وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ: بِسْمِ اللّه
AYET “Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür. Ve bilin ki, Allah’ın cezası oldukça şiddetlidir.” (Bakara, 191)
Öldürmekten Daha Büyük Günah; Fitne
FİTNE
Fitne kelimesi küfür, azgınlık, sapıklık, günah, rüsvalık, ayrılık, birisini azdırmak, delilik, iç ihtilaf ve kargaşa, kavga, kalbin bir şeyi fazlaca beğenip, ona meyletmesi, hoşuna gitmesi, bela, azap, musîbet... gibi anlamları vardır (Abdü`r-Raûf el-Mısrî, Mu`cemü`l-Kur`an, Beyrut, 1367 /1948, II, 71; İbnü`l-Manzûr, Lisanü`l Arab, Beyrut 1698 XIII. 317 vd). Aynı zamanda insanlar arasında vukua gelen ihtilaf, ihtilâl, eşkiyalık ve kavgaya da denir. Bazı hadis ve ayetlerde söz konusu kelime daha ziyade bu manadadır (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII, 290).
Fitne ve bu kelimenin değişik türevleri Kur`an-ı Kerim`de muhtelif sure ve ayetlerde 60 yerde 12 manaya gelir:
1- Azap:. "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur" (ez-Zâriyât, 51/14);
2- Şirk (Allah`a ortak koşmak): "Fitne (şirk) adam öldürmekten daha büyük günahtır..." (el-Bakara, 2/217),
3- Küfür: "O gün (kıyamet günü) münafık erkeklerle, münafık kadınlar iman edenlere der!er ki, "bizi gözetip bekleyin, nurunuzdan biraz edinelim ". Onlara "geriye dönün de nur arayın!" denilir. Sonra da aralarına kapısı bulunan sur çekilir. İç tarafında rahmet, dış tarafında o cihetten azap vardır. münafıklar, müminlere "biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. Onlar da "evet, beraberdik, ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz (iman etmediniz, küfrettiniz) şüpheye düştünüz" (el-Hadîd" 57/13-14),
4- Günah: "... Artık Peygamber`in emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin (günahın) dokunmasından veya kendilerine elem verici bir azabın erişmesinden çekinsinler" (en-Nûr, 24/63), "Onlardan (Tebük seferine çıkmamak için bahane arayanlardan) bir kısmı "bana izin ver de, beni fitneye (günaha) düşürme" diyordu. Haberiniz olsun ki, kendileri fitneye düşmüşlerdir. Her halde cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır" (et-Tevbe, 9/49),
5- İşkence, eziyet: "Sonra işkence ve azaba uğratılan, ardından hicret eden, sonra da Allah yolunda savaşan ve sabredenleri, Rabbin mutlaka bağışlayan ve çok merhamet edendir" (en-Nahl, 16/110),
6- Belâ ve imtihan: "Andolsun ki, onlardan öncekileri de çetin imtihan ettik." (el-Ankebût, 29/3),
7- Ta`zîb ve Gönül incitme: "O kimseler ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkencede bulundular, sonra da tövbe etmediler. İşte onlar için cehennem azabı vardır. (el-Bürûc, 85/10),
8- Öldürme ve Helâk: "Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda, kâfirlerin sizi fitneye düşürüp (öldürüp) kötülük edeceklerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda bir vebal yoktur..." (en-Nisâ, 4/101),
9-Sırat-ı müstekîm`den saptırma: ``Neredeyse onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için seni bile fitneye düşürecekler (doğru yoldan saptıracaklardı), ve ancak o takdirde seni samimi bir dost edineceklerdi" (el-İsra, 17/73),
10-Dalâlet ve tereddüde düşürme: "Çünkü siz ve taptıklarınız, cehenneme girecek olanlar dışında hiç kimseyi dalâlete düşürecek (azdıracak), baştan çıkaracak değilsiniz" (es-Saffât, 37/161-163),
11- "Özür ve illet: "Sonra onların, sadece "Rabbimiz Allah`a yemin ederiz ki, biz müşrik değildik" sözleridir: başka özürleri (fitneleri) olmayacak" (el-En`âm, 6/23),
12- Delilik ve Gaflet: "Yakında kimlerin deli olduğunu sen de göreceksin, onlar da görecek" (el-Kalem, 68/5-6).
Fitne Allah (c.c) ve kuldan sadır fiiller cümlesindendir. Mesela, belâ, musîbet, öldürme veya işkence... gibi hoşlanılmayan fiiller, her ne zaman Allah Teâlâ`dan sadır olursa, ancak bir hikmete binaen olur; buna mukabıl her ne zaman, Allah`ın emri dışında, kul tarafından bu fiiller yapılırsa, bunun zıddı olur (Fîrûzâbâdî, Besâiru Zevi`t- Temyîz fî Letâifi`l-Kitabi`l-Azîz, Mekke (t.y), IV. 166-169)
Kur`an-ı Kerim`de geçen "fitne" ve türevi olan ikilemeleri bu şekilde oniki maddede toplamak mümkün olsa da, buna karşılık aynı kelimelerin Hadislerdeki manalarında aynı çokluğu görmemiz mümkün değildir. Hadislerde bu kelimeler daha çok "ictimaî bozukluk, düzensizlik, anarşi... vb. manalar" kullanılmıştır: "Fitne, deniz dalgaları gibi dalgalanır" (`Buhâri, fiten, 17; Müslim, iman, 231). Bilhassa Hz. Peygamber "Deccâl`dan" bahsederken, fitne kelimesini kullanmış, ümmetini bu fitneye karşı dikkatli olmaları için uyarmıştır (Buhârî, fiten, 26, i`tisâm, 2; Müslim, küsûf, 8, 1 1, 12, 22; Ebu Davud, fiten, 24, 149). Yine O, bir çok dualarında da mutlak olarak fitneden, Allah`a sığınmış (Buharı, daavât, 35; Müslim, fezâil, 137...) ve dünyanın, malın, fakirliğin, kabrin, ölü ve dirilerin, kadınların ve cehennemin fitnesi konusunda da ümmetine çeşitli tavsiyelerde bulunmuştur ki, mezkur konularda söz konusu olan fitne, insanı dinini yaşamaktan alıkoyan, Allah`a ulaşmadan engel olan veya insanı cehenneme sürükleyen âmil, sebeb... vb. manalara gelir (Bu manalar için bkz. İbnü`l-Esir, en-Nihâye fi darıbi`l-Hadis, Beyrut, t.y III. 410-411).
Hadis Kitaplarında "Kitabü`l-Fiten" diye bölümler vardır. Buradaki "fiten" kelimesi de fitne kelimesinin çoğulu olup, söz konusu bölüm Hz. Peygamber`in, kendi vefatından sonra meydana gelecek fitnelerle ilgili hadislerinin yanında, kıyamet ve ahiretle ilgili hadisleri ihtiva eder.
Allah Teâlâ şu ayet-i kerimede zararı herkese olan, musibeti, günahkâr olan ve olmayana kadar herkese ulaşan, anlaşmazlık, kavga... kısacası anarşiden kaçınılmasını emrettiği belirtilmektedir: "Ey müminler! Öyle bir fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz (onun dehşeti günahsızları bile kuşatır), (el-Enfâl, 8/25). Çeşitli hadislere göre -Buhârî bu ayeti başlık yaparak bu hadisleri altında sıralamıştır-" en büyük fitne ümmetin birliğini bozan ve İslâm toplumunun sosyal hayatını ihlal eden, bağı hareketler gelir. İkinci planda da İslâm devletinin müdafasından kaçmak, bütün ümmetin gözü önünde alem küfür ve dinden irtidat etmek, zâlim yöneticilere hayır ve doğru olan şeyleri öğütlemeyip, onlara dalkavukluk yapmak veya yağ çekmek gibi kötü şeyler gelir ki, bunlar da bir ümmetin bütün fertlerinin maruz kalmalarına sebeb olan fitne ve belalar cümlesindendir" (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII. 291).
İslâm tarihinin ilk dönümlerinde siyâsi sebeblerle zuhur eden dahilî ihtilaflar âlimlerimizce fitne olarak nitelendirilmiştir. Mesela; Cemel ve Sıffîn vakaları, Hz. Osman ve Hz. Ali`nin şehid edilmeleri, Hz. Muaviye`nin oğlu Yezid`i kendine halef ve veliahd tayin etmesi gibi İslâm devleti bünyesinde ortaya çıkan fitnelerdir. Bu tür fitneler sonucu bir çok müslüman hayatını kaybetmiş yeni yeni batıl mezheplerin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. Açılan bu tür yaraların kanları zamanımıza kadar akmaya devam etmiştir.
Fitne kelimesi küfür, azgınlık, sapıklık, günah, rüsvalık, ayrılık, birisini azdırmak, delilik, iç ihtilaf ve kargaşa, kavga, kalbin bir şeyi fazlaca beğenip, ona meyletmesi, hoşuna gitmesi, bela, azap, musîbet... gibi anlamları vardır (Abdü`r-Raûf el-Mısrî, Mu`cemü`l-Kur`an, Beyrut, 1367 /1948, II, 71; İbnü`l-Manzûr, Lisanü`l Arab, Beyrut 1698 XIII. 317 vd). Aynı zamanda insanlar arasında vukua gelen ihtilaf, ihtilâl, eşkiyalık ve kavgaya da denir. Bazı hadis ve ayetlerde söz konusu kelime daha ziyade bu manadadır (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII, 290).
