pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: ANLAMLARI

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

ANLAMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANLAMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2025 Cumartesi

ADAN ZYE ERKEK VE KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI



ADAN ZYE ERKEK VE KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI

A HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ABAD: (FAR) Şen, bayındır. (AR) Sonsuz gelecek zamanlar.
ABADÎ: (FAR) Şen, bayındır, mamurlukla ilgili.
ABAKA HAN: (TR) İlhanlı hükümdarı Hülagu'nun oğlu.
ABAY (TR) Beceri. Sezgi, anlayış, dikkat.
ABAZA: (TR) Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk.
ABBAD: (AR) Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren.
ABBAS (AR) Sert, çatık kaşlı kimse. Arslan
ABBAZ: (FAR) Yüzgeç, yüzücü.
ABDİ: (AR) Kulluk ve itaat eden.
ABDULLAH: (AR) Allah'ın kulu.
ABDURRAHMAN: (AR) Rahman'ın kulu. Rahman; Allah'ın isimlerindendir.
ABDURRAUF: (AR) Rauf olan Allah'ın kulu.
ABDUSSABUR: (AR) Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden
ABDÜDDAR: (AR) Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmet için yaratan Allah'ın kulu.
ABDÜLAFUV: (AR) Geniş af ve mağfiret sahibi yüce Allah'ın kulu.
ABDÜLALİ: (AR) Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah'ın kulu.
ABDÜLALİM (AR) Alim ve mükemmel bilgiye sahip olan Allah'ın kulu.
ABDÜLAZİM: (AR) Azamet ve büyüklük sahibi Allah'ın kulu.
ABDÜLAZİZ: (AR) Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Allah'ın kulu.
ABDÜLBAKİ: (AR) Sonsuz, ebedi olan Allah'ın kulu
ABDÜLCEBBAR: (AR) Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahibi Allah'ın kulu.
ABDÜLCELİL: (AR) Büyük, ulu, yüce Allah'ın kulu.
ABDÜLCEMAL: (AR) Güzellikleri kendinde toplayan Allah'ın kulu.
ABDÜLCEVAT: (AR) Cömert olan Allah'ın kulu.
ABDÜLFETTAH: (AR) Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden açan Allah'ın kulu.
ABDÜLGAFFAR: (AR) Kullarının günahlarını affeden Allah'ın kulu.
ABDÜLGAFUR: (AR) Kullarının günahlarını tekrar tekrar bağışlayıcı olan Allah'ın kulu. ABDÜLGANİ: (AR) Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah'ın kulu.
ABDÜLHAK: (AR) Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran Allah'ın kulu.
ABDÜLHALİM: (AR) Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah'ın kulu.
ABDÜLHAMİD. (AR) Hamdolunmuş, övülmüş, Allah'ın kulu.
ABDÜLKADİR: (AR) Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan,Allah'ın kulu
ABDÜLKERİM: (AR) Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Allah'ın kulu.
ABDÜLLATİF: (AR) Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan Allah'ın kulu.
ABDÜLMACİD: (AR) Şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah'ın kulu.
ABDÜLMALİK: (AR) Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah'ın kulu.
ABDÜLMECİD: (AR) Şanı büyük ve yüksek olan, Allah'ın kulu.
ABDÜLMENNAN: (AR) Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah'ın kulu.
ABDÜSSAMED: (AR) Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah'ın kulu.
ABDÜSSELAM: (AR) Barış, rahatlık, selamete çıkaran, Allah'ın kulu.
ABDÜSSETTAR: (AR) Günahları örten, gizleyen Allah'ın kulu.
ABER: (AR) Hz. Nuh'un erkek torunu.
ABGUN: (FAR) Mavi renk. Gök. Parlak. Nişasta.
ABHER: (AR) Nergis çiçeği. Yasemin. Dolu kap.
ABILAY HAN: (TR) Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere, karşı ustaca savundu
ABIŞKA NOYAN: (TR) İlhanlı komutan. (XIII-XIV. yy.)
ABHİZ: (FAR) Er. Büyük dalga. Kaynak. Su yolu.
ABİD: (AR) Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid.
ABİDE: (AR) Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
ABİDİN: (AR) İbadet edenler. Zeynel Abidin'den kısaltma isim.
ABUZER: (FAR+AR) Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve görkemli.
ABUZETTİN: (AR) Din yolunda çabuk, hızlı giden
ACA: (TR) Amca, ağabey. Güçlü kuvvetli, başladığı işi bitiren.
ACAHAN: (TR) (bkz. Aca).
ACAR: (TR) Becerikli. Atılgan, ele avuca sığmaz. Halk.
ACARALP: (TR) Yiğit, becerikli, cesur kişi.
ACARBAY: (TR) Becerikli. Atılgan yiğit
ACARER: (TR) Becerikli. Atılgan yiğit
ACARKAN: (TR)Yiğit, becerikli, cesur kişi.
ACARMAN: (TR) Çevik, becerikli, girişken.
ACARÖZ: (TR) Özünde yiğitlik bulunan.
ACARSOY: (TR) Yiğit, soylu.
ACEM: (AR) Arap olmayan milletlerin hepsi. İranlı, İran halkından biri.
ACLAN: (AR) Hızlı, çabuk, telaşlı.
ACUN: (AR) Dünya, varlık.
ACUNAL: (TR) Dünyayı kapsayan, dünyayı fetheden.
ACUNALP: (TR) (bkz. Acunal).
ACUNMAN: (TR) Dünyaca tanınmış, ünlü.
ADAHAN: (TR) Adanın hakimi, yöneticisi.
ADAL: (TR) "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.
ADALETTİN : (AR) Dinin adaleti
ADEM: Allah'ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. Adam.
ADİL: (AR) Doğruluk gösteren. Doğru. Eşit, eş, müsavi. Adaletli davranan.
ADİLHAN: (AR+TR) Adil yönetici.
ADNAN: (AR) Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse.
AFFAN: (AR) Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, temiz.
AFGAN: (AR) Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yaşayan müslüman bir kavim.
AFŞAR: (TR) Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Çabuk iş gören, çevik, atılgan
AFŞİN: (TR) Zırh, silah.
AGAH: (FAR) Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı.
AĞAR: (TR) Beyaz renkli. Açık tavırlı, samimi. Asil, onurlu, şerefli.
AHAD: (AR) Bir, kişi, kimse.Birler, birden dokuza kadar olan sayılar.
AHFEŞ: (AR) Küçük gözlü, zayıf bakışlı. Yalnız gece gören kimse.
AHİD: (AR) Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. Söz vermek.
AHMER: (AR) Kırmızı, kızıl.
AHVER: (AR) Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. Zeki, akıllı.
AHMET : (AR) Övülmeye değer. Beğenilmiş. Allah'a şükreden
AKABE: (AR) Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. Tehlike. Atlatılması zor güçlü.
AKAD: (TR) Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
AKALP: (TR) Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
AKALIN: (TR) Alnı açık, suçu olmayan, onurlu.
AKANSEL: (TR) Akarsu. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu.
AKAR: (TR) Akıp geçen. Gelir getiren.
AKASOY: (TR) Sevilen, sayılan soydan gelen
AKBATU: (TR) Yiğit erkek.
AKBATUN: (TR) (bkz. Akbatu).
AKCEBE: (TR) Beyaz zırh sahibi yiğit.
AKGÜN: (TR) Mutlu, sevinçli gün.
AKHAN: (TR) Dürüst hakan.
AKALP: (TR) Cömert, eli açık yiğit.
AKIMAN: (TR) Cömert, eli açık kimse.
AKIN: (TR) Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı hareket kabiliyetine sahip.
AKINALP: (TR) Akın yapan yiğit. Yiğit.
AKINCI: (TR) Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düşmanlarının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.
AKINTAN: (TR) Tan yeri ağarırken yapılan akın
AKİF: (AR) Bir şeyde sebat eden. İbadet eden. Direnen.
AKİL: (AR) Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı.
AKMAN: (TR) Temiz, beyaz, güzel insan. Yaşlı kimse.
AKMANER: (TR) (bkz. Ak­man).
AKSIN: (TR) Temiz, doğru, dürüstsün.
AKSOY: (TR) Temiz soylu.
AKSUN: (TR) (bkz. Aksu).
AKSUNGUR: (TR) Doğan cinsinden bir tür av kuşu.
AKŞİT: (TR) Kutlu uğurlu. Ak. Güneş, nur, aydınlık.
AKTAY: (TR) Beyaz tay.
AKTAÇ: (TR) Beyaz taç.
AKTAN: (TR) Aydınlık, mehtaplı gece.
AKTAR: (TR) Parlak, aydınlık sabah.
AKTAŞ: (TR) Mermer.
AKTEKİN: (TR) Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.
AKTEMÜR: (TR) Akdemir.
AKYOL: (TR) Dürüst, doğru ve iyi yol.
AKAD: Soyluluk, Onurlu bir kişiliğe sahip olmak
AKIN: Hızlı bir biçimde düşmana yapılan saldırı
AKİF: Dünya işlerinden uzaklaşıp, ibadet için Allah'a yönelen
AKİL: Akıllı , Rüştünü kanıtlama konumuna gelmiş , yaptıklarının farkında olan
ALAATTİN: (AR) Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse.
ALATAY: (TR) Derisinde be­nekler olan tay.
ALEMDAR: (AR+FAR) Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar.
ALGIN: (TR) Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. Sevdalı, aşık, vurgun. Hızlı akan su.
ALİ: (AR) Yüce, ulu, yüksek.
ALİCAN: (AR+FAR) Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir.
ALİM: (Ar.) Çok okumuş, bilgin.Çok bilen. Sonsuz. İlim sahibi.
ALİŞAN: (AR+FAR) Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.
ALİYAR : (AR+FAR) Yar, dost, sevgili. Alinin dostu, sevgili adı. Yüce dost.
ALKIM: (TR) Gökkuşağı.
ALKIN: (TR) Sevdalı, aşık, vurgun. El çırpma, övme.
ALP: (TR) Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır, pehlivan.
ALPAGU: (TR) Tek başına düşmana saldıran yiğit.
ALPASLAN: (TR) Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi.
ALPAY: (TR) Cesur, yiğit kimse.
ALPER: (TR) (bkz. Alp).
ALPEREN: (TR) Yiğit, bahadır.
ALPERTUNGA: (TR) Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı.
ALPGİRAY: (TR) Yiğit hükümdar.
ALPHAN: (TR) Yiğit hükümdar.
ALPKAN: (TR) Yiğit soydan gelen.
ALPKIN: (TR) Keskin kılıç.
ALPMAN: (TR) Yiğit, cesur, kahraman.
ALPSOY: (TR) Yiğit ve cesur soya mensub.
ALPTEKİN: (TR) Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp: Kahraman, Tekin: Şehzade.
ALTAN: (TR) Sabahın güneş doğarkenki zamanı. Hakanlara verilen unvan,
ALTAY: (TR) Asya'da Batı Sibirya ile Moğolistan'ı ayıran dağlık bölge.
ALTUĞ: (TR) Kırmızı tuğ
ALTUNAY: (TR) Ay'ın sarı renkli hali
ALTUNÇ: (TR) Bakır alaşımı. Kırmızı bakır. Kırmızı, al gözlü.
ALTUNER: (TR) Değerli kimse.
ALTUNHAN: (TR) Zengin hakan.
ANIL: Ölçülü davranan, hoşa giden kimse
ARAF: (AR) Cennet ile cehennem arasındaki yer. Sert, tepe. Adetler, usuller.
ARAL: (TR) Birbirine yakın adalar topluluğu. Orta Asya'da bir göl.
ARAS:(TR) Kalın Yün, At kılı anlamında . Doğu Anadoluda bir nehir.
ARDA: (TR) Eskiden bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek. İşaret için dikilen değnek. Çıkrıkçı kalemi. Sonra gelen.
AREF: (AR) Pek maruf, çok bilinen. Arif, anlayışlı ve bilgili.
AREL: (TR) Temiz, dürüst kimse.
ARGU: (TR) İki dağ arası, uçurum.
ARGUN: (TR) Zayıf, güçsüz, düşkün, dermansız, zebun.
ARGÜN: (TR) Temiz, aydınlık gün.
ARHAN: (TR) Üstün nitelikli, gururlu bakan.
ARICAN: (TR) Temiz, doğru kimse.
ARIÇ: (TR) Barış, asayiş.
ARİF: (AR) Meşhur, çok tanınmış. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi.
ARIHAN: (TR) (bkz. Arhan).
ARIKAL: (TR) Temiz, doğru, dürüst kal.
ARIKAN: (TR) Temiz soy.
ARIKHAN: (TR) (bkz. Arhan)
ARIN: (TR) Temiz, arı, saf. Alın. Yüz, cephe. Dağların, tepelerin yüzü.
ARINÇ: (TR) Temiz, saf, arı.Barış.
ARISAL: (TR) Arı gibi çalışkan kimse.
ARISAN: (TR) Temiz, doğru tanınmış kimse.
ARISOY: (TR) (bkz. Arısan).
ARITAN: (TR) Temizleyen, arı duruma getiren.
ARKAN: (AR) Temiz, ari kandan gelen.Üstün galip.
ARKIN: (TR) Yavaş, ağır, sakin, gelecek yıl.
ARKUT: (TR) Temiz, uğurlu, kutlu.
ARMAN: (FAR) Hasret, özleme. Zahmet, sıkıntı. Teessüf. Pişmanlık.
ARSAL: (TR) Temiz huylu, namuslu.
ARSEBÜK: Temiz ruhlu ve çabuk. Toy. Namus konusunda titiz.
ARSLAN: (TR) Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan. Cesur adam, bahadır.
ARSLANGİRAY: (TR) Cesur, korkusuz han.
ARSLANŞAH: (TR) Arslan gibi cesur ve yiğit şah, kral.
ARTAN: (TR) Yarar, fayda. Üstünlük, meziyet, nitelik.
ARTUÇ: (TR) Ucu sivri demirle donanmış mızrak.
ARZIK: (TR) Dindar, sofu.
AS: (AR) Mersin ağacı. (FAR) Değirmen.
ASAF: (AR) Vezir. Erdem, ileri görüşlülük, yönetimde başarı.
ASAL: (TR) Başlıca, esaslı, temel.
ASALET: (AR) Soy temizliği, soyluluk.
ASIF: (AR) Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen.
ASİL: (AR) Sağlam. İyice kökleşmiş, yüksek duygularla hareket eden.
ASIM: (AR) Yasak, yanına yaklaşılamayan. Günahtan, haramdan çekinen.
ASKER: (AR) Ordu, ordu örgülüyle ilgili. Vazife yapan. Rütbesiz asker, er.
ASRİ: (AR) Zamana uygun, çağdaş.
ASUTAY: (TR) Hırçın tay.
AŞIK: (TR) Bir başkasını aşkla seven. Dalgın, unutkan.
AŞİR: (AR) Ondabir, onuncu. Samimi dost ve arkadaş. Koca.
AŞKIN: (TR) Geçkin, aşmış olan. Coşkun. Fazla. Sonra. Benzerlerinden daha üstün.
AŞKINER: (TR) (bkz. Aşkın).
ATA: (TR) Baba. Soyun geçmişte yaşamış ferdi. Vermiş, veriş. Bağışlama, ihsan
ATABEK: (TR) Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. Lala.
