pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: KURAN-I KERİMDE

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

KURAN-I KERİMDE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KURAN-I KERİMDE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2025 Cuma

KURAN-I KERİMDE ZİNA EDEN KADIN (RECM) TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLÜR HÜKMÜ VAR MIDIR.



KURAN-I KERİMDE ZİNA EDEN KADIN (RECM)TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLÜR HÜKMÜ VAR MIDIR.?
KURAN-I KERİMDE RECM (TAŞLAYARAK ÖLDÜRME) AYETLERİ MÜSLÜMLARIN ZİNA EDEN KADINI TAŞLAYARAK ÖLDÜRMESİ DEĞİL KAFİRLERİN MÜSLÜMANLARI TAŞLAYARAK ÖLDÜRMESİ TEHDİDİ HAKKINDADIR. İŞTE O AYETLER
Hud suresi (91. AYET) ‘’Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.’’
Bu ayette görüldüğü gibi Şuayp(as)ın kafir olan kavmi onu ve ona inananları recm atmekle tehdit etmektedirler. Bu ayetten Müslüman zina yaptığı zaman Müslümanlar tarafından recm ediler manası çıkar mı? Allah aşkına gelelim 2. ayete
AYET:( Yasin Suresi 18) ‘’ (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler’’
ZİNA YAPAN ARKEK VE KADINLAR HAKKINDAKİ AYET NUR SURESİ 2. AYETTE GEÇER VE BU AYETTE BEKAR EVLİ AYRIMI YAPILMAZ KADIN ERKEK KİM OLURSA 100 SOPA VURULUR
Şimdi zina yapanların cezasının ne olduğunu bildiren şu ayete bakalım.
AYET:(Nur.2)”Zina eden erkek ve zina eden kadından her birine yüz sopa vurun. Allaha ve Ahiret gününe inanıyorsanız.Allahın indinde ona acıyacağınız tutmasın(sayıyı mutlaka yüz yapın.)Müminlerden bir kısmı da cezaya şahitlik yapsın.”
Şimdi bu ayette recm cezası yok değil mi? Peki evli bekar ayırımı var mı? O da yok. Peki kadın erkek ayrımı var mı? O da yok, yok 
AÇIKTAN FUHUŞ YAPAN EN AZ DÖRT KİŞİNİN ŞAHİT OLDUĞU FAHİŞE KADINI İSE EVDE HAPSEDİN BUYURUYOR RECM EDİN TAŞLAYARAK ÖLDÜRÜN BUYURMUYOR İŞTE AYET
AYET:( Nisa-15)’’ Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin.Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerde hapsedin.’’
Bu ayette bir kadının zina ettiğine dair 4 kişi şahitlik ederse ancak o zaman ömür boyu hapis verilir nerede ev de hapsedilir. Hani nerede recm edip öldürme nerede? Yok.
  Sayın okurlarım Nur suresi 2. ayette eğer bir kadın ile erkek zina ederse onlara 100 er değnek vurun. Örnek olması için toplumun içinde döğün . NİSA 15. AYETTE İSE Zina kadını 4 kişi gördüyse yani alenen fuhuş yapıyor ise yani fahişe  kadın oldu ise ömür boyu hapsedin. Bundan başkla mana çıkar mı? Allah(CC) aşkına
 Başta şu ayeti inkar var.

KURAN-I KERİMDE RECM AYETLERİ VARDIR.
KAFİRLER YA ŞUAYB PEYGAMBERE SÖYLEDİKLERİNİ ANLAMIYORUZ SÜLALEN OLMASA SENİ TAŞLAYARAK ÖLDÜRÜRDÜK DİYE TEHDİT EDİYORLARDI İŞTE AYET
AYET:(Hud.91)Şöyle dediler: “Ya Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamadık! Ve gerçekten biz, seni içimizde zayıf görüyoruz. Ve senin rahtın (sana destek olan gurubun) olmasaydı mutlaka seni taşlardık. Ve sen, bize karşı üstün değilsin.”)