Fitne ve bu kelimenin değişik türevleri Kur`an-ı Kerim`de muhtelif sure ve ayetlerde 60 yerde 12 manaya gelir:
1- Azap:. "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur" (ez-Zâriyât, 51/14);
2- Şirk (Allah`a ortak koşmak): "Fitne (şirk) adam öldürmekten daha büyük günahtır..." (el-Bakara, 2/217),
3- Küfür: "O gün (kıyamet günü) münafık erkeklerle, münafık kadınlar iman edenlere der!er ki, "bizi gözetip bekleyin, nurunuzdan biraz edinelim ". Onlara "geriye dönün de nur arayın!" denilir. Sonra da aralarına kapısı bulunan sur çekilir. İç tarafında rahmet, dış tarafında o cihetten azap vardır. münafıklar, müminlere "biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. Onlar da "evet, beraberdik, ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz (iman etmediniz, küfrettiniz) şüpheye düştünüz" (el-Hadîd" 57/13-14),
4- Günah: "... Artık Peygamber`in emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin (günahın) dokunmasından veya kendilerine elem verici bir azabın erişmesinden çekinsinler" (en-Nûr, 24/63), "Onlardan (Tebük seferine çıkmamak için bahane arayanlardan) bir kısmı "bana izin ver de, beni fitneye (günaha) düşürme" diyordu. Haberiniz olsun ki, kendileri fitneye düşmüşlerdir. Her halde cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır" (et-Tevbe, 9/49),
5- İşkence, eziyet: "Sonra işkence ve azaba uğratılan, ardından hicret eden, sonra da Allah yolunda savaşan ve sabredenleri, Rabbin mutlaka bağışlayan ve çok merhamet edendir" (en-Nahl, 16/110),
6- Belâ ve imtihan: "Andolsun ki, onlardan öncekileri de çetin imtihan ettik." (el-Ankebût, 29/3),
7- Ta`zîb ve Gönül incitme: "O kimseler ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkencede bulundular, sonra da tövbe etmediler. İşte onlar için cehennem azabı vardır. (el-Bürûc, 85/10),
8- Öldürme ve Helâk: "Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda, kâfirlerin sizi fitneye düşürüp (öldürüp) kötülük edeceklerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda bir vebal yoktur..." (en-Nisâ, 4/101),
9-Sırat-ı müstekîm`den saptırma: ``Neredeyse onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için seni bile fitneye düşürecekler (doğru yoldan saptıracaklardı), ve ancak o takdirde seni samimi bir dost edineceklerdi" (el-İsra, 17/73),
10-Dalâlet ve tereddüde düşürme: "Çünkü siz ve taptıklarınız, cehenneme girecek olanlar dışında hiç kimseyi dalâlete düşürecek (azdıracak), baştan çıkaracak değilsiniz" (es-Saffât, 37/161-163),
11- "Özür ve illet: "Sonra onların, sadece "Rabbimiz Allah`a yemin ederiz ki, biz müşrik değildik" sözleridir: başka özürleri (fitneleri) olmayacak" (el-En`âm, 6/23),
12- Delilik ve Gaflet: "Yakında kimlerin deli olduğunu sen de göreceksin, onlar da görecek" (el-Kalem, 68/5-6).
Fitne Allah (c.c) ve kuldan sadır fiiller cümlesindendir. Mesela, belâ, musîbet, öldürme veya işkence... gibi hoşlanılmayan fiiller, her ne zaman Allah Teâlâ`dan sadır olursa, ancak bir hikmete binaen olur; buna mukabıl her ne zaman, Allah`ın emri dışında, kul tarafından bu fiiller yapılırsa, bunun zıddı olur (Fîrûzâbâdî, Besâiru Zevi`t- Temyîz fî Letâifi`l-Kitabi`l-Azîz, Mekke (t.y), IV. 166-169)
Kur`an-ı Kerim`de geçen "fitne" ve türevi olan ikilemeleri bu şekilde oniki maddede toplamak mümkün olsa da, buna karşılık aynı kelimelerin Hadislerdeki manalarında aynı çokluğu görmemiz mümkün değildir. Hadislerde bu kelimeler daha çok "ictimaî bozukluk, düzensizlik, anarşi... vb. manalar" kullanılmıştır: "Fitne, deniz dalgaları gibi dalgalanır" (`Buhâri, fiten, 17; Müslim, iman, 231). Bilhassa Hz. Peygamber "Deccâl`dan" bahsederken, fitne kelimesini kullanmış, ümmetini bu fitneye karşı dikkatli olmaları için uyarmıştır (Buhârî, fiten, 26, i`tisâm, 2; Müslim, küsûf, 8, 1 1, 12, 22; Ebu Davud, fiten, 24, 149). Yine O, bir çok dualarında da mutlak olarak fitneden, Allah`a sığınmış (Buharı, daavât, 35; Müslim, fezâil, 137...) ve dünyanın, malın, fakirliğin, kabrin, ölü ve dirilerin, kadınların ve cehennemin fitnesi konusunda da ümmetine çeşitli tavsiyelerde bulunmuştur ki, mezkur konularda söz konusu olan fitne, insanı dinini yaşamaktan alıkoyan, Allah`a ulaşmadan engel olan veya insanı cehenneme sürükleyen âmil, sebeb... vb. manalara gelir (Bu manalar için bkz. İbnü`l-Esir, en-Nihâye fi darıbi`l-Hadis, Beyrut, t.y III. 410-411).
Hadis Kitaplarında "Kitabü`l-Fiten" diye bölümler vardır. Buradaki "fiten" kelimesi de fitne kelimesinin çoğulu olup, söz konusu bölüm Hz. Peygamber`in, kendi vefatından sonra meydana gelecek fitnelerle ilgili hadislerinin yanında, kıyamet ve ahiretle ilgili hadisleri ihtiva eder.
Allah Teâlâ şu ayet-i kerimede zararı herkese olan, musibeti, günahkâr olan ve olmayana kadar herkese ulaşan, anlaşmazlık, kavga... kısacası anarşiden kaçınılmasını emrettiği belirtilmektedir: "Ey müminler! Öyle bir fitneden sakınınız ki, o, hiç de sizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz (onun dehşeti günahsızları bile kuşatır), (el-Enfâl, 8/25). Çeşitli hadislere göre -Buhârî bu ayeti başlık yaparak bu hadisleri altında sıralamıştır-" en büyük fitne ümmetin birliğini bozan ve İslâm toplumunun sosyal hayatını ihlal eden, bağı hareketler gelir. İkinci planda da İslâm devletinin müdafasından kaçmak, bütün ümmetin gözü önünde alem küfür ve dinden irtidat etmek, zâlim yöneticilere hayır ve doğru olan şeyleri öğütlemeyip, onlara dalkavukluk yapmak veya yağ çekmek gibi kötü şeyler gelir ki, bunlar da bir ümmetin bütün fertlerinin maruz kalmalarına sebeb olan fitne ve belalar cümlesindendir" (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII. 291).
İslâm tarihinin ilk dönümlerinde siyâsi sebeblerle zuhur eden dahilî ihtilaflar âlimlerimizce fitne olarak nitelendirilmiştir. Mesela; Cemel ve Sıffîn vakaları, Hz. Osman ve Hz. Ali`nin şehid edilmeleri, Hz. Muaviye`nin oğlu Yezid`i kendine halef ve veliahd tayin etmesi gibi İslâm devleti bünyesinde ortaya çıkan fitnelerdir. Bu tür fitneler sonucu bir çok müslüman hayatını kaybetmiş yeni yeni batıl mezheplerin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. Açılan bu tür yaraların kanları zamanımıza kadar akmaya devam etmiştir.
KANAAT ÖNDERLERİ FİTNE KONUSUNDA HASSAS DAVRANMALI
Fitneleri önleme konusunda bilhassa yöneticilerin ve “kanaat önderlerinin daha titiz davranmaları, şehvet, şöhret ve servet gibi nefsani zaafları aşarak toplum yararına özveride bulunmaları gerekir. Çünkü onlar her yönden topluma örnek olmak durumundadırlar.
Fitneye âlet olmama hususunda canlı bir örnek olarak Said b. Ubâde’nin tavrına bakalım: Bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatını müteakip halife seçimi konusunda nazik bir durum hasıl olmuştu. Ensar, Sa’d b. Ubade’yi kendilerine başkan seçmek istiyorlardı. Kendilerini bu konuda hak sahibi görüyorlardı. Zira bütün Arap yarımadası Hz. Peygambere ve Mekke’deki müminlere düşman iken Ensar (Medineli Müslümanlar) onlara kucak açmış, her şeylerini onlarla paylaşmışlardı. Fakat muhacirlerin, bu konuda kendilerini desteklemediklerini görünce; “Bir başkan bizden, bir başkan da sizden olsun” dediler.
Muhacirlerin adayı Hz. Ebû Bekir söz alıp hassas bir noktaya işaret etti. Mekke ve Kâbe sebebiyle Kureyş’lilerin Araplar üzerinde güçlü bir itibarı ve otoritesi vardı. Asayişi sağlamak için halifenin Kureyş’ten olması uygundu. Netice de Ensar da bu nazik siyasi durumu takdir etti ve başkanlık taleplerinden vazgeçtiler. Bir daha da bu meseleyi tartışma konusu yapmadılar. Ensar bu anlayış ve fedakarlığı göstermeseydi iktidar kavgası başlar, kılıçlar çekilir, iki gurup arasında savaş bile çıkabilirdi. Böyle bir savaş da İslam’ın ışığını karartabilirdi. Böyle nazik bir durumda Ensar tavrını sergilemeleri büyük bir fitneyi önlemiş, İslam nurunun dünyaya yayılmasını sağlamıştı. Ensar’ın halife adayı Hz. Ebu Bekir’e biat etmediyse de halifelik iddiasını sürdürmedi, fitne konusu olmaktan çekinerek Medine’den Şam’a göç etti ve ölünceye kadar da halifelik konusunda susmayı tercih etti.
Bir insanın, hak etmediği şeyin kavgasını vermesi abestir. Fakat fitneye vesile olmamak ve umumun menfaatini korumak için normal hakkımdan vazgeçmesi ise fazilettir. Bunun için Ensar ruhuna ve anlayışına sahip olmak gerekir. Cenab-ı Hak onların bu asil ruhunu şöyle ifade ediyor.
“Onlardan önce Medine’yi yurt edinmiş olup da imanı gönüllerine yerleştiren kimseler, hicret edip kendilerine gelen müminleri severler. Onlara verilen ganimet mallarından dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar. İhtiyaç içinde olsalar bile muhacirleri kendilerinden önde tutarlar. Kim nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa işte kurtuluşa erenler onlardır.” (Haşr, 9)
Genel olarak dünyada, özel olarak da İslam âleminde büyük fitneler daima olagelmiştir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali’nin katledilmesi, Cemel, Sıffin Savaşları, haricilerin fitnesi, Kerbela olayı vs. bu büyük fitnelerdendir.
İstenmese de bu fitneler kıyamete kadar devam edecektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu gerçeği haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilmeyecek.” (Müslim, Fiten 56) Neyin niçin yapıldığı bilinmeyen kaos ortamı tam bir fitne ortamıdır. Böyle ortamlarda kimin haklı kimin haksız olduğu belirlenemez, faili meçhul cinayetler, sabotajlar, yalan haberler, ajitasyonlar tezgahlanır. Bu tablo toplumun çöküş tablosudur.