ATABEY: (TR) Devlet yönetiminde bir san. Lala.
ATACAN: (TR) (bkz. Ata).
ATAÇ: (TR) Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.
ATAERGİN: (TR) (bkz. Ata).
ATAHAN: (TR) (bkz. Ata).
ATAKAN: (TR) Düşünmeksizin her işe sokulan adam. İleri atılan.
ATALAY: (TR) Ünlü, namlı, şöhretli.
ATAMAN: (TR) Ata kişi, başkan, önder.
ATANER: (TR) (bkz. Ata).
ATASAGUN: (TR) Eski Türklerde hekimlere verilen isim.
ATASAN: (TR) (bkz. Ata).
ATASEVEN: (TR) (bkz. Ata).
ATASOY: (TR) (bkz. Ata).
ATATUĞ: (TR) (bkz. Ata).
ATAULLAH: (AR) Allah'ın bağışladığı, hediye ettiği, ihsanı, lütfü.
ATAY: (TR) Bilinen, tanınmış.
ATIF: (AR) Çevirme, meylet­tirme, imale.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan.
ATİK: (AR) Sırtın üst kısmı. Berrak, saf, karışmamış, kıymetli.
ATILAY: (TR) Ünlü, namlı, şöhretli. Atilla'dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.
ATILGAN: (TR) Karşısına çıkabilecek tehlikelerden korkmadan ileriye atılan.
ATİLLA: (TR) Büyük, ünlü. Babacık. Savaşçı, fatih. Hun Türklerinin büyük imparatoru
ATKIN: (TR) Atılmış. Kumaş dokumada kullanılan tabir.
ATLAN: (TR) Ata bin.
ATLAS: (TR) Üstü ipek, altı pamuk kumaş, diba. Düz, havasız, tüysüz.
ATLIHAN: (TR) Ata binmiş süvari.
ATTAR: (AR) Güzel kokulu bitki özleri vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse.
ATUF: (AR) Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karşı sevgi duyan.
AVCI: (TR) Avlanan, av sporu yapan kişi. Bir şeyi elde etmeye uğraşan.
AVNİ: (AR) Yardımla ilgili, yardıma ait.
AVNULLAH: (AR) Allah'ın yardımı.
AYALP: (TR) Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.
AYANA: (TR) Saygı.
AYAYDIN: (TR) Ay ışığı, aydınlığı.
AYAZ: (TR) Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk.
AYBAR: (TR) Gösterişli, heybetli, görkemli. Korku veren.
AYBEG: (TR) Ay gibi temiz ve aydın yönetici, ileri gelen, bey.
AYBERK: (TR) Sağlam ay, sağlam kişilik. Şimşek, ay'ın şimşek gibi parlaklığı.
AYÇETİN: (TR) Zor, güç ay.
AYDEMİR: (TR) Marangozların kullandığı kavisli bir keser çeşidi.
AYDIN: (TR) Aylı gece. Aydınlık, ışıklı, parlak. Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevver.
AYDINALP: (TR) Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi.
AYDİNÇ: (TR) Cesur, aydın.
AYDINTAN: (TR) Şafak vakti.
AYDOLUN: (TR) Dolunay, mehtap.
AYGUT: (TR) Karşılık, ödül.
AYHAN: (TR) Ay sahibi, ay hakimi. Oğuz Kağan Destanı'na göre, Oğuz'un altı oğlundan biri. Efsanede bahsedilen, Oğuz'un ışıktan doğan karısından olan 3 oğlundan biri. Ayhan'ın 4 oğlu 24 Oğuz boyunun 4'ünü oluşturur. Bunlar Bozoklu soyudur.
AYKAÇ: (TR) Söyleyen, konuşan.Akıl veren. Ozan, şair.
AYKAN: (TR) Soylu, asil, temiz kişi.
AYKUT: (TR) Kutlu, uğurlu ay. Karşılık, mükafat.
AYKUTALP: (TR) Mükafat veren kahraman, iyi karşılık veren bahadır.
AYMAN: (TR) Ay gibi güzel, ışıklı kimse.
AYRAL: (TR) Benzerlerinden farklı olan, kendine özgü, değişik.
AYSAL: (TR) Ay gibi, ay'a ben­zeyen.
AYSAN: (TR) Ay gibi, ay yüzlü.
AYTAÇ: (TR) Başa takılan ay şeklinde taç.
AYTEK: (TR) Ay gibi (Eski Türkçede tek/teg olarak kullanılmıştır).
AYTEKİN: (TR) Ay şehzadesi, ay prensi.
AYTOLUN: (TR) Dolunay. Ay'ın ondördü gibi güzel.
AYTUĞ: (TR) Mızrağın ucuna yapılmış ayın üstüne yapılan tüy.
AYTÜN: (TR) Ay ve gece.
AYVAZ: (AR) Arapça ivaz sözcüğünün bozulmuş şekli. Karagöz perdesinin belli başlı tiplerinden biri. Köroğlu destanında bir kahraman.
AYZER: (TR-AR) Altın renginde ay. Ay'ın altın rengini aldığı an.
AZAD/AZAT: (FAR) Hür, serbest. Kimseye bağımlı olmayan. Kurtulmuş.
AZAMET: (AR) Büyüklük, ululuk.
AZER: (FAR- İBR) Ateş. İbrahim'in babası olduğu söylenir.
AZİM: (AR) Büyük, ulu, cesim, iri, muhteşem. Kuvvetli, şiddetli, derecesi yüksek.
AZİZ: (AR) Sayın. Sevgili. Veli, evliya, ermiş. Az bulunur.
AZMİ: (AR) Kasıt, niyetlilik karar. Kemikli. Güçlü, kuvvetli.
A HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ABDAR: (FAR) Sulu, taze. Parlak. Sağlam vücutlu. Nükteli. Zarif, güzel, hoş.
ABENDAM: (FAR) Güzel vücutlu, güzellik.
ABİDE: (AR) Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
ABŞAR: (AR) Şelale.
AÇELYA: (YUN) Fundagiller familyasından, kokusuz ama güzel renkli çiçek.
AÇILAY: (TR) Ayın dolunay halinde olmaya başlaması
ADALET: (AR) Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek.
ADEVİYE: (AR) İyilik, yardımseverlik.
ADIGÜZEL: (TR) Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.
ADİLE: (AR) Adaletli olan, doğruluktan ayrılmayan.
ADNİYE: (AR) Cennete girmeye hak kazanan.
AFET: (AR) İnsanlığın önleyemediği büyük doğal felaket
AFİFE:(AR) Namuslu, iffetli, temiz ve dürüst
AFİTAB: (FAR) Güneş, gün ışığı. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
AFRA: (AR) Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak.
AFŞAR: (TR) Atak, uyumlu, Oğuz boylarından birinin adı (Avşar)
AFTABE: (FAR) Su kabı. Güneş biçiminde yapılan mücevher.
AĞAN: (TR) Akanyıldız, ağma
AĞCA: (TR) Beyaz tenli kadın.
AHENK: (FAR) Uygun, uyum düzen, armoni. Renkler, sesler arasında uygunluk.
AHLA: (AR) Çok tatlı. Pek şirin.
AHRA: (AR) Daha layık, münasip, uygun
AHSEN : (AR) En güzel, Çok güzel
AHTER: (FAR) Yıldız.
AHU: (FAR) Ceylan / Maral
AJDA: (TR)Üzeri çentik çentik, diş diş olan şey.
AKANAY: (TR) Yıldız kümesi.
AKASMA: (TR) Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren , tırmanıcı bir bitki.
AKGÜL: (TR) Beyaz gül, gül gibi
AKGÜN : (TR) Aydınlık gün
AKİFE: (AR) Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. İbadet eden hanım.
AKİLE: (AR) Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı.
AKKIZ: (AR) Beyaz kadın.
AKNUR: (TR-AR) Beyaz nur.
AKSU : (TR) Temiz, pırıl pırıl su gibi. Nehir
AKSUNA: (TR) Ak renkli yaban ördeği.
ALAGÜN: (TR) Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.
ALARA: (TR) Al + ara. Al=Kırmızı, ara=bezeyen, süsleyen , Kırmızı süs anlamında bir tamlama
ALARCIN: (TR) Güzelliğini ateşin kırmızılığından alan
ALCAN: (TR) Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.
ALÇİN/ ALÇIN: (TR) Kırmızı renkli küçük bir kuş türü
ALEV: (TR) Ateşin çıkardığı yalım
ALEYNA: (AR) Esenlik ve güzelliklere sahip, esenlik içinde olan. Allah'ın iyi kullarından olanlar (kelime anlama bizim üzerimize'dir)
ALGUN: (FAR) Aklı alınmış. Al renginde, koyu ve parlak pembe. Tümsek, tepe.
ALİYE: (AR) Yüce, yüksek
ALMULA/ ALMILA: (TR) Elma. Kırmızı Elma/ Elma gibi kırmızı yanaklı güzel kız
ALTIN (Altun): (TR) Değerli bir metal (Paslanmayan, en iyi iletken)
ALTAN: (TR) Kızıl Şafak
AMİNE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Bkz. EMİNE)
ANDAÇ: (TR) Bir kimseyi hatırlamak için saklanan şey, hatıra
ARZU: (AR) İstek, özlem eğilim
ASENA: (TR) AŞINA. Türk Mitolojisinde Ergenekon destanında adı geçen dişi kurt
ASİYE: (AR) Acılı kadın / Direk
ASLI : (AR) Kerem ile Aslı hikayesindeki sevgili
ASLIHAN: (AR-TR) Kökeni soylu han soyundan
ASRIN: (TR) Çağdaş, bu asıra ait olan, asıra uygun olan
ASUDE: (FAR) Sessiz, sakin dinlendirici
ASUMAN: (FAR) Gök, gökkubbe, sema
ASYA: (YUN) Yeryüzünün anakaralarından (kıta) birinin adı
AŞKIN: (TR) Aşmış, ileri, üstün/ Senin aşkın
ATEŞ: (TR) Yanıcı maddelerin yanmasıyla ısı ve ışığın ortaya çıkması
ATIFET: (AR) Allah'ın Lütfu
AYBEL: (TR) Ay gibi dikkat çeken, aya benzeyen güzelliğiyle farkedilen, seçilen
AYBÜKE/ AYBİGE/ AYBİKE: (TR) Ay hanım. Ay gibi güzel. Eski Türk kadın isimlerinden
AYCAN: (TR-FAR) İçi aydınlık
AYÇA: (TR) Hilal, ayın ilk günlerindeki hali
AYÇİN/ AYÇIN: (TR) Ay gibi, aya benzer
AYDAN: (TR) Aya benzer ay gibi
AYFER: (TR-FAR) Ayışığı
AYGEN: (TR) Gönül dostu
AYGÜL: (TR) Ay gibi güzel ve parlak renkli
AYLA: (TR) Kadın, eş zevce /Ayın çevresindeki ışıklı daire
AYLİN: Ayın çevresinde görülen ışıklı daire. İngilizce Eilee'den alındığı da söylenmektedir.
AYNUR : (TR-AR) Ay gibi ışıklı
AYSEL: (TR) Ay gibi parlak ve güzel
AYSU: (TR) Ay gibi berrak su
AYSUN: (TR)Ay gibi güzel ve parlaksın
AYŞAN: (TR) Şanı ay gibi parlak olan
AYŞE: (AR) Yaşam, dirlik, Ayşegül Güleç, güler yüzlü
AYŞEM: (AR-TR) Ayşe + m (Benim Ayşem)
AYŞEN: (TR) Ay gibi neşeli, parlak ve aydınlık
AYŞIN/ AYŞİN: (TR) Ay gibi, aya benzeyen
AYTAÇ: (TR) Ay gibi taçlı
AYTEN : (TR)Ay gibi beyaz tenli
AYTÜL: (TR) Tül gibi şeffaf ve ince ay ışığı gibi parlak
AZİME: (AR) Azmeden, yapmak için kesin kararlı / iri, kemikli yapılı
AZİZE: (FAR) Onur sahibi yüce, ermiş
AZRA: (AR) Bakire, el değmemiş
B HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Bahadır: Yiğit, batur
Balamir: M.Ö. 475 yıllarında Don Irmağı`nı geçerek Rusya`yı alan, Tuna kıyılarına dek dayanan bir Türk hükümdarı
Balkır: Işıl ışıl parıldar, ışık saçar
Baran: Durağanlığı harekete çeviren etken, direnci kıran ya da Direnç doğuran özellik, güç, ulu, yüksek
Baranalp: Güçlü yiğit
Baransel: Güçle ilgili, güçlü sel
Barçın: Süslü ipekli kumaş
Barın: Güç, baran; Moğol döneminde Orta Asyada`ki büyük Türk boylarından birinin adı
Barış: Savaştan ya da dargınlıktan sonra, iki yanın uzlaşması, anlaşması
Barkın: Görmek, gezmek ereğiyle yolculuklar yapan kimse, gezgin
Barlas: İyi savaşa, savaşçı yiğit
Bartu: En eski Türk hanlarından birinin adı
Bartunç: Güçlü tunç
Başar: Gereken biçimde bitir, yapacağın işte başarıya ulaş
Başaran: Yapacağı işte başarıya ulaşan, işi gereken biçimde bitiren Ereğine ulaşan
Başer: Başta gelen kimse, başta gelen er
Başhan: Hanların başı
Batı: Güneş`in battığı yön
Batıbek: Batı beyi
Batıhan: Batının sultanı, hanı
Batu: Güçlü, yiğit, alp, güneşin battığı yön
Batuhan: Bkz. Batuğhan
Batur: Alp, yiğit, yürekli, bahadır
Baturalp: Yürekli yiğit, yiğitler yiğidi
Baturay: Hem yiğit hem Ay gibi olan
Baybars: Eskiden Türklerin besledikleri bir tür küçük kaplan; çok zengin ve kaplan gibi yiğit Türk Memluk İmparatorluğu`nun dördüncü sultanının adı
Baybora: Hem zengin hem fırtına gibi
Bayhan: Zengin han
Baykal: Yaban atı, Moğolistan`da büyük bir göl, deniz
Baykam: Sağaltman, sağlığa kavuşturan kimse
Baykan: Soylu kimse, zengin ve soylu
Baysal: Kavgası dövüşü olmayan ortamın hali, dirlik düzenlik bolluk durumu
Baysan: Varlıklı ve ünlü
Bediz: Açık, belli, görünen. 2.Süs
Beha: Ender, zor bulunan
Behir: Deniz
Beker: Güçlü, kuvvetli
Bekir: Sabah erken kalkan.
