https://www.youtube.com/live/bUspJXgEbi8
EMRİ BİL MARUF VE NEHYA ANİL MÜNKERİYİLİĞİ EMRETMEK KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK
Türkçe anlamı iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymaktır. MARUF: Dinin emrettiği,
MÜNKER: dinin yasakladığı şey demektir. Başka bir deyişle Kuran ve sünnete uygun düşen şeye maruf, Kuran ve sünnete uygun düşmeyen, Allah’ın razı olmadığı şeye de Münker denir. Kuran-ı kerim bize bu hususu şöyle açıklıyor.ALİM YETİŞTİRMEK TÜM MÜSLÜMANLAR ÜZERİNE FARZDIR
ALLAH(CC) BUYURDUKİ SİZDEN HAYRA ÇAĞIRAN KTÜLÜKTEN VAZGEÇİREN ALİMLER TOPLULUĞU BULUNSUN
AYET: (Ali imran-104)” Sizden hayra çağıran, marufu emreden, Münkerden vazgeçirmeye çalışan, bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’
buyurulur. Bu ayette Cenabı hak dini öğreten ve öğrenen Alimleri yetiştirmenin; Bütün Müslümanlar üzerine farz olduğunu, böyle alimler yetişmezse tüm Müslümanların bundan sorumlu olacağını bildiriyor. Peki iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışmak sadece Alimlerin görevi midir? Hayır.
İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRMEK KADIN ERKEK BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN GÖREVİDİR.
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
ALLAH(CC) BUYURDUKİ MÜMİNLERİN ERKEKLERİDE KADINLARIDA BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİRLER İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZ GEÇİRİRLER
AYET: (Tevbe-71)”Mümin erkekler de ,mümin kadınlar da birbirlerinin velileri(sorumluları)dir. Bunlar (tüm kadın ve erkek Müslümanlar)insanlara iyiliği emrederler, Kötülüklerden vazgeçirmeye çalışırlar.’’
Demek ki İslam’ı anlatmak, iyiliği emretmek, kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmak görevi sadece Alimlere verilmiş bir görev değil, Bütün müminlere verilmiş görevdir.
Sayın okurlarım bu konuda birçok Hadisi şerif mevcuttur. İşte bir Hadisi şerif.
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ SİZDEN BİRİNİZ ÇİRKİN BİR İŞ GÖRÜRSE ONU ELİYLE DEĞİŞTİRSİN EĞER BUNA GÜCÜ YETMEZDİ KALBİYLE NEFRET ETSİN BU İSE İMANIN EN ZAYIF DERECESİDİR
HADİS: ”Sizden kim bir kötülüğün işlendiğine şahitlik ederse onu eliyle derhal engellesin, Eğer buna gücü yetmezse, diliyle engellesin, eğer buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz (ret etmek, inkar etmek, karşı olmak, katılmamak ) etsin. Kalbiyle buğz etmek imanın en zayıf noktasıdır.(Müslim-Riyazüssalihin-169)
Sayın okurlarım Peygamberimiz bir kötülüğü gördüğümüz zaman bana ne? neme lazım, boş ver, bana mı düştü anası var babası var, akrabası var, oğlu var kızı var, polis var jandarma var, devlet var, demememizi; Karışırsam bana kızar, aramız bozulur, bana hakaret eder, bana küser, darılır, beni döğer, bana zarar verir. Diye düşünerek karışmamazlık edemeyiz. Çünkü böyle bir şey olsa Peygamberimiz(sav) şu haller hariç diye buyururdu böyle bir kayıt koymadığına göre ne pahasına olursa olsun yapılan kötülüğe elimizle mani olmamız gerektiğini. Mesela bir kişi birisini döğüyor. Veya başka bir kötülük yapıyor. Elimiz ile mani olmaya çalışacağız. Baktık ki buna gücümüz yetmiyor. O kişiyi dilimizle uyaracağız. Baktık ki oda fayda etmiyor. Etrafımıza bağırarak, polis çağırarak yardım istemeliyiz. Ve o kişiyi içimizden kınamalıyız. Adam durup dururken döğmez kim bilir ne suçu varda döğüyor. Diye düşünmek Müslümanlığa yakışmaz. Ne yazık ki bugün Peygamberimizin en zayıf iman dediği kalbimizle bile buğz etmiyoruz. Televizyonlarda görüyoruz. Gazetelerde okuyoruz. Adam karısını sokak ortasında döğüyor, öldürüyor. Yanındakiler maç seyreder gibi seyrediyor. Ne eliyle, ne dili ile mani olan var ne polisi çağıran ne etrafa bağırıp yardım isteyen. En kötüsü de imanın en zayıfı olan kalbiyle buğz etmek te yok. Adama hak veriyorlar. Aman Allah’ım ne hallere düştük. İslam’dan insanlıktan ne kadar uzaklaştık.
Sayın okurlarım Allah(cc) kötülüklere göz yuman, onları yasaklamayan, normal karşılayan, mani olmayan toplumlara lanet ediyor. İşte ayeti kerime
KÖTÜLÜKLERE MANİ OLMAYANI ALLAH(CC) LANETLİYOR.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ İYİLİĞİ EMRETMEYİP KÖTÜLKTEN VAZGEÇİRMEYENLER CEHENNEMLİKTİR
AYET: (Maide–78-79)”Onlar birbirlerine hiç bir Münkeri (Allah’ın yasakladığı kötülükler, topluma zarar veren kötülükler) yasaklamadılar. Yemin olsun ki yapmakta oldukları şey çok kötü idi.’’
Sayın okurlarım başka bir ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ SİZ İNSANLAR İÇİN ÇIKARILMIŞ HAYIRLI ÜMMETSİİNİZ
AYET: (Ali İmran- 110)’’ Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. Çünkü siz Allaha inanıyorsunuz.’’
Sayın okurlarım bu ayette çok ince bir Nüans var. Siz Allaha inanıyorsunuz. Çünkü iyiliği emrediyor, kötülükten vazgeçiriyorsunuz. Peki ya iyiliği emretmeyen, kötülükten vazgeçirmeyen ne oluyor. Varın siz düşünün. Herhalde iman ediyor olmaz değil mi? Peygamberimiz(sav) çeşitli hadisi şeriflerinde özetle
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ MÜSLÜMANLAR BİRBİRİNİN ÇOBANIDIR HERKES EMRİ ALTINDAKİLERDEN SORUMLUDUR İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRİR
HADİS:” Hz peygamber(sav) çeşitli hadislerinde Müslümanların birbirinin çobanı olduğunu; Ellerinin altındakilerden sorumlu olduklarını; Müslümanlar arasında sürekli birliktelik olması gerektiğini, Zayıfın hakkının güçlüden alınması gerektiğini, Cihadın en faziletlisinin zalim bir devlet başkanına karşı durmak olduğunu bize bildiriyor. Bakınız lütfen(Riyasüssalihin167-172)
Sayın okurlarım bir toplumda iyiliği emreden, kötülükten vazgeçiren olmazsa giderek kötülükler yaygınlaşır. Bir kural bir yaşam biçimi haline gelir. Hak ile batıl karışır. Doğrular bozulur. İnsanlar Allah’ı adaleti unutur. Böyle bir toplumda bulunan Müslümanların nasıl tavır sergileyeceklerini Peygamberimiz(sav) şöyle izah ediyor. İşte hadis.
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ CEHALET VE DÜNYAYA AŞIRI DÜŞKÜNLÜK OLDUĞU ZAMANDA İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRENLER SAHABE GİBİ MUAMELE GÖRÜRLER
HADİS:” Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça, Allah(c.c) tarafından gelen hak din üzere devam edin. Bu sarhoşluklardan biri cehalet sarhoşluğu ve ötekisi ise Dünyaya aşırı düşkünlüktür. Siz iyiliği emreder, kötülüğe engel olurken ve Allah yolunda cihat ederken, içinizde dünya sevgisi oluşunca iyiliği emretmez, kötülüğe engel olmaz. Ve Allah yolunda cihat etmeyi bırakırsınız. O gün kitap ve sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar. Ensar ve Muhacirlerden İslama ilk giren kimseler gibi olurlar.(Bezzar- Mecmuaz-Zevaid-7 cilt-271)
Aman Allah’ım 1400 yıl öncesinden Peygamberimiz bu günü tarif ediyor. Tamda bize uyuyor. Bugün maalesef Dünya, makam, mevki, para, şöhret, nam uğruna ve cahilliğimizden dolayı iyiliği emretmez olduk, kötülükten vazgeçirmez olduk. Hele Allah yolunda savaşı aklımıza bile getirmez olduk. Ama bütün bunlara rağmen aramızda dünya sevgisine kapılmayan, cahil kalmamış alimler insanlar var çok şükür. İşte bu kişiler e ne mutlu ki ilk Müslümanların kazandığı sevabı kazanıyorlar. İlk Müslümanların eriştikleri makamlara erişecekler. Allah(cc) onları başımızdan eksik etmesin Amin.
