sayısız nimet ve ikrâmları içinde yaşamaktayız. O’nun, “Ey kulum sen ver ki, ben de sana vereyim” buyurması, iyilik yapacak kimselere bu iyiliklerinin kesinlikle karşılıksız kalmayacağını bildirmek, bizleri hayır yapmaya teşvik etmek içindir. Aslında iyilik ve hayır yapmak da bir nasip meselesidir. Kimi insanlar çok rahat iyilik yaparken kimileri de isteseler bile yapamazlar. İyiliğin karşılığı yine iyilik olduğuna göre, bazı kimseler iyilikle karşılanmaktan kendilerini mahrum bırakırlar. Yani iyilik yapmak yapabilmek de bir nimettir, onun da ayrıca şükrü gerekmektedir.
Hadisten Öğrendiklerimizİyilikler karşılıksız kalmaz.
Allah yolunda infakta bulunana Allah Teâlâ infak ile karşılık verir.
Cömert kimse mahrum kalmaz.
“Müslümanın Hangi Ameli Daha Hayırlıdır?” Hadisi
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre bir kimse Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
HADİS: - Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır? diye sordu. Hz. Peygamber de:
- “Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmen ve selâm vermendir” buyurdu. (Buhârî, Îmân 6, 20; İsti’zân 9, 19; Müslim, Îmân 63. Ayrıca bk. Nesâî, Îmân 12; İbni Mâce, Et’ime 1.)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
“Yemek ikrâmı ve selâm ifşâsı” hayır yapmakta iki önemli adımdır. Özellikle insanlar arası ilişkilerde bu iki hareket, bir çok olumlu adımların atılmasını sağlar.
“Tanıdık tanımadık herkese” kaydı, hadisin metninde selâm vermekle ilgiliymiş gibi gözükmektedir. Tercümeler de hep buna göre yapılmıştır. Ancak Ali el-Kârî’nin de işaret ettiği gibi, bu “tanıdık tanımadık herkese” kaydı, hem selâm verme hem de yemek yedirme tavsiyelerinin her ikisi için de geçerli olabilir. Biz bu ihtimali dikkate alarak tercümeyi ona göre yaptık. Yemek yedirmek ve selâm vermek toplumda sıcak ilişkilerin, köklü dostlukların kurulması ve güzelliklerin artması için iki önemli iyiliktir. Bunların muhataplarının “tanıdık tanımadık herkes” olması, her iki iyilik için de en geniş çerçevenin tesbiti anlamına gelir.
Burada önemli bir noktayı daha hatırlamakta fayda vardır. Sevgili Peygamberimiz, kendisine en üstün amellerin neler olduğunu soranlara, özellikle kendi durumları açısından yani onlar için en hayırlı ameli söylemek suretiyle cevap verirdi. Onun usûlü bu idi. O yüzden cevapları değişik olurdu. Buradan hareketle, hadisimizde ismi verilmeyen soru sahibinin yemek ikrâmı ve selâm verme konusunda biraz kusurlu biri olduğunu düşünebiliriz. Zira Efendimiz, o zâta bu iki hususu öncelikle öğütlemiştir.
Yemek ikrâmı da selâm ifşâsı da başlı başına birer cömertliktir. Benzer yönleri vardır. Zira insanlar, genellikle yakınlarına ve sevdiklerine ya da iltifat ve iyiliğe layık gördüklerine ikrâmda bulunur ve onlara selâm verirler. Oysa her iki halde de, kimseyi küçümsemeden herkese aynı davranabilmek son derece önemli bir olgunluk ve iyiliktir. Bazı kendini beğenmişler, gözlerinin kestiği kimselere selâm verirken çoğu insanı selâm vermeye lâyık görmezler. Bu asla doğru bir hareket değildir. Aynı şeyi yemek ikrâmında, dâvetlerde de görmek mümkündür. Oysa İslâmiyet yemek yedirmekte ve selâm vermekte böyle bir ayırıma gitmeden Müslümanlara eşit davranmayı emretmektedir.
Zamanımızda özellikle büyük şehirlerde, kimin ne olduğunu hangi inanç ve düşünceye sahip bulunduğunu, çoğu zaman kestirmeye imkân yoktur. Buna rağmen tanıdık tanımadık herkese selâm vermek ve ikrâmda bulunmak, Müslüman iyilik severliğinin anlaşılması bakımından da oldukca önemlidir. Çünkü insan, ihsanın kuludur. İyilik görmekten, iyisin denilmekten hoşlanmayan normal bir insan düşünmek mümkün değildir. Anormaller ise, zaten konu dışıdır. Onlara ne yapsanız hayra geçmez.
Hadisten ÖğrendiklerimizMüslüman herkese iyilik yapmaya bakmalıdır.