Bektürk: Türk geleneklerine güçlü bir şekilde bağlı olan
Bener: Kendisinin koruyucu olduğuna inanan kişi
Beran: Koç başı
Berdan: Eşitliği sağlayan kimse
Berge: İz
Bergin: Güçlü, kuvvetli
Berhan: Sağlam, güçlü kan 2.Güçlü komutan
Berk: Sert, sağlam, katı 2.Yıldırım
Berkal: Sağlam, güçlü, sert ol
Berkan: Parıldayış, şakıma
Berkant: Bozulamaz yemin 2.Sağlam, güçlü 3. Orta Asya`da sıradağlar
Berkay: Güçlü ve ay gibi
Berke: Kamçı, kırbaç
Berker: Güçlü, sağlam erkek
Berkin: Çok kuvvetli 2.Pekiştirilmiş
Berkkan: Geçmişi sağlam olan kimse
Berkman: Kişiliği sağlam olan kimse
Berksan: Adı, sanı sağlam bilinen
Berksay: Sert kaya
Berktan: Tanyeri gibi güzel ve güçlü
Bertan: Tan yeri gibi güzel ve güçlü kimse
Bilal: Suyla ıslatan; ıslaklık
Bilan: Değerli taşlarla süslenmiş kılıç kemeri
Bilge: Bilgi dağarcığı ile yücelmiş kimse. 2.Göktürk hakanı
Bilgealp: Bilgili ve cesur kişi
Bilgekağan: Bilgili ve savaşçı kişi
Birant: Yemin, tek ant
Bircan: Yekvücut
Birkan: Aynı kandan, aynı soydan olan
Birol: Bir tane olan
Boğaçhan: Efsaneleşmiş Türk kahramanı. dede Korkut Öykülerinde adı geçen yiğit
Bolat: Çelik gibi sert
Bora: Yağmur getiren fırtınalı sert rüzgar
Borahan: Sert hakan
Boran: Rüzgar şimsek ve gökgürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava olayı
Buğra: Erkek deve
Buğrahan: İlk İslam devletlerini kuran Türk hükümdarlarından bazılarına verilen ad
Bulut: Havadaki su buharının yükselip yoğunlaşmasıyla oluşan su damlacıkları birikintisi
Burak: Hazret-i Muhammed aleyhisselamın Miraç`da bindiği atın ismi
Burhan: Bir şeyi ispat etme aracı, kanıt
Burkay: Buruk ay
Büke: Pehlivan 2.Bilgili, zeki kişi 3. Ejderha
Babacan : Cana yakın, güvenilir, anlayışlı.
Baha : Değer, kıymet, zariflik, üstünlük.
Bahadır : Yiğit, cesur, kahraman.
Battal : Kahraman, cesur, çok büyük.
Batu : Güçlü, kudretli.
Bedir : Dolunay. Ayın ondördü gibi güzel.
Behcet : Sevinç, güler yüzlü, şirin.
Behlül : Çok gülen, hayır sahibi, cömert.
Behnan : İyi huylu, güler yüzlü, herkesçe sevilen.
Behram : Merih yıldızı.
Behzat : Soyu güzel, doğuştan asil.
Bekir : İlk çocuk. Genç, taze.
Bektaş : Akran, eş.
Bera : Fazilet, meziyet sahibi.
Berkan : Şakıyan, parıldayan.
Berkin : Güçlü, sağlam.
Beşer : İnsan.
Beşir : Müjdeleyen. Güler yüzlü.
Bilal : Su.
Bilgehan : Derin bilgi sahibi hakan.
Bişr : Güler yüzlü.
Buğra : Erkek deve, hindi, aslan.
Burak : Peygamber efendimizin Miracda bindiği at.
Burhan : Delil, sağlam delil, hakkı bâtıldan ayıran.
Bülent : Yüksek, yüce, uzun.
B HARFİ İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ
Bade
Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
Badegül
Bade ve gül kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiş bir isimdir. Bade : Şarap, içki. Kadeh. Gül : Küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhur bir çiçek.
Badem
1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
Badiye
Çöl, kır
Bahar
Kışla yaz arasındaki mevsim, genç, taze devre, ilk zamanlar
Bahriye
Denizle ilgili, eli açık, cömert
Bahtıser
Şanslı
Balcan
Bal gibi tatlı, sevimli çocuk
Balım
Benim balım, tatlım, çok sevgili, samimi arkadaş
Balkız
Bal gibi tatlı, güzel kız, Halk dilinde belkıs
Banu
Kadın, hanım, şarap, gülsuyu gibi şeylerin şişesi
Barçın
Süslü ipekli kumaş
Barış
Sulh, dinginlik, Savaştan sonra tarafların uzlaşması
Başak
Arpa, buğday, yulaf gibi bitkilerin tanelerini taşıyan başı
Baylan
Nazlı, şımarık
Bedia
Beğenilen, taktir edilen yeni şey, Eşi az bulunur güzellikte
Bedihe
Başlangıç, güzel söz
Bedriye
Dolunayla ilgili, ay kadar güzel
Begim
Kibar hanımefendi
Begüm
Saygıdeğer kadın, hanımefendi, hint prenseslerine verilen san
Behice
Şen, güleryüzlü
Behire
Güzel, asil
Behiye
Güzel ve alımlı kadın
Bekriye
İlk kız çocuğu, her şeyin evveli
Belen
Dağ geçidi
Belgin
Kesin, apaçık
Belin
Şaşkınlık, hayret
Belkıs
Saba melikesi
Belma
Sakin, yumuşak
Bengisu
İçince ölümsüzlük verdiğine inanılan su
Bengü
Sonu olmayan, ebedi
Bengül
Üzerinde benekler olan gül
Berca
Doğru, yerinde olan
Berçin
Toplayıcı
Berfin
Kardan gelen, tertemiz, kar gibi beyaz
Beria
Güzelliği ve olgunluğu ile benzerlerinden farklı sevgili, kadın
Beril
Mücevher olarak da kullanılan bir tür maden
Berin
En yüksek, yüce, Asil, necip
Berkay
İşığı kuvvetli ay
Berna
Genç, yiğit
Berra
Doğru sözlü, hayır işleyen
Berrak
Aydınlık, parlak, duru, saf
Berrin
Yüksek, yüce
Berşan
Bir peygamberin din ve kitabını kabul eden
Besime
Güleryüzlü, şen kadın
Beste
Bir müzik eserini oluşturan ezgiler
Bestegül
Gül demeti
Betül
Ayrı kök salmış fidan, hz. meryem’in lakabı, bakire
Beyhan
İçindekini açıkça söyleyen, sır saklamayan, Hanların beyi
Beyza
En beyaz, en ak, günahtan kaçınmış
Bihter
Pek iyi
Bilge
Bilgili, bilgisini yararlı kullanan
Billur
Parlak şeffaf taş, kristal
Bingül
Bin gülün güzelliğinde
Binnaz
Çok nazlı
Bircan
Herkesçe sevilen, candan
Birce
Bir tanecik, biricik
Birgül
Benzersiz gül
Biricik
Eşsiz, yegane
Birsel
Bire dönük, bire ait
Birsen
Bir tek sen
Buhayra
Küçük deniz
Buket
Çiçek demeti
Burcu
Güzel koku, ıtır
Burçak
Baklagillerden bir bitki
Burçin
Dişi geyik, ahu
Buse
Öpmek, öpüşmek, öpücük
Bürde
Gece üste örtülen, gündüz giyilen bir elbise
Bürke
Martı, göl
Büşra
Sevinçli, müjdeli haber
Büteyra
Sabah ışıkları, sabah güneşinin ısıtması
C HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Cabbar
Kuvvet, kudret sahibi-becerikli
Cafer
Küçük akarsu
Cahit
Çaba gösteren, çalışkan
Can
İnsanın varlığı, güç. İçten, sevimli, şirin, ruh
Canal
Can alıcı, (mecaz olarak) yiğit ol, canlar yak
Canalp
Can yiğit
Canay
Ay gibi güzel kimse
Canber
Sert kişi, sağlam kişi, canı sağlam
Canberk
Güçlü, sağlam
Candan
İçten, samimi
Candaş
Can yoldaşı, arkadaş, dost, sevgili
Candeğer
Uğrunda ölmeye değer
Candemir
Canı demir gibi sağlam, demir gibi kimse, demir canlı
Candoğan
Cana doğan
Canel
Dostluk eli
Caner
İçten, sevimli, yürekten sevilecek kimse
Cangür
Yaşam dolu, canlı
Cankut
Mutlu, talihli, talih, şans
Canol
‘yaşamım ol, canım ol, bana can ol’
Canöz
Kişinin kendi öz canı, öz can
Canpolat
Canı polat gibi sağlam, canlı, çelik gibi kimse
Cansen
‘yaşam sensin, can sensin’
Cansu
Yaşam veren su, can suyu
Cansun
Yaşam sun, canlılık ver
Cansunar
Yaşam verir diriltir
Cansunay
Yaşam sun ve ay gibi güzel ol
Cantekin
Tek, eşsiz can
Cavit
Sonsuz, ebedi
Celal
Büyüklük, yücelik, öfke, kızgınlık
Celalettin
Dinin yüceliği, büyüklüğü
Celasun
Gürbüz, yiğit, bahadır, genç yiğit
Celayir
Moğolların kollarından birinin adı
Celil
Büyük, yüce
Cem
Hükümdar, toplanma, bir araya gelme
Cemal
Güzel yüz, yüz güzelliği
Cemalettin
Dinin güzelliği
Cemil
Güzel, yakışıklı erkek, iyilikle anma
Cemre
Ateş, kor, suda, havada, toprakta oluştuğuna inanılan sıcaklık
Cenan
Yürek, gönül
Cenap
Şeref, onur
Cengiz
Güçlü, gözüpek, moğol imparatorluğu’nun kurucusu türk hanı
Cengizhan
Moğol imparatorluğunu kuran hükümdar
Cenk
Savaş
Cevahir
Mücevher, değerli süs taşı
Cevat
Cömert, eli açık
Cevdet
Olgunluk, büyüklük, kusursuzluk
Cevher
Bir şeyin özü, esası, enerji, mücevher, değerli taş
Ceyhan
Su gibi akan ve çevresini mutlu eden iyilik, güzellik, bir nehrimiz
Ceyhun
Orta asya’da bir akarsu, tevrat’a göre cennet’in dört nehrinden biri
Cezmi
Kararlı
Cihan
Evren, alem
Cihangir
Dünyaya egemen olan
Cihat
Din uğruna savaşma
Civan
Taze, delikanlı
Coşar
Heyecanlı
Coşku
Heyecan ve hayranlık
Coşkun
Coşmuş olan, kabına sığmayan
Coşkunay
Kabına sığmayan ve ay gibi güzel olan
Coşkuner
Kabına sığmayan kimse, coşkun yiğit, coşkun erkek
Coşkunsu
Taşmış olan akarsu
Cömert
Pinti olmayan, eliaçık, gönlü yüce
Cuma
Haftanın beşinci günü
Cumali
Cuma günü doğan
Cumhur
Halk, topluluk
Cüneyt
Küçük asker. Çağan bayram, şenlik
C HARFİ İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Cahide
Çalışan, çaba gösteren
Can
İnsanın varlığı, içten sevimli, gönül, sevgili
Canan
Gönülden sevilen, aşık olunan
Candan
Yürekten, içten
Canel
İçten, candan uzatılan dostluk eli
Cangül
Gül gibi canlı
Cansel
Cana dair, canla ilgili
Cansın
İçten, gönüldensin
Cansu
Hayat veren su
Cavidan
Ebedi, sonsuz
Celile
Büyük, ulu
Cemile
Hoşa gitmek için yaranma, güzel kadın
Cemre
Ateş, bahardan önce havaya, suya, toprağa düştüğüne inanılan sıcaklık
Ceren
Ceylan, ahu
Cevher
Bir şeyin özü, güç, enerji, değerli taşlar
Cevriye
Eziyet, cefa, sıkıntı
Ceyda
İyi, hayırlı, faydalı insan, uzun boyunlu ve güzel
Ceyhan
Su gibi akan ve çevresini mutlu eden iyilik, güzellik, bir nehrimiz
Ceylan
Güzel gözlü, ince bacaklı, hızlı koşan, zarif bir hayvan
Ceylin
Cennetin kapısı, cennete açılan kapı
Cihan
Evren, alem
Cihannur
Alemi aydınlatan nurlu ışık
Ç HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Çağa
Küçük çocuk, yavru, küçük kuş yavrusu
Çağacan
Yeni bir çağ başlatan kimse, çağ açan
Çağakan
Çağ, yani zaman gibi akan
Çağan
Mutlu gün, bayram
Çağatay
Cengiz han’ın oğlu
Çağda
Çağın içinde
Çağdan
Çağın içinden
Çağdaş
Çağımızla ilgili, aynı çağda yaşayanlar
Çağhan
Çağma kendini kabul ettirmiş hükümdar
Çağıl
Çağ ile ilgili, çakıl
Çağın
Çakır gözlü, mavi hareli göz
Çağlar
Şelale, çağlayan
Çağlayan
Bir akarsuyun yükseklerden köpürerek düştüğü yer, çavlan
Çağman
Çağdaş kimse, çağın insanı
Çağrı
Birini bir yere çağırma işi, çağırma, yırtıcı bir kuş
Çağrıbey
Selçuklu devleti’nin kurucularından
Çakır
Doğan ya da atmacaya benzeyen bir avcı kuş, ela gözlü kimse
Çakırbey
Alpaslan’ın babasının adı
Çakırer
Çakır kuşuna benzeyen kimse, ela gözlü kimse
Çapan
Tatar, ulak, postacı
Çavlan
Bir akarsuyun yüksekten köpürerek döküldüğü yer, çağlayan
Çavlı
Tanınmış, ünlü, selçukluların devlet adamlarından birkaçının adı
Çelebi
Bey, ağa, görgülü ve ince kimse
Çelik
Su verilip sertleştirilen demir, polat
Çeliker
Çelik gibi sağlam kimse
Çelikkan
Sağlam kan
Çeliköz
Özü çelik gibi sağlam olan kimse, çelik özlü
Çeri
Asker, yeniçeri
Çetin
İstenilen yola getirilmesi, elde edilmesi zor, güç olan, kolay olmayan, sert, sarp
Çetinalp
Zorlu ve yiğit, sert yiğit
Çetinel
Zorlu el, güçlü el
Çetiner
Sağlam ve güçlü kimse, çetin kimse
Çetinöz
Özü çetin kimse, çetin özlü
Çetinsoy
Kolayca yenilmeyen soyç
Çevik
Kolaylıkla, çabuklukla davranan, hareketleri hızlı, canlı
Çeviker
Hızlı yiğit
Çeviköz
Özü çevik olan, çevik kimse
Çevren
Gökyüzünün yerle birleşmiş gibi olduğu yer, göz erimi, ufuk
Çığır
Çığın açtığı iz, yol, yenilikçilik
Çınar
Uzun ömürlü, uzun boylu, kalın gövdeli bir ağaç türü. Dağhan eski türklerde dağ tanrısı
Çınay
Gerçek ay
Çıray
İnsan yüzü
Çoğaş
Isı ve ışık kaynağı olan gökcismi, güneş
Çokan
Dağın en yüce yeri doruk
Çoker
Çok yiğit
Ç HARFİ İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Çağla
Badem, kayısı gibi meyvelerin çiğ hali, coşkulu olan