Sayın okurlarım. Peygamberimiz(sav) bir toplumun son bulması için şunların olması gerektiğini bildirir.
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ İYİLER ZALİMLERE YARDAKÇILIK EDER ADALET KÖTÜLERİN ELİNE GEÇER İŞTE O ZAMN FİTNE ÇIKAR YOK OLURSUNUZ
HADİS: ” İyileriniz zalimlerinize yardakçılık ederler. Adalet kötülerin eline geçer, saltanat küçüklerin eline geçer. İşte o zaman fitnenin hucumuna uğrar. Birbirinize düşer ve yok olursunuz.(a.g.c.7cilt-286)
Sayın okurlarım tarihi araştırın yıkılan imparatorlukların bu sebeplerden olduğunu görürsünüz.
Allah(cc) Emri bil maruf nehya anil münker in Peygamberimize ve Müslümanlara görev olarak vermiştir.
KÖTÜLÜKLERE MANİ OLMAYANLAR AZABA UĞRAYACAKTIR
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ ALLAHA YEMİN EDERİMKİ YA İYİLİKLERİ EMREDER KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRİRSİNİZ YOKSA ALLAHIN ÜZERİNİZE AZAP GÖNDERMESİ YAKINDIR
HADİS: ”Nefsim kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki Ya iyilikleri emreder. Kötülüklerden vazgeçirmeye çalışırsınız. Yahut Allah’ın üzerinize azap göndermesi yakındır. Sonra Allaha dua edersiniz de duanız kabul olmaz.(Tirmizi- Riyazüssalihin-173)
Sayın okurlarım Ne müthiş Hadisi şerif sık sık yemin etmeyi hoş karşılamayan Peygamberimiz(sav) nasıl da yemin ediyor. Sadece yemin etmesi bile konunun önemini anlatmaya yeter. Siz iyiliği emretmez, kötülükten alıkoymaz ondan sonra da dua edersiniz boşuna dua etmeyin duanız kabul olmaz buyuruyor. Azabı bekleyin çünkü sizde azaba ortaksınız buyuruyor. Peki biz çokta iyi bir insan değilsek iyiliği yapmıyor kötülükten sakınmıyor isek de bu görevi üstlenecek miyiz? Öyle ya sen önce kendine bak denmez mi? Bu durumda ne yapacağız. İşte bu sorunun cevabını peygamberimiz(sav) cevaplıyor.
İYİLİK YAPMAYIP KÖTÜLÜK İŞLEYENDE İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞMALIDIR.
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ SİZ İYİLİĞİN TAMAMINI İŞLEMESENİZDE İYİLİĞİ EMREDİNİZ KÖTÜLÜĞÜN TAMAMINDAN SAKINMASANIZDA KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRIN
HADİS: ”Siz iyiliğin tamamını işlemeseniz de iyiliği emrediniz. Siz kötülüğün tamamından sakınmasanız da kötülüklerden sakındırınız((Taberani)
Sayın okurlarım hani bizde bir atasözü vardır. Hocanın dediğini yap yaptığını yapma. İşte tamda böyle ben ondan iyimiyim ki? haddime mi düşmüş deme şansımız yok. Biz kötü olsak bile kötülükleri önlemeye çalışmamız gerekir. İyiliği emretmek ve kötülükten vazgeçirmeye çalışmak farzdır.
İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞMAK FARZDIR
Kim söylüyor bunu elbette ki Allah(cc) işte ayet.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ YAVUM NAMAZI KIL İYİĞİ EMRET KÖTÜLÜKTEN ALIKOY
AYET: (Lokman-17)” Yavrum namazı gereği üzere kıl, iyiliği emret, ve kötülükten alıkoy. Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan, Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan emirlerdir’’.
Sayın okurlarım bu ayetten de anlıyoruz ki nasıl namaz bize farz ise emri bil maruf ve nehya anil münkerde bizim üzerimize farzdır. Ve şunu da anlıyoruz ki iyiliği emrederken kötülükten vazgeçirirken zorluklara katlanmak ta Allah’ın bize emridir. Her zorluğa katlanacağız neme lazım bana ne deme şansımız yok.
Sayın okurlarım rastladığımız kötülükleri önlemek sadece insanlık görevimiz değil aynı zamanda dinin emri olduğunu unutmayalım. Üzerimize namaz gibi farz olduğunu unutmayalım. Eğer böyle yapmazsak Allah’ın lanetine uğrayacağımızı unutmayalım. Kim söylüyor. Peygamberimiz(sav)işte hadisi şerif.
RESULULLAH(SAV) BUYURDUKİ
HADİS: ”Hayır Allaha and olsun ki ya iyiliği emreder. Kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. Zalimin
eli üzerine elinizi koyarak zulmune mani olursunuz. Ve onu Hakka döndürür. Ve hak üzerine tutarsınız. Yahut Allah(cc) bazılarınızın kalplerini diğerlerine benzetir de onlara lanet ettiği gibi sizi de lanete uğratır.(Tirmizi-Riyazüssalihin-175)
Aziz ve Muhterem Müslümanlar!
Her Müslümanın mükellef olduğu çok mühim bir vazife vardır. O da iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır.
Bu asırda devam eden müsbet cihad şekli budur. İyilikleri emretmek, zarar vermezse nasihatta bulunmak, iyi insanlara mahsus bir davranıştır. Peygamberlerin açtığı bir çığırdır. Manevî bir cihaddır. İyi bir toplum elde etmenin tek yoludur.
Kötülüklerin önüne geçmek, iyiyi ve güzeli yaparak göstermek, iyi örnek olmakla mümkündür.
Bir Müslüman hayrı ve sabrı tavsiye ederken, usûl ve kaidesine uygun olarak kötülüğü de engellemek mecburiyetindedir. Kötülüğe manî olunmazsa kötülük işleyenler kendilerinde kuvvet bulurlar. Hiçbir mahzuru yokmuş gibi kötülük yapmaya devam ederler.
Bunun içindir ki, Allah Teâlâ, Müslümanlardan hem iyiliği emretmelerini hem de kötülüğe engel olmalarını istemektedir. Aksi takdirde kötülerle birlikte masumları da yakacak bir belâ, bir musibetin geleceğini haber vererek, "Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği zaman yalnız zâlimlere, kötülüğü işleyenlere mahsus kalmayıp masumları da yakar." buyurmuştur.
Evet, Aziz Mü'minler!
Umuma gelen musibetler ekseriyetin hatasından ileri gelmektedir. Şühedâ kanıyla yoğrulmuş bu mübarek vatanda işlenen günahlar; mukaddesatımıza, dinimize gösterilen hürmetsizlikler; gayrimeşru hareketler, zelzele ve anarşi gibi dehşetli musibetlere sebep olur. İman ve Kur'ân'ın en muhkem kalesi olan bu vatanın her köşesinde Allah'ın gayretine dokunacak zulümler ve isyanlar işlenmektedir.
Devlet ve millet olarak vatanımızı istilâ eden bu günah askerlerine manî olmak lâzımdır. Yoksa İlâhî tokatların gelmesinden korkulur.
Bizden evvel bu dünya misafirhanesinde oturan millet ve ümmetlerin başlarına gelen belâ ve musibetlerin hepsi, işledikleri günah ve isyan yüzünden değil midir?
Aziz ve Celîl olan Rabbimiz, gizli işlenen günahlardan yalnız işleyeni mes'ûl tutar, masumlara azap vermez. Fakat açıkta yapılan günahlara manî olacak güçtekiler engel olmazlarsa, "Neme lâzım?" diyerek vazifelerini yapmazlarsa, o zaman zararı umuma dokunur.
Saadet asrında bir grup insan Resûl-i Ekrem'e (sav) gelerek sordular:
"Yâ Resûlallah! İçinde iyilerin de bulunduğu bir memleket helak olur mu?"
Bu soruya Efendimiz "Evet, helak olur!" buyurdu.
"Nasıl olur yâ Resûlallah?" diye sormaları üzerine, "İsyana, kötülüklere sükût etmeleri ve bu suretle dine ihanet etmeleri sebebiyle!" buyurdular.