Fitneyi tezgahlayanların suç ve günahı elbette büyüktür. Fakat fitneye alet olanların, bilmeden de olsa bu değirmene su taşıyanların vebali de az değildir. Mü’minin görevi fitne yangınına benzin değil su dökmektir. Aksi halde bu yangın herkese sirayet eder, ümitler de dahil her şey kül olur. Toplum düzenini, maddi ve manevi değerleri korumak için her kesin fitne ve fitnecilere karşı uyanık olması gerekir.
MEDYA FİTNE TAHRİKÇİLİĞİ YAPMAKTADIR
İletişim imkanlarının son derece geliştiği günümüzde medya, fitne tahrikçiliğinde korkunç bir silah olarak kullanmakta, bu sayede kaos, güvensizlik ve panik ortamı oluşturularak toplumun huzuruna kastedilmektedir.
Oluşturulan sanal tehlikeleri, tahrikleri, tezgahları bertaraf etmek için insanımızın müspet manada bilgilendirilmesi, bu türlü tuzaklara karşı psikolojik yönden güçlendirilmesi gerekir. Bu konuda yöneticilere, medyaya, eğitimcilere, kanaat önderlerine önemli görevler düşmektedir.
Kişilerin özel hayatlarını deşifreye yönelik olarak yerleştirilen gizli kameralar, kanunsuz dinlemeler, foto montaj yoluyla itibarsızlaştırmalar günümüzde son derece yaygınlaşmış, komplolara karşı kişilik haklarının korunması iyice zorlaşmıştır. Bu olumsuzluklara karşı idari, hukuki ve teknik tedbirler yanında yaygın bir ahlakî eğitim seferberliği başlatılmalıdır. Pek çok problemin kaynağı manevî, ahlâkî zaaftır. Nesillere kul hakkının önemi, dedikodu, iftira, gıybet ve başkalarını aşağılamanın kötülüğü ve vebali anlatılmalıdırFitne kelimesinin Kur’an'ı Kerim’de bir çok manada kullanıldığını görüyoruz:
FİTNE KARŞISINDA YAPILMASI GEREKENLER
“Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler vardır. Kişi o fitnelerde mü’min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü’min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede, oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen, koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse, Hazret-i Âdem’in iki oğlundan hayırlısı olsun, (ölen olsun, öldüren değil)!..” (Hadis-i Şerif Meali; Ebû Dâvûd, Fiten, 2)
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu tasvirinde sizce günümüzden bahsetmiyor mu? Çocuk, yaşlı, genç, masum demeden kişilerin zalimce katledildiği, savaşın, zulmün arttığı şu günlerden bahsetmiyor mu? Peki fitnenin yeryüzünde kol gezdiği şu günlerde bizlere düşen nedir, neler yapabiliriz? 5 madde ile hadisler eşiliğinde öğrenelim ve uygulayalım inşaAllah:
1. İbadete Sarılmalı
“Mârufa (iyilik ve güzelliklere) sarılın, münkerden (kötü ve çirkin şeylerden) kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, dine/âhirete tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin selefi dinlemeden kendi reylerini beğendiklerini müşâhede edersen, o zaman kendine bak!.. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira bu safhaya gelince arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi sıkıntılıdır. O günlerde sizin kadar amel yapabilen bir kimseye, elli kişinin ecri verilecektir.” (Hadis-i Şerif Meali; Ebû Dâvud, Melâhim,17)
Son zamanlarda artan terör olaylarından sonra ülkemizi karıştırmak isteyen, fitne çıkaran kişilerin sayısı da arttı. Bizler bu olayların yol açtığı psikolojik tahribatın etkisi altında kalarak fitnenin esiri olmamalıyız. Bizi bu durumdan kurtaracak olan ve fitneye düşmeden, karşısında dimdik durabileceğimiz dayanağımız; ibadetlerimizdir. Böyle durumlarda ibadetlerimize sıkı sıkı bağlanmalı, bunu hem fiilen hem de kalben gerçekleştirmeliyiz.
2. Uzlete ÇekilmeliFitneleri önleme konusunda bilhassa yöneticilerin ve “kanaat önderlerinin daha titiz davranmaları, şehvet, şöhret ve servet gibi nefsani zaafları aşarak toplum yararına özveride bulunmaları gerekir. Çünkü onlar her yönden topluma örnek olmak durumundadırlar.
Fitneye âlet olmama hususunda canlı bir örnek olarak Said b. Ubâde’nin tavrına bakalım: Bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatını müteakip halife seçimi konusunda nazik bir durum hasıl olmuştu. Ensar, Sa’d b. Ubade’yi kendilerine başkan seçmek istiyorlardı. Kendilerini bu konuda hak sahibi görüyorlardı. Zira bütün Arap yarımadası Hz. Peygambere ve Mekke’deki müminlere düşman iken Ensar (Medineli Müslümanlar) onlara kucak açmış, her şeylerini onlarla paylaşmışlardı. Fakat muhacirlerin, bu konuda kendilerini desteklemediklerini görünce; “Bir başkan bizden, bir başkan da sizden olsun” dediler.
Muhacirlerin adayı Hz. Ebû Bekir söz alıp hassas bir noktaya işaret etti. Mekke ve Kâbe sebebiyle Kureyş’lilerin Araplar üzerinde güçlü bir itibarı ve otoritesi vardı. Asayişi sağlamak için halifenin Kureyş’ten olması uygundu. Netice de Ensar da bu nazik siyasi durumu takdir etti ve başkanlık taleplerinden vazgeçtiler. Bir daha da bu meseleyi tartışma konusu yapmadılar. Ensar bu anlayış ve fedakarlığı göstermeseydi iktidar kavgası başlar, kılıçlar çekilir, iki gurup arasında savaş bile çıkabilirdi. Böyle bir savaş da İslam’ın ışığını karartabilirdi. Böyle nazik bir durumda Ensar tavrını sergilemeleri büyük bir fitneyi önlemiş, İslam nurunun dünyaya yayılmasını sağlamıştı. Ensar’ın halife adayı Hz. Ebu Bekir’e biat etmediyse de halifelik iddiasını sürdürmedi, fitne konusu olmaktan çekinerek Medine’den Şam’a göç etti ve ölünceye kadar da halifelik konusunda susmayı tercih etti.
Bir insanın, hak etmediği şeyin kavgasını vermesi abestir. Fakat fitneye vesile olmamak ve umumun menfaatini korumak için normal hakkımdan vazgeçmesi ise fazilettir. Bunun için Ensar ruhuna ve anlayışına sahip olmak gerekir. Cenab-ı Hak onların bu asil ruhunu şöyle ifade ediyor.
“Onlardan önce Medine’yi yurt edinmiş olup da imanı gönüllerine yerleştiren kimseler, hicret edip kendilerine gelen müminleri severler. Onlara verilen ganimet mallarından dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar. İhtiyaç içinde olsalar bile muhacirleri kendilerinden önde tutarlar. Kim nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa işte kurtuluşa erenler onlardır.” (Haşr, 9)
Genel olarak dünyada, özel olarak da İslam âleminde büyük fitneler daima olagelmiştir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali’nin katledilmesi, Cemel, Sıffin Savaşları, haricilerin fitnesi, Kerbela olayı vs. bu büyük fitnelerdendir.
İstenmese de bu fitneler kıyamete kadar devam edecektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu gerçeği haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilmeyecek.” (Müslim, Fiten 56) Neyin niçin yapıldığı bilinmeyen kaos ortamı tam bir fitne ortamıdır. Böyle ortamlarda kimin haklı kimin haksız olduğu belirlenemez, faili meçhul cinayetler, sabotajlar, yalan haberler, ajitasyonlar tezgahlanır. Bu tablo toplumun çöküş tablosudur.
Fitneyi tezgahlayanların suç ve günahı elbette büyüktür. Fakat fitneye alet olanların, bilmeden de olsa bu değirmene su taşıyanların vebali de az değildir. Mü’minin görevi fitne yangınına benzin değil su dökmektir. Aksi halde bu yangın herkese sirayet eder, ümitler de dahil her şey kül olur. Toplum düzenini, maddi ve manevi değerleri korumak için her kesin fitne ve fitnecilere karşı uyanık olması gerekir.
MEDYA FİTNE TAHRİKÇİLİĞİ YAPMAKTADIR
İletişim imkanlarının son derece geliştiği günümüzde medya, fitne tahrikçiliğinde korkunç bir silah olarak kullanmakta, bu sayede kaos, güvensizlik ve panik ortamı oluşturularak toplumun huzuruna kastedilmektedir.
Oluşturulan sanal tehlikeleri, tahrikleri, tezgahları bertaraf etmek için insanımızın müspet manada bilgilendirilmesi, bu türlü tuzaklara karşı psikolojik yönden güçlendirilmesi gerekir. Bu konuda yöneticilere, medyaya, eğitimcilere, kanaat önderlerine önemli görevler düşmektedir.
Kişilerin özel hayatlarını deşifreye yönelik olarak yerleştirilen gizli kameralar, kanunsuz dinlemeler, foto montaj yoluyla itibarsızlaştırmalar günümüzde son derece yaygınlaşmış, komplolara karşı kişilik haklarının korunması iyice zorlaşmıştır. Bu olumsuzluklara karşı idari, hukuki ve teknik tedbirler yanında yaygın bir ahlakî eğitim seferberliği başlatılmalıdır. Pek çok problemin kaynağı manevî, ahlâkî zaaftır. Nesillere kul hakkının önemi, dedikodu, iftira, gıybet ve başkalarını aşağılamanın kötülüğü ve vebali anlatılmalıdırFitne kelimesinin Kur’an'ı Kerim’de bir çok manada kullanıldığını görüyoruz:
FİTNE KARŞISINDA YAPILMASI GEREKENLER
“Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler vardır. Kişi o fitnelerde mü’min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü’min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede, oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen, koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse, Hazret-i Âdem’in iki oğlundan hayırlısı olsun, (ölen olsun, öldüren değil)!..” (Hadis-i Şerif Meali; Ebû Dâvûd, Fiten, 2)
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu tasvirinde sizce günümüzden bahsetmiyor mu? Çocuk, yaşlı, genç, masum demeden kişilerin zalimce katledildiği, savaşın, zulmün arttığı şu günlerden bahsetmiyor mu? Peki fitnenin yeryüzünde kol gezdiği şu günlerde bizlere düşen nedir, neler yapabiliriz? 5 madde ile hadisler eşiliğinde öğrenelim ve uygulayalım inşaAllah:
1. İbadete Sarılmalı
“Mârufa (iyilik ve güzelliklere) sarılın, münkerden (kötü ve çirkin şeylerden) kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, dine/âhirete tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin selefi dinlemeden kendi reylerini beğendiklerini müşâhede edersen, o zaman kendine bak!.. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira bu safhaya gelince arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi sıkıntılıdır. O günlerde sizin kadar amel yapabilen bir kimseye, elli kişinin ecri verilecektir.” (Hadis-i Şerif Meali; Ebû Dâvud, Melâhim,17)
Son zamanlarda artan terör olaylarından sonra ülkemizi karıştırmak isteyen, fitne çıkaran kişilerin sayısı da arttı. Bizler bu olayların yol açtığı psikolojik tahribatın etkisi altında kalarak fitnenin esiri olmamalıyız. Bizi bu durumdan kurtaracak olan ve fitneye düşmeden, karşısında dimdik durabileceğimiz dayanağımız; ibadetlerimizdir. Böyle durumlarda ibadetlerimize sıkı sıkı bağlanmalı, bunu hem fiilen hem de kalben gerçekleştirmeliyiz.