KAFİRLER İSA(AS)IN HAVARİLERİNE BİZ SİZİN YÜZÜNÜZDEN UĞURSUZLUĞA UĞRADIK VAZGEÇMEZSENİZ SİZİ MUTLAKA TAŞLAYARAK ÖLDÜRÜRÜZ DİYE TEHDİT ETTİLER İŞTE AYET
AYET:(Yasin-18)’’Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”

HZ ÖMERE ATILAN İFTİRA
Bu ayetin hükmünü Hz.ömerin şu sözü kaldırıyor; diyorlar.Abdullah B. Abbas Hz Ömerin minberde şöyle dediğini iddia etmiştir.” İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)anlatıyor:"Hz. Ömer (radıyallahu anh)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:"Allah Teâla Hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum:Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: 'Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz.' (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: 'Ömer Allah Teâla'nın kitabına ilâvede bulundu.' demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah'a) yazardım." [Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Megâzi 21, İ'tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, ( 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).]
Aman Allahım baştan sona felaket.Din düşmanlarına tam malzeme;
    Bu iki ayet Kuran-ı kerimde recm ayeti olduğuna açık delildir. Bu sözü Hz Ömer söylemedi iftira atıyorlar da hadi diyelim ki cuma hutbesinde çıktı söyledi. Peki niçin cami  cemaatinde biri bile bundan bahsetmedi . Hz ömer  biz o ayeti ezberledik anladık diyor; yani çoğul kullanıyor.Madem ki başkaları da biliyordu onlar niçin söylemediler evet Hz Ömer vahiy katibi idi. Ama ondan başka vahiy katipleri vardı.(hz Ebu Bekir, Osman B. Affan ,Ali B.Ebu talib, Zübeyr, B. Ubeyy, Zeyd ,Muhammet B. Seleme) Bunlarda vahiy katibi idi bunlarında tasdik etmesi gerekmez miydi? Yok ne tasdik, ne inkar, hiçbir şey yok. Çünkü Hz .Ömerin böyle bir sözü yok. Kaldı ki kendisi vahiy katibi olan bir insan bunu Kurana eklemez miydi hadi diyelim eklemedi öteki vahiy katipleri eklemezmiydi. yok, yok ,yok ,neresinden bakarsanız bakın sakat. Bir de demezler mi ki Hz Ömer hutbede bunu söyledi kimsede itiraz etmedi. Gülmek mi lazım ağlamak mı?. Peki tastikleyen varmı yok. Böyle bir konuşma yok ki destekleyen veya karşı çıkan olsun. Eğer Cuma günü hutbede okuduysa bunu halife Ömer niçin ibni abbastan başka kimse anlatmadı . Öyle ya halife Cuma günü hutbeye çıkıyor. Hayati bir konu anlatıyor ama kimse çıkıpta konuyu anlatmıyor. Nasıl oluyor bu
   Sayın okurlarım dikkatli okursanız bu hadisi minareyi çalıp kılıf hazırlama kokusu alırsınız. Hoş onu da beceremediler ya korkarım ki diyor.recmi uygulamayacaklar. Aman Allahım böyle korkunç bir iftira yüzünden yüzyıllardır müslümanların boyunlarını büktüler. Kafirlerin bizimle alay etmelerine sebep oldular. Hz Ebubekir Hz Osman onlarda vahiy katibi neden onlardan haber yok.Peygamberimizin recm cezasını 4 kez uyguladığını söylüyorlar. Ama ne önemi var Kurana dil uzatanlar Peygamberimize haydi haydi dil uzatır.

BAKIN KEÇİ NASIL AYETLERİ YEMİŞ İBRETLE OKUYUN
Aişe (r.anha) şöyle demiştir:“Andolsun ki recm etme ayeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikahlamanın haramlığı) ayeti indi. Andolsun ki bu ayetler tahtımın (karyolamın) altında bir yaprakta (yazılı) idi. Rasûlullah (s.a.v.) vefat edip biz O’nun ölümü ile meşgul olunca, evde beslenen evcil bir hayvan (koyun veya keçi), girip o yaprağı yedi.” [İbn Mâce, Nikâh, 36, Hadis no: 1944; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/131, 132, 183, 6/269]
   Sayın okurlarım okudunuz değil mi? Aman Allahım nasıl büyük iftira nasıl aymazlık. Ayetler gökten kağıt olarak indi peygamberimiz okumadan zalim keçi kağıdı yedi.Gülün ağlanacak halimize. Her inen ayeti peygamberimiz hafızasında saklıyordu. İşte bunu ispat eden ayet.