İyilik konusunda, tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmenin ve selâm vermenin özel bir yeri ve önemi vardır.
Toplumda sıcak ilişkilerin ve samimi dostlukların kurulmasına Müslümanlar öncülük etmelidir.
Hz. Peygamber’in cevapları, soru soranların özel durumlarını dikkate alan önceliklere sahiptir.
“Kırk İyilik Vardır” Hadisi
Yine Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: “Kırk iyilik vardır. Bunların en üstünü, birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevâbını umarak ve mükâfâtını Allah’ın vereceğine inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allah Teâlâ onu bu sebeple cennete koyar.” (Buhârî, Hibe 35. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 42)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Bu hadis, İslâm’da hayır ve iyilik yollarının çokluğunu, kerem ve cömertlik çeşitlerinin bolluğunu haber vermektedir. Özellikle kırsal kesimlerde ya da hayvancılığın yaygın olduğu yer ve yörelerde, sevâb için yapılacak iyiliklerden birini açıklamaktadır. Sütlü bir keçi veya koyunu sağıp sütünden yararlanması için ödünç olarak fakir komşuya vermenin 40 kadar iyiliğin en üstünü olduğunu bildirmektedir. Bu, koyun ya da keçi sürüsü olan kimse için, belki küçük görülecek bir iyiliktir. Ama sütünden istifade edeceği bir tek hayvanı bile olmayan bir fakir için büyük ikrâmdır.
Eskiden, memleketimizde düğün ve sünnet yapanlara destek olmak maksadıyla emânet olarak sağmal inek veya koyun verilirdi. Fakir-fukara ailelere de sağıp sütünü içmesi, böylece geçimini sağlaması için sağmal hayvan vermek âdettendi. Bu güzel âdetlerin asıl kaynağı, bu tür yardımlaşmayı teşvik eden ve öven hadisimizdir. Tabii bu tür bir yardım, hayvan bakımına elverişli ortamlar için geçerlidir.
Demektir ki çevre şartlarına göre yapılabilecek birçok hayır ve iyilik çeşidi bulunmaktadır. Mesele sevâbını Allah’tan bekleyerek ve iyilik niyetiyle bunlardan herhangi birini yapabilmektir.
Hadiste haber verilen 40 iyiliğin tek tek sayılmamış olması, iyilik niyetiyle yapılabilecek her hayıra imkân tanımak bakımından isâbetli olmuştur. Zira bu iyilikler sayılmış olsaydı, onlardan başka iyiliklere iltifat edilmeyebilirdi. Sağmal bir keçinin ödünç verilmesinin bile üstün bir iyilik ve cömertlik sayıldığı belirtilmek suretiyle Müslümanların hayır yapmakta duyarlı ve gayretli davranmaları teşvik edilmiş olmaktadır.
Hadisten Öğrendiklerimizİyilik ve hayır yolları çoktur.
İyilik niyetiyle yapılan hayırlar, hayr sahiplerine cennet kapılarını açar.
Yapılacak iyiliğin mahallî şartlara uygun olması, ayrıca bir iyiliktir.
“Ey Ademoğlu! İhtiyâcından Fazla Olan Malını Sadaka Olarak Vermen Senin İçin İyi; Vermemen Kötüdür” Hadisi
Ebû Ümâme Suday İbni Aclân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: “Ey âdemoğlu! İhtiyâcından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden üstündür (unutma).” (Müslim, Zekât 97. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 32.)



İSLAMDA CÖMERTLİK
Muhterem Müminler
Yüce dinimiz İslam, Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı gerçekleştirerek huzurlu bir toplum oluşturmayı hedeflemektedir. Dinimizde toplumun zayıf, düşkün, kimsesiz ve yoksul kesimlerinin ihtiyaçlarının giderilmesi amacına yönelik olarak çeşitli iyilik ve yardım yolları bulunmaktadır. Bunların en başta gelenleri zekât, sadaka, infak vb. ibadetlerdir. Bu malî ibadetlerin özü ise cömertliktir.
Cömertlik; insanın sahip olduğu imkânlarla başkalarına yardımda bulunması, iyilik ve ihsanda bulunması demektir. Cömertlik; kısaca “gönül zenginliği, el açıklığı ve iyilikseverlik” diye ifade edilen üstün bir ahlâkî meziyettir. Buna göre cömert insan; eli açık, iyiliksever, ihsan ve ikram sahibi kimse demektir. Farsça cevân-merd sözcüğünden dilimize geçmiş olan cömertlik, genellikle sehâ, sehâvet ve cûd kavramlarıyla ifade edilmektedir.