Fahr-i Kâinat Efendimiz günahkâr bir kavmin nasıl helak edildiğini de şöyle haber veriyor:
"Allah Teâlâ bir azap meleğine emretti: 'Filân kasabanın altını üstüne çevir!' Melek dedi: 'Yâ Rab! Onların içinde sana bir defa olsun isyan etmeyen filân zat vardır?' Cenâb-ı Hak ferman etti: 'Onu da onları da altüst et! Zira onun yüzü bir defa bile kötülük yapan kimselere benim rızam için ekşimemiştir, kötülükten vazgeçirmeye çalışmamıştır!' buyurdu."
Onun içindir ki, hadîs-i şerifte, "Sizden biriniz bir kötülüğün işlendiğini görürse, hemen onu eliyle bozsun. Eğer gücü yetmezse diliyle... Şayet buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzedip o işi reddetsin. Bu, îmanın en zayıf olanıdır." buyurulmaktadır.
Hadisin bize verdiği ders şudur:
İşlenen kötülüklere idareciler eliyle mâni olur; âlimler va'z u nasihatla, sözle mâni olur, halk da kalbiyle o kötülüğü reddeder, tepkisini gösterir.
Muhterem Müslümanlar!
Bu zamanda en mühim meselemiz manevî cihaddır, manevî tahribata karyşı sed çekmektir. Bununla dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. İyilerin çoğalmasına, kötülerin azalmasına, îmanların kurtulmasına çalışmaktır.
Bu zamanın en makbul cihadı olan, her mücahide yüz şehid sevabı kazandıracağı müjdelenen bu vazifeyi yapmaya mecbur ve mükellefiz. Bu manevî cihada nefsimizden başlamalıyız.
"Nefsini ıslâh etmeyen, başkasını ıslâh edemez!"
İyiliği emretmeye kendi evimizden, ehlimizden başlamalıyız.
Bir aile reisi, yuvasındaki çoluk çocuğunu kötülüklerden korumuyorsa, işlenen günahlara seyirci kalıyorsa vazifesini yapmamıştır, mahkûm ve mağluptur.
Aile reisinin vazifesi, aile hayatında İslâm'ı yaşamak ve yaşatmaktır. Gayrimeşru davranışlara mâni olmaktır. Aksi takdirde dünyada ve âhirette cezası dehşetli olacaktır.
Sonra kötülükleri önleme cihadımız, içinde yaşadığımız toplumda devam edecek.
"Bana değmeyen yılan bin yaşasın!" gibi bir zihniyet İslâm'da yoktur!
Komşumuzun evi tutuşmuş yanıyorsa, söndürmeye koşmak bize farzdır. "Neme lâzım?" diyemeyiz. Bize komşu da köy de şehir de devlet ve millet de her şey lâzımdır.
İzzetli ve şerefli bir hayat birlikte yaşanır. Her Müslüman diğer bütün Müslümanların, vatandaşların malını, canını, namusunu korumakla vazifelidir. Tecavüzlere karşı koymalıdır.
Allah rızası için hâlis bir niyetle hayrı tavsiye edip serlere mâni olmalıyız.
Unutmayalım: "Hayırlı insan, başkalara hayrı dokunan insandır!"
Emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker vazifemizi yapmazsak ne olur? Bunu hadîs-i şerifte geçen bir misalden öğrenebiliriz:
"Bir gemide yolculuk yapan müşterilerden bir kısmı ihtiyacı olan suyu temin için gemiyi delmeye teşebbüs etse, diğer yolcular 'Neme lâzım?' diyecek ve aldırmayacak olurlarsa hepsi birden batar! Fakat onun elindeki âleti alırlar, tahrip etmesine mâni olurlarsa hem kendilerini, hem de bu işe teşebbüs eden beyinsizlerin hayatını kurtarmış olurlar."
Evet, "Hakk'ın hatın âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez!"
Hakka tapan milletimizin en birinci vazifesi, Hakk'ı ve hakikati söylemek, îman ve Kur'ân'a hizmet vazifesini hakkıyla yapmaya çalışmaktır.
Gayret, müsbet hareket ölçüleriyle hizmet bizden; muvaffak etmek, insanlara kabul ettirmek Allah'tandır.
İyiliği emir kötülükten nehiy hakkında ayetler.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ SİZDEN HAYRA ÇAĞIRAN İYİLĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİREN BİR TOPLULUK BULUNSUN
AYET: (Âl-i İmrân sûresi, 104)“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun.
Riyâzüs-sâlihîn müellifi İmam Nevevî, bu eserde o kadar güzel ve hassas bir usül takip etmiştir ki, okuyucu, eserin kitap ve bab başlıklarını iyice düşünmek, mahiyetini güzelce anlamakla, onlardan sonra getirilen âyet ve hadislerin muhtevasını daha derinlemesine kavrayabilir. Burada da “nasihat”dan sonra bu konunun getirilmesi çok anlamlıdır. Neden nasihat ve nasıl nasihat, sorusunun cevabı bu kısımdır. Çünkü “el-emr bil-maruf ve’n-nehy ani’l-münker” dinin temellerindendir. Nasihatte aslolanın bunlar olduğunu daha önce açıklamıştık. Şimdi, “ma’rûf” ve “münker”in ne olduğunu, etraflıca öğrenmiş olacağız.
Daha önce açıklamasına geniş yer verdiğimiz “hayır”, din veya dünya ile ilgili bir iyiliği ihtiva eden her şeydir, yani tevhîd akidesine, İslâm’a uygun olan her söz, iş ve davranıştır.
Dilimize “iyiliği emir kötülükten nehiy” diye aktarabildiğimiz “el-emr bi’l-maruf ve’n-nehy ani’l-münker”, “hayr”ın mühim kısmını teşkil eder.
MARUF VE MÜNKER NEDİR?
Ma’rûf, İslâm’ın iyi olarak kabul ettiği ve Allah’a taatin içinde saydığı her şeydir. Münker ise bunun zıddı olup, İslâm’ın iyi saymadığı, dinin emirlerine aykırı bulduğu ve Allah’a karşı ma’siyet olarak gördüğü şeylerdir.
Ma’rûf’un ve münkerin ölçüsü, bunların Kur’an ve Sünnet’le belirlenmiş olmasıdır. Başka bir ölçü ile bunları tayin ve tesbite yönelmek, nefsîliğe, hevâ ve hevese uymak olur. Bunun bir sonu yoktur, neticesi ise tefrikadır. Nitekim bir sonraki âyet bunu açıklığa kavuşturmaktadır;
ALLAH(CC) BUYURDUKİ MÜNAFIK ERKEKLER VE KADINLAR BİRBİRLERİNDENDİR MÜMİNLERİN TERSİNE KÖTÜLÜĞÜ EMREDER İYİLİKTEN VAZGEÇİRİRLER
AYET: (Tevbe sûresi, 67) “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emreder, iyilikten menederler.” Mü’minlerin bu yöndeki nitelikleri ise şöyle anlatılır:
Şu âyet, yeryüzünde İslâm hükümran olunca, inananların nasıl davranmaları gerektiğini şüpheye düşmeyecek açıklıkla ifade eder:
ALLAH(CC) BUYURDUKİ ONLAR YLE KİMSELERKİ İKTİDARA GELDİKLERİNDE NAMAZ KILAR ZEKATI VERİR İYİLİĞİ EMREDER KÖTÜLÜKTEN VAZ GEÇİRİRLER
AYET: (Hac sûresi, 41) “Onlar, öyle kimselerdir ki, kendilerine yeryüzünde iktidar verdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar.”
Müslüman bir yönetimin görevlerinin başında iyiliği emir, kötülükten nehy gelir. Bunun anlamı, yeryüzünde iyilikleri yaymak, kötülüklere ise engel olmaktır. Bunun için gerekli bütün müesseseleri kurmak yönetimin başta gelen görevidir.
İyiliği emir ve kötülükten nehiy görevi, sadece bunun için hazırlanmış bir cemaate, yetişkin bir ekibe mi hastır? Fertlerin bireysel olarak sorumlulukları yok mudur?