SANA KURANI BİZ BELLETECEĞİZ ASLA UNUTMAYACAKSIN iki iftira var burda 1.kuranın yazılı olarak indiği iftirası 2. si peygamberimizin(sav) unuttuğu iftirası  İŞTE AYET 
AYET:(Ala-6)’’ Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın’’
Peki bu ayeti ne yapacağız. Allah(cc) asla unutmayacaksın buyuruyor, yazılı indirmedim ezberlettim buyuruyor. Yok yazılı geldi keçi yedi. peygamberde unuttu.. Bunlar diyor ki kağıdı keçi yedi. Dolayısıyla ayet kayboldu Peygamberimiz de unuttu.Vahiy katipleri unuttu herkes unuttu peki ayeti kağıda kim yazdı oda yok  Kargalar bile güler
Peki şu ayet ne oluyor.
ŞÜPHESİZ KURANI KESİNLİKLE BİZ İNDİRDİK ELBETTE ONU KESİNLİKLE BİZ KORUYACAĞIZ (itekim 1400 senedir korunuyor kıyamete kadarda korunacak) İŞTE AYET
AYET: (Hıcr suresi, 9) “Şüphesiz Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”
Allah(cc) buyuruyor ki Kuran-ı biz indirdik onu biz koruyacağız diyor. Onlar diyor ki. Yok canım Allah kuranı koruyamadı keçiye yedirdi.Aman Allahım.
Peki yukarıdaki ayeti tekrar edersek
BİZ BU KİTAPTA(KURANDA) HERHANGİ BİRŞEYİ NE EKSİK BIRAKTIK NE FAZLA İŞTE AYET
AYET:(Enam.38)”Biz bu kitapta herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık nede fazla bıraktık” 
Allah(cc) biz Kuranda hiçbir şeyi eksik bırakmadık buyuruyor.
Bunlar Hz Ömeri kullanarak diyorlar ki hayır eksik bırakıldı. Recm kurana konmadı. ki buda yanlış Kuranda recm ayetleri var ama onların istediği gibi değil. (müslümanın kadını erkeği değil sadece kadını erkek zina ederse birşey yok çünkü o erkek öylemi)  taşlıyarak öldürmesi değil kafirlerin peygamberlere ve müslümanlara taşlarız sizi tehdidi olarak var
AYET:(Enam.38)”Biz bu kitapta herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık nede fazla bıraktık”
Biz Kuranda hiçbir şeyi ne eksik ne de fazla bıraktık buyuruyor Rabbim onlar ne diyor yok canım recm etmeyi eksik bıraktı aman Allahım aman
 Evet sayın okurlarım acı ama gerçek budur. Kuranın ayetlerini değiştiremeyenler böyle hilelerle İslama büyük zarar vermişler halada vermeye devam ediyorlar. Allah(cc) recm cezası vermediği halde recm cezası var diyenler. Boşanma için iddet bekleme gerekir, iki şahit gerekir dediği halde şahitsiz. İddetsiz bir kerede 3 defa boş dersen karın boş olur diyenler. Ki bu boşanma konusuna ayrıca değineceğim  ayrıntılı bilgi verecem inşaallah.Mirasta vasiyetten ve borçlar ödendikten sonra kadına 1 erkeğe hisse dendiği halde vasiyyeti ve borçlar ayetlerini atlayıp bu ayetler nesh oldu hükmü kalktı (nesh konusunu işleyeceğiz inşaallah kuranda nesh olan hükmü yok olan tek ayet yoktur) diyerek kadınların mallarına el koyanlar bunlar.
KURAN-I KERİMDE (RECM) TAŞLAYARAK ÖLDÜRME AYETLERİ VARDIR (HUD 91- YASİN 18) BU AYETLERDE KAFİRLERİN ŞUAYB(AS)I VE İSA(AS) IN HAVARİLERİNİ TEHDİT ETTİKLERİ BİLDİRİLMEKTEDİR KURAN-I KERİMDE ASLA MÜSLÜMANLARIN ZİNA EDEN KADINI TAŞLAMA EMRİ YOKTUR
 

17 Şubat 2025 Pazartesi

KURAN-I KERİMDE MÜSLÜMANA KARŞI BEDDUA YOKTUR


https://www.youtube.com/live/62NE4lQ_yLk
KURAN-I KERİMDE MÜSLÜMANA KARŞI BEDDUA YOKTUR
Sayın okurlarım bugünlerde gündemde olan beddua hakkında bir şeyler yazma gereği duydum. Farsça'da "kötü" anlamına gelen bed ile Arapça'da "isteme, dileme" gibi anlamlara gelen dua kelimelerinden oluşmuş bir bileşik isimdir. Bir kimsenin başına kötü şeylerin gelmesi için yapılan duaya beddua denilmektedir. Müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmeleri İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz.