Hz. Ömer (radıyallahu anh) kendisinden sonraki halifeyi seçecek 6 kişilik heyette ilk Müslümanlardan olan Hz. Sa’d bin Ebû Vakkâs’ı (radıyallahu anh) da vazifelendirmişti. Bu veya daha sonraki bir halife seçiminde, muhtelif gruplar arasında anlaşmazlık çıkınca, Sa’d (radıyallahu anh) çok üzüldü. Kurtuluşu, Medine dışındaki ağıllarına gitmekte buldu. Orada koyunlarla ve develerle meşgul olurken, oğlu Ömer’in gelmekte olduğunu gördü. Keskin firâsetiyle oğlunun niyetini anladı ve: “–Şu deveye binmiş adamın şerrinden Allah’a sığınırım” diye dua etti. Oğlu Ömer gelip de: “–Baba! Millet Medine’de iktidar kavgası yaparken, onları bırakıp develerinin ve koyunlarının arasına çekildin, öyle mi?” deyince, Sa’d (radıyallahu anh) eliyle onun göğsüne vurdu ve: “–Sus! Ben Peygamber Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim: “Allah Teâlâ; müttakî, gönlü zengin, kendi hâlinde işiyle ve ibadetiyle meşgul olan kulunu sever.” (Hadis-i Şerif Meali; Müslim, Zühd, 11)
Sa’d bin Ebû Vakkâs (radıyallahu anh), Hz. Osman (radıyallahu anh) şehid edilip ortalık bozulmaya başladığında, bu nevî hadis-i şeriflerden hareketle tamamen bir köşeye çekildi ve karışık hâdiselere hiç karışmadı. Günümüz şartlarında bu şekilde uzlete çekilmek herkes için mümkün olamayabilir. En azından bizlerde mevcut şartlar doğrultusunda; fitne ortamlarında uzaklaşarak evlerimize çekilebiliriz
3. Birlik ve Beraberlik İçinde Olmalı
Hz. Muaviye (radıyallahu anh) anlatıyor:
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki: “Haberiniz olsun! Sizden önce ehl-i kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve’l) cemaattir.” (Hadis-i Şerif Meali; Ebu Davud, Sünnet 1, 4597)
Hadisten anlaşıldığı gibi bugünlerde olduğu gibi fitne zamanlarında yapmamız gereken şey; Allah’ın ipine sarılmak, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ashab-ı kiramın yolunda gitmektir. Fitneye düşmemek için bu yolda bölünmeden, parçalanmadan yürümeliyiz.
4. SabretmeliHz. Muaviye (radıyallahu anh) anlatıyor:
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki: “Haberiniz olsun! Sizden önce ehl-i kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve’l) cemaattir.” (Hadis-i Şerif Meali; Ebu Davud, Sünnet 1, 4597)
Hadisten anlaşıldığı gibi bugünlerde olduğu gibi fitne zamanlarında yapmamız gereken şey; Allah’ın ipine sarılmak, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ashab-ı kiramın yolunda gitmektir. Fitneye düşmemek için bu yolda bölünmeden, parçalanmadan yürümeliyiz.
Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) seslendiler:
“- Ey Ebu Zerr!“
“- Buyurun, Ey Allah’ın Resulü, emrinizdeyim!” dedim.
“- İnsanlara (kitle halinde) ölüm isabet edip, kabirlerin (ücretli) hizmetçiler tarafından kazılacağı zaman ne yapacaksın?” buyurdular.
“- Benim için Allah ve Resulü neyi ihtiyar buyurursa onu yaparım!” dedim.
“- Sabrı tavsiye ederim!” buyurdular -veya, sabredersin! dediler- ve sonra bana tekrar seslendiler:
“- Ey Ebu Zerr!“
“- Buyurun ey Allah’ın Resûlü, sizi dinliyorum!” dedim.
“- Zeyt mıntıkasının taşları kanda boğulduğunu gördüğün zaman ne yapacaksın?“
“- Allah ve Resûlü benim için neyi ihtiyar buyurursa onu!” dedim
“- Sana kendilerinden olduğun yakınlarını tavsiye ederim!” dedi. Ben sordum:
“- Ey Allah’ın Resulü! (O zaman) kılıcımı alıp omzuma koymayayım mı?“
“- Böyle yaparsan (fitneci) kavme ortak olursun!” buyurdular.
“- Bana ne emredersiniz!” dedim.
“- Evine çekil!” buyurdular.
“- Evime girilirse?” dedim.
“- Eğer kılıcın parıltısının seni şaşırtacağından korkarsan, elbiseni yüzüne ört. Gelen hem senin günahınla, hem de kendi günahıyla dönsün!” buyurdular.” [Hadis-i Şerif Meali; Ebu Davud, Fiten 2, (4261)]
Sabretmek imanın parçasıdır. Başımıza gelen tüm musibetlerde, nefsimizle olan mücadelelerde, sabır her zaman müminin silahı olmuştur. Fitne karşısında da aynı sabrı göstermek zorundayız. Çünkü bu bizim hem imanımızı hem de Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti olduğumuzun bir göstergesidir.
5. Uzaklaşmalı
Ebu Hureyre (radıyallahu anh): Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
“Gelecekte bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında oturan kişi ayakta durandan; ayakta duran yürüyenden; yürüyen koşandan hayırlıdır. Her kim fitnelerin başına dikilirse fitneler onu yıkar. Her kim fitne zamanı sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın.” (Hadis-i Şerif Meali; Müslim H: 5136)…
Ebu Hureyre (radıyallahu anh): Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
“Gelecekte bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında oturan kişi ayakta durandan; ayakta duran yürüyenden; yürüyen koşandan hayırlıdır. Her kim fitnelerin başına dikilirse fitneler onu yıkar. Her kim fitne zamanı sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın.” (Hadis-i Şerif Meali; Müslim H: 5136)…
FİTNE KURAN-I KERİMDE ŞU MANALARDA KULLANILMIŞTIR
"Saptırma" (Âl-i İmrân,3/ 7, İsra 17/73);
"Azap" (Sâd,38/ 24) ;
"Yakmak" ( Hadid,57/ 14) ;
"İşkence" (Nahl, 16/ 110) ;
"Fenalık yapmak" (Nisa, 4/ 101);
"Belaya Uğratmak" (Bürûc, 85/10) ;
"Delilik" (Kalem, 68/6) ;
"Şirk ve tefrika" (Bakara,2/ 193) ;
"Kargaşa ve Ölümü temenni ettiren hal" (Bakara, 2/191) ;
"İman zayıflığı-Küfür"(Enfal, 6/ 73);
"İsyan-Muhalefet" (Tevbe,9/ 49).
Kur’an-ı Kerim’de böyle değişik manalarda kullanılmış olan fitne kelimesi dilimizde insanlara fenalık yapmak, onları belaya uğratmak ve genelde toplumda kargaşa çıkarmak gibi kötü fiil ve davranışlar için kullanılmaktadır.
Ayrıca Fitne denilince akla münferit bir takım olaylar sebebiyle ortaya çıkan küçük çaptaki bazı kötü davranışlar gelmekte ise de esas itibarı ile Fitne, toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren olaylar için kullanılır.
"Yakmak" ( Hadid,57/ 14) ;
"İşkence" (Nahl, 16/ 110) ;
"Fenalık yapmak" (Nisa, 4/ 101);
"Belaya Uğratmak" (Bürûc, 85/10) ;
"Delilik" (Kalem, 68/6) ;
"Şirk ve tefrika" (Bakara,2/ 193) ;
"Kargaşa ve Ölümü temenni ettiren hal" (Bakara, 2/191) ;
"İman zayıflığı-Küfür"(Enfal, 6/ 73);
"İsyan-Muhalefet" (Tevbe,9/ 49).
Kur’an-ı Kerim’de böyle değişik manalarda kullanılmış olan fitne kelimesi dilimizde insanlara fenalık yapmak, onları belaya uğratmak ve genelde toplumda kargaşa çıkarmak gibi kötü fiil ve davranışlar için kullanılmaktadır.
Ayrıca Fitne denilince akla münferit bir takım olaylar sebebiyle ortaya çıkan küçük çaptaki bazı kötü davranışlar gelmekte ise de esas itibarı ile Fitne, toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren olaylar için kullanılır.
Genelliklede de islam ümmetinin birlik ve beraberliğini tahrip eden bir komployu veye her türlü yıkıcı faaliyeti ifade eder.
Aziz müslümanlar!
Fitne ateşini söndürmekte sağ duyuyla hareket etmek, dedikodulara aldırmamak, olayların arka planını görebilmek, menfaat, sevgi ve nefret duygularından uzak kalarak objektif hareket etmek asıldır.
HADİS: Uyuyan fitneyi uyandırmak lânete muciptir. “Fitne uykudadır. Uyandırana Allah lânet etsin.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, hadis no: 1817)
Peygamber efendimiz Fitne husundaki diğer hadislerinde;
HADİS: "Fitneden Uzak Durun! Şüphesiz ki Fitneler Dil (Tesir Bakımından) Kılıç Darbesi Gibidir."(İbn-i Mâce)
HADİS: Fitne fesat için, insanların arasını bozmak için söz taşıyanlar cennete giremez. (Buhari)“
Şüphesiz bahtiyar kimse, fitnelerden uzak kalandır. Bir musibete uğradığında sabredendir. Yazıklar olsun fitneye sebebiyet verenlere ve destek olanlara!”( Ebû Dâvûd, Fiten ve Melâhim, 2.) buyurmuştur.