ALLAH(CC) BUYURDUKİ SİZ İNSANLIĞA EMREDİP KENDİNİZİ UNUTUYORMUSUNUZ
AYET: (Bakara sûresi, 44)“Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?” ;
ALLAH(CC) BUYURDUKİ YALAN SÖYLEMEK ALLAH KATINDA EN SEVİLMEYEN ŞEYDİR
AYET: (Saf sûresi, 3) “Yapmadığınız şeyleri söylemek, Allah katında en sevilmeyen şeydir” gibi âyetler, toplumun her ferdinin iyiliği emir, kötülükten nehiyle görevli olduğuna delil teşkil eder. Şu kadar var ki, cemaatin yapacağı veya yönetimin yapacağı görevler fertlerden beklenemez. Fert, gücünün yettiği ölçüde sorumludur. Bu sorumluluk fertlerin bilgileri, görevleri ve toplum içindeki mevkilerine göre de farklılık arzeder. Hiç kimse kendini bu sorumluluğun dışında tutamaz. Her Müslüman ferdin, gücü yettiği oranda iyiliği emir ve kötülükten nehiy görevi yapması ve İslâmî tebliğe katkıda bulunması ise farz-ı ayındır. Tabii ki bütün bunlar, şer’î mükellefiyeti olan kadın ve erkekler içindir.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ SEN AF VE KOLAYLIK YOLUNU TUT İYİLİĞİ EMRET CAHİLLERDEN YÜZ ÇEVİR
AYET: (A’râf sûresi, 199)“Sen af ve kolaylık yolunu tut; iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”
İmam Ca’fer es-Sâdık diyor ki:
Allah Teâlâ, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ e en üstün ahlâkı emretti. Kur’ân-ı Kerîm’de üstün ahlâkı, böylesine güzel toplayan bir başka âyet yoktur.
Hz. Peygamber, insanlarla muamelesinde kolaylığı seçer, zorluğa, öfke ve kızgınlığa yönelmezdi. Ayrıca, affetmek, herkesin günah ve kusuruna bakmamak da Allah Resûlünün âdetiydi. Çünkü o, böyle davranmakla emrolunmuştu.
Bununla beraber, iyiliği devamlı surette emretmesi, yapılması gerekli olan şeyleri yapması ve yaptırması da kendisine Allah’ın bir emri, bir talimatı idi.
İyilik diye ifade ettiğimiz şeyler, insanların birbirlerine karşı yapılmasını güzel görüp hoş karşıladığı, vâcip veya câizliğini, gerekli veya iyi olduğunu kabul edip reddetmedikleri şeylerdir. Öte yandan insanlar arasında yaygınlık kazanmış her örf, her âdet ma’ruf, yani iyi de değildir. Hatta bunlar arasında öyleleri vardır ki, bâtıl ve çirkin de olabilir. O halde bunları iyice tanımak, birbirinden ayırmak icap eder. Bu şartla İslâm bunlara bir değer verir veya vermez. Bu sebeple dinimiz, toplumların örf ve âdetlerini tamamen reddetmeyip, onları ıslah yolunu tercih etmiştir.
Bu âyet-i kerîme, ahlâk ilmi, kanun koyma ve siyaset açısından oldukça kapsamlı bir düstur, bir temel kâide özelliği taşır.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ HAK RABBİMİZDENDİR DİLEYEN İNANSIN DİLEYEN İNKAR ETSİN
AYET: (Kehf sûresi, 29)“De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.”
Hak, Allah Teâlâ’nın, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ e vahyettiği hakikatlerdir. Kur’an, bu hakikatlerin tamamıdır. Peygamber Efendimiz’in sünneti, bu hakikatlerin hayata aksetmiş şeklidir. Kur’an’ın asla şüphe edilemeyecek bir kitap olduğu gerçeği ortaya çıktıktan, Hakk’ın da sadece Cenab-ı Hak katından geleceği kesinlikle bilindikten sonra artık dileyen buna inanır, dileyen inkâr eder. İnanan, doğruyu, güzeli, iki cihan saadetini bulur. İnkâr eden ise dünya ve âhirette hüsrana uğrar.
Âyetin ikinci kısmı âdeta bir tehdittir. Çünkü hak apaçık ortada iken, hâlâ inkâr yoluna sapmak, aklı, idraki kullanmamak, gözü, kulağı, kalbi ve gönlü gerçeğe kapatmak, kabul edilir şey değildir.
Mü’minlere düşen görev, hakka inanmak, ona tabi olmak, hakkı yaymak ve yeryüzüne hakim olmasına çalışmaktır. İşte bu, ma’rufu emirdir.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ EMROLUNDUĞUN ŞEYİ AÇIKÇA BİLDİR
AYET: (Hicr sûresi, 94)“Emrolunduğun şeyi açıkça bildir.”
Bu âyet Peygamber Efendimiz’e Allah’ın bütün emirlerini, Kur’an’ı, bütün insanlara ulaştırmasını, dini apaçık ortaya koymasını, hak ile bâtılın arasını ayırıp açıklamasını emreder. Esasen peygamberlerin görevi de budur. Fakat bu âyette, “açıkça bildir” sözünü ifade etmek üzere seçilen kelime “sade’a”, o kadar dikkat çekicidir ki, bu görevi sürekli hatta beyinlerini çatlatırcasına yapmayı ifade eder. O halde “hak” yani Allah’ın indirdiği gerçekler, ardı arkası kesilmeksizin topluma bildirilecek, tebliğ edilecektir.
ALLAH(CC) BUYURDUKİ BİZ KÖTÜLÜKTEN MEN EDENLERİ KURTARDIK
AYET: (A’râf sûresi, 165)“Biz fenalıktan menedenleri kurtardık; zâlimleri de Allah’a karşı gelmekten ötürü şiddetli azâba uğrattık.”
Bu âyet-i kerîme, daha önce geçenlerin âdeta bir neticesi niteliğinde olup, kötülüklere, fenalıklara mani olanların kurtuluşa erdiğini müjdelemektedir. Buna karşılık her türlü îkaza, tebliğe ve tehdide rağmen Allah’ın emirlerini dinlemeyenlerin şiddetli bir azaba uğrayacağını da haber vermektedir
كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ:
MEALİ :
ALLAH(CC) BUYURDUKİ SİZ İNSANLAR İÇİN ÇIKARILMIŞ EN HAYIRLI ÜMMETSİNİZ İYİKLERİ EMREDER KÖTÜLKTEN MEN EDERSİNİZ
AYET: (ÂLİ-İMRAN SURESİ – 110. AYET)“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyilikle emreder, kötülükten nehyedersiniz.”
İnsanlar içinde sadece peygamberler (günah işlemekten) korunmuşlardır. Zira Cenâb-ı Hakk onları İsmet (günah işlememe) özelliği ile yaratmıştır. Bu nedenle peygamberler haricindeki bütün insanlar güzel fiillerde bulunmanın yanında günah işleme ve hata yapma özelliğine sahiptirler. Yüce dinimiz İslâm yasak olan fiilleri (günah) açıkça bildirmiş ve müminlere bu davranış ve alışkanlıklardan uzak durmalarını emretmiştir. Kişi bu emirlere uyduğu takdirde kendisini kurtaracak ve Allah’ın sevgili kulları arasına girecektir. Ancak Müslüman’ın vazifesi sadece yasak fiillerden kaçınmakla bitmez. Onun bir diğer görevi de, Allah’ın haram kıldığı amelleri işleyen kardeşlerini bu davranış ve alışkanlıklardan vazgeçirmeye çalışmaktır. Biz buna “EMR-İ Bİ’L MA’RUF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER” diyoruz ki Cenâb-ı Allah yüce kitabında Müslümanlar için bunun bir vazife olduğunu şu ayetlerle bildirmektedir:
كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ:
Hz Peygamber (SAV) de bu hususu şu sözüyle ifade eder:
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU SİZDEN BİRİNİZ ÇİRKİN BİR İŞ GÖRÜRSE ONU ELİYLE DEĞİŞTİRSİN EĞER BUNA GÜCÜ YETMEZDİ KALBİYLE NEFRET ETSİN BU İSE İMANIN EN ZAYIF DERECESİDİR
HADİS: “Sizden bir kimse çirkin bir iş görürse onu eliyle değiştirsin (düzeltsin); eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalben nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
Her insan dünyada bir gaye uğruna yaşar. Müslüman’ın gayesi de cemiyeti İslâm ahlâkı çerçevesinde yaşatmaya çalışmak, toplumun her türlü meselesiyle ilgilenmek, bu konuda kendisini sorumlu ve vazifeli görmektir. Böyle olunca mümin sadece kendisini kurtarmakla iktifa edemez, cemiyetin de kurtulması huzur ve sükûna kavuşması için gayret sarf eder; doğru yapılanları destekler, yanlışlıkları ise usulü dairesince ıslaha çalışır. Zira toplumu tehdit eden felaketler eninde sonunda kendisini bu felaketten uzak tuttuğunu sananlara da bir şekilde dokunacaktır. Gemi battığı zaman sadece geminin altını oyanlar değil, bu iş ile ilgisi olmayanlar yahut yapılanlara seyirci kalanlar da helak olmakla karşı karşıya kalacaktır.