Çağlar
Köpürerek yüksekten düşen su, çağlayan, coşkulu, canlı
Çağrı
Davet, birim bir yere çağırma, doğan kuşu, çakır kuşu, mavi göz
Çığır
Çığın açtığı iz, yol, yenilikçilik
Çiçek
Bir bitkinin üreme organlarının yer aldığı güzel kokulu, renkli kısmı
Çiğdem
Zambakgillerden bir kır çiçeği
Çilay
Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler
Çilem
Ahenkli sesiyle bülbül gibi şakıyanım, sıkıntım, eziyetim
Çiler
Şakıyan bülbül, Damla yağmurun ya da bir sıvının en küçük ve yuvarlak parçası
Çolpan
Çoban yıldızı, zühre, venüs
D HARFİ İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Damla
Yağmurun ya da bir sıvının en küçük ve yuvarlak parçası
Defne
Defnegillerden yapraktan güzel kokulu bir ağaç, zafer ve mutluluk sembolü bir ağaç
Değer
Üstün nitelik, üstün, yararlı nitelikleri olan, bir şeyin önemini belirten ölçü, eder, karşılık
Delfin
Yunus balığı
Demet
Bir araya toplanmış ekin ya da çiçekler, bir ışık kaynağından çıkan aynı doğrultuda ışınlar, bağlanmış deste
Deniz
Yeryüzünün büyük bölümünü kaplayan çok geniş ve tuzlu su
Deren
Derleyen, toplayan
Derin
Gelişmiş, ilerlemiş, yoğun, çok içten gelen
Derya
Büyük deniz, okyanus
Deste
Bağlanmış tutam, tomar
Destegül
Gül demeti
Devran
Talih, kader, dünya, zaman
Devrim
Bir toplumsal düzenin yerine yenisinin kurulması
Diba
Çiçek desenli ipek kumaş, sevgilinin yüzü
Dicle
Yüce ırmak, güneydoğu anadolu’dan akan ırmağımız
Didar
Yüz, çehre, göz, görüş kuvveti
Didem
Gözüm, kıymetlim
Dilan
Gönüller, yürekler
Dilara
Gönül alan, gönül okşayan
Dilay
Gönül aydınlatan ay
Dilber
Güzel
Dilberan
Dilberler, güzeller
Dildade
Sevdalı
Dildar
Birinin gönlünü almış, sevgili
Dilek
İstek, arzu
Diler
Dileyen kimse, isteyen kimse
Dilge
Hoş sohbet
Dilruba
Gönül kapan, Düşen, gönlü neşeli
Dilşad
Gönlü hoş
Doğa
Kendiliğinden var olan, canlı, ve cansız nesnelerden oluşan, kendini sürekli olarak değiştiren varlığın tümü, tabiat
Doruk
Zirve
Döndü
Evlenmemiş kız
Duru
Saf, berrak
Duygu
His, duyulan, hissedilen, iyi ya da kötü eğilim
Dürdane
İnci tanesi, sevgili, kıymetli
Dürriye
İnci gibi parlak
D HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Dağaşan
Dağları aşıp giden, engel tanımayan
Dağhan
Oğuz han’ın oğlu, eski türk inanışına göre doğa tanrılarından
Dağtekin
Dağ gibi ve biricik, dağ gibi şehzade, dağ prensi
Dalan
Dal gibi olan, dal gibi ince yapılı
Dalay
Deniz, dal gibi ince ay gibi güzel
Dalayer
Deniz yiğidi, dal gibi ince ve ay gibi güzel kimse
Dalbaşar
Saldır ve başarıya ulaş
Dalca
Dal gibi, dala benzer
Dalım
Dal gibi güzel olanım
Dalince
Dal gibi ince yapılı
Dalokay
Herkesin beğendiği, hoşa giden
Dalsar
Saldır ve sar, saldır ve kuşat
Danişmend
Akıl danışılan. Bir Selçuklu komutanı
Danyal
Milattan önce 700 yıllarında yaşamış bir israil peygamberi
Darcan
Sıkıntılı, sabırsız kimse, serçe büyüklüğünde boz renkli kuş
Dardoğan
Zamanını beklemeden doğan, sabırsız doğan
Daver
Doğru, hakkaniyetli hükümdar, yönetici
Davut
Şairliği ve güzel sesiyle tanınmış israil peygamberi ve hükümdarı
Dayanç
Katlanma gücü, dayanma gücü, dayanış
Değer
Üstün nitelik, üstün, yararlı nitelikleri olan, bir şeyin önemini belirten ölçü, eder, karşılık
Demir
Kolay işlenen, dayanıklı bir maden
Demiralp
Demir gibi sağlam yiğit
Demiray
Demir gibi sağlam ve ay gibi güzel
Demirbilek
Sağlam bilekli, güçlü kimse
Demirbüken
Demiri bükebilecek denli yiğit kimse
Demircan
Demir gibi sağlam kimse
Demirdelen
Demiri delebilecek güçte olan
Demirel
Güçlü el
Demirer
Demir gibi sağlam kimse, güçlü kimse
Demirgüç
Sağlam ve güçlü kimse
Demirhan
Yakut türklerinden olan sular arasında tanrı sayılan ve dağ başlarında oturduğuna inanılan kutsal ruhlardan biri
Demirkan
Sağlam ve güçlü kan
Demirkaya
Demir ve kaya gibi sağlam kimse
Demirkıran
Güçlü kimse, babayiğit
Demirol
Demir gibi güçlü ol
Demiröz
Özü demir gibi sağlam olan
Demirtaş
Demir ve taş gibi kimse, güçlü kimse, demir gülle
Demirtiken
Demir gibi sağlam biricik olan, demir şehzade
Demirtuğ
Demirden yapılmış sorguç
Demirtürk
Demir gibi türk
Demiryürek
Yürekli, yiğit, korkusuz, güçlü kimse
Dengiz
Deniz
Dengizer
Denizci, deniz eri, deniz adamı
Deniz
Yeryüzünün büyük bölümünü kaplayan çok geniş ve tuzlu su
Denizalp
Denizler yiğidi
Denizer
Denizci, deniz eri, deniz adamı
Denizhan
Eski türklerde deniz tannsı
Denizman
Denizci, deniz adamı
Deniztekin
Denzi şehzadesi
Denker
Uygun er
Denktaş
Yük yüklemeye yarayan, taş, denk taşı, aynı yaşta bulunan, yaşıt, akran, eşit özdeş
Deren
Tırmık da denilen bir tarım aracı; ekini biçip toplayan, derleyen
Derinöz
Özü derin olan kimse, derin özlü
Derman
İlaç, çare, güç, kuvvet
Derviş
Tarikata girmiş, onun kurallarına göre yaşayan, hoşgörülü, alçak gönüllü
Derya
Büyük deniz, okyanus
Devlet
Bütün ulus
Devran
Talih, kader, dünya, zaman
Devrim
Olumlu yönde değişiklik yaratan, kısa sürede gerçekleşen hareket
Devrimer
Devrimci, devrim yapan kimse, devrimin yiğidi
Dikmen
Koni biçiminde sivri tepe, dağların en yüksek yeri, doruk, dik, yerdeki orman, yayla, dikilerek oluşturulan ağaçlık, çam ve başka ağaçların gövdeleri, dik olan yer
Dilaver
Yiğit, yürekli
Diler
Dileyen kimse, isteyen kimse
Dilercan
Dileyen can, dileyen kimse
Dilhan
İçten, samimi söylenen
Dilmaç
Tercüman
Dilmen
Dil bilen kimse, dilci
Dinç
Sağlık durumu iyi, güçlü, gücü yerinde, canlı
Dinçalp
Güçlü yiğit, güçlü ve yiğit
Dinçay
Güçlü ve ay gibi
Dinçel
Dinç bir duruma gel, dinçleş, dinç el güçlü el
Dinçer
Güçlü er, güçlü kimse
Dinçerk
Güçlü kuvvetli kişi
Dinçkal
Herzaman sağlıklı ve güçlü kal
Dinçkaya
Güçlü kaya, kaya gibi sağlam güçlü
Dinçmen
Sağlam, güçlü, kimse, güçlü erkek
Dinçöz
Dinç kimse, dinç özlü, güçlü kimse
Dinçsan
Dinç ve ünlü
Dinçsel
Güçlü sel
Dinçtaş
Güçlü taş
Dinçtürk
Sağlıklı, sağlam türk, güçlü türk
Diren
Karşı koy, dayan, harmanda sapları yaymaya yarayan, uzun çatallı, ağaçtan yapılmış bir tarım aracı
Direnç
Karşı koyn güç, dayanan güç
Dirican
Sağlıklı güçlü kimse
Dirisoy
Güçlü soy, canlı soy
Doğa
Kendiliğinden var olan, canlı, ve cansız nesnelerden oluşan, kendini sürekli olarak değiştiren varlığın tümü, tabiat
Doğal
Olağan olarak ortaya çıkmış olan, doğaya uygun, yapay olmayan, yapmacıksız
Doğan
Küçük kuşlarla beslenen, ava alıştırılarak kuş avında kullanılan, akdoğan, çakırdoğan, aladoğan gibi türleri olan bir kuş, şahin
Doğanalp
Şahin ve yiğit yiğit kimse
Doğanay
Ayın ilk günlerinde ay, yeni ay (ayın ilk günleri doğan çocuklara verilir
Doğaner
Şahin gibi kimse, şahin gibi yiğit
Doğangün
Doğmakta olan, doğan güneş
Doğantan
(şafakta doğan için) tan gibi doğmuş olan, yeni tan
Doğruer
Yalan söylemeyen, haksızlık yapmayan kimse, içi dışı bir kimse
Doğrul
Herhangi bir yöne doğru yönlen, toparlan, dik duruma gel doğru ol
Doğruol
Eğrilikten kaçın, haksızlık etme, içi dışı bir ol
Doğruöz
İçi dışı bir kimse, özü doğru
Doğu
Güneşin doğduğu yön
Doğuer
Doğu yiğidi
Doğuhan
Doğunun hükümdarı
Doğukan
Doğulu, doğu soyundan
Doğuş
Doğma, doğma biçimi, yaradılış
Dora
Doruk
Doruk
En yüksek yer, zirve, üstün başarı
Dorukhan
Zirvenin hükümdarı
Dorukhan
Zirvenin hükümdarı
Doruktekin
Yüce ve biricik, yüce şehzade
Dost
Sevilen ve güvenilen yakın arkadaş, gönüldeş
Dönmez
İnandığını yapar, tuttuğu yolda gider, caymaz, vazgeçmez
Dönmezer
İnandığını yapan kimse, inandığı yolda giden kimse, sözünde duran yiğit
Dumrul
Dedem korkut öykülerinde geçen bir ad
Duran
Ölmeyen, yaşayan, kalan, gitmeyen, devinmeyen
Duraner
Duran yiğit
Durcan
‘sen cansın, sevgilisin ve yaşamalısın’ anlamında, çocuğu yaşamayan ailelerin koyduğu bir ad
Durdu
Uzun ömürlü olması istenen çocuklara verilen ad
Durgun
Hareketli olmayan, sakin
Durguner
Sakin kimse
Durhan
Turhan
Durmuş
Uzun ömürlü olması istenen çocuk
Dursun
Çok yasa, uzun ömürlü ol
Durualp
Temiz ve yiğit kimse
Durukan
Temiz kan, saf kan
Durul
(‘durulmak’tan buyruk) duru bir duruma gel, durulaş, berraklaş
Duruöz
Temiz özlü kimse
Durusan
Adı sanı temiz kimse
Durusel
Bulanık olmayan sel, berrak sel
Durusoy
Temiz soylu, saf kanlı
Durusu
Bulanık olmayan su, katıksız su, saf su, berrak su, pırıl pırıl
Durutekin
Temiz ve biricik, pırıl pırıl ve bir tane olan kimse, temz şehzade
Duyal
İçli, çabuk duygulanan, duyarlı, duygulu
Duygun
Duygulanabilen, içli, duyarlı, duygulu
Duysal
İçli, duyarlı, çabuk duygulanabilen, duygulu, duygu ile ilgili, duyusal
Dündar
Artçı asker, birliği koruyan asker

E HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Ecebay
Varlıklı ve ulu kişi
Ecer
Güzel, yeni acar
Ecevit
Afacan, ele avuca sığmaz, çok yaramaz
Edgü
İyi
Edgüalp
İyi ve yiğit, iyi yiğit
Edgüer
İyi kimse, iyi er, iyi yiğit
Edip
Terbiyeli, edepli, edebiyatla uğraşan
Ediz
Değerli, ulu, yüce, yüksek
Efe
Özellikle batı anadolu yiğidi, yiğit, zeybek, ağa, ağabey, kabadayı
Efekan
Efe soyundan
Efgan
Ağlayıp inleme, feryat
Ege
Bir çocuğu koruyan, ona bakan, büyük ulu
Egemen
Yönetimini kendi gücüyle, dışardan denetime bağlı kalmadan sürdüren, üstün, sözünü, geçiren
Eğilmez
Hiçbirşey karşısında eğilmeyen, boyun eğmeyen
Ejder
Büyük yılan, hiddetli acımasız
Eke
Usta, bilgili, deneyli, yetişkin, açıkgöz, zeki
Ekemen
Açıkgöz kimse, zeki kimse, bilgili, görgülü, deneyli kimse, eke
Eken
Toprağa tohum atan serpen
Ekener
Toprağa tohum serpen kimse
Ekim
Toprağa ürün ekmek
Ekin
Tahılın tohum olarak tarlaya atıldığı andan başlayarak harman oluncaya değin aldığı duruma verilen ad
Ekiner
Tarımla uğraşan kimse
Ekmel
Mükemmel olan, en kamil
Ekrem
En kerim, cömert, eli açık, şeref sahibi
Elbir
Uzlaştırıcı, arabulucu, bir işi birlikte yapan
Elçin
Deste, demet, bir tutam, bir avuç, kışın ocak başında, öten cırcırböceği
Eldem
Sevimli kimse, sıcak kanlı kimse, cana yakın kimse
Elgin
Evinden ocağından uzak düşmüş kimse, gurbete çıkmış kimse, gurbetçi, elsever
Elgün
Kamu, herkes
Emin
Korkusuz, güvende olan, inanan, güvenen, şüpheye düşmeyecek kadar kesin
Emir
Bir kavmin başı -peygamber soyundan, kumandan
Emirhan
Emirlerin başı, hükümdarı
Emrah
Bir halk ozanımız
Emre
Aşık, vurgun
Emrullah
Allah’ın emri
Ender
Çok az, nadir bulunan
Ener
En yiğit, en er kişi
Enes
İnsan, hz. muhammed in sahabelerinden biri
Engin
Yüksek olmayan, düzey bakımından düşük, denizin, karasularından uzakta bulunan geniş bölümü, ucu bucağı görünmeyecek denli geniş
Enginalp
Engin yiğit
Enginer
Engin yiğit, engin er, engin kimse
Enginsoy
Geniş soy
Enginsu
Ucu bucağı görünmeyen su, açık deniz
Engiz
Ağaç filizi
Engür
Hepsinden gür olan
Enis
Dost, arkadaş
Enver
En nurlu, en parlak
Eracar
Güçlü er gürbüz kimse
Erakalın
Alnı açık yiğit, ak alınlı kimse
Erakıncı
Akıncı yiğit, akıncı asker
Eralkan
Al kanlı yiğit
Eralp
Yiğit erkek, yiğit kimse, yiğitler yiğidi,