HADİS: Hz. Peygamber, genellikle İslâm'a düşmanlık gösterenlere beddua etmemiş, onların hidâyeti için dua etmiştir (Buhârî, Deavat, 59).
KURAN-I KERİMDE MÜSLÜMANA KARŞI BEDDUA YOKTUR
Görüldüğü gibi Cenab-ı hak sadece İslam düşmanlarına, kafirlere ve münafıklara beddua edilmesine müsaade ediyor. Asla bir Müslümana beddua edilir. Anlamında bir ayet Kuran-ı kerimde yoktur. Bırakın beddua etmeyi Müminln mümine karşı merhametli olmasını emreden ayet mevcuttur. İşte o ayet. Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de
AYET: (Fetih-15). Ayette sahabenin bir özelliğini şöyle anlatıyor:
AYET: (Fetih-15) " Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler” Bu nedenle Bir Müslüman başka bir Müslümana karşı en önemli tavrı merhamettir. Mümin imanı gereği diğer mümin kardeşlerini sever. Hata yaptığında ise merhamet ve duayla ıslahına çalışır. Peygamber Efendimizin hayatında da bununla ilgili pek çok örnek vardır. O değil Müslümanlara beddua etmek, kendine zulmeden kişilere bile beddua etmemiştir. O’nun hayatında birkaç olay hariç hemen hemen beddua ettiğine pek rastlanmaz. Peygamber Efendimi ashabını da rastgele lanet ve beddua etmekten men etmiş ve yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet Peygamberi olduğunu söylerdi. İslam’ın en sıkıntılı dönemi olan Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek amacıyla Tâif'e gittiğinde, orada beklenmedik bir tutum ve davranışla karşılaşmıştı. İnsanları kurtarmak için gittiği o yerde ayak takımı kişilerce taşlanmış her tarafı kanlar içerisinde geri dönmüştü. O durumda yapacağı bedduanın kabul edileceğini bildiği halde beddua etmek şöyle dursun, onların ıslahı için dua etmişti. Peygamber Efendimizin karşılaştığı diğer bir durum da Uhud savaşıdır. Uhud’da dişini kıran, yüzünü yaralayan müşrikler için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar" diye dua etmiştir. Hiçbir zaman Müminlere beddua etmemiştir. Hatta kişinin kendisine, çocuklarına ve mallarına beddua etmesini de yasaklamıştır.
HADİS: “Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)
HAKSIZ YERE BEDDUA EDEN KENDİNE BEDDUA ETMİŞTİR
Beddua yapan kişi, eğer haksız ise, beddua yapmakla haddini aşmış ve hatta zulüm yapmış olur. Bu haramdır. Çünkü haksız beddua ancak “sû-i zandan, yani kötü zandan beslenir. Sû-i zan ise, haramdır.(Hucurat suresi ayet-12) Aslında toplum olarak, zanlarımızın çoğu kötü cinstendir. Yani kulağımıza gelen bilgi ve haberlerde, ya da içimize düşen şüphelerde muhatabımız lehine delil varsa, ancak o zaman hüsnü zanna, yani iyi zanna gidiyoruz. Hâlbuki delil varken iyi zan sahibi olmak marifet değildir, faziletten de sayılmaz. Çünkü zaten muhatabımızın delili, kötü zan kapısını kapamıştır. Biz; muhatabımızın elinde delil varken değil, delil yokken; göstergeler muhatabımızın aleyhine işliyorken; muhatabımızı içimizde mahkûm etmeye meyletmişken; kulağımıza muhatabımız aleyhine sözler gelmeye başlamışken; muhatabımızı yargısız infaza kurban etmeye değil, hüsnü zanna, yani muhatabımız hakkındaki iyi zannımızı bozmamakla mükellefiz. Kulağımıza gelen veya içimize doğan kötülük düşüncesini muhatabımız lehine düşünmekle yükümlüyüz. Biz hüsnü zanna (iyi niyet)memuruz. Yüce dinimiz zanna dayalı bilgilerde muhatabımızı bizim şerrimizden korumuştur. Ki, sû-i zan(kötü zan)ın bir basamak ilerisi, çoğu zaman bedduadır. Bedduaları araştıralım, inceleyelim: Esefle