Fitne başlangıçta külün içindeki kor gibidir. Fitne çıkarmak, ortalığı ateşe vermek için külün içindeki koru ortaya çıkarmak veya ateşe körükle gitmek gibidir.
Fitne karşısında Müslümanın tavrı, Hz. İbrahim’i yakmak için tutuşturulan Nemrut’un ateşini ağzındaki su ile söndürmeye giden güvercin tavrı olmalıdır.
Korku, kaos, kargaşa, katliam, terör, günah, inkar gibi kötülüklere yol açan fitnelere alet olmamak, bilakis izalesi için gayret göstermek her mü’minin görevidir.
Elinden hiçbir şey gelmeyenler ise hiç olmazsa sabretmek ve fitneden uzak durmak durumundadırlar.
Başlangıçta bir kıvılcım gibi olan fitne söndürülmezse bütün toplumu sarar, kurunun yanında yaş, zalimin yanında mazlum da yanar.
وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ : بِسْمِ اللّهِ
AYET: “Aranızdan sadece zalimlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının. Ve bilin ki, Allah’ın cezası oldukça şiddetlidir. ” (Enfâl; 25)
Aziz müslümanlar! Fitne insanlar arasındaki sevgiyi sarsan, cemiyette tedavisi imkânsız yaralar açan, kardeşi kardeşe düşüren, hısımları hasım haline getiren bir davranıştır. Fitnenin tesiri altında kalmış bulunan kimseler; kendi taraftarlarından kötü bir şahsı başka gruptaki iyi insana tercih eder, hak ve hakkaniyet ölçüsünü terk ederek nefsaniyet ve tarafgirliği kendisine esas alır.
Fitneler toplumda can ve mal emniyetini ortadan kaldırır. Güvensizlik ve panik havası oluşturur. Bu yönüyle fitne öldürmekten bile beterdir.
Yüce Allah (c.c) fitnenin korkunçluğunu şöyle belirtiyor:
وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ: بِسْمِ اللّه
AYET “Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür. Ve bilin ki, Allah’ın cezası oldukça şiddetlidir.” (Bakara, 191)
Ayet-i Kerime’de fitne bizlere neden bir insanı öldürmekten daha kötü ve korkunç olarak takdim ediliyor? Çünkü fitne, kin ve husumete sebep olur, kardeşliğimizi ve birliğimizi sarsar, gücümüzü zayıflatır, fert ve toplumların bugüne ve yarına dair umudunu yerle bir eder. Fitne, insanların onurlarını, şeref ve haysiyetlerini zedeler. Fitneyle iştigal etmek zihni kirletir, gönlü kirletir, dili kirletir. Fesat peşinde koşan ve insanları birbirine düşürmek için çalışanlar sadece şeytanın amacını kolaylaştırırlar. Benliğindeki fitne duygusu, kişinin yalnız kendisini değil, aynı zamanda toplumu ve hatta insanlık ailesini tarumar eder. İşte bu nedenledir ki, Yüce Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz, fitneyi değil, ıslahı; çatışmayı değil, kaynaşmayı esas almamız hususunda bizleri sıkça uyarır.
Yüce Rabbimiz Kura’an-ı Kerim’de, fitne çıkararak huzursuzluk ve kargaşaya neden olanların ahirette ağır bir cezaya çarptırılacağını bildirir.
وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
AYET. “Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lanet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Rad,25)
İslam dini, fitneyi şiddetle yasakladığı gibi, fitneye götüren fiil ve davranışları da yasaklar.
Toplumda, fitneye sebep olan pek çok kötü fiil ve davranış bulunmakla birlikte, bunlardan bazıları Suizan, Dedikodu ve Gıybettir.
Aziz müslümanlar!
Fitne ateşini söndürmekte sağ duyuyla hareket etmek, dedikodulara aldırmamak, olayların arka planını görebilmek, menfaat, sevgi ve nefret duygularından uzak kalarak objektif hareket etmek asıldır.
HADİS: Uyuyan fitneyi uyandırmak lânete muciptir. “Fitne uykudadır. Uyandırana Allah lânet etsin.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, hadis no: 1817)
Peygamber efendimiz Fitne husundaki diğer hadislerinde;
HADİS: "Fitneden Uzak Durun! Şüphesiz ki Fitneler Dil (Tesir Bakımından) Kılıç Darbesi Gibidir."(İbn-i Mâce)
HADİS: Fitne fesat için, insanların arasını bozmak için söz taşıyanlar cennete giremez. (Buhari)“
Şüphesiz bahtiyar kimse, fitnelerden uzak kalandır. Bir musibete uğradığında sabredendir. Yazıklar olsun fitneye sebebiyet verenlere ve destek olanlara!”( Ebû Dâvûd, Fiten ve Melâhim, 2.) buyurmuştur.
Fitne başlangıçta külün içindeki kor gibidir. Fitne çıkarmak, ortalığı ateşe vermek için külün içindeki koru ortaya çıkarmak veya ateşe körükle gitmek gibidir.
Fitne karşısında Müslümanın tavrı, Hz. İbrahim’i yakmak için tutuşturulan Nemrut’un ateşini ağzındaki su ile söndürmeye giden güvercin tavrı olmalıdır.
Korku, kaos, kargaşa, katliam, terör, günah, inkar gibi kötülüklere yol açan fitnelere alet olmamak, bilakis izalesi için gayret göstermek her mü’minin görevidir.
Elinden hiçbir şey gelmeyenler ise hiç olmazsa sabretmek ve fitneden uzak durmak durumundadırlar.
Başlangıçta bir kıvılcım gibi olan fitne söndürülmezse bütün toplumu sarar, kurunun yanında yaş, zalimin yanında mazlum da yanar.
وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ : بِسْمِ اللّهِ
AYET: “Aranızdan sadece zalimlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının. Ve bilin ki, Allah’ın cezası oldukça şiddetlidir. ” (Enfâl; 25)
Aziz müslümanlar! Fitne insanlar arasındaki sevgiyi sarsan, cemiyette tedavisi imkânsız yaralar açan, kardeşi kardeşe düşüren, hısımları hasım haline getiren bir davranıştır. Fitnenin tesiri altında kalmış bulunan kimseler; kendi taraftarlarından kötü bir şahsı başka gruptaki iyi insana tercih eder, hak ve hakkaniyet ölçüsünü terk ederek nefsaniyet ve tarafgirliği kendisine esas alır.
Fitneler toplumda can ve mal emniyetini ortadan kaldırır. Güvensizlik ve panik havası oluşturur. Bu yönüyle fitne öldürmekten bile beterdir.
Yüce Allah (c.c) fitnenin korkunçluğunu şöyle belirtiyor:
وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ: بِسْمِ اللّه
AYET “Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür. Ve bilin ki, Allah’ın cezası oldukça şiddetlidir.” (Bakara, 191)
Ayet-i Kerime’de fitne bizlere neden bir insanı öldürmekten daha kötü ve korkunç olarak takdim ediliyor? Çünkü fitne, kin ve husumete sebep olur, kardeşliğimizi ve birliğimizi sarsar, gücümüzü zayıflatır, fert ve toplumların bugüne ve yarına dair umudunu yerle bir eder. Fitne, insanların onurlarını, şeref ve haysiyetlerini zedeler. Fitneyle iştigal etmek zihni kirletir, gönlü kirletir, dili kirletir. Fesat peşinde koşan ve insanları birbirine düşürmek için çalışanlar sadece şeytanın amacını kolaylaştırırlar. Benliğindeki fitne duygusu, kişinin yalnız kendisini değil, aynı zamanda toplumu ve hatta insanlık ailesini tarumar eder. İşte bu nedenledir ki, Yüce Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz, fitneyi değil, ıslahı; çatışmayı değil, kaynaşmayı esas almamız hususunda bizleri sıkça uyarır.
Yüce Rabbimiz Kura’an-ı Kerim’de, fitne çıkararak huzursuzluk ve kargaşaya neden olanların ahirette ağır bir cezaya çarptırılacağını bildirir.
وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
AYET. “Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lanet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Rad,25)
İslam dini, fitneyi şiddetle yasakladığı gibi, fitneye götüren fiil ve davranışları da yasaklar.
Toplumda, fitneye sebep olan pek çok kötü fiil ve davranış bulunmakla birlikte, bunlardan bazıları Suizan, Dedikodu ve Gıybettir.
SUİZAN DEDİKKODU GIYBET
Sûi’zan, dedikodu ve gıybet hakkında Kur’an-ı Kerim’de rabbimiz şöyle buyurmuştur.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
AYET: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının.Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir” (Hucurât, 49/12)
Ayette açıkça belirtildiği gibi, bir müslüman diğer müslüman kardeşleri hakkında iyi niyet (hüsnü zan) beslemelidir. Zira bu dinimizin gereğidir. Ayrıca fitnenin def’i böyle bir tutumu gerekli kılmaktadır. Suizan ise, tüm huzursuzluk ve düşmanlıkların kaynağı olan fitne-fesada sebep teşkil ettiğinden, o derece zararlı olup dinen yasaklanmıştır.
HADİS: Bu sebeple Hz.Peygamber bir hadis-i şeriflerinde اياكم والظن فان الظن أكذب الحديث (B5143 Buhari,Nikah,46 )
(Kötü) zandan sakınınız, çünkü (kötü zan) sözlerin en yalanıdır…” buyurmaktadır.
Burada Hz.Peygamber (s.a.v.), Zann (suizannı)’ı, en sevmediği ve hatta nefret ettiği hasletlerden olan yalancılıkla ilişkilendirmektedir. Bu da, suizannın müslüman için ne derece tehlikeli bir tuzak olduğunun açık bir delilidir.