Eraltay
Altay dağlarından gelmiş yiğit
Eran
Yiğit diye anılacak kişi; anmakta geç kalma
Erandaç
Başkasından anı kalmış yiğit
Eranıl
Yiğit olarak anılasın
Eray
Ay gibi yiğit
Eraydın
Aydın yiğit aydınlık yiğit
Erbaşat
Egemen olan yiğit
Erbatur
Yiğitler yiğidi, er yiğit, bahadır
Erbay
Yiğit ve zengin kimse
Erbek
Sağlam, yiğit, sert yiğit
Erben
‘ben yiğidim, ben erim, yiğit ben’im
Erbey
Yiğit bey
Erbil
Bir zamanlar hakkari’de egemen olmuş erbil atabeylerinin adı
Erbilek
Yiğit bilekli, bükülmez bilekli
Erbilen
Bilgili, yiğit, bilen er
Erbilir
Bilen kimse, bilgili ve yiğit
Erbuğ
Yiğitler başı, komutan
Erbuğa
Boğa gibi yiğit kimse, yiğit boğa
Ercan
Yiğit can, yiğit ve can kimse
Erce
Yiğitçe, yiğide benzer bir biçimde
Ercüment
İtibarlı, haysiyetli, değerli
Erçelik
Çelik gibi yiğit, çelik er
Erçetin
Sağlam yiğit çetin er, güç er, zorlu er
Erçevik
Canlı, hareketli yiğit
Erdağ
Dağ gibi er, dağ gibi yiğit
Erdal
Tek erkek
Erdem
İyiliksever, acıma, alçakgönüllülük gibi övgüye değer niteliklerin genel adı
Erdemalp
Erdemli yiğit
Erdemer
Erdemli yiğit
Erdemir
Demir gibi yiğit, güçlü yiğit
Erden
El değmemiş, insan eli değmemiş
Erdenalp
El değmemiş yiğit
Erdenay
El değmemiş ay, erken doğan ay
Erdener
El değmemiş yiğit
Erdeniz
El değmemiş iz, yeni iz, yiğit deniz
Erdi
Ulaştı, yetişti, olgunlaştı, büyüdü, başakları olgunlaşmış ekin
Erdilek
Erken dilenen şey
Erdim
‘tanrı yolunda ermiş durumuna geldim’ ‘eriştim’ ‘olgunlaştım’ anlamında
Erdin
Ereğine ulaştın; tanrı yolunda ermiş duruma geldin, olgunlaştın yetiştin
Erdinç
Dinç, er
Erdoğ
Erken doğ, yiğit doğ
Erdoğan
Erken doğmuş olan, er olarak, yiğit olarak doğmuş olan doğuştan er
Erdoğdu
Yiğit olarak doğdu, erken doğdu
Erdur
Yiğit kal
Erduran
Duran, yaşayan yiğit
Erduru
Katışıksız er, duru er
Erek
Ulaşılmak istenen, ardından koşulan şey, amaç, erişilmek istenen sonuç
Ereken
Vaktinden önce eken, erken eken
Erel
Yiğit el
Erem
Olurunu bildirme işi, onaşma, pelin
Eren
Kendinitanrı’ya adamış kimse, ermiş kimse, babayiğit bahadır, yiğit
Erenalp
Ermiş yiğit
Erenay
Hem tanrı’ya ermiş hem ay gibi güzel kimse
Erencan
Ermiş kimse, ermiş can
Erenel
Ermiş el, yiğit el
Erener
Ermiş yiğit
Erengüç
Ermiş ve güçlü kimse
Erenöz
Özü ermiş kimse
Erensoy
Ermiş soy, yiğit soy
Erensü
Ermiş asker, yiğit subay
Erentürk
Tanrı’ya ermiş türk, eren türk yiğit türk
Erenuluğ
Ermiş ve ulu kimse
Erer
Erşir, yiğit er, yiğit erkek
Erez
Buğday ve arpa tarlalarında yetişen deliceotu da denilen bir bitki
Ergener
Henüz evlenmemiş evlenecek çağa girmiş yiğit
Ergi
İyi, güzel istenilen bir şeye erme durumu, erişme, ulaşma
Ergican
İstenilen iyi ve güzel şeye erişmiş kimse, erişilmş can kendisine kavuşulmuş can
Ergil
Er ile ilgili
Ergin
Olmuş, olgunlaşmış yetişmiş
Erginalp
Yetişkin yiğit
Erginay
Yetişmiş, olgunlaşmış, ve ay gibi olmuş, olgunlaşmış, olmuş ay
Erginbay
Erişmiş, yetişmiş, olgunlaşmış ve zengin
Ergincan
Olgunlaşmış kimse
Erginer
Yetişmiş, olgunlaşmış er
Erginsoy
Ergin bir hale gelmiş soy
Ergisoy
Sitediğine ulaşmış soydan olan kimse
Ergökmen
Gök yüzlü ve sarışın erkek
Ergun
Oynak, hızlı giden at
Ergüç
Güçlü er, erkek ve güçlü
Ergüder
Yiğitlik eden
Ergüleç
Güler yüzlü kimse, güleç yiğit
Ergülen
Gülen er, mutlu kmse
Ergün
Yumuşak huylu, uysal
Ergüneş
Erken doğan güneş
Ergüvenç
Güvenç olan kimse, güvenilir er
Erhan
Yiğit han, er han
Erışık
Yiğit ışık
Eriker
Ermiş ve yiğit, yetişkin yiğit
Erim
Bir şeyin erişebileceği uzaklık, muştu, iyi bir şeye işaret olan durum, sevgi
Erinç
Mutluluk içinde yaşama, dirlik
Erinçer
Mutluluk içinde yaşayan kimse, dirlik düzenlik içinde yaşayan erkek
Eriş
(‘erişmek’ten buyruk) ulaş, yetiş
Eriz
Yiğidiz, erkeğiz, er izi, er yolu
Erizgi
Akıllı kimsei zeki erkek
Erkal
Yiğit kal
Erkan
Yiğit, soylu
Erke
İşe çevrilebilen güç,
Erke
Yaptırma gücü, güç sözü geçerlilik
Erkel
Güçle ilgili, güçsel
Erker
Güçlü erkek, güç sahibi kimse
Erkınay
Çalışkan kimse
Erkış
Erken gelen kış
Erkin
Özgür, serbest
Erkiner
İstediği gibi davranabilen erkek, özgür kimse, özgür yiğit
Erkman
Güçlü, etkili, sözü geçen kimse
Erkoç
Koç gibi, iri yan
Erkoçak
Eliaçık erkek, cömert kimse, yiğit er, koçak er
Erkol
Güçlü ol, güç sahibi ol, yiğit ol
Erksal
Güç sal, güç gönder
Erksan
Güç sahibi ün, güçlü ad
Erksun
Güç ver güç sun
Erktin
Güçlü ruh
Erkul
Yiğit kul, yiğit kimse
Erkunt
Sağlam er, dayanıklı er
Erkurt
Yiğit kurt
Erkut
Uğur getiren yiğit, uğurlu yiğit
Erkutay
Yiğit, uğurlu ve ay gibi kimse
Erkutlu
Uğurlu yiğit, kutlu yiğit
Erlaçin
Sarp er, yalçın kaya gibi erkek, şahin gibi erkek
Erman
Er kişi, yiğit kişi
Ermiş
Veli, aziz
Ermutlu
Mutluluk içinde yaşayan er
Eroğan
Yiğit barış tanrısı, güçlü er
Eroğul
Yiğit oğul
Eroğuz
İyi ve doğru erkek, iyi erkek arkadaş, tosun gibi erkek gürbüz erkek
Erol
Erkek ol
Eröz
Özü yiğit, yiğit özlü, yiğit kimse
Ersan
Yiğit ünlü, er sanlı
Ersay
Yiğit olarak saygı göster
Ersayın
Saygıdeğer yiğit, saygı gösterilmesi gereken kimse
Ersel
Yiğit sel
Ersen
Sen ersin, sen yiğitsin
Ersev
Erkek ol ve sev, erken sev
Erseven
Erken seven kimse, yiğit kimse
Ersevin
Erkenden, vaktinden önce sevinç duy, vaktinden önce sevin
Ersezen
Vaktinden önce sezen kimse
Ersezer
Erken sezer, vaktinden önce sezer
Ersin
‘yiğitsin’ ‘erkeksin’ erişsin, ulaşsın, gelişsin, yetişsin, olgunlaşsın
Erson
‘son yiğit, son erkek’ anlamında, ailenin sonuncu erkek çocuğuna verilen ad
Ersoy
Erkek soy, yiğit soy
Ersöz
Yiğit sözü
Ersun
Erken sun, vaktinden önce sun
Ersungur
Yiğit ve doğan gibi yırtıcı
Erşan
Yiğitliğiyle tanınmış
Erşen
Şen, yiğit, şen erkek
Ertan
Güneş’in doğma zamanından az önce, şafaktan önce
Ertaş
Yiğit ve taş gibi sağlam kimse
Ertay
Yiğit tay
Ertaylan
Yiğit ve uzun boylu kimse
Erte
Sonraki, gün; şafak sökme zamanı; herhangi bir işteki ilk başarı
Ertek
Yiğit, ve tek er,
Ertekin
Yiğit ve tek, yiğit ve biricik, biricik yiğit, yiğit prens
Ertem
Bkz. Erdem
Erten
Sabah güneşin doğduğu an
Ertöz
Yiğit ve cevherli kimse
Ertuğ
Sorguçlu yiğit, tuğlu yiğit
Ertuğrul
Dürüst, doğru yiğit
Ertuna
Yiğit tuna irmağı
Ertunca
Yiğit tunca ırmağı
Ertuncay
Yiğit ve tunçtan yapılmış ay
Ertunga
Erkek kaplan, uygur yazıtlarında adı geçen kişi, alpertunga olarak da bilinir
Ertün
Akşamın ilk saatleri, gecenin başlangıç saatleri
Ertürk
Yiğit türk, erkek türk
Ertüz
Yiğit ve adaletli
Ertüzün
Düzgün er, yiğit ve düzgün kimse
Erülgen
Ulu yiğit, yüce yiğit, metin yiğit
Erün
Yiğit diye tanınan, ünlü yiğit
Erünal
Yiğit olarak tanın, yiğit olarak ün al
Erüstün
Üstün yiğit
Eryalçın
Çıplak, yalçın kaya gibi yiğit kimse
Eryaman
Her bakımdan alışılmışın üstünde olan yiğit
Eryavuz
Çok sert yiğit, yavuz erkek
Eryılmaz
Hiçbir şeyden korkusu olmayan yiğit, gözü korkusuz yiğit
Eryiğit
Yiğit erkek
Esat
Mutlu, çok hayırlı
Esen
Hiçbir sayrılığı, hiçbir sakatlığı olmayan, sağlık ve mutluluk içinde olan sağlıklı
Esendemir
Sağlıklı ve demir gibi
Esenel
Sağlıklı yiğit
Esener
Sağlıklı yiğit
Esentürk
Sağlıklı türk
Eser
Yel, sert esen yel; esme işini yapar, esinti olur yel olur
Esin
Tatlı tatlı esen sabah yeli, içe doğan güzel şey
Esiner
Sabah yeli gibi talı ve yiğit kimse, esin veren kimse
Esmen
Esen yel gibi kimse
Eşref
Çok şerefli, muhterem
Ethem
Edhem
Evin
Buğday tanesinin içi, özü, çok taneli başak, tohum, burçak başağı, ürün
Evren
Var olan şeylerin tümü, felek, cihan
Evrensel
Dünya ölçüsünde olan
Evrim
Ağır ağır ve kendiliğinden olan değişim, kendiliğinden gelişme

E HARFİ İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
EBER: (AR) Hayırlı, şerefli, faziletli.
EBRU: (FAR) Kaş. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hat sanatında kullanılır.
EBYAR: (AR) Pek ak, pek beyaz.
ECE: (TR) Baş reis. Kraliçe. Ana. Yaşlı kadın.
ECEGÜL: (TR) (bkz. Ece).
ECEHAN: (TR) (bkz. Ece).
ECEM: (TR) Kraliçem, benim sultanım
ECHER: (AR) Son derece güzel kadın.
ECMEL: (AR) En güzel, en yakışıklı.
ECRİN: (AR) Allah'ın hediyesi.
EDA: (AR) Naz, cilve. Kurum, caka. Alınan şeyi geri ödeme. Bir vazifeyi yerine getirmek.
EDAGÜL: (TR) (bkz. Eda).
EDİBE: (AR) Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. Edebiyatla uğraşan kimse.
EDVİYE: (AR) Devalar, ilaçlar, çareler.
EFDAL: (AR) Çok faziletli, yüksek derecede. Tercihe şayan.
EFHEM: (AR) Çabuk anlayan. Zihni açık olan. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi.
EFİDE: (AR) Yürekler, kalpler, gönüller.
EFİL: (TR) Rüzgar, dalgalanma.
EFRAZ: (FAR) Kaldıran, yükselten.
EFRUG: (FAR) Parıltı, ışık. Nur.
EFRUZ: (FAR) Şule, parıltı. Aydınlatan, parlatan. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.
EFSANE: (FAR) Asılsız hikaye. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.
EFSER: (FAR) Taç. Subay.
EFSUN: (FAR) Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun).
EFŞAN: (FAR) Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan" manası verir. Gülefşan: Gül saçan. Nurefşan: Nur saçan gibi.
EFTALYA: Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçısı Denizkızı Eftalya'dan
EFZA: (FAR) Artmak, çoğalmak.
EGE: (TR) Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. Yaşça büyük, ulu. Sahip.
EGENUR: (TR) (bkz. Ege).
EKİM: (TR) Toprağa ürün ekme işi. Yılın onuncu ayı.
EKİN: (TR) Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. Kültür.
ELA: (AR) Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi.
ELANUR: (AR) (bkz. Ela).
ELÇİN: (TR) Deste / Demet / Bir kerede ele alınabilecek kadar az olan nesne
ELFİDA: (AR) Feda etme, gözden çıkarma, verme.
ELHAN: (AR) Nağmeler, ezgiler.
ELİF: (AR) Arap alfabesinin ilk harfi. Ebced hesabında değeri birdir. Müzikte "la" notasını ifade için kullanılırdı. Ülfet eden, dost, tanıdık. Alışmış, alışkın, alışık.
ELİFE: (AR) (bkz. Elif).
ELMAS: (YUN) Bilinen kıymetli taş. Pek sevgili ve kıymetli. Billurlaşmış saf ve şeffaf karbon. Ucunda sivri bir elmas parçası bulunan ve cam kesmekte kullanılan alet.
ELVAN: (AR) (Levn'ler) Renkler, çok renkli, polikrom. Çeşitli güzel kokuları tanımlamak için de kullanılır.
ELVİDA: (AR) Allah'a ısmarladık. Allah'a emanet olun yollu ayrılık hitabı, ( el-Veda).
EMEL: (AR) Ümit. Şiddetli arzu, hırs, tamah. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular.
EMİNE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. )
EMİRE: (AR) Bir kavmin, bir şehrin başı. Büyük bir hanedana mensup kimse.
EMRİYE: (AR) Emirle ilgili.
ENFES: (AR) Çok güzel, en güzel.
ENHAR: (AR) Irmaklar, çaylar. Cennetlerin altlarından akan ırmaklar.
ENİSE: (AR) Dost arkadaş. Yar, sevgili.
ERÇİN: (FAR) Merdiven, basamak.
ERDA: (AR) Beyaz karınca.
ERDEMAY: (TR) Faziletli ay.
ERDİBİKE: (TR) Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın.