Cömertlik Allahu Teâlâ’nın sıfatlarındandır. Kur’an’da, Allah’ın bir isminin de cömert anlamına gelen “Kerîm” olduğu (İnfitâr, 82/6) ve O’nun kerem sahibi olduğu (Rahmân, 55/27, 78; Alak, 96/3) bildirilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bir hadis-i şerifte, “Şüphesiz Allah Kerîm’dir keremi sever, cömerttir cömertliği sever” buyurmuştur. (Tirmizî, Edeb, 41)
Cömertlikte kemal sahibi olan Yüce Allah, kullarından da cömert olmalarını ve kendilerine ihsanda bulunduğu imkanlarla başkalarına iyilik yapmalarını istemektedir. Kur’an’da, insana verilen mal ve servetin bir imtihan vesilesi olduğu bildirilmiş, ardından da bu imtihanı başarıyla geçmek için insanın sahip olduğu serveti iyilik yapmak için harcaması gerektiği ve ancak nefsinin cimriliğinden korunarak cömertçe Allah yolunda harcayanların kurtuluşa erecekleri haber verilmiştir. (Tegâbun, 64/15-16)
Bir ayette ise şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın.” (Bakara, 2/254)
Kur’an mü’minleri bu şekilde cömertliğe teşvik ederken cimrilikten de sakındırmaktadır. “Kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz. Cehenneme yuvarlandığı zaman malı ona fayda vermez.” (Leyl, 92/8-11) ayetlerinde cimriliğin helak sebebi olduğu açık bir şekilde vurgulanmaktadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, “Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!” (Buharî, Zekât, 9; Müslim, Zekât, 66-68) buyurarak, az-çok demeden hayır ve hasenat yapmamızı tavsiye etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) başka bir hadisinde ise, malını cömertçe hayır için harcayanları övmüş ve şöyle buyurmuştur: “Ancak iki kişiye gıbta edilir: Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamayı başaran kimse. Yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” (Buharî, İlim, 15, Zekât, 5; Müslim, Müsâfirîn, 268)
Dikkat edilirse burada Hz. Peygamber (s.a.s.) özenilmesi gereken şeyin mal-mülk sahibi olmak değil, sahip olunan servetin Allah yolunda harcanması olduğuna işaret etmektedir. Çünkü malı yerli yerince harcamak, ona sahip olmaktan daha zor bir iştir. Bu nedenle hadis-i şerifte, bu zor işi başarabilenlerin gıpta edilmeye layık kimseler olduğu belirtilmiştir.
Cömertlik, hem ferdî hem toplumsal, hem dünyevî hem de uhrevî pek çok fayda sağlayan faziletli bir davranıştır. Allahu Teâlâ cömert kullarını sever, diğer kullarına da sevdirir. Cömertlik kıyamet günü insanı türlü sıkıntılardan kurtarır, onu cehennemden uzaklaştırıp, cennete yakınlaştırır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Cömert kişi Allah’a yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzak, insanlardan uzak, cennetten uzak ve cehennem ateşine yakındır. Cömert cahil, ibadet eden cimriden Allah’a daha sevimlidir.” (Tirmizî, Birr, 40)
Yüce Allah, mallarını cömertçe harcayanların dünya ve ahirette kazançlı çıkacaklarına dair mü’minlere teminat vermektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, Allah için yapılmak şartıyla her türlü hayır ve iyiliğin karşılığının tam olarak ödeneceği (Bakara, 2/272); hayra harcanan şeylerin yerine başkalarının verileceği (Sebe’, 34/39); hatta iyilik yapan kimselere on katı karşılık verileceği (En‘âm, 6/160) bildirilmektedir. İşte bu gibi müjdelerle mü’minler kerem sahibi olmaya ve cömertliğe teşvik edilmektedir.
Cömertlikte asıl olan yapılan iyiliğin Allah rızası için, gösterişten uzak ve herhangi bir menfaat beklemeden isteyerek ve severek yapılmasıdır. Yoksa çıkar amaçlı ve gösteriş olsun diye gönülsüz olarak iyilik ve yardımda bulunmak kişiyi cömert yapmaz.
Cömertlik, dünya ve ahirette insan için mutluluk ve huzur vesilesidir. Muhtaçların imdadına koşan cömert kimse yaptığı iyiliğin karşılığında aldığı hayır dualar vesilesiyle daima huzurlu ve mutlu olur. Kalbinde sevinç ve ferahlık hiç eksik olmaz. Ahirette de zaten iyiliklerinin karşılığı kendisine fazlasıyla verilecektir.
Küfür ve nifak gibi insanın kalbini karartan sebeplerden biri de aşırı mal sevgisi ve servete düşkünlüktür. Cömertlik sayesinde insan bu kötü hasletlerinden kurtulur. Cömertliğin temelinde mal, mülk ve servetin gerçek sahibinin Allah olduğu; elde bulunan mal ve serveti asıl sahibinin rızası doğrultusunda kullanmak gerektiği inancı yatmaktadır. Bunun yanında cömert insan, “Rızkı verenin Allah olduğuna” (Zâriyât, 51/58) yürekten inanır ve fakirlik endişesine kapılmadan Cenâb-ı Hakk’ın kendisine ihsan ettiği nimetlerden ihtiyaç sahiplerine cömertçe harcar.