Hadisin devamında Hz.Peygamber (s.a.v.) zanna ilave olarak Müslümanları şu konularda uyarmaktadır:
HADİS: “(Ey Müslümanlar!) Başkalarının gizli hallerini araştırmayın. koklamayın, (haksız yere) rekâbet etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayın, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez,onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez.Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir.Müslüman’ın her şeyi; malı ,kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz,fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.Takva şuradadır.Hz.Peygamber (s.a.v.) eliyle göğsünü işaret etti (bazı rivayetlerde üç kere). “Sakın ha! Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayın.Ey Allah’ın kulları kardeş olun.Bir Müslüman’ın kardeşine, üç günden fazla küsmesi helal olmaz.” (Buhari,Nikâh, 45 VI, 136-137. Edeb,57,58, VII, 88-89. Feraiz, 2, Müslim,Birr,28-34, III, 1985-1987.Ebu Davud,Edeb, 40-56. V, 196-217. Tirmizî, Birr, 18. IV, 325. )
Gıybetin tanımını Hz.Peygamber gayet özlü bir şekilde yapmıştır:
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ:
“أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟ قَالُوا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: “ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ” قِيلَ: أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِى أَخِى مَا أَقُولُ؟ قَالَ: “إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ، فَقَدِ اغْتَبْتَهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ، فَقَدْ بَهَتَّهُ.”
HADİS: Resûlullah (sav), "Gıybet nedir biliyor musunuz?" diye sordu? Sahâbe, "Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" karşılığını verdiler. Resûlullah, "Kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır." buyurdu. "Ya kardeşimde o söylediğim durum varsa ne dersin?" diye sorulunca Resûlullah, "Söylediğin şey eğer onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun." buyurdu.” (M6593 Müslim, Birr, 70)
Bu hadiste de geçtiği gibi, halk arasında gıybetin bazen yanlış anlaşıldığı ve gerçek olan olayları dile getirmenin gıybet sayılmayacağı düşüncesinin hakim olduğu görülmektedir. İşte Hz.Peygamber (s.a.v.)’in bu hadis-i şerifi, gıybetin ne olduğunu açıkça ortaya koyduğundan böyle bir yanlış anlaşılmaya mahal bırakmamaktadır.
Hz.Peygamber bir başka hadisinde gıybet yoluyla fitne çıkaran insanları bir bakıma azarlamakta ve bunun Cenab-ı Hak tarafından dünyada iken dahi karşılıksız bırakılmayacağını ifade etmektedir:
)يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَدْخُلِ الإِيمَانُ قَلْبَهُ لاَ تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ وَلاَ تَتَّبِعُوا عَوْرَاتِهِمْ فَإِنَّهُ مَنِ اتَّبَعَ عَوْرَاتِهِمْ يَتَّبِعِ اللَّهُ عَوْرَتَهُ وَمَنْ يَتَّبِعِ اللَّهُ عَوْرَتَهُ يَفْضَحْهُ فِى بَيْتِهِ.”
“Ey dilleriyle iman edip fakat kalbine iman girmemiş olan topluluk! Müslümanların gıybetini yapmayınız, onların mahremlerinin (ırz ve namuslarının) peşine düşüp kusurlarını ortaya koymaya çalışmayınız. Muhakkak bilin ki kim müslümanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkarmaya çalışırsa (fitne fesat çıkarırsa), Allah da onun kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışır. Kim ki, Allah onun kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışırsa onu, evinin içerisinde dahi rezil eder.” (D4880 Ebu Davud,Edeb, 35)
Diğer hadisinde
عَنْ مُعَاوِيَةَ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ:
“إِنَّكَ إِنِ اتَّبَعْتَ عَوْرَاتِ النَّاسِ أَفْسَدْتَهُمْ” أَوْ “كِدْتَ أَنْ تُفْسِدَهُمْ.”
Muâviye"nin işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “İnsanların gizli hâllerini araştırırsan ya aralarına fesat sokmuş olursun ya da aralarında neredeyse fesat çıkmasına sebe olusun” (D4888 Ebû Dâvûd, Edeb, 37)
Aziz Müslümanlar!
Fitnenin en yaygın şekillerinden biri de “Nemime” denilen kovuculuktur.
NEMİME- KOGUCULUK LAF TAŞIMA
Bu konuda Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulur:
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِين
AYET: “Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.”(Kalem, 68,/10-14 )
HADİS: Peygamberimiz (s.a.v) “Kattat (iftira eden, laf götürüp getirerek fitne çıkaran) Cennet’e giremez” buyurmuştur.
İki yüzlü denilen insanlar da, fitneye kaynaklık eden gruba girer.
Bunlar için de Hz.Peygamber şöyle buyurmuştur:
Sûi’zan, dedikodu ve gıybet hakkında Kur’an-ı Kerim’de rabbimiz şöyle buyurmuştur.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
AYET: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının.Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir” (Hucurât, 49/12)
Ayette açıkça belirtildiği gibi, bir müslüman diğer müslüman kardeşleri hakkında iyi niyet (hüsnü zan) beslemelidir. Zira bu dinimizin gereğidir. Ayrıca fitnenin def’i böyle bir tutumu gerekli kılmaktadır. Suizan ise, tüm huzursuzluk ve düşmanlıkların kaynağı olan fitne-fesada sebep teşkil ettiğinden, o derece zararlı olup dinen yasaklanmıştır.
HADİS: Bu sebeple Hz.Peygamber bir hadis-i şeriflerinde اياكم والظن فان الظن أكذب الحديث (B5143 Buhari,Nikah,46 )
(Kötü) zandan sakınınız, çünkü (kötü zan) sözlerin en yalanıdır…” buyurmaktadır.
Burada Hz.Peygamber (s.a.v.), Zann (suizannı)’ı, en sevmediği ve hatta nefret ettiği hasletlerden olan yalancılıkla ilişkilendirmektedir. Bu da, suizannın müslüman için ne derece tehlikeli bir tuzak olduğunun açık bir delilidir.
Hadisin devamında Hz.Peygamber (s.a.v.) zanna ilave olarak Müslümanları şu konularda uyarmaktadır:
HADİS: “(Ey Müslümanlar!) Başkalarının gizli hallerini araştırmayın. koklamayın, (haksız yere) rekâbet etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayın, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez,onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez.Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir.Müslüman’ın her şeyi; malı ,kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz,fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.Takva şuradadır.Hz.Peygamber (s.a.v.) eliyle göğsünü işaret etti (bazı rivayetlerde üç kere). “Sakın ha! Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayın.Ey Allah’ın kulları kardeş olun.Bir Müslüman’ın kardeşine, üç günden fazla küsmesi helal olmaz.” (Buhari,Nikâh, 45 VI, 136-137. Edeb,57,58, VII, 88-89. Feraiz, 2, Müslim,Birr,28-34, III, 1985-1987.Ebu Davud,Edeb, 40-56. V, 196-217. Tirmizî, Birr, 18. IV, 325. )
Gıybetin tanımını Hz.Peygamber gayet özlü bir şekilde yapmıştır:
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ:
“أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟ قَالُوا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: “ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ” قِيلَ: أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِى أَخِى مَا أَقُولُ؟ قَالَ: “إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ، فَقَدِ اغْتَبْتَهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ، فَقَدْ بَهَتَّهُ.”
HADİS: Resûlullah (sav), "Gıybet nedir biliyor musunuz?" diye sordu? Sahâbe, "Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" karşılığını verdiler. Resûlullah, "Kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır." buyurdu. "Ya kardeşimde o söylediğim durum varsa ne dersin?" diye sorulunca Resûlullah, "Söylediğin şey eğer onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun." buyurdu.” (M6593 Müslim, Birr, 70)
Bu hadiste de geçtiği gibi, halk arasında gıybetin bazen yanlış anlaşıldığı ve gerçek olan olayları dile getirmenin gıybet sayılmayacağı düşüncesinin hakim olduğu görülmektedir. İşte Hz.Peygamber (s.a.v.)’in bu hadis-i şerifi, gıybetin ne olduğunu açıkça ortaya koyduğundan böyle bir yanlış anlaşılmaya mahal bırakmamaktadır.
Hz.Peygamber bir başka hadisinde gıybet yoluyla fitne çıkaran insanları bir bakıma azarlamakta ve bunun Cenab-ı Hak tarafından dünyada iken dahi karşılıksız bırakılmayacağını ifade etmektedir:
)يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَدْخُلِ الإِيمَانُ قَلْبَهُ لاَ تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ وَلاَ تَتَّبِعُوا عَوْرَاتِهِمْ فَإِنَّهُ مَنِ اتَّبَعَ عَوْرَاتِهِمْ يَتَّبِعِ اللَّهُ عَوْرَتَهُ وَمَنْ يَتَّبِعِ اللَّهُ عَوْرَتَهُ يَفْضَحْهُ فِى بَيْتِهِ.”
“Ey dilleriyle iman edip fakat kalbine iman girmemiş olan topluluk! Müslümanların gıybetini yapmayınız, onların mahremlerinin (ırz ve namuslarının) peşine düşüp kusurlarını ortaya koymaya çalışmayınız. Muhakkak bilin ki kim müslümanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkarmaya çalışırsa (fitne fesat çıkarırsa), Allah da onun kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışır. Kim ki, Allah onun kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışırsa onu, evinin içerisinde dahi rezil eder.” (D4880 Ebu Davud,Edeb, 35)
Diğer hadisinde
عَنْ مُعَاوِيَةَ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ:
“إِنَّكَ إِنِ اتَّبَعْتَ عَوْرَاتِ النَّاسِ أَفْسَدْتَهُمْ” أَوْ “كِدْتَ أَنْ تُفْسِدَهُمْ.”
Muâviye"nin işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “İnsanların gizli hâllerini araştırırsan ya aralarına fesat sokmuş olursun ya da aralarında neredeyse fesat çıkmasına sebe olusun” (D4888 Ebû Dâvûd, Edeb, 37)
Aziz Müslümanlar!
Fitnenin en yaygın şekillerinden biri de “Nemime” denilen kovuculuktur.
NEMİME- KOGUCULUK LAF TAŞIMA
Bu konuda Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulur:
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِين
AYET: “Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.”(Kalem, 68,/10-14 )
HADİS: Peygamberimiz (s.a.v) “Kattat (iftira eden, laf götürüp getirerek fitne çıkaran) Cennet’e giremez” buyurmuştur.
İki yüzlü denilen insanlar da, fitneye kaynaklık eden gruba girer.
Bunlar için de Hz.Peygamber şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Kıyamet günü, insanların şerlileri arasında iki yüzlüleri bulursun; Onlar ki, şuna gelir bir türlü söyler, diğerine gider başka türlü söyler.”
Aziz Kardeşlerim ! Gıybet ve dedikodu fitnesinden korunmak için Kur’an-ı Kerim bizleri şu şekilde uyarmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ
AYET: “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurât, 49/6).