ERENGÜL: (TR) Eren ve gül isimlerinden birleşik.
ERGE: (TR) Şımarık, nazlı.
ERİBE: (AR) Akıllı, zeki kimse.
ERİKE: (AR) Taht.
ERMA: (AR) Çok güzel ve cilveli olan.
ERVİN: (FAR) Tecrübe, sınama, deneme. Şeref ve itibar.
ESENGÜL: (TR) Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.
ESER: (AR) Nişan, alamet, iz. Etki, tesir. Yok olmuş bir nesneden kalma parça. Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. Hadis, hadis ilmi. İmal, icat.
ESİN: (TR) Rüzgar, sabah rüzgarı. İlham, çağrışım.
EŞLEM: (AR) En selamatli, en emin, en doğru yol. Kendisini bütünüyle Allah'ın dinine adamış.
ESMA: (AR) Adlar. Kulaklar, işitme.
ESMAHAN: (bkz. Esma).
ESMAN: (AR) Bedeller, kıymetler, değerler.
ESME: (TR) Esmek fiili.
ESMER: (AR) Siyah, kara.
ESMERAY: (AR-TR) Siyah ay, buğday renkli, karayağız.
ESRA: (AR) Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk.
ESVED: (AR) Siyah, kara.
EVİN: (TR) Tohum, tane, öz cevher.
EVLA: (AR) Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel.
EVNUR: (TR) (bkz. Evdegül)
EVRA: (FAR) Hisar.
EVŞEN; (TR) Hafif / Şen olan ev gibi de tanımlanabilir
EYLÜL: (AR) Sonbahar'ın ilk ayı.
EYŞAN: (TR) Şanlı güzel, güzelliği ile ünlü
EZAMET: (AR) (bkz. Azamet). Büyüklük, ululuk. Çalım, kıvrım.
EZFER: (AR) Güzel kokulu.
EZGİ: (TR) Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran nota dizimi. Makamla söylenen manzum söz. Beste.
EZRA: (AR) Pek fasih, sözü düzgün adam. Beyaz kulaklı siyah at.
EZRAK: (AR) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su.
F HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
FADİLE: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, üstün.
FADİME: (TR) (bkz. Fatma).
FAHAMET: (AR) Fahimlik, ululuk. İtibar, kıymet, değer.
FAHİME: (AR) Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. Ulu, büyük, sayan.
FAHİRE: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Şerefli, kıymetli. Parlak, güzel, mükemmel.
FAHRİYE: (AR) Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya kurum için gurur kaynağı olan kişi.
FAHRUNNİSA: (AR) Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın.
FAİKA: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
FAİZA: (AR) Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan.
FATİNE: (AR) Zeki, anlayışlı. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.
FATIMA / FATMA: (AR) Sütten kesilmiş. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.
FATMAGÜL: (AR) (bkz. Fatma).
FATMANUR: (AR) (bkz. Fatma).
FAYİHA: (AR) Çiçek veya meyve kokusu. Güzel kokulu nesne.
FAZILA: (AR) Faziletli, fazilet sahibi.
FAZİLET: (AR) İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez yetenek, güzel vasıf. Kişiyi, ahlaklı ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. İnsanın yaratılışındaki iyilik, iyi huy, erdem.
FECRİYE: (AR) Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.
FEHAMET: (AR) (bkz. Fahamet).
FEHİME: (AR) Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
FEHMİYE: (AR) Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
FERAH: (Ar) Gönül açıklığı. Sevinç, scvinme.
FERAHENGİZ: (FAR) Ünlü bir çeşit lale.
FERAHET: (FAR) Şan ve şeref.
FERAHFEZA: (AR-FAR) Ferah artıran. Türk müziğinin birleşik makamlarından. Meşhur bir lale türü.
FERAHNA: (FAR) Bolluk, genişlik. Geniş yer.
FERAHNAK: (AR-FAR) Sevinçli. Türk müziğinin birleşik makamlarından.
FERAHNAZ: (FAR) Nazlı kız.
FERAHŞAN: (AR-FAR) Sevinç veren. Ferah saçan.
FERASET: (AR) Anlayışlılık, çabuk seziş.
FERAY: (FAR) Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet.
FERDA: (FAR) Yarın. Gelecek zaman, ati. Ahiret, öbür dünya.
FERDANE: (AR) Tekli, yalnız.
FERDİYYE: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.
FERHUNDE: (FAR) Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu
FERİDE: (AR) Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. Kendi iradesiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse.
FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir.
FERZAN: (FAR) İlim ve hikmet.
FERZANE: (FAR) Alim, bilgin, seçkin. Benzerlerinden, akranlarından ileride. Hakim, düşünür.
FESAHAT: (AR) Açıklık, duruluk.
FETANET: (AR) Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması.
FETHİYYE: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.
FEVZİYE: (AR) Kurtuluşla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan.
FEYZA: (AR) Suyun taşıp akması. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. İlim, irfan. Feyz ile dolu olan.
FEZA: (AR) Ucu bucağı bulunmayan boşluk. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema.
FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.
FİDE: (YUN) Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek.
FİGEN: (FAR) Atıcı, yıkıcı, düşürücü. Çiçek demeti / Gölge yapan, gölge düşüren
FİKRİYE: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.
FİLİZ: (AR) Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. İnce taze ve güzel vücutlu.
FİRDEVS: (AR) Cennet . Bostan, bahçe.
FİRUZE: (AR) Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında kıymetli taş.
FİTNAT: (AR) Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı.
FULYA: (İTA) Nergisgillerden, san renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarı soğançiçeği.
FUNDA: (TR) Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı.
FÜREYYA: (FAR) Parlak, ışıltılı günler
FÜRUZAN: (FAR) Parlayıcı, parlayan, parlak.
FÜSUN: (AR) Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel.
F HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
FADALE: (AR) Faziletli.
FADIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi.
FADL: (AR) İyilik. Fazilet. Erdemlilik.
FAHİM: (AR) Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. Ulu, büyük, sayan.
FAHİR: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Şerefli, kıymetli. Parlak, güzel, mükemmel.
FAHREDDİN / FAHRETTİN: (AR) Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini.
FAHRİ: (AR) Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya kurum için gurur kaynağı olan kişi.
FAİK: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
FAKI: (TR) Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.
FAKİH: (AR) Bir şey bilen yahut anlayan kimse. Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.
FALİH: (AR) Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. Toprağı süren, eken.
FARİS: (AR) Atlı (süvari). Binici, ata binmekte maharetli. Ferasetli, anlayışlı.
FARUK: (AR) Haklıyı haksızı ayırmakta güçlü olan. Doğruyu yanlıştan ayıran.
FATİH: (AR) Fetheden, açan. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse.
FATİN: (AR) Zeki, anlayışlı. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.
FAYİH: (AR) Kendiliğinden dağılan güzel koku.
FAYSAL: (AR) Keskin hüküm, karar. Halletme, neticelendirme. Keskin kılıç. Hakim.
FAZIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, faik, üstün.
FAZLI: (AR) Değer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. Fazla, ziyade, artık, baki. İki sayının birbirinden olan farkları. İlim ve irfan sahibi.
FAZLULLAH: (AR) Allah'ın fazlı, erdemi, lütfü.
FECRİ: (AR) Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.
FEDAİ: (Ar.) Canını esirgemeyen, önemli bir amaç uğrunda canını vermeye hazır bulunan.
FEDAKÂR: (FAR) Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.
FEHİM: (AR) Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
FEHMİ: (AR) Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim).
FELAH: (AR) Kurtuluş, selamet, mutluluk, bahtiyarlık.
FELAK: (AR) Gün ağarması.
FELİN: (AR) Mantar.
FENER: (YUN) İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf mahfaza.
FERAĞ: (FAR) Serin rüzgar.
FERAHET: (FAR) Şan ve şeref.
FERAMUŞ: (Fars.) Unutma, hatırdan çıkma.
FERDİ: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.
FEREC: (AR) Gam, tasa ve sıkıntıdan kurtulma. Zafer.
FERHAD: (FAR) Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Şirin adıyla meşhur olan eski bir hikayenin erkek kahramanı olup Şirin'in aşıkıdır.
FERHAN: (AR) Sevinçli, mesut. Şen, memnun.
FERHAT: (AR) Sevinç, neşe. (bkz. Ferhad).
FERİD / FERİT: (AR) Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün.
FERİDUN: (FAR) Sekizinci gök.
FERİT: (FAR) Avcı kuş. Donmuş, katılaşmış şey.
FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir.
FERMAN: (FAR) Emir, buyruk. Padişah tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu.
FERRUH: (FAR) Uğurlu, kutlu. Mübarek. Aydınlık insan.
FERRUHİ: (FAR) Ferruha ait. Uğurluluk, meymenet. İranlı ünlü şair.
FETHİ: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.
FETHULLAH: (AR) Dinin açılması. Yaşamaya başlamak.
FETİH: (AR) Açma, açış, açılma. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi ele geçirme. Zafer.
FETTAH: (AR) Açan, açıcı, zafer kazanmış, üstün gelmiş.
FEVZİ: (AR) Kurtuluşla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan.
FEYHA: (AR) Büyük, geniş, engin.
FEYYAZ: (AR) Çok faydalı, çok verimli. Feyiz, bereket ve bolluk veren.
FEYZİ: (AR) İlim, irfan. Akma, suyun akıp taşması. Bolluk çokluk, verimlilik.
FEYZULLAH: (AR) Allah'ın feyzi, bolluğu bereketi.
FEZA: (AR) Ucu bucağı bulunmayan boşluk. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema.
FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.
FIRAT: (AR) Tatlı su. Türkiye'nin en uzun nehri.
FİKRET: (AR) Fikir, düşünce. İdrak. Zihin, akıl. Murat, maksat, niyet.
FİKRİ: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.
FİRAS: (AR) Yiğit, mert. Binici, at yetiştirici.
FİRAZENDE: (FAR) Yükselten.
FUAD: (AR) Kalb, yürük, gönül.
FURKAN: (AR) Hakkı, batıldan, doğruyu yanlıştan ayırma, tefrik.
FUZULİ: (AR) Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan.
FÜRUZAN: (FAR) Parlayıcı, parlayan, parlak.
FÜSUN: (AR) Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel.
G HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
GAFFAR: (AR) Kullarının günahlarını affeden, Allah. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Abdülgaffar).
GAFUR: (AR) Mağfiret eden, yargılayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Gaffar).
GAGAUZ: (TR) Gökoğuzlar. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
GALİB/ GALİP: (AR) Galebe çalan, muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskın.
GANİ: (AR) Zengin varlıklı, bol doygun. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen.
GANİM: (AR) Ganimet alan.
GAYRET: (AR) Çalışma, çabalama. Kıskanma, çekememe.
GAZA: (AR) Din uğruna savaş.
GAZANFER: (AR) İri arslan. Cesur, yürekli, yiğit adam.
GAZEL: (AR) Latif. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.
GAZİ: (AR) Allah yolunda savaşan kişi. Gaza sırasında yaralanan kimse. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 2. Mahmut zamanında çıkarılan altın sikke.
GAZİR: (AR) Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
GAZZAL: (AR) İplikçi.
GAZZALİ: (AR) İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babası "Gazzal-iplikçi" olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.
GENÇ: (FAR) Hazine define. (AR)Naz, eda, cilve.
GENCAL: (TR) Genç kal.
GENCAY: (TR) Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal.
GENCE: (FAR) Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri.
GENCER: (TR) Yeni taze, körpe kimse, yiğit.
GENÇYAZ: (TR) İlkbahar.
GIYAS: (AR) Yardım.
GIYASEDDİN/ GIYASETTİN: (AR) Dinin yayılması için yardımı dokunan zat.
GİLMAN: (AR) Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. Köleler, esirler. Cennette hizmet gören erkekler.
GİLŞAH: (FAR) Balçık şah. Balçıktan yapıldığı için Hz. Adem'in lakabı.
GİRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır.
GİRGİN: (AR) Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen.
GİRYAR: (FAR) Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan).
GÖKALP: (TR) Göklerin yiğidi bahadır.
GÖKÇEK: (TR) Güzel çok güzel. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. İnce narin zarif.
GÖKDOĞAN: (TR) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.
GÖKEKİN: (TR) Yeni başak meydana getirmiş ekin.
GÖKKIR: (TR) At renklerinden maviye çalan kır.
GÖKKUŞAĞI: (TR) Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı.
GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarışın kimse.
GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan sözcük.
GÖKSU: (TR) Türklerin çevrelerindeki birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından.
GÖKSÜN: (TR) Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay.
GÖKTEPE: (TR) Mavi tepe.
GÖKTÜRK: (TR) Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse. GÖKYÜZÜ: (TR) Göğün görünen yüzeyi (sema).
GÖRKEM: (TR) İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. Gösterişli, heybetli.
GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili.
GÖZLEM: (TR) İzlenim, müşahade, gözlemek.
GURBET: (AR) Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer.
GÜÇLÜ: (TR) Gücü olan kuvvetli zorlu.
GÜFTAR: (FAR) Söz, kelam.
GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher).
GÜLABİ: (FAR) Gülsuyu.
GÜNER: (TR) Güneşin doğma zamanı.
GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri.
GÜNGÖR: (TR) İyi günler yaşa.
GÜNHAN: (TR) Oğuz'un altı oğulundan Güneşi simgeleyenin adı
GÜNSEL: (TR) Hızlı akan sel.
GÜRAY: (TR) Yeni doğan ay.
GÜRBÜZ: (TR) İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. Cesur, kuvvetli. Sağlıklı, sıhhatli.
GÜRÇINAR: (TR) Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.
GÜRAL: (TR) Çok al, bol al
gürcan Herkesi seven, özveride bulunan
GÜRDAL: (TR) Güçlü, gelişmiş dal.
GÜREL: (TR) Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.
GÜRGAN: (FAR) İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. Aksak Timur'un lakabı.
GÜRHAN: (TR) Hanlar hanı.
GÜRKAN: (TR) Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.
GÜROL: (TR) Büyü, serpil, geliş.
GÜRSU: (TR) Temiz, pak, hızlı su.
GÜVEN: (TR) Korku ve kuşku duygusundan uzak. İnanma ve bağlanma duygusu. Yüreklilik, cesaret.
GÜVENÇ: (TR) Güvenme, dayanma, itimat. Övünme, gurur.
GÜZİR: (FAR) Çare, derman.

G HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
GALİBE: (AR) Muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskın.
GAMZE: (AR) Süzgün bakış. Çene veya yanak çukurluğu.
GANİYE: (AR) Zengin kadın. Zengin kız. Çok hoş. Şarkıcı.
GANİME: (AR) Ganimet alan.
GANİMET: (AR) Savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar.
GARİBE: (AR) Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak.
GAYE: (AR) Maksat, meram. Netice, son, hedef.
GAZALE: (AR) Dişi geyik.
GAZİRE: (AR) Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
GELİNCİK: (TR) Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.
GEYSU: (FAR) Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.
GİZEM: (TR) Sır.
GONCA: (FAR) Henüz açılmamış gül, tomurcuk.
GÖĞEM: (TR) Halk dilinde yeşile çalan mor.
GÖKBEN: (TR) Gökle ilgili, uzay sema.
GÖKÇAY: (TR), (bkz. Gökçe) Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü.