Hz. Peygamber (SAV), bu hususu şu şekilde dile getirir:“Beni İsrail arasında bozgunculuk şöyle başladı. Onlardan biri günah işleyen bir adama rastladığı zaman: “Be adam Allah’tan kork, yapmakta olduğun işi bırak; zira o iş sana helal değildir.” Der. Ertesi gün yine o adama aynı halde rastlar. Bununla beraber; o adamla yiyip içmekten ve onunla düşüp kalkmaktan çekinmezdi. Sonra:
لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ:كَانُواْ لاَ يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ:
ALLAH(CC) BUYURDUKİ İSRAİLOĞULLARI YAPTIKLARI GÜNAHLARDAN BİRBİRLERİNİ MEN ETMEYE ÇALIŞMAZLARDI
AYET: (MAİDE SURESİ – 78/79. AYETLER)“İsrail oğulları iinde kâfir olanlar, isyanları ve hududu aşmaları yüzünden, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlendiler. Onlar yaptıkları günahlardan birbirini men etmeye uğraşmazlardı.”
Ayetini okudu. Arkasından şöyle dedi: “Ya marufu emir ve münkerden nehyeder, zalimi zulmetmekten men eder, onu hakka çevirir, hak üzerinde durursunuz yahut Allah kalplerinizi birbirine benzetir de sonra sizi de Beni İsrail’i lanetlediği gibi lanetler.”
İnsanlara iyiyi tavsiye ve onları kötülüklerden alıkoyma noktasında örneğimiz Hz Peygamber (SAV)’dir. Onun kötülüklerden sakındırmadaki ilk prensibi, hata yapan kişinin yüzüne vurmadan onun yanlışını düzeltme yoluna gitmesidir. Allah Rasülü (SAV), bir kişide gördüğü davranışı düzeltirken, o insanın şahsiyetini incitmemeye özen gösterir, hatasını yüzüne vurmak ve onu teşhir ederek mahcup etmekten sakınırdı. Böyle durumda ya umumi bir tarzda konuşarak: “Bazıları neden böyle yapıyor?” diye uyarır veya hoşnutsuzluğunu gösteren bir tavır sergilerdi.
Allah Rasülü (SAV)’in bu konudaki ikinci prensibi ise, muhatabını tatlı dille ve yumuşak sözle uyarmasıdır. Hz Peygamber (SAV), muhataplarına daima tatlı dil ile muamele etmiştir. Zira emredici nitelikte ve küçük düşürücü bir şekilde yapılan hatırlatmanın müspet bir tesir icra etmesi bir yana, ters yönde bir faaliyete meydan vermesi mümkündür. Nitekim Cenâb-ı Allah’ın, peygamberleri olan Hz Musa (AS) ile Hz Harun (AS)’ı dine davet için Firavun’a gönderdiğinde onlara
فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَّيِّناً لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى:
ALLAH(CC) BUYURDUKİ ONA YUMUŞAK SÖZ SÖYLEYİN BELKİ HATIRLAR VE KORKAR
AYET: (TÂ-HÂ SURESİ – 44. AYET)“O’na yumuşak sözle söyleyiniz. Belki hatırlar veya korkar.”
Demesi muhataba karşı nasıl davranılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yaşadığımız toplumda tasvip etmemiz mümkün olmayan birçok davranışa şahit olduğumuz bir gerçektir. Bizlere düşen evvela bu davranışlardan kendimizi korumak, daha sonra da yanlış davranış ve alışkanlık içinde olan insanları bu hallerinden vazgeçirmeye çalışmaktır. Bu konuda da örnek modelimiz ve rehberimiz tabii ki yine Hz Peygamber (SAV)’dir. Şayet bizler Allah Rasülü (SAV)’in bu konudaki metot ve prensiplerine uygun olarak kötüler ve kötülüklerle mücadele etme yolunda gayret gösterirsek, onun başardığı gibi ideal bir toplum meydana getirme gayretlerimizde başarılı olabiliriz.
İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRMEK MÜMİNE FARZDIR
يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذيرًا
وَدَاعِيًا اِلَى اللّهِ بِاِذْنِه وَسِرَاجًا مُنيرًا
ALLAH(CC) BUYURDU EY PEYGAMBER BİZ SENİ HEM ŞAHİT HEM MÜJDECİ HEM UYARICI OLARAK GÖNDERDİK
AYET:( el-Ahzap, (33) 45-46) “Ey Peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik ve hem de Allah’ın izniyle O’na bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil olarak gönderdik.”
Allah Teâlâ büyük lütuf ve kerem sahibi olduğu için yer yüzünün halifeleri kıldığı insanı yalnız bırakmamış, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den itibaren gönderdiği peygamberlerle, dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını göstermiştir. Peygamberler hem doğru yolu gösteriyor hem de kendileri uygulayarak örnek oluyorlardı.
Bu, ihmal edilmemesi gereken çok önemli bir görevdir. Kur’an-ı Kerim’de:
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرى تَنْفَعُ الْمُؤْمِنينَ
ALLAH(CC) BUYURDU SEN ÖĞÜT VERİP HATIRLAT ÇÜNKÜ HATIRLATMAK MÜMİNLERE FAYDA VERİR
AYET: (ez- Zariyat,(51) 55)“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir” buyurulmuştur.
Bu görev Peygamberimizden sonra bütün müslümanlara intikal etmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ
الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ
ALLAH(CC) BUYURDU SİZ EN HAYIRLI ÜMMETSİNİZ İYLİĞİ EMREDER KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRİRSİNİZ
AYET: (Âl-i İmran,(3) 110) “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah ‘a inanırsınız.” buyurulmuş ve bu görevle bütün müminlerin görevli olduğu bildirilmiştir.
Ayet-i kerime müslümanların ayırıcı özelliğini bildiriyor. Allah’a inanmak, iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak. Bu özellikleri sebebiyle de en hayırlı ümmet oldukları ifade buyuruluyor. Çünkü müminler birbirinin kardeşidirler. Elbette kardeş kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu gösterecektir. Allah Teâla bu hususu hatırlatarak şöyle buyuruyor:
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ
وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقيمُونَ الصَّلوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَيُطيعُونَ
اللّهَ وَرَسُولَهُ اُولئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ اِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكيمٌ ()
ALLAH(CC) BUYURDU ERKEK VE KADINLAR BİRBİRİNİZİN DOSTLARI VE VELİLERİSİNİZ İYİLİĞİ EMREDER KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRİRSİNİZ
AYET: ( et-Tevbe, (9) 71)“Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vaz geçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah, azizdir, hakimdir.”
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
مَنْ رأى مِنْكُمْ مُنْكراً فلْيُغيرْهُ بيدِه، فإن لم يستطعْ فبلسانهِ، فإن لم يستطعْ فبقَلْبِهِ، وذلك أضْعَفُ الايمانِ
RESULULLAH(SAV) BUYURDU SİZDEN BİRİ ÇİRKİN BİRŞEY GÖRÜRSE ONU ELİYLE DEĞİŞSİN EĞER BUNA GÜCÜ YETMEZSE KALBİYLE NEFRET ETSİN BU İMANIN EN ZAYIF DERECESİDİR
“Sizden biriniz çirkin bir iş görürse, onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse, diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse, kalbiyle nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”( Müslim, İman, 20.)
Peygamberimiz çirkin ve haksız bir işi gören müslümanın, buna sessiz kalmayarak tavır koymasını öğütlüyor ve bu tavrın üç şekilde olabileceğini söylüyor: Gücü yetiyorsa onu eliyle men eder. Bu görev yöneticilere aittir. Böylece kötülük önlenmiş olur. Buna gücü yetmiyorsa nasihat eder. Kötülüğün zararlarından söz eder. Bunda başarılı olursa yine kötülük önlenmiş olur. Buna da gücü yetmiyorsa o işi onaylamadığını tavırlarıyla belli eder, destek vermez. Onun bu tavrı etkili olabilir ve kötülüğün yayılmasına engel olur.
Peygamberimiz her vesile ile müslümanların bu görevlerini kendilerine hatırlatmıştır. Ebû Said el-Hudri (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU YOL ÜZERİNDE OTURDUĞUNUZDA HARAMA BAKMAYIN GEÇENLERE EZİYET ETMEYİN VERİLEN SELAMI ALIN İYİLİĞİ EMREDİN KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİRİN
HADİS: -“Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız” buyurdu. Ashab-ı Kiram:
-Yol üzerinde oturmak bizim için zorunludur. Lüzumlu olan şeyleri orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Yol üzerinde oturmaktan vaz geçemiyorsanız, yolun hakkını veriniz” buyurdu. Sordular:
– Ey Allah’ın Resûlü, yolun hakkı nedir? Peygamberimiz cevap verdi:
– “Haram olan şeylere bakmamak, gelip geçene eziyet etmemek, verilen selamı almak, iyiliği emredip kötülükten menetmek. (İşte yolun hakkı budur.)” (Buhârî, Mezâlim, 22; Müslim, Selâm, 2.)