Cömertlik bereket sebebidir. Allah için harcanan mal artar, çoğalır. Verene Allah daha fazlasıyla ikram ve ihsanda bulunur. Öyleyse malın azalacağını düşünerek cimri davranmaya hiç gerek yoktur. Zira cimrilik, dünya ve ahirette mahrumiyet sebebidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her sabah iki melek iner. Biri: ‘Ya Rabb! İyilik edene malının karşılığını ver’ der. Diğeri de: ‘Ya Rabb! Cimrilik edenin malını telef et’ diye dua eder.” (Buharî, Zekât, 27; Müslim, Zekât, 57)
Cimrilik, olgun bir mü’minde asla bulunmaması gereken kötü bir huydur. Hz. Peygamber (s.a.s.), bir mü’minin kalbinde hem imanın hem de cimriliğin bulunamayacağını (Nesâî, Cihâd, ve cimrinin cennete giremeyeceğini (Tirmizî, Birr, 41) bildirmiştir. Bundan dolayı her Müslüman cömert olmaya azami gayret göstermeli, manevî bir hastalık olan cimrilikten sakınmalıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) cimrilikten daima Allah’a sığınırdı ve şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilik ve yaşlılıktan sana sığınırım. Kabir azabından, hayat ve ölümün fitnesinden de sana sığınırım.” (Buharî, Cihad, 25; Müslim, Zikr, 52)
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Cömertliği
Her yönden mükemmel ve “en güzel örnek” olan Peygamber Efendimiz (s.a.s.), cömertlikte de zirve noktada idi. Öyle ki, Efendimiz yokluk ve fakirlik korkusu duymadan elindeki imkanları ihtiyaç sahiplerine cömertçe dağıtırdı. O’nun bu vasfını sahabeden Abdullah bin Abbas (r.a.) şöyle anlatıyor: “Allah Resûlü insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında ise cömertliği daha da artardı. Çünkü Cebrail (a.s.), her sene Ramazan ayında gelir, ayın sonuna kadar Efendimiz ona Kur’an’ı arzederdi. İşte Allah Resûlü (s.a.s.) bu günlerde, esen rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Müslim, Fezâil, 50)
Cömertlikte emsalsiz bir mertebede olan Hz. Peygamber (s.a.s.), kendisinden bir şey istendiğinde asla “yok” “hayır” demez, kimseyi kapısından boş çevirmezdi. (Buharî, Edeb, 39) Şayet yanında verecek bir şey yoksa borçlanmak suretiyle isteyenin ihtiyacını karşılardı.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in cömertlik ve keremine dair bir pek çok örnek mevcuttur. Bir defasında yanına gelen Safvan İbni Ümeyye’ye iki dağ arasını dolduracak kadar bir koyun sürüsü verdi. Safvan, kabilesine dönünce halka şöyle seslendi: “Ey milletim! (Koşun) Müslüman olun. Çünkü Muhammed, fakirlik ve ihtiyaç korkusu duymadan çok büyük ikram ve ihsanlarda bulunuyor.” (Müslim, Fezâil, 57-58)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Veren el, alan elden üstündür” (Müslim, Zekât, 97) buyurmak suretiyle Müslümanları ihtiyaç sahiplerini görüp gözetmeye, sürekli iyilik ve yardımda bulunmaya teşvik etmiştir. Ashabını bu konuda gayretlendirmek için zaman zaman onları ikaz ederek cimrilikten sakındırmıştır. Bir keresinde baldızı Esmâ (r.anha)’ya hitaben şöyle buyurmuştur: “Kesenin ağzını sıkma! Allah da sana sıkarak verir!” (Buharî, Zekât, 21; Müslim, Zekât, 88)
Bir hadis-i şerifinde ise cimriliği zulüm ile birlikte zikrederek, cimriliğin tehlikeli sonuçlarına dikkat çekmiştir: “Zulüm yapmaktan sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakının. Zira cimrilik sizden önce yaşayan insanları, birbirini boğazlamaya ve dokunulmaz haklarını çiğnemeye götürmek suretiyle perişan etmiştir.” (Müslim, Birr, 56)
Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki; Müslümana yakışan cimrilik değil, Sevgili Peygamberimizin yolu olan cömertliktir. Öyleyse bize yakışan şekilde davranmalı, Yüce Rabbimizin bizlere ihsan ettiği maddî-manevî her türlü imkanımızı insanlara iyilik ve yardım yapmak için cömertçe harcamalıyız.