GÖKÇE: (TR) Gökle ilgili göğe ait semavi. Mavi, mavimsi. Güzel hoş. Gösterişli.
GÖKÇEN: (TR) (bkz. Gökçe).
GÖKKUŞAĞI: (TR) Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı.
GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarışın kimse.
GÖKNİL: (TR) Gökyüzüne ait olan, Gök + Nil olarak da düşünülebilir
GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan sözcük.
GÖKSEVİM: (TR) Sevimli gök.
GÖKSU: (TR) Türklerin birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından.
GÖKŞEN: (TR) Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök.
GÖKŞİN: (TR) Gök gibi mavi gözlü / Sonsuz mavi derinlik.
GÖNENÇ: (TR) Refah hali, mutluluk.
GÖNÜL: (TR) İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. İstek, arzu, heves, niyet. Duygu, his, aşk.
GÖRGÜ: (TR) Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. Deneme, tecrübe. Görmüş olma durumu, görgü şahidi.
GÖRKEM: (TR) İhtişam, gösteriş . Gösterişli, heybetli.
GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili.
GÖZDE: (TR) Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. Beğenilen kadın.
GÖZEN: (TR) Bir tür alageyik.
GÖZLEM: (TR) İzlenim, gözlemek.
GÜFTE: (FAR) Söyleniş, söylenmiş. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.
GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher).
GÜHERPARE: (FAR) Cevher parçası.
GÜL: (FAR) . Çiçek. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. (Nazlıgül,Ayşegül, Gülay,Gülcan vb).
GÜLAFET: (FAR) Nefes kesen güzellikle. Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik isim.
GÜLBAHAR: (FAR) Bahar gülü. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak.
GÜLBANU: (FAR) Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.
GÜLBEDEN: (FAR) Zarif, ince vücuda sahip.
GÜLBERK: (FAR) Gül yaprağı.
GÜLBEŞEKER: (FAR) Bir çeşit gül tatlısı.
GÜLBEYAZ: (FAR-TR) Beyaz gül.
GÜLBİN: (FAR) Gül kökü, gül biten yer.
GÜLBİZ: (FAR) Gül serpen, gül serpilmiş.
GÜLCİHAN: (TR) Dünyaya bedel gül.
GÜLÇE: (FAR) Gülcük, küçük gül.
GÜLÇİN: (FAR) Gül toplayan, gül devşiren.
GÜLDEHAN:( FAR) Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.
GÜLDEREN: (FAR-TR) Gül toplayan, gül derleyen.
GÜLDESTE: (FAR) Güldemeti, çiçek destesi. Türk müziğinde bileşik bir makam.
GÜLENAY: (TR) Devamlı gülen, ayyüzlü kişi.
GÜLENDAM: (FAR) Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.
GÜLENNUR: (TR) Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.
GÜLER: (TR) Gülen, sevinçli, handan.
GÜLFAM: (FAR) Gül renkli. Gül gibi kızıl olan.
GÜLGONCA: (FAR) Açılmamış gül.
GÜLGÜN: (FAR) Gül renkli, gül renginde, pembe.
GÜLHAN: (FAR) Gül evi, ateşhane.
GÜLHANIM: (TR) İyi huylu, nazik hanım. Gül yüzlü hanım.
GÜLHAYAT: (TR) Mutlu, huzurlu bir hayat. Gül gibi güzel hayat.
GÜLİBAR: (TR) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜLİN: (TR) Güle ait olan, gülden gelen.
GÜLİSTAN: (FAR) Gül bahçesi, güllük. Azerbaycan'da Karabağ bölgesinde bir mevki.
GÜLİZAR: (FAR) Gül yanaklı. Al yanaklı. Türk musikisinde bileşik bir makam.
GÜLKIZ: (TR) Güle benzeyen kız.
GÜLLÜ: (TR) Gülü olan. Gül desenli (kumaş).
GÜLNAR: (FAR) Hisar, kule.
GÜLNAME: (FAR) Sevgiliye yazılan mektup, kaside.
GÜLNAR: (FAR) Nar çiçeği.
GÜLNAZ: (FAR) Gül yüzlü kadın. Gül gibi, nazlı narin.
GÜLNİHAL: (FAR) Gül fidanı. Gül ağacı.
GÜLNUR: (TR-AR) Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.
GÜLNÜŞ: (FAR) Güliçen. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.
GÜLPERİ: (FAR) Gizli gül. Gül gibi peri gibi güzel.
GÜLRANA: (FAR) Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.
GÜLRİZ: (FAR) Gül saçan, gül serpen. Meşhur bir çeşit lale.
GÜLRUHSAR: (FAR) Gül yanaklı.
GÜLSEREN: (TR) Gül toplayan, gül dağıtan.
GÜLSEVİM: (TR) Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.
GÜLSU: (TR) Gül renkli su, taze su.
GÜLSUNA: (TR) Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.
GÜLSÜM: (TR) Yuvarlak dolgun, güzel yüzlü.
GÜLŞAH: (FA) Güllerin şahı.
GÜLŞEN: (FAR) Gülbahçesi, gülistan, gülizar,
GÜLTANE / GÜLDANE: (TR) Yeni açmış gül, gonca.
GÜLTEN: (FAR) Gül tenli, gül vücutlu.
GÜLZAR: (FAR) Gülbahçesi, gül tarlası.
GÜNAY: (TR) Gündüz, gün aydınlığında ay.
GÜNEŞ: (TR) Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.
GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri.
GÜNSEL: (TR) Hızlı akan sel. Işık seli.
GÜRAY: (TR) Dolunay.
GÜZİDE: (FAR) Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.
GÜZİN: (FAR) Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş.
H- HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
HABİBE: (AR) Sevgili. Seven, dost.
HABİNAR: (AR) Nar tanesi.
HACCE: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden hacı kadın. Bir çeşit akdiken.
HACER: (AR) Taş, kaya.
HADİYE: (AR) Yenilene yardım eden, yardımcı. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehber. Önde giden kimse. Mızrak ucu.
HADİCE / HATİCE: (AR) Vakitsiz, erken doğan kız çocuğu.
HAFAZA: (AR) İnsanın yaptığı işleri yazmakla görevli melekler. Bekçiler.
HAFİDE: (AR) Kız torun.
HAFİZE: (AR) Allah'ın adlarındandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.
HAKİKAT: (AR) Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.
HAKİME: (AR) Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. Üstte bulunan. Hekim, akıllı, becerikli. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.
HAKİMİYET: (AR) Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.
HALE: (AR) Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.
HALENUR: (AR) Hale+Nur.
HALİDE: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yıldan çok yaşayan.
HALİME: (AR) Sakin, sessiz. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu.
HALİSE: (AR) Hilesiz, katkısız. Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. Yalnız, sadece.
HAMASET: (AR) Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. Kahramanca şiir.
HAMDİYE: (AR) Allah'ı övmek. Allah'a şükretmek. Şükreden, şükredici.
HAMİDE: (AR) Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. Hamdeden, şükreden kul.
HAMİYE: (AR) Himaye eden, koruyan korucu. Kayıran, kayırıcı.
HAMİYET:(AR) Milli onur ve haysiyet. İnsanlık, fazilet. İzzeti nefs.
HAMRA: (AR) Daha, pek çok kızıl, kırmızı
HANDAN: (FAR) Gülen, gülücü. Güler yüzlü, sevimli.
HANDE: (FAR) Açılış, açılma. Gülme, gülüş.
HANDEGÜL: (FAR) Gülün açması.
HANİFE: (AR) Allah'ın birliğine inanan. İslam inancına sıkı ve samimi olarak bağlanan.
HANIM: (TR) Kadınlar için kullanılan saygı sözü. Eş, karı, zevce. Ev sahibesi.
HANZADE: (FAR) Hükümdar çocuğu.
HARE: (FAR) Sert taş, kaya. Meneviş, menevişli kumaş.
HAREM: (AR) Yasak kılınmış mukaddes olan şey. Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. İç avlu.
HARİKA: (AR) İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.
HAKİME: (AR) Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. Üstte bulunan. Hekim, akıllı, becerikli. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir. Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı.
HARİSE: (AR) Muhafız, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hırslı olan.
HASENE: (AR) İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. Dünya ve ahiret saadeti. Eski altın paralardan birinin adı.
HASGÜL: (AR) Değerli, eşsiz gül.
HASHANIM: (AR) Çıtıpıtı, ince, narin kadın. Bilge, değerli kadın.
HASİBE: (AR) Hayır sahibi, eliaçık, cömert. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, şahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman.
HASİFE: (AR) Hasafetli, aklı başında olgun adam.
HASNA: (AR) İffetli, şerefli, namuslu.
HASKIZ: (TR) İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.
HASRET: (AR) Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş.
HATIRA: (AR) Anı. Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.
HATİCE: (AR) Erken doğan kız çocuğu.
HATİME: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici.
HATUN: (AR) Kadın. Eş, zevce. Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan.
HAVVA: (AR) Esmer kadın. Havva: Hz. Adem'in karısı, ilk kadın.
HAYAL: (AR) İnsanın kafasında canlandırdığı şey. Bir olay veya eşyanın zihinde kalan izi. Gerçekte olmadığı halde görüldüğü sanılan şey, görüntü.
HAYAT: (AR) Yaşayan, diri. Canlılarda doğumdan ölüme kadar geçen süre. Yaşama, yaşayış.
HAYRİYE: (AR) Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait.
HAYRUNNİSA: (AR) Kadınların hayırlısı.
HAZAL: (AR) Kuruyup dökülen ağaç yaprakları. (TR) Haz duy, tad al anlamında.
HAZAN: (FAR) Sonbahar, güz.
HAZAR: (AR) Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. Barış ve güven.
HAZEN: (AR) Üzüntü. Gam, keder.
HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su.
HÂZİME: (AR) Sindirici kuvvet.
HAZİNE: (AR) Devlet malının parasının saklandığı yer. Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyler.
HAZRA: (AR) Yeşil, sebze, hadra. Gökyüzü. Türk musikisinde bileşik bir makam.
HECİL: (AR) İki dağın arasındaki kısım, vadi, dere.
HEDİYE: (AR) Armağan. Karşılıksız verilen şey.
HENNA: (AR) Kına ağacı, (bkz. Kına).
HEPGÜL: (TR) Gül gibi güzel kadın. Neşeli ol.
HEPŞEN: (TR) (bkz. Hepgül).
HESNA: (AR) Güzel kadın. Hanım, kadın.
HEZAR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin.
HIFZIYE: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akılda tutma.
HİBE: (AR) Bağışlama, bağış.
HİCRAN: (AR) Ayrılık. Unutulmaz acı, keder.
HİCRET: (AR) Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. Hz Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi.
HİKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Sebeb, gizli, Allah'ın hikmeti. Felsefe. Ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz.
HİLMİYE: (AR) Yumuşak huylu, sakin tabiatlı.
HOŞEDA: (FAR) Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.
HOŞENDAM: (FAR) Boyu bosu güzel, düzgün olan.
HOŞFİDAN: (FAR) Güzel endamlı, boylu boslu kadın.
HOŞKADEM: (FAR) Ayağı uğurlu.
HOŞNEVÂ: (FAR) Güzel sesli.
HOŞNİGAR: (FAR) Güzel, hoş sevgili.
HOŞTEN: (FAR) Güzel vücutlu.
HUMEYRA: (AR) Beyaz tenli kadın.
HURİ: (AR) Cennet kızı. Sevgili.
HURİSER: (AR-FAR) Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.
HURİYE: (AR) Cennet kızı. Sevgili.
HURREM: (FAR) Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. Bir yazı sitili.
HÜLYA: (AR) Tatlı düş. Kuruntu, vehim, hayal.
HÜNER: (FAR) Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet.
HÜRGÜL: (TR) Gül gibi özgür güzel.
HÜRMET: (AR) Saygı.
HÜRREM: (FAR) Yeşil taze. Gönülaçıcı. Şen şakrak, sevinçli.
HÜRRİYET: (AR) Hürlük, serbestlik. İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.
HÜSNİYE: (AR) Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.
HÜSNÜGÜL: (AR-FAR) Gülün güzelliği.
HÜSNÜGÜZEL: (TR) Sarı çiçekli, güzel yapraklı süsbitkisi.
HÜSNÜHAL: (AR) Davranış güzelliği.
HÜVEYDÂ: (FAR) Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.
HÜZZAM: (FAR) Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından.H- HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
HABİB: (AR) Sevgili. Seven, dost.
HABİBULLAH: (AR) Allah'ın sevgilisi.
HABİL: (AR) Adem'in oğullarından, Kabil'in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Yeryüzünde ilk öldürülen kişidir.
HACI: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, hacı. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.
HACİB / HACİP: (AR) Birinin bir yere gitmesine engel olan. Kapıcı.
HACİR: (AR) Hicret eden, bir başka yere geçen. Sayıklayan.
HADİ: (AR) Yenilene yardım eden, yardımcı. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehber. Önde giden kimse. Mızrak ucu.
HADİM: (AR) Hizmetkar, yardım eden.
HAFİ: (AR) Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. Yalınayak yürüyen, koşan adam.
HAFİD: (AR) Erkek torun.
HAFİZ: (AR) Allah'ın adlarındandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.
HAKAN: (TR) Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. Kağan.
HAKEM: (AR) Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse.
HAKİ: (FAR) Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.
HAKİM: (AR) Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. Üstte bulunan. Hekim, akıllı, becerikli. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.
HAKKI: (AR) Doğruluk ve insaf sahibi. Bir insana ait olan şey. Dava, iddiada hakikate uygunluk. Emek. Pay, hisse. Layık, münasip.
HAKTAN: (TR) Allah'tan gelen, Allah'ın verdiği.
HAKTANIR: (AR-TR) Herkesin hakkını gözeten kimse.
HALAS: (AR) Kurtuluş, kurtulma.
HALASKAR: (AR) Kurtarıcı.
HALDUN: (AR) Devamlılar, sürekli olanlar.
HALEF: (AR) Babadan sonra kalan oğul. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.
HALİD / HALİT: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yıldan çok yaşayan.
HALİDDİN: (AR) Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü.
HALİFE: (AR) Halef, naib. Peygamber'in vekili.
HALİL: (AR) Samimi dost, Allah'ın dostu.
HALİLULLAH (AR) Allah'ın dostu.
HALİM: (AR) Sakin, sessiz. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu.
HALİS: (AR) Hilesiz, katkısız. Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. Yalnız, sadece.
HALLAC: (AR) Pamuk, yatak, yorgan atan kimse.
HALUK: (AR) İyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.
HAMDİ: (AR) Allah'ı övmek. Allah'a şükretmek. Şükreden, şükredici.
HAMDULLAH: (AR) Allah'ın övgüsü.
HAMİ: (AR) Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çıkan, gözeten.
HAMİD / HAMİT: (AR) Övülmeye değer.
HAMİL: (AR) Yüklü. Gebe. Sahip, malik. Taşıyan, gözeten.
HAMZA: (AR) Arslan. Heybetli, azametli demektir.
HANBELİ: (AR) Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imamı.
HANEDAN: (FAR) Kökten, asil ve büyük aile.
HANEF: (AR) Doğruluk, istikamet.
HANEFİ: (AR) Ebu Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.
HANİF: (AR) Tek Allah'a, Allah'ın birliğine inanan.
HANSOY: (TR) Han sülalesine mensup.
HARİS: (AR) Muhafız, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hırslı olan.