göreceğiz ki, büyük çoğunluğu haksızdır, yani sû-i zandan beslenmektedir. Böyle haksız yere yapılan beddualar, ilenmeler, telinler, lânetlemeler, Allah nezdinde makbul de değildir. Çünkü haklılık yoktur, çünkü sû-i zanna dayanmaktadır, çünkü gerçeklerden uzaktır. Kişi haklı olsa bile, eğer insaf sahibi ise bedduaya yol vermez. Ya ıslahı için dua eder. Ya da, çok incinmiş ise, sabrı ve insafı kalmamış ise, onu, Allah’ın adaletine, cezasına, celâline, kahrına ve kibriyasına havale etmekle, yani Allah’a ısmarlamakla yetinir. Haklı olan kişinin böyle bir havalesini ise Cenabı Hak çoğu zaman makbule şayan bulur, kabul eder ve onun hakkını ondan misli bir ceza ile alır. Fakat buradaki havalenin dille, çok galiz tabirlerle, sövüp saymakla, bağırıp çağırmakla, beddua etmekle yapılmasına gerek yoktur. Esasen, böyle galiz tabirler, sövmek ve saymaklar kişiyi, Allah nezdinde haklı iken, haksız duruma da düşürebilir. Çünkü karşı tarafın el ile verdiği zararı, kendisi de dil ile vermiştir, hakkını dili ile kendisi almıştır, Allah’ın ADALETİNE bırakmamıştır. Bir kişinin haksız yere kalbinin incitilmesi, gönlünün kırılması, gözlerinin yaşarması esasen bir beddua hâlidir. Ve asıl beddua dili de budur. Dilinin hiçbir biçimde beddua etmesine gerek yoktur. Çünkü Allah, Ahkemü’l Hâkimîn’dir; hâkimlerin Hâkim’idir. Erhamü’r-Râhimîn’dir; merhametlilerin en merhametlisidir. Masumların, mazlumların, dilsizlerin, yavruların, çaresizlerin, kimsesizlerin, hayvanların hâl dili ile çâresizlik içinde yaptıkları beddualar Allah katında çoğu kez makbule şayandır. Haklı konumda olduğumuz hâlde beddua yapmamak ve muhatabımızın ıslahını dilemek, hidayeti için dua etmek, ahlâkımızın güzelliğini gösterir. Sünnet olan budur. Yani zarar gördüğümüz birisinin, ıslahı için dua etmek sünnettir. Çünkü insanların beşeriyet gereği hatalarının olabileceğini hep hesap etmeli ve hatasız dost ve insan aramamalıyız. Bir bahçeye girdiğimizde bahçenin dikenleri de bulunduğunu önceden hesap etmeli ve dikenlerinden rahatsız olmamalıyız. Gül beklediğimiz bahçenin dikeni de olabilir. Hatta diken gülün dallarında ve kollarında da olabilir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “Her şeyin iyisine bak” kaidesiyle amel etmeli, murdar ve hoşumuza gitmeyen şeylere hiç bakmamalı, iyi şeylerden iyi istifade etmeliyiz. Böylece kalbimiz istirahat edecek, gönlümüz huzur bulacaktır.(sözler s.39)
MÜMİNLERE BEDDUA ETMEK GÜNAHMIDIR
İslâm, Müslümanların kendileri ve diğer Müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır. HADİS: Peygamber Efendimiz (SAV): “Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)buyurmuştur.
HADİS: Peygamber Efendimiz (s.av) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi. (Müslim, Birr 87)
HADİS: Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek üzere Tâif'e gittiğinde, orada kötü bir davranışla karşı karşıya kalmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, mübarek ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. O sırada Allah tarafından kendisine "onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helâk edeceği" bildirilmiş, fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Hayır, belki bunların sulbunden sana ibadet edecek çocuklar doğar, Ya Rab." demişti. Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar." (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IV, 314)diye dua etmiştir.