Müslümanlar bu görevlerini yapmazlarsa kötülükler ve haksızlıklar alabildiğine yayılır. İlk anda o kötülüğün zararı sadece onu yapanda kalacağı sanılır ama öyle olmaz. Bulaşıcı bir hastalık gibi toplumu sarar ve o kötülükten toplum büyük zarar görür.
Peygamberimiz, kötülüğe karşı tavır koymanın topluma getireceği felaketi bir örnekle şöyle açıklar:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU ALLAHIN EMİRLERİNE UYMAYANLARIN DURUMU GEMİNİN ALT VE ÜSTÜNDEKİLERE BENZER ALT KATTAKİLER SU İHTİYACI İÇİN GEMİYİ DELMEK İSTERLER ÜST KATTAKİLER BUNA ENGEL OLMAZSA GEMİ BATAR HEP BİRLİKTE HELAK OLURLAR
HADİS: “Yolcular gemideki yerlerini kur’a ile belirlerler. Kur’a sonucu bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşir. Alt kata yerleşenler, burada su olmadığı için su ihtiyaçlarını görmek üzere üst kata çıkmak durumundadırlar. Su almak için üst kata çıktıkları vakit, üst kattakilerin yanından geçiyorlar. Bunun üzerine kendi aralarında konuşurlar: “Payımıza düşen alt katta bir delik açsak da, su ihtiyacımızı buradan görsek ve yukardakileri rahatsız etmesek iyi olur.” derler ve geminin alt kısmında bir delik açmaya başlarlar. Şimdi üst kattakiler bunları gördükleri halde bu yaptıkları işe göz yumar, ses çıkarmayacak ve engel olmayacak olurlarsa, açılan delikten içeriye su dolar ve gemi batar. Böylece sadece deliği açanlar değil, gemide olan hepsi boğulur. Eğer üst kattakiler onları bu işden men ederlerse kendileri de kurtulur, onları da kurtarmış olurlar.”( Buhârî, Şirket, 6.)
Peygamberimizin bu örneği bu konuda çok etkili bir örnek. Bundan anlaşılıyor ki, müslüman duyarlı olacak ve toplumda meydana gelen olaylara ilgisiz kalmayacak ve: “Bana ne her koyun kendi bacağından asılır” demeyecektir. Her koyun dünyada değil, ahirette kendi bacağından asılacaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَاتُصيبَنَّ الَّذينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ
شَديدُ الْعِقَابِ ()
ALLAH(CC) BUYURDU ÖYLE BİR FİTNEDEN SAKININKİ O İÇİNİZDEN SADECE ZALİMLERE ERİŞMEKLE KALMAZ TOPLUMA SİRAYET EDER HEPSİNİ PERİŞAN EDER
AYET: (el- Enfal, (8) 25)“Öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (topluma sirayet eder ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.”
Ayet-i kerime çok önemli bir uyarıda bulunuyor. Öyle günah ve kötülükler var ki, sadece o günahı işleyenleri ve o kötülüğü yapanları etkilemekle kalmaz, o günahı işlememiş, o kötülüğe bulaşmamış olanlara da erişir. Bir çok suçsuzları da gelir bulur. Kurunun yanında yaş da yanar. Bugün toplumumuzda hepimizi rahatsız eden sosyal olayların kaynağında bu ihmalimiz – nemelazımcılık- vardır.
Âlimlerin görevi uyarmaktır.
Her müslüman kötülüğe karşı tavır koymakla yükümlü olmakla beraber, müslümanlardan bir topluluk özel olarak bu görevle görevlidir. Bunlar, âlimlerdir. Âlimler bu görevi yerine getirmeleri halinde diğerleri sorumlu olmaktan kurtulur. Bu hususu ifade eden âyet-i kerime’de:
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ
عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ()
ALLAH(CC) BUYURDU İÇİNİZDEN HAYRA ÇAĞIRAN İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRAN TOPLULUK BULUNSUN
AYET: (Âl-i İmrân, (3) 104)“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır” buyurulmuştur.
Hayra çağırmak, dine de dünyaya da ait bir iyiliğe çağırmak demektir ki, İslâm’ın esasıdır. İyiliği emredip kötülükten menetmek de bunun önemli bir kısmıdır.
Topluma Allah rızası için nasihat etmek, yol göstermek önemli bir görevdir.
Temîm ed-Dari (r.a.)’nin rivayetine göre Peygamberimiz:
الدِّينُ النَّصِيحَةُ. قُلْنَا يَا رَسُولَ اللّهِ! لِمَنْ؟ قَالَ: للّهِ وَلِكَتَابِهِ،
وَلِرَسُولِهِ، وَلائِمَةِ الْمُسْلِمِينَ، وَعَامَّتِهِمْ
RESULULLAH(SAV) BUYURDU TÜM İNSANLIĞA DİN NASİHATTIR
HADİS: “Din nasihattir” buyurdu.
Kime ? dedik. Peygamberimiz:
“Allah’a, kitabına, peygamberine, müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” buyurdu.( Buhârî, İman, 42; Müslim, İman, 23.)
İslâm âlimleri hadisi, medâr-ı İslâm -İslâm’ın üzerinde döneceği- dört hadis-i şeriften biri saymışlardır ki, İslâm Dini’nin dörtte biri demektir. Diğer üç hadis-i şerif de şunlardır:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU AMELLER ANCAK NİYETLERE GÖREDİR HERKESE ANCAK NİYETİNE GÖRE AMELİNİN KARŞILIĞI VARDIR
HADİS: “Ameller ancak niyetlere göre değerlenir. Herkesin ancak niyetine göre amelinin karşılığı vardır.”( Buhârî, Bed’u’1-vahiy, 1; Müslim, İmâre, 45.);
RESULULLAH(SAV) BUYURDU HİÇBİRİNİZ KENDİSİ İÇİN ARZU ETTİĞİNİ DİN KARDEŞİ İÇİNDE ARZU ETMEDİKÇE İMAN ETMİŞ OLMAZ
HADİS: Hiçbiriniz, kendiniz için arzu ettiğinizi din kardeşiniz için de arzu etmedikce, iman etmiş olmaz.”(Buhârî, İman, 7; Müslim, İman, 16 .); “Kişinin faydasız sözü terketmesi, İslâmiyetinin güzelliğindendir.”(Tirmizî, Zühd, 11; İbn Mâce, Fiten, 12.)
Dinin direği sayılan bu hadis-i şerifin anlamına gelince: “Din nasihattir” demek, nasihat dinin direği demektir. Dinin yaşaması, nasihatin müslümanlar arasında yaygın olması ile mümkündür.
Nasihat, sözlükte gönülden gıll-u gışı-kin ve hile-yi çıkararak, nasihat edilen kimsenin hayır ve mutluluğunu samimiyetle arzu ve temenni etmektir. Bu sözle yapılan nasihattır ki, örfümüzdeki anlamı budur. Dindeki anlamı ise, sadece sözle nasihat değil, hayırlı işlere de şâmildir. Her hayır söz ve hayır iş nasihattır.
Nasihat ederken, bu nasihatin etkili olması için dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunların başında başkasına yaptığı nasihate önce kendisinin uyması gerekir. Başkasına yaptığı nasihate uymayan kimseleri Kur’an-ı Kerim uyarıyor:
اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
ALLAH(CC) BUYURDU KURANI OKUDUĞUNUZ HALDE İNSANLARA İYİLİK EMREDERDE KENDİNİZ UNUTURMUSUNUZ
AYET:( el-Bakara, (2) 44) “Kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
Böyle kimsenin nasihati etkili olmaz ve nasihat ettiği kimseler tarafından ciddiye alınmaz.
Kendisi sigara içtiği halde çocuklarına sigaranın zararlı ve kötü bir alışkanlık olduğunu öğütleyen kimsenin bu nasihati çocuklarına etki etmez. Onlar,
“Babamız dediği gibi bu sigara gerek sağlık ve gerekse ekonomik yönden zararlı ise, kendisi niye içiyor” değerlendirmesini yaparlar.
Bunun için nasihatçinin önce nasihatini kendisi tutması ve çelişkiye düşmemesi gerekir. Meşhur bir sözdür: Ele telkin verip de, kendi zakkum salkımı yutmamalıdır.