Cenab-ı Hak burada da, Müslümanları her an için fitne tehlikesine karşı uyanık olmaya çağırmaktadır. Zira fitneyi çıkarmanın en kolay yollarından biri de, yalan haber yaymak, insanların kusurunu araştırmak ve söz taşımaktır.Bu sebeple müslüman her zaman, kendisine ulaştırılan bilgilerin aslının olup olmadığını araştırmak süretiyle dedikoducuların ve fitnecilerin tuzağına düşmemelidir.
Hz Peygamber, bir hadisinde müslünmanları dillerini kötüye kullanmama hususunda şu sekişde uyarmıştır.
قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ :
“مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ…”
HADİS: “Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, hayır söylesin veya sussun” ( faydasız veya zararlı söz söylemesin ) (B2975 Buhari,Rikak)
Gıybet, toplumda birlik ve beraberliğin bozulmasına, çeşitli sıkıntı, düşmanlık, fitne ve fesat gibi birçok olumsuz gelişmelere, günahlara ve fenalıklara kapı açar. Kalbi haset hastalığına tutularak veya çıkar umarak, insanlar arasında laf taşıyanlar insanları incitirler. Hâlbuki bu gibi davranışlar, dinimizin haram kıldığı, aklın ve vicdanın hoş görmediği, zararlı alışkanlıklardır.
Müminleri incitenler için Kur'an-ı Kerimde:
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
AYET: “Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzap,58)
Hz.peygamber (s.a.s.) hadisinde şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Kamil müslüman, diğer müslüman kardeşlerinin elinden ve dilinden zarar görmediği kişidir. Mü’min de insanların canları ve malları konusunda kendisine güvendiği kişidir.” (Tirmizi, İman,)
Müslümanlar olarak emin, güvenilir olmalıyız, bizden hiç kimseye zarar gelmemeli, aksine başkasının kusurunu, eksiğini görmezden gelmeliyiz, ayıbını örtmeliyiz, her ne olursa olsun asla fitneye çanak tutmamalıyız.
Fitneyi tezgahlayanların suç ve günahı elbette büyüktür. Fakat fitneye alet olanların, bilmeden de olsa bu değirmene su taşıyanların vebali de az değildir. Mü’minin görevi fitne yangınına benzin değil su dökmektir.
Hz.Peygamber dilin, fitne ve kötülükte ne kadar etkili bir araç olduğunu ve dili iyiye kullanmanın ne kadar önemli ve güzel sonuçlara vesile olduğunu bir hadis-i şerifinde şu şekilde ifade etmektedir:
HADİS: “Süfyan bin Abdillah es-Sakafi (r.a)’dan; şöyle demiştir: Ben; Ey allah’ın Resulü! Sıkıca sarılacağım bir şeyi bana anlat (tavsiye buyur), dedim. O da;“Rabbim Allah’tır” de ve dosdoğru ol.” buyurdu. Ben de : Yâ Resulallah! Benim hakkımda en çok korktuğun şey nedir? diye sordum. Bunun üzerine Resulûllah (s.a.s.) kendi dilini tuttu. Sonra: “İşte bu” buyurdu. ( İbn-ı Mace, Fiten, 12. II, 1914.)
Yalan söylemek suretiyle fitne çıkaranları, özellikle olmayan şeyleri olmuş gibi göstermek suretiyle toplumu daima fitne ve fesada sürükleyenleri Hz.Peygamber (s.a.s.) bu davranıştan vazgeçirinceye kadar ısrar etmiştir. Hz.Peygamber (s.a.s.)’in en nefret ettiği şey yalan söylemektir. Bu yüzden yalan üzerine bina edilen her şeyi reddetmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ، فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِى إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِى إِلَى الْجَنَّةِ، وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَصْدُقُ وَيَتَحَرَّى الصِّدْقَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا، وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ، فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِى إِلَى الْفُجُورِ، وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِى إِلَى النَّارِ، وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا.”
Abdullah (b. Mes"ûd) tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında "doğru/sıddîk" olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında "yalancı/kezzâb" olarak tescillenir.” (M6639 Müslim, Birr, 105)
Özellikle yalancı şahitlik konusunda Hz.Peygamber (s.a.s.) çok şiddetli bir şekilde insanları uyarmış ve bu tür şahitliğin sebep olduğu fitnenin karşılığını şu sözlerle dile getirmiştir:
HADİS: “Kim ki, yalancı şahitliği ve onunla amel etmeyi terk etmezse, (oruçlu için) Allah’ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhari,Savm,8. II, 228.)
Aziz kardeşlerim
Hz. Peygamber (s.a.v.) vuku bulacak fitneler karşısında takınılacak tavır hususunda şöyle buyurmuştur:
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِى كَافِرًا، أَوْ يُمْسِى مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا، يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا.”
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Gecenin zifiri karanlıklarına benzeyen fitneler ortaya çıkmadan (salih) ameller yapmakta acele edin! Zira o zaman kişi mümin olarak sabaha çıkacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabaha çıkacak; dünyevî çıkarlar karşılığında dinini satacaktır.” (M313 Müslim, Îmân, 186)
Diğer bir rivayette,
HADİS: “İleride birtakım fitneler meydana gelecektir. O zaman oturan kişi, ayakta durandan; ayakta duran, yürüyenden; yürüyen de koşandan daha hayırlıdır. Fitne çıkarmaya yeltenen kişi kendisini o fitnenin içinde buluverir. Kim de (fitneden kurtulup) sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın.” (B7081 Buhârî, Fiten, 9)
Diğer bir rivayette;
HADİS: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kafir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)" [Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205).]
Resûlullah, kıyamete yakın çıkacak fitnelerin dehşetini belirtmek için, zifirî karanlık gecenin parçalarına benzetmiştir. Yani peşpeşe fitneler olacak, her biri, gece parçası gibi karanlık, yani doğru yanlış, haklı haksız, isabetli hatalı vs. şekilde tefrik etme imkanı olmayacak, son derece dehşetli olacak demektir. Bu teşbihten maksat fitnenin büyüklüğünü ifadedir.
Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı Hz. Habil'dir. Kardeşi Kabil onu öldürmek istediği vakit ayet-i kerimenin ifadesiyle kardeşine: "Sen beni öldürmek için elini bana kaldırsan da , ben seni öldürmek için elimi sana kaldırmayacağım" (Maide 28) demiştir. Bu ayette, Cenab-ı Hakk fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaseti vaaz etmiş olmaktadır: "Fitneden kaçmak, öldürmektense ölmeyi tercih etmek." İslam'da bunun ilk örneğini Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın verdiği belirtilir: O fitnenin büyümemesi için öldürmeyi değil, öldürülmeyi tercih etmiştir.
Kıymetli Müslümanlar..
İletişim imkanlarının son derece geliştiği günümüzde medya, ne yazık ki fitne tahrikçiliğini korkunç bir silah olarak kullanmakta, çeşitli sosyal medya uygulamaları tv programlarında aylarca süren diziler yoluyla aile yapısını bozmaya, dini ve insani değerleri tahrip etmeye, gençlerimizi ahlaken çökertmeye ve gayri meşru ilişkileri meşru göstererek toplumun huzurunu, birlik ve beraberliğini, maneviyatını tahrip etmeye çalışmaktadır. Ayrıca kaos, güvensizlik ve panik ortamı oluşturularak toplumun huzuruna kastedilmektedir.
Oluşturulan bu tehlikelere, tahriklere, tezgahlare karşı çok dikkatli olmalıyız. İnsanımızı müspet manada bilgilendirmeli ve bu tuzaklara karşı uyarmalıyız. Bu konuda yöneticilere, medyaya, eğitimcilere, kanaat önderlerine önemli görevler düşmektedir.
Fitneleri önleme konusunda bilhassa yöneticilerin ve kanaat önderlerinin daha titiz davranmaları gerekmektedir.
Toplumda fitnenin çıkmasına sebep olan durumlardan bir diğeri olan kişilerin özel hayatlarını deşifreye yönelik yerleştirilen gizli kameralar, kanunsuz dinlemeler, foto montaj yoluyla itibarsızlaştırmalar günümüzde son derece yaygınlaşmıştır.
Aziz Müslümanlar!
Genel olarak dünyada, özel olarak da İslam âleminde büyük fitneler daima olagelmiştir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali’nin katledilmesi, Cemel, Sıffin Savaşları, haricilerin fitnesi, Kerbela olayı vs. büyük fitnelerdendir.
İstenmese de bu fitneler kıyamete kadar devam edecektir.
HADİS: Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu gerçeği haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilmeyecek.” (Müslim, Fiten 56
Neyin niçin yapıldığı bilinmeyen kaos ortamı tam bir fitne ortamıdır. Böyle ortamlarda kimin haklı kimin haksız olduğu belirlenemez, faili meçhul cinayetler, sabotajlar, yalan haberler, ajitasyonlar tezgahlanır. Bu tablo toplumun çöküş tablosudur.
Aziz kardeşlerim!
Müslüman, daima fitneden kaçınmalıdır. Fitneden kaçınabilmek için mutlaka yukarıda saydığımız ve fitnenin kaynağını teşkil eden fiil ve davranışlardan sakınmalıdır. Aksi takdirde fitne, suçlu-suçsuz her herkese sirayet edebilir.
Salih ameller, yıldırıma karşı korunmak için tesis edilmiş paratoner gibidir. İyi işler fitneyi etkisiz hale getirir. İmanımız sağlam, işlerimiz iyi olursa fitneden korunmuş oluruz. Zira fitneyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Böyle olunca kendimizi korumamız için tedbirli olmamız gerekmektedir.
İnsan bir beşer olarak kusurdan hâli değildir. Önemli olan insanın kusurlu olduğunun idrakinde olması ve bir an evvel kusurunu düzelterek tevbe etmesi ve pişman olup kendini düzeltmesidir.
Barış dini olan İslam; müntesiplerinin de barış üzere yaşamasını emretmektedir. Fitne ve fesadın olduğu yerde barıştan ve huzurdan bahsetmek mümkün değildir. Her bir Müslüman bu konuda kendisini ve ortamını, komşusunu ve çocuklarını fitne ve fesattan korumakla yükümlüdür
Rabbimiz! Milletimizi ve İslam âlemini her türlü fitne ve musibetten muhafaza eyle! Bizleri tevhit üzere sabit kıl!
Aziz Kardeşlerim ! Gıybet ve dedikodu fitnesinden korunmak için Kur’an-ı Kerim bizleri şu şekilde uyarmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ
AYET: “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurât, 49/6).