HADİS: Bütün çalışmalara rağmen İslamiyeti kabul etmeyen Devs kabilesine beddua etmesi istenince: "Yâ Rabbi! Devs kabilesine hidayet eyle de onları bizim saflarımıza kat." diye dua etmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 344)Bununla beraber,
MÜMİN KARDEŞİNE BEDDUA EDEN KİŞİNİN BEDDUASI DÖNER DOLAŞIR KENDİNİ BULUR.
Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki Müslüman, günahkâr da olsalar, Müslümanlara beddua etmekten sakınmalıdır. Bu dünyada zulmeden kişi cezasız kalmayacaktır. Bu dünyada zulmünün cezasını göreceği gibi ahirette de elim bir azapla cezalandırılacaktır. Burada mazluma düşen güzel bir şekilde sabretmektir. Konuyla ilgili bazı hadisler ve kısa açıklamaları:“
HADİS: Mümine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhârî, Cenâiz 84, Müslim, İman 176, 177)Lânet, lânet edilen canlının, hem dünya hem de âhirette Allah'ın rahmetinden uzak kalmasını dilemek demektir. Lanet olsun, Allah lânet etsin, lânet olası, melun adam gibi sözler,farkında olunsun veya olunmasın- kişinin rahmetten mahrum kalmasını, uzak tutulmasını istemek demektir. Lânetlenmiş varlıkların başında şeytan gelir. Şeytân aleyhillane cümlesi, "Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytan" anlamında çokça kullanılan bir ifadedir. Bir mümine lânet etmek, onun şeytan gibi ilâhî rahmetten ebediyyen mahrum kalmasını dilemek anlamına gelir. Bu ise, o Müslümanın hayat hakkına tecavüz etmek, onu öldürmek gibi çok ağır bir suçtur. Hatta bir Müslümanın tam anlamıyla ölmesini dilemek anlamındadır. Öldüren, öldürdüğü Müslümanı sadece dünyevî hak ve menfaatlerinden mahrum bırakır. Lanetçi ise, dileğine kavuşsa da kavuşmasa da, Müslümanın hem dünya hem de ahiret mutluluğuna mâni olmak için teşebbüste bulunmuş demektir. "Mümine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." tesbitinden, lanetçinin de katil gibi kısas edileceği hükmü çıkarılamaz. Ancak işlediği cinayetin büyüklüğü ortaya konulmuş olmaktadır. Lanetçinin dünyadaki cezası değilse de manevî sorumluluğu katilinkine eş bir sorumluluktur. Mümini öldürmek kolay değildir. Çünkü o bir fiildir. Mümine lânet etmek ise kolaydır. Zira o bir sözdür. Bu fark da dikkate alınınca, hadisimizin lanetçiye yönelik olarak ifade ettiği tehdidin, "Bu iş kolaydır." diye böyle bir cinayetin işlenmesini önlemeye yönelik olduğu anlaşılır.
HADİS:"Sıddıka lanetçi olması yakışmaz." (Müslim, Birr 84; Tirmizî, Birr 72)
Sıddık, özü sözü doğru kimse demektir. Böyle birine lanetciliğin yakışmayacağını bildirmektedir. Eğer bir kişi başkalarına olur olmaz sebeplerle lânet ediyorsa, onun iman ve İslâm kalitesinde bir kusur var demektir. Özü sözü doğru olma kıvamına erişememiş demektir.
HADİS:"Lânetçiler, kıyamet günü ne şefaatçi ne de şâhit olurlar." (Müslim, Birr 85, 86; Ebû Dâvûd, Edeb 45)
Etrafa lânet yağdırmayı huy edinmiş olanların kıyamet günü uğrayacakları mahrumiyeti ortaya koymaktadır. Böylesi kimseler, kıyamette kimseye şefaatçi olamaz ve şâhitlik yapamaz, bu tür mutlulukları yaşayamazlar. Bu, onların müminler arasında olması gereken acıma ve yardımlaşma gibi güzel duygu ve ilişkilerden uzak bulunduklarının hem göstergesi hem de cezasıdır. Yani ahirette lanetçinin şefaati ve şehadeti kabul edilmeyecektir.