Başkalarına yaptığı nasihate uymayanların, kıyamet gününde acıklı bir azaba uğrayacaklarını Peygamberimiz şöyle haber veriyor:
ALLAH(CC) BUYURDU DİLLERİNİZİN UYDURDUĞU YALANA DAYANARAK BU HELALDİR BU HARAMDIR DİYEREK ALLAHA KARŞI YALAN SÖYLEYENLER CEHENNEMİ BOYLAR
AYET:( en-Nahl, (16) 116) “Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, ‘Bu helâldir, şu da haramdır’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”
İyiliği emredip kötülüğü menetmk, toplumu irşad etmek olduğundan, bu görev ifa edilirken her türlü kaba ve kırıcı davranışlardan sakınmak da gerekir. Bu görevin temelinde sevgi olmalıdır. Yine örnek Peygamberimizdir. Kur’an-ı Kerim’de: Peygamberimiz için şöyle buyuruluyor:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَليظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ
ALLAH(CC) BUYURDU EY MUHAMMED ALLAHIN RAHMETİYLE ONLARA YUMUŞAK DAVRANDIN EĞER KABA VE KATI OLSAYDIN ETRAFINDAN DAĞILIP GİDERLERDİ
AYET:( ÂI-i İmran, (3) 159) “(Ey Muhammed) Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından dağılıp giderlerdi.”
Her işte zorluk değil kolaylık göstereceğiz, hele insanlara nasihat ederken kaba ve katılıktan uzak duracağız. Ancak o zaman nasihatimiz etkili olur, boşa vakit geçirmiş olmayız. Bir hadis-i şerifle konumuzu tamamlamış olalım. Peygamberimiz buyuruyor:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU KOLAYLAŞTIRIN GÜÇLEŞTİRMEYİN MÜJDELEYİN NEFRET ETTİRMEYİN
HADİS: “Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî, İlim, 11; Müslim, Cihad, 3.)
.(الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإنْجِيلِ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأغْلالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنْزِلَ مَعَهُ أُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) [الأعراف:157].
ALLAH(CC) BUYURDU BÜTÜN PEYGAMBERLER GİBİ HZ MUHAMMETİN GÖREVİ İYİLİĞİ EMRETMEK KÖTÜLÜKTEN VAZ GEÇİRMEKTİR
AYET: (Araf 157).“Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını kaldırır, üzerlerindeki zincirleri çözer. O peygambere inanan, onu koruyup destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, işte bunlardır kurtuluşa erenler.”
Âyette bütün peygamberler gibi Hz. Muhammed’in de (sav) en temel görevlerinden birinin “iyiliği (ma‘rûf) emretme ve kötülüklerden (münker) menetme” faaliyeti olduğu bildirilmektedir.
Peygamberimizden sonra insanlara doğru yolu kim gösterecek ve onları kim uyaracaktır?
Mescid-i Nebevide Peygamberimizin dizinin dibinde yetişen müminler, Peygamberimizden aldıkları ilim ve irfanla yüce dinimiz İslamı ulaştıkları her yere ulaştırmışlardır. İyiliği yaymak ve kötülükleri engelleme gayretiyle çalışmışlardır. Daha sonra alimlerimiz ve hocalarımız bu görevi silsile halinde bize kadar ulaştırmış ve kıyamete kadar da devam edecektir inşallah.
Bu hususta peygamberimiz sav şöyle buyurmuştur:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU ALİMLER PEYGAMBERLERİN VARİSLERİDİR
HADİS: Alimler, peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bıraktılar, ancak ilim miras bıraktılar. Şu halde o ilmi alan büyük bir pay almış demektir." (Buhari, İlm, 10; Ebû Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17).
Yüce Rabbimiz bu görevi Kur’an-ı Kerimde şöyle ifade buyurmaktadır:
(ولْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ ويَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ)
ALLAH(CC) BUYURDU İÇİNİZDEN İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜĞÜ MENEDEN BİR TOPLULUK BULUNSUN
HADİS: (Al-i İmran 104)“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.''
Ümmet tabiri burada “topluma önderlik edecek olan grup” anlamına gelmektedir. Yüce Allah müslümanların içinde onlara önderlik edecek, birlik ve beraberliklerini sağlayacak, onlara iyiliği emredecek, onları kötülükten sakındıracak, insanları İslâm’a çağıracak bir sosyal kontrol mekanizmasının bulunmasını istemektedir.
Müfessirler müslümanların böyle bir kurumu oluşturmalarının farz-ı kifâye olduğunu belirtmişlerdir. Bu görev yerine getirilmediği takdirde, görevin özelliğine göre o topluluğu meydana getiren yükümlülük çağındaki bütün müslümanlar bu ihmalden dolayı sorumlu olurlar. (Elmalılı, II, 1155).
وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” ifadesiyle kurtuluşumuzun “iyiliği emredip kötülüğü menetme” vazifesini yerine getirmemize bağlı olduğunu anlamaktayız.
İyiliği Yayma Kötülük Engelleme Vazifesi Genel Manada Bütün Müminlerin Vazifesidir:
Müminler birbirinin kardeşidirler. Elbette kardeş kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu gösterecektir. Allah Teâla bu hususu hatırlatarak şöyle buyuruyor:
(وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ)
ALLAH(CC) BUYURDU MÜMİNLERİN ERKEKLERİDE KADINLARIDA BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİRLER İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN VAZ GEÇİRİRLER
AYET: (Tevbe 71)“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.”
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
عن أَبي سعيدٍ الخُدْريِّ رضي اللَّه عنه قال : سمِعْتُ رسُولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يقُولُ : « مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ » رواه مسلم
RESULULLAH(SAV) BUYURDU SİZDEN BİRİNİZ ÇİRKİN BİR İŞ GÖRÜRSE ONU ELİYLE DEĞİŞTİRSİN EĞER BUNA GÜCÜ YETMEZDİ KALBİYLE NEFRET ETSİN BU İSE İMANIN EN ZAYIF DERECESİDİR
HADİS: "Sizden biriniz çirkin bir iş görürse, onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse, diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse, kalbiyle nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)
Peygamberimiz çirkin ve haksız bir işi gören müslümanın, buna sessiz kalmayarak tavır koymasını öğütlüyor ve bu tavrın üç şekilde olabileceğini söylüyor: Gücü yetiyorsa onu eliyle men eder. Bu görev yöneticilere aittir. Böylece kötülük önlenmiş olur. Buna gücü yetmiyorsa nasihat eder. Kötülüğün zararlarından söz eder. Bunda başarılı olursa yine kötülük önlenmiş olur. Buna da gücü yetmiyorsa o işi onaylamadığını tavırlarıyla belli eder, destek vermez. Onun bu tavrı etkili olabilir ve kötülüğün yayılmasına engel olur.
En Hayırlı Toplum Olmanın Şartlarındandır
Hayırlı bir toplum ve ümmet olmanın temel şartlarından birisinin de İyiliği emretme ve kötülükten menetmeye bağlı olduğu ayeti kerimede şöyle ifade edilmiştir:
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ
ALLAH(CC) BUYURDU SİZ EN HAYIRLI ÜMMETSİZİNİZ İYİLİĞİ EMREDER KÖTÜLÜKTEN ALIKOYARSINIZ
AYET: (Ali İmran,110)“Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.”
Bu âyetlerde anlatılan vasıfların en hayırlı ümmetin belirgin vasıfları olduğunda şüphe yoktur. Gerçek müminler de bu vasıfları taşımaktadırlar. Bu sebeple Allah, insanlığı hakka davet gibi önemli ve şerefli bir görevi onlara vermiştir. Bu görev daha önce İsrâiloğulları’na verilmişti. Ancak onlar zamanla bozulmuşlar, bu sebeple başarısızlığa uğramışlar ve bu emaneti koruma liyakatini kaybetmişlerdir.
O halde müslümanlar, kendilerine verilmiş olan bu şerefli görevin sorumluluğunun bilincinde olmalı ve öncekilerin düştükleri hatalara düşmemelidirler. Âyette belirtilen vasıfları koruyamaz, verilen görevleri yerine getirmezlerse en hayırlı ümmet olma şerefini de yitirirler. Nitekim uzun zamandan beri müslümanlar imanlarının gereğini yerine getirmedikleri için insanlığa rehber olma liyakatini de gösterememişlerdir.
Hatta İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğu XIX. asır boyunca ve XX. asrın ilk yarısında bağımsızlığını dahi yitirmiş ve gayri müslim milletlerin boyunduruğu altına girmiştir. Onların tekrar üstün konuma gelmeleri ise âyette ifade ve işaret buyurulduğu üzere, imanda, amelde, ahlâkta, ilim ve uygarlıkta ilerleyerek bu konumu hak etmelerine bağlıdır. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 651-652)
Kurtuluş Gemisidir
Toplumlarda ahlâkî değerlerin erozyona uğraması ve ahlâkın çökmesi mâhşerî vicdanda duyarlılığın azalma eğilimi göstermesi ile yakından ilgilidir. Bu da bireylerin kötülükler karşısında rahatsızlık duymama alışkanlığı kazanmaya başlamasıyla olur. Kısa sürede bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bu alışkanlık toplumsal refleksleri dumura uğratır.