Cenab-ı Hak burada da, Müslümanları her an için fitne tehlikesine karşı uyanık olmaya çağırmaktadır. Zira fitneyi çıkarmanın en kolay yollarından biri de, yalan haber yaymak, insanların kusurunu araştırmak ve söz taşımaktır.Bu sebeple müslüman her zaman, kendisine ulaştırılan bilgilerin aslının olup olmadığını araştırmak süretiyle dedikoducuların ve fitnecilerin tuzağına düşmemelidir.
Hz Peygamber, bir hadisinde müslünmanları dillerini kötüye kullanmama hususunda şu sekişde uyarmıştır.
قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ :
“مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ…”
HADİS: “Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, hayır söylesin veya sussun” ( faydasız veya zararlı söz söylemesin ) (B2975 Buhari,Rikak)
Gıybet, toplumda birlik ve beraberliğin bozulmasına, çeşitli sıkıntı, düşmanlık, fitne ve fesat gibi birçok olumsuz gelişmelere, günahlara ve fenalıklara kapı açar. Kalbi haset hastalığına tutularak veya çıkar umarak, insanlar arasında laf taşıyanlar insanları incitirler. Hâlbuki bu gibi davranışlar, dinimizin haram kıldığı, aklın ve vicdanın hoş görmediği, zararlı alışkanlıklardır.
Müminleri incitenler için Kur'an-ı Kerimde:
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
AYET: “Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzap,58)
Hz.peygamber (s.a.s.) hadisinde şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Kamil müslüman, diğer müslüman kardeşlerinin elinden ve dilinden zarar görmediği kişidir. Mü’min de insanların canları ve malları konusunda kendisine güvendiği kişidir.” (Tirmizi, İman,)
Müslümanlar olarak emin, güvenilir olmalıyız, bizden hiç kimseye zarar gelmemeli, aksine başkasının kusurunu, eksiğini görmezden gelmeliyiz, ayıbını örtmeliyiz, her ne olursa olsun asla fitneye çanak tutmamalıyız.
Fitneyi tezgahlayanların suç ve günahı elbette büyüktür. Fakat fitneye alet olanların, bilmeden de olsa bu değirmene su taşıyanların vebali de az değildir. Mü’minin görevi fitne yangınına benzin değil su dökmektir.
Hz.Peygamber dilin, fitne ve kötülükte ne kadar etkili bir araç olduğunu ve dili iyiye kullanmanın ne kadar önemli ve güzel sonuçlara vesile olduğunu bir hadis-i şerifinde şu şekilde ifade etmektedir:
HADİS: “Süfyan bin Abdillah es-Sakafi (r.a)’dan; şöyle demiştir: Ben; Ey allah’ın Resulü! Sıkıca sarılacağım bir şeyi bana anlat (tavsiye buyur), dedim. O da;“Rabbim Allah’tır” de ve dosdoğru ol.” buyurdu. Ben de : Yâ Resulallah! Benim hakkımda en çok korktuğun şey nedir? diye sordum. Bunun üzerine Resulûllah (s.a.s.) kendi dilini tuttu. Sonra: “İşte bu” buyurdu. ( İbn-ı Mace, Fiten, 12. II, 1914.)
Yalan söylemek suretiyle fitne çıkaranları, özellikle olmayan şeyleri olmuş gibi göstermek suretiyle toplumu daima fitne ve fesada sürükleyenleri Hz.Peygamber (s.a.s.) bu davranıştan vazgeçirinceye kadar ısrar etmiştir. Hz.Peygamber (s.a.s.)’in en nefret ettiği şey yalan söylemektir. Bu yüzden yalan üzerine bina edilen her şeyi reddetmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ، فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِى إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِى إِلَى الْجَنَّةِ، وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَصْدُقُ وَيَتَحَرَّى الصِّدْقَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا، وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ، فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِى إِلَى الْفُجُورِ، وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِى إِلَى النَّارِ، وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا.”
Abdullah (b. Mes"ûd) tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında "doğru/sıddîk" olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında "yalancı/kezzâb" olarak tescillenir.” (M6639 Müslim, Birr, 105)
Özellikle yalancı şahitlik konusunda Hz.Peygamber (s.a.s.) çok şiddetli bir şekilde insanları uyarmış ve bu tür şahitliğin sebep olduğu fitnenin karşılığını şu sözlerle dile getirmiştir:
HADİS: “Kim ki, yalancı şahitliği ve onunla amel etmeyi terk etmezse, (oruçlu için) Allah’ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhari,Savm,8. II, 228.)
Aziz kardeşlerim
Hz. Peygamber (s.a.v.) vuku bulacak fitneler karşısında takınılacak tavır hususunda şöyle buyurmuştur:
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِى كَافِرًا، أَوْ يُمْسِى مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا، يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا.”
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Gecenin zifiri karanlıklarına benzeyen fitneler ortaya çıkmadan (salih) ameller yapmakta acele edin! Zira o zaman kişi mümin olarak sabaha çıkacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabaha çıkacak; dünyevî çıkarlar karşılığında dinini satacaktır.” (M313 Müslim, Îmân, 186)
Diğer bir rivayette,
HADİS: “İleride birtakım fitneler meydana gelecektir. O zaman oturan kişi, ayakta durandan; ayakta duran, yürüyenden; yürüyen de koşandan daha hayırlıdır. Fitne çıkarmaya yeltenen kişi kendisini o fitnenin içinde buluverir. Kim de (fitneden kurtulup) sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın.” (B7081 Buhârî, Fiten, 9)
Diğer bir rivayette;
HADİS: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kafir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)" [Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205).]
Resûlullah, kıyamete yakın çıkacak fitnelerin dehşetini belirtmek için, zifirî karanlık gecenin parçalarına benzetmiştir. Yani peşpeşe fitneler olacak, her biri, gece parçası gibi karanlık, yani doğru yanlış, haklı haksız, isabetli hatalı vs. şekilde tefrik etme imkanı olmayacak, son derece dehşetli olacak demektir. Bu teşbihten maksat fitnenin büyüklüğünü ifadedir.
Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı Hz. Habil'dir. Kardeşi Kabil onu öldürmek istediği vakit ayet-i kerimenin ifadesiyle kardeşine: "Sen beni öldürmek için elini bana kaldırsan da , ben seni öldürmek için elimi sana kaldırmayacağım" (Maide 28) demiştir. Bu ayette, Cenab-ı Hakk fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaseti vaaz etmiş olmaktadır: "Fitneden kaçmak, öldürmektense ölmeyi tercih etmek." İslam'da bunun ilk örneğini Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın verdiği belirtilir: O fitnenin büyümemesi için öldürmeyi değil, öldürülmeyi tercih etmiştir.
Kıymetli Müslümanlar..
İletişim imkanlarının son derece geliştiği günümüzde medya, ne yazık ki fitne tahrikçiliğini korkunç bir silah olarak kullanmakta, çeşitli sosyal medya uygulamaları tv programlarında aylarca süren diziler yoluyla aile yapısını bozmaya, dini ve insani değerleri tahrip etmeye, gençlerimizi ahlaken çökertmeye ve gayri meşru ilişkileri meşru göstererek toplumun huzurunu, birlik ve beraberliğini, maneviyatını tahrip etmeye çalışmaktadır. Ayrıca kaos, güvensizlik ve panik ortamı oluşturularak toplumun huzuruna kastedilmektedir.
Oluşturulan bu tehlikelere, tahriklere, tezgahlare karşı çok dikkatli olmalıyız. İnsanımızı müspet manada bilgilendirmeli ve bu tuzaklara karşı uyarmalıyız. Bu konuda yöneticilere, medyaya, eğitimcilere, kanaat önderlerine önemli görevler düşmektedir.
Fitneleri önleme konusunda bilhassa yöneticilerin ve kanaat önderlerinin daha titiz davranmaları gerekmektedir.
Toplumda fitnenin çıkmasına sebep olan durumlardan bir diğeri olan kişilerin özel hayatlarını deşifreye yönelik yerleştirilen gizli kameralar, kanunsuz dinlemeler, foto montaj yoluyla itibarsızlaştırmalar günümüzde son derece yaygınlaşmıştır.
Aziz Müslümanlar!
Genel olarak dünyada, özel olarak da İslam âleminde büyük fitneler daima olagelmiştir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali’nin katledilmesi, Cemel, Sıffin Savaşları, haricilerin fitnesi, Kerbela olayı vs. büyük fitnelerdendir.
İstenmese de bu fitneler kıyamete kadar devam edecektir.
HADİS: Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu gerçeği haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilmeyecek.” (Müslim, Fiten 56
Neyin niçin yapıldığı bilinmeyen kaos ortamı tam bir fitne ortamıdır. Böyle ortamlarda kimin haklı kimin haksız olduğu belirlenemez, faili meçhul cinayetler, sabotajlar, yalan haberler, ajitasyonlar tezgahlanır. Bu tablo toplumun çöküş tablosudur.
Aziz kardeşlerim!
Müslüman, daima fitneden kaçınmalıdır. Fitneden kaçınabilmek için mutlaka yukarıda saydığımız ve fitnenin kaynağını teşkil eden fiil ve davranışlardan sakınmalıdır. Aksi takdirde fitne, suçlu-suçsuz her herkese sirayet edebilir.
Salih ameller, yıldırıma karşı korunmak için tesis edilmiş paratoner gibidir. İyi işler fitneyi etkisiz hale getirir. İmanımız sağlam, işlerimiz iyi olursa fitneden korunmuş oluruz. Zira fitneyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Böyle olunca kendimizi korumamız için tedbirli olmamız gerekmektedir.
İnsan bir beşer olarak kusurdan hâli değildir. Önemli olan insanın kusurlu olduğunun idrakinde olması ve bir an evvel kusurunu düzelterek tevbe etmesi ve pişman olup kendini düzeltmesidir.
Barış dini olan İslam; müntesiplerinin de barış üzere yaşamasını emretmektedir. Fitne ve fesadın olduğu yerde barıştan ve huzurdan bahsetmek mümkün değildir. Her bir Müslüman bu konuda kendisini ve ortamını, komşusunu ve çocuklarını fitne ve fesattan korumakla yükümlüdür
Rabbimiz! Milletimizi ve İslam âlemini her türlü fitne ve musibetten muhafaza eyle! Bizleri tevhit üzere sabit kıl!