HADİS: "Birbirinize Allah'ın lâneti, gazabı ve cehennem azabı ile lânet ve beddua etmeyiniz!" (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)
HADİS: Müslümanları birbirlerine "Allah sana lânet etsin", "Allah'ın gazabına uğrayasın", "Cehennemde yanasın" gibi beddua cümleleriyle lânet okumamaları tembih ve ikaz edilmektedir. Lânet, gazap ve azab temennisi, müminlerin öfkelerini yatıştırmak için de olsa, ağızlarına almamaları gereken felâket tellallığıdır. "Olgun mümin, yerici, lanetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz." (Tirmizî, Birr 48)
Olgun müminler kimseyi kötülemez, lânetlemez, iş ve sözde haddini aşmaz, ahlâksızlık yapmaz. Kemâl noksanlığının göstergesi olan bu gibi düşük hareketlerin ve özellikle lanetciliğin en büyük tehlikesi, o lânetin sonuçta lanetçiye dönmesidir:
HADİS: "Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner." (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)
Lânet, kendisine gökyüzünde ve yeryüzünde yer bulamaz, lânet edilen kişiye gider, eğer gerçekten o lânete layık biri ise, onda kalır, değilse onu dileyene, yani lânet edene döner. Lânetçinin lâneti, kendisi hakkında geçerlilik kazanır. Bu da kişinin kendi ağzıyla kendi felâketini hazırlaması, felâketine bizzat kendisinin davetiye çıkarması demektir. Hiç şüphesiz aklı başında olgun hiç bir mümin böylesi gülünç ve acı bir duruma düşmek istemez. Bunun yolu ise, başkalarına lânet etmemektir. Sonuç: İnsan kendine, yakınlarına, hatta başkalarına veya hayvanlara ve diğer varlıklara beddua etmemelidir. - Böylesi manasız temenniler, duaların kabul edildiği zamana denk düşerek gerçekleşebilir. - Müslümanlar ağızlarını güzel sözlere ve hayır dualara alıştırmalı, sakıncalı sözleri kesinlikle kullanmamalıdır. - Müslümana lânet etmek, büyük bir günahtır. - Müslümanların birbirlerine lânet değil, rahmet dilemeleri yakışır. - Sıddık olan kimseye lanetcilik yakışmaz. Lânetciler ahirette şefaat ve şâhitlik yapma hakkından mahrum bırakılırlar. Olgun müminler, lânet, gazap ve azap temennisinde bulunmaz, kimseye kötü söz söylemez, haddi aşmaz ve ahlâksızlık yapmazlar. Lânet, açıkta kalmaz. Lânet edilen ona lâyık değilse, lânet edene döner. - Müslümana rahmet ve iyilik temennisi yakışır. Çünkü başkalarını iyiliklere lâyık görenler, aslında kendilerine iyilik etmiş olurlar.
KURAN-I KERİMDE KAFİRLERE VE MÜNAFIKLARA KARŞI BEDDUA VARDIR
AYET:(Allah’ın laneti inkâr edenlerine üzerine olsun.) [Bakara 89]
AYET:(Biz kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bakara159]
AYET: (Ayetlerimizi inkar edip kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.) [Bakara 161]
AYET:(Allah inkârları yüzünden onlara [Yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]
AYET:(Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]
AYET:(Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik.) [Maide 13]
AYET:(Yahudiler, Allah’ın eli sıkı dedikleri için lanet onlara.) [Maide 93]
AYET:(Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]
AYET:(Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. Allah lanet etsin! Onlara devamlı azap vardır.) [Tövbe 68]
AYET:(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]
AYET:(Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiştir.) [Ahzab 57]
HADİS: Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in zaman zaman Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. Bir-i Maune'de yetmiş İslâm davetçisini şehit eden Kilab kabîlesine Resulullah (s.a.v) bir ay süre ile beddua ve lânet etmişti. Kâbe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere de beddua etmiş, Bedir muharebesinde yere serildiklerini gözleriyle görmüştü. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, X; 43-45)
HADİS: Hendek muharebesinde Medine önlerinde toplanan düşmanın perişan olup dağılmaları için dua etmiş, bunun üzerine geceleyin ansızın doğudan kopan fırtına düşmanın altını üstüne çevirmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 342-343)
HADİS: Peygamber Efendimiz (sav)’in beddua ettiği bazı durumlar da vardır. Bunlardan biri Bi'r-i Mâûne'de İslam’ı anlatmak için giden 70 hafız ve İslam davetçisini şehit eden Kilab kabilesine beddua etmiştir. Kabe’de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere beddua etmiştir. Peygamber efendimizin beddua ettiği kimseler, zulüm ve haksızlıklarda ileri gitmiş müşriklerdir.