HARMAN: (AR) Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.
HARUN: (AR) İnat edip yerinde duran, huysuz. İnatçı kimse.
HASAN: (AR) Güzellik, iyilik,(hüsn) sahibi olmak.
HASBEK: (TR) Dürüst, iyi, saf insan. Bey'lerin hası.
HASBİ: (TR) İsteyerek ve karşılık beklemeksizin yapılan.
HASEKİ: (AR) Hükümdarların hizmetine tahsis edilmiş şahıs ve zümrelere verilen ad. HASEN: (AR) Güzel, süslü. Güzel işler, hayırlar. Hasan şeklinde kullanılır.
HASİB: (AR) Hayır sahibi, eliaçık, cömert. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, şahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman.
HASİF: (AR) Aklı başında olgun adam.
HASLET: (AR) İnsanın yaratılışındaki huyu, tabiatı, mizacı.
HASPOLAT: (TR) Katışıksız, saf, çelik gibi. Polat'ın, çeliğin hası.
HAŞİM: (AR) Haşmetli, gösterişli, muhteşem. Ezen, kıran, yaran, parçalayan.
HAŞMET: (AR) İhtişam, gösterişlilik, heybet, büyüklük.
HAŞMEDDİN / HAŞMETTİN: (AR) Dinin büyüklüğü, ihtişamı.
HATEM: (AR) Mühür, üstü mühürlü yüzük. En son.
HATIR: (AR) Şan ve şeref sahibi. Yüce, ulu. Tehlikeli.
HATİB: (AR) Hitab eden, söz söyleyen. Camide hutbe okuyan. Güzel, düzgün konuşan kimse.
HATİM: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici.
HAYATİ: (AR) Dirilik, canlılık. Büyük önem taşıyan. Hayata, yaşayışa ait, hayatla ilgili.
HAYDAR: (AR) Arslan, esed, gazanfer, şir. Cesur, yiğit adam. Hz. Ali'nin lakabı.
HAYRAN: (AR) Şaşmış, şaşa kalmış, şaşırmış. Çok tutkun. Aşırı derecede sevgi duyan.
HAYRAT: (AR) Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler, iyilikler. Sevap için kurulan müessese.
HAYREDDİN / HAYRETTİN: (AR) Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan.
HAYRİ: (AR) Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait.
HAYRULLAH: (AR) Allah'ın hayırlı ettiği erkek.
HAYSİYET: (AR) Şeref, onur, itibar, değer.
HAYYAM: (AR) Çadırcı.
HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su.
HAZIM: (AR) Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık, sağlam olan.
HÂZİM: (AR) Zafer kazanan, galip, hazimete uğratan.
HAZİN: (AR) Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren.
HAZLAN: (AR) Terketmek.
HEDEF: (AR) Nişan, nişan alınacak yer alanı. Meram, maksat, gaye, amaç.
HEKİM: (AR) İnsan hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile uğraşan kimse, doktor. Hikmet sahibi kişi, filozof.
HEPER: (TR) Cesur, yiğit kimse.
HEPYENER: (TR) (bkz. Heper).
HEYBET: (AR) İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. Karizma, doğal etkileyiş.
HEZÂR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin.
HEZARFEN: (FAR) Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren.
HIDIR: (AR) (bkz. Hızır).
HIFZI: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akılda tutma.
HIFZULLAH: (AR) Allah'ın koruması, saklaması.
HINCAL: (TR) Öc al.
HIZIR: (AR) Yeşil. Yeşillik. Halk inanışlarına göre ölümsüzlüğe kavuşmuş olduğuna inanılan ulu kimse.
HIZLAN: (TR) Hız kazan, hızını artır.
HİCAB: (AR) Utanma, sıkılma. Perde, ikişeyi birbirinden ayırmaya yarayan perde.
HİCABİ: (AR) (bkz. Hicab).
HİÇSÖNMEZ: (TR) (bkz. Sönmez).
HİÇYILMAZ: (TR) (bkz. Yılmaz).
HİDAYET: (AR) Hak yoluna doğru yola girme. Müslüman olmak.
HİDAYEDDİN / HİDAYETTİN: (AR) Dinin gösterdiği doğru yol.
HİKMEDDİN / HİKMETTİN: (AR) Dinin hikmeti.
HİKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Neden. Felsefe. Ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz.
HİKMETULLAH: (AR) Ancak Allah'ın bileceği iş. Allah'ın hikmeti.
HİLMİ: (AR) Yumuşak huylu, sakin tabiatlı.
HİMAYET: (AR) Koruma, korunma.
HİMMET: (AR) Emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. Ermiş kimsenin tesiri.
HİRAM: (FAR) Salınma, salınarak yürüme.
HİSAR: (AR) Kuşatma, etrafını sarma. Kale etrafı islihkamlı bent.
HİŞAM: (AR) Nisam el-Melik: Emevi halifesi.
HUDAVENDİGAR: (FAR) Sahip, hükümdar, bay.
HUDAVENDİ: (Fars.) Hükümdarlık. Efendi, sahip, maliklik. Hakim, hükümdar.
HUDAYİ: (FAR) Allah'a mensup, Allah'ın yarattığı.
HULAGU: (FAR) Moğol hükümdarı olup, İran'da Moğol hanedanının kurucusudur.
HULKİ: (AR) Hulk, yaratılışla ilgili, doğal tabi . İyi ahlaklı, iyi huylu.
HULUSİ: (AR) Halis olan, saf, iç temizliği. Samimi, candan.
HUNALP: (TR) Cesur, kahraman.
HURŞİD / HURŞİT: (FAR) Güneş, aftab, mihr, şems.
HUSREV / HÜSREV: (AR) Hükümdar, padişah.
HUZUR: (AR) Baş dinçliği, gönül rahatlığı, dirlik, erinç.
HUZEYFE: (AR) 1-Küçük kerpiççi çıragı 2- (Zayif bir ihtimalle) keskin kılıç.
HÜDAVENDİGAR: (FAR) Amir, hükümdar.
HÜMA: (AR) Devlet kuşu. Saadet, mutluluk.
HÜNKAR: (FAR) Uğurlu.
HÜR: (AR) Özgür, bağımsız.
HÜRAY: (AR-TR) Ay gibi özgür, ay kadar bağımsız.
HÜRCAN: (AR-TR) Özgür can.
HÜRDOĞAN: (AR-TR) Doğuştan özgür.
HÜRKAL: (TR) Esir olma. Hep özgür ol.
HÜRKAN: (TR) Özgür soydan gelen.
HÜRMÜZ: (FAR) Zerdüştlerin hayır tanrısı. Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. Jüpiter, müşteri, erendiz.
HÜROL: (TR) Hep özgür ol.
HÜRSEL: (TR) Özgürlük seli.
HÜRSEV: (TR) Hürriyeti seven kişi.
HÜRYAŞAR: (TR)Özgür yaşayan.
HÜSAM: (AR) Keskin kılıç.
HÜSAMEDDİN / HÜSAMETTİN: (AR) Dinin keskin kılıcı.
HÜSEYİN: (AR) Küçük sevgili.
HÜSMEN: (TR) Hüseyin'den yapılan isim.
HÜSNİ: (AR) Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.
HÜSREV: (FAR) Padişah, hükümdar, sultan.
I-İ-J HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
IDIK: (TR) Kutsal, mübarek.
IDIKUT: (TR) Eski Türklerde bir şan. Devlet yönetme gücü.
ILDIR: (TR) Parıltı, parlayış. Alacakaranlık.
ILDIZ: (TR). Yıldız. Gündönümünden 10 gün önceki zaman.
ILGAR: (TR) Çok çabuk, hızlı. Hücum, akın. Verilen söz. Havanın parlak, açık olması. Öfke.
ILGAZ: (TR) Atın dört nalla koşması. Hücum, akın. Çankırı ilinin ilçe merkezi. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi.
ILGI: (TR) Soy sop. Sürü. Çoban. Hısım, akraba.
ILICAN: (TR) Ilıkça, biraz ılık.
IRIZ: (TR) Cesur, yiğit.
IŞIK: (TR) Aydınlık. Ziya.
IŞIKALP: (TR) (bkz. Işık).
IŞIKAY: (TR) (bkz. Işık).
IŞIKER: (TR) (bkz. Işık).
IŞIKHAN: (TR) (bkz. Işık).
IŞIMAN: (TR) Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
IŞIN: (TR) Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne giden ışık demeti.
IŞINBAY: (TR) (bkz. Işın).
IŞINER: (TR) (bkz. Işın).
IŞINSU: (TR) (bkz. Işın).
ITRİ: (AR) Korkuya ait
( İ )
İBADULLAH: (AR) Allah'ın kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). Çok, pek çok.
İBİŞ: (TR) Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.
İBN: (AR) Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır.
İBRA: (AR) Beri kılma, beraat etme, temize çıkarılma, aklanma.
İBRAHİM: (AR) İnananların babası. Hakların babası.
İCAB: (AR) Lazım gelme, gerçek. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. Olumlama, olumlu hale gelme.
İCÂBİ: (AR) (bkz. İcab).
İCMÂL: (AR). Özetleme. Özet. Cem, toplama.
İÇKİN: (TR) Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. Yalnızca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. Dünya içinde dünyada olan.
İÇÖZ: (TR) İçli, özlü değerli.
İÇTEN: (TR) Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından.
İDİKUT: (TR) Kutlu, saadetli. Yüksek rütbeli. Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.
İDRİS: (AR) Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. İdris peygamber. İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.
İFAZA: (AR) Feyizlendirme, feyz ve nur verme. Kabı taşıncaya kadar doldurma.
İFDAL: (AR) Lütuf ve bağış.
İFHAR: (AR) Onurlandırma, üstün etme.
İFTİHAR: (AR) Şeref, şan. Övünme.
İĞDEMİR: (TR) Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.
İHLAS: (AR) Halis, temiz doğru sevgi. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık.
İHSAN: (AR) İyilik etme. Bağış bağışlama. Verilen bağışlanan şey. Lütuf, iyilik.
İHTİMAM: (AR) Dikkatle çalışma, önemle inceleme.
İHTİRAM: (AR) Saygı, hürmet.
İHTİŞAM: (AR) Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem.
İHVAN: (AR) Sadık, samimi candan dostlar. Aynı tarikata mensup insanlar.
İHYA: (AR) Diriltme, diriltilme, canlandırma. Taze can verircesine iyilik lütfetme. Yeniden kuvvetlendirme. Uyandırma, canlandırma, tazelik verme.
İKAN: (AR) Sağlam biliş, bilme.
İKBAL: (AR) Birine doğru dönme. Baht-talih. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. Arzu, istek.
İKBAR: (AR) Büyük, ulu görme, görülme.
İKDAM: (AR) İlerleme. İlerlemeye çalışma.
İKLİM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü.
İKRAM: (AR) Hürmet, saygı gösterme. Ağırlama. Bir şeyi hediye, armağan olarak verme.
İKRAMULLAH: (AR) Allah'ın ikramı, nimeti, bağışı.
İKSİR: (AR) Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. Etkili, yarar şurup. En etkili neden.
İLBAŞI: (TR) Selçuklular'da köy yöneticisi.
İLBEY: (TR) Bir müddet "vali" karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.
İLBEYİ: (TR) Eski Türkler'de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.
İLBİLGE: (TR) Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi.
İLCAN: (TR) Ülkenin canı, sevdiği kişisi.
İLDEMİR: (TR) Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi,
İLDENİZ: (TR) Ülkenin denizi.
İLENÇ: (TR) İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme.
İLEY: (FAR) Huzur. Yan, yön, karşı taraf.
İLGAR: (TR) Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. Atın dört nala koşması.
İLGARİ: (TR) Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. Komutan, önder.
İLGİ: (TR) İki nesne arasındaki bağ, alaka. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli.
İLGÜ: (TR) Engel, mania.
İLHAM: (AR) İnsanın gönlüne dolan şey. Günlük, olağan şey. İçe gönüle doğma.
İLHAMİ: (AR) (bkz. İlham).
İLHAN: (FAR) Moğol hükümdarlarına verilen unvan.
İLİG: (TR) Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.
İLİGHAN: (TR) Karahanlı hükümdar.
İLKAN: (TR) İlk kan. İran'da İlhanlılar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı.
İLKAY: (TR) Yeni ay, ayın ilk hali.
İLKCAN: (TR) İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad.
İLKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranış kuralı.
İLKEHAN: (TR) Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.
İLKER: (TR) İlk doğan çocuk.
İLKİM: (TR) İlk doğan çocuklara verilen ad.
İLKİN: (TR) Önce, öncelikle.
İLKSEL: (TR) Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim.
İLKSEN: (TR) Önce sen.
İLKSER: (TR) İlk baş, ilk önce, birinci.
İLKUT: (TR) Kutlu, mutlu, uğurlu ülke.
İLKUTAY: (TR) Kutsal ülke.
İLMA: (AR) Parlatma. Belirleme, işaret etme.
İLMEN: (TR) Bir ülke halkından olan kimse, yurttaş.
İLMİ: (AR) İlimle, bilgi ile ilgili.
İLSAK: (AR) Birleştirme, kavuşturma.
İLSAVUN: (TR) Ülkeni düşmanlardan koru.
İLSEV: (TR) Ülkeni sev, ülkesini seven.
İLSEVEN: (TR) (bkz. İlsev).
İLSU: (TR) Ülkenin suyu, bereketi, bolluğu.
İLTAN: (TR) Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven.
İLTAY: (TR) (bkz. İltan).
İLTEBER: (TR) Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.
İLTEKİN: (Tür.) Tek ve eşsiz ülke.
İLTEMİR: (Tür.) Demir gibi sağlam ülke.
İLTEMİZ: (Tür.) Temiz ülke.
İLTEMÜR: (Tür.) Demir gibi sağlam ülke.
İLTER: (TR) Yurdunu seven, koruyan, gözeten.
İLTİFAT: (AR) Yüzünü çevirip bakma. Dikkat. Hatır sorma, gönül alma. Sözünü başka bir kişiye çevirme.
İLYAS: (İBR) İbranice'de ilahi güç. Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi.
İMAM: (AR) Namazda kendisine uyulan kimse. Önde bulunan, önayak olan kimse.
İMAR: (AR) Şenlendirme, bayındırma.
İMAREDDİN / İMARETTİN: (AR) Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse.
İMDAD / İMDAT: (AR) Yardım eden. Yardıma gönderilen kuvvet.
İMER: (TR) Çok zengin, varlıklı.
İMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, hayal.
İMRAN: (AR) Evine bağlı kalan.
İMREN: (TR) Görülen bir şeyi veya herhangi bir isteği elde etmek istemi, gıbta.
İMRUZ: (FAR) Bugün.
İNAN: (AR) Dizgin. İdare etme, yürütme. (TR) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
İNANÇ: (TR) Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. İman. Kesin kabulle bağlanılan şey. İnanılır şey. Doğru, emin.
İNANÖZ: (TR) Özünde inanç olan, iman eden.
İRADE: (AR) İstem. Emir.
İREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası.
İREN: (AR) Özgür, hür.
İRFAN: (AR) Bilme, anlama. Gerçeği sezme, kavrama gücü. Kültür.
İRFAT: (AR) Yardım etme, bir şey verme.
İRGÜN: (TR) Sabahın erken saatleri