Abdullah b. Mes‘ûd’un rivayetine göre Resûlullah sav, İsrâiloğulları arasında kötü davranışların yaygınlaşmaya başlamasını şöyle tasvir etmiştir:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU BİR KİMSE GÜNAH İŞLEYEN BİRİNE RASTLADIĞINI ONA ALLAHTAN KORK BU İŞİ YAPMA DER
HADİS:“Bir kimse günah işleyen birine rastladığında ona “Allah’tan kork! Bu işi yapma, sana helâl değildir” der, ertesi gün onu aynı halde görse de onunla birlikte oturabilmek ve yiyip içebilmek için artık ikaz etmezdi. Hepsi böyle yapar hale gelince Allah onların kalplerini de (ahlâk ve duygularını da) birbirine uygun hale getirdi. Rivayete göre Hz. Peygamber bu açıklamayı takiben
كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
ALLAH(CC) BUYURDU İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜKTEN BİRBİRLERİNİ VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞMIYORLARDI
AYET: (Maide 79) “İşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne fena idi!”âyetini okumuş sonra şöyle buyurmuştur:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU AMAN DİKKAT İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEKTEN VAZ GEÇERSENİZ ONLARA UYAR ONLAR GİBİ OLURSUNUZ
HADİS: “Aman dikkat edin! Allah’a andolsun sizler de ya iyiliği emredip kötülükten sakındırır ve zalime zulmünden vazgeçinceye kadar baskı yaparsınız ya da Allah sizin de kalplerinizi birbirine benzetir, onlara lânet ettiği gibi size de lânet eder” Taberî, IV, 318-319; Tirmizî, “Tefsîr”, 6 ; Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 17; İbn Mâce, “Fiten”, 20). Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 322-323
bu hussta yine Peygamberimiz sav buyuruyorlar ki:
عن النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآله وسَلَّمَ قَالَ: «مَثَلُ القَائِمِ عَلَى حُدُودِ اللهِ وَالوَاقِعِ فِيهَا، كَمَثَلِ قَوْمٍ اسْتَهَمُوا عَلَى سَفِينَةٍ، فَأَصَابَ بَعْضُهُمْ أَعْلاَهَا وَبَعْضُهُمْ أَسْفَلَهَا، فَكَانَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا إِذَا اسْتَقَوْا مِنَ المَاءِ مَرُّوا عَلَى مَنْ فَوْقَهُمْ، فَقَالُوا: لَوْ أَنَّا خَرَقْنَا فِي نَصِيبِنَا خَرْقًا وَلَمْ نُؤْذِ مَنْ فَوْقَنَا، فَإِنْ يَتْرُكُوهُمْ وَمَا أَرَادُوا هَلَكُوا جَمِيعًا، وَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ نَجَوْا، وَنَجَوْا جَمِيعًا» رواه البخاري
RESULULLAH(SAV) BUYURDU ALLAHIN EMİRLERİNE UYMAYANLARIN DURUMU GEMİNİN ALT VE ÜSTÜNDEKİLERE BENZER ALT KATTAKİLER SU İHTİYACI İÇİN GEMİYİ DELMEK İSTERLER ÜST KATTAKİLER BUNA ENGEL OLMAZSA GEMİ BATAR HEP BİRLİKTE HELAK OLURLAR
HADİS: “Allah’ın emirlerine uyanlarla uymayanların durumu, bir gemi için kura çekenlere benzer. Bir bölümü geminin üst kısmına düşmüş, diğerleri de alt kısmına düşmüştür. Alt kısımda kalanlar, su ihtiyacı olduğu zaman üst güverteye çıkıp su ihtiyacını gidermektedirler. Onlar şöyle derler: ‘Bizim bölümden bir delik delelim de üsttekilere eziyet etmeyelim.’ Eğer üsttekiler, onlara ilişmez de serbest bırakırsa, hepsi helâk olur. Ellerinden tutup engel olurlarsa onlar da kurtulur, kendileri de.” (Buhari)
Kıssamıza ve aktarmış olduğumuz hadise baktığımızda anlıyoruz ki gemi delindiği zaman yani haddi aşıp meşru yoldan uzaklaşıldığında zarar görecek olanlar, sadece gemiyi delenler değil, geminin içerisindeki herkestir. Evet, gemiyi deldirdiğimizde ilk boğulacak olanlar, gemiyi delenler olacaktır, ama öyle ya da böyle o gemideki herkes bir müddet sonra boğulacaktır. Yani, alt kısımdakiler gemiyi delerken, üst kısımdakiler bana ne diyerek sorumluluklarını üzerlerinden atmış olmazlar.
Toplumdaki yaşanan kötü olaylara, ahlaka aykırı hâdiselere şahid olduğumuz zaman görmezden gelmeyip, ayetlerin ve hadislerin emrine uyarak hepimizin dünya ve ahiret iyilik ve selameti için kötülüğü engellemeliyiz.
Edep ve Yöntem
Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker yapılırken dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunları şöyle sırlayabiliriz.
NİYET HALİS OLMALI ALLAH RIZASI İÇİN YAPILMALIDIR
“Allahın bir emrini Allah rızası için yapıyorum” düşüncesinde olmalıdır.
Neticeyi Allahtan bilmek gerekir. Bu husus halis niyetin tamamlayıcısı niteliğindedi
Bu husus Kuran-ı Kerimde şöyle ifade edilmiştir:
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ
ALLAH(CC) BUYURDU ŞUAYP PEYGAMBER KAVMİNE BEN SİZİ ALLAH RIZASI İÇİN UYARIYORUM
AYET: (Hud 11)Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.”
Hikmet ve Güzel öğüt İslam davet metodunun temelini oluşturmaktadır.
Bu husus Kuran-ı Kerimde Şöyle geçmektedir.
اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
ALLAH(CC) BUYURDU EY PEYGAMBER HİKMETLE VE GÜZEL ÖĞÜTLE DAVET ET
AYET: (Nahl, 125)Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir.
MÜNAFIKLAR KÖTÜLÜĞÜN YAYILMASI İÇİN ÇALIŞIR
AYET: (Tevbe süresi 67. Ayet) Müminlerin tam tersi bir durumda olan münafıkların kötülüğü yayıp iyiliği engelledikleri bildirilmektedir.
اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْۜ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْۜ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ:
ALLAH(CC) BUYURDU ERKEĞİYLE KADINIYLA MÜNAFIKLAR BİRBİRİNE BENZER MÜMİNLERİN TERSİNE KÖTÜLÜĞÜ ÖZENDİRİP İYİLİĞİ ENGELLERLER
AYET: (Tevbe 67)“Erkeğiyle kadınıyla münafıklar birbirine benzer; kötülüğü özendirip iyiliği engellerler, hayır için harcamaya elleri varmaz. Onlar Allah’ı umursamadılar, O da onları kendi hallerine bıraktı. Gerçek şu ki münafıklar günaha batmış kimselerdir.”
İkiyüzlü davranan kimselere hâkim olan özellik, kötülükleri körükleyip iyilikten alıkoymak iken yürekten inananların temel vasfı iyiliği özendirmek, kötülükten vazgeçirmeye çalışmaktır.
Muhterem Müminler!
Günümüz dünyasına baktığımızda gerçekten ayet-i kerimenin ifade ettiği gerçekleri görmekteyiz. Münafıklar, fasıklar, kâfirler ve şeytanın aveneleri bütün yeryüzünde kötülüğün yayılması, ahlakın bozulması din ve imanın kaldırılması için her imkânı kullanıyorlar. Gece gündüz demeden olan ca güçleriyle çalışıyorlar.
Buna karşın bizler müminler olarak ulvi hedefleri olan, ilimle donanmış, ilmiyle amel eden şuurlu dava insanları olup, emanet olarak taşıdığımız bu yüce değerleri ve hak davamızı kendimizden başlayarak, ailemize, yakınlarımıza ve ulaşabildiğimiz her yere ve herkese ulaştırmalıyız.
Bilmeliyiz ki hak gelirse batıl, iyilik gelirse kötülük, nur gelince karanlık o yerde barınamaz, yok olup gider. Hepimiz iyiliğin elçileri olma niyeti ve gayreti içinde olalım.
Eğer yüz çevirirlerse de ki:
ALLAH(CC) BUYURDU DEKİ BANA ALLAH YETER ONDAN BAŞKA İLAH YOKTUR BEN ONA TEVEKKÜL ETTİM
AYET: (Tevbe 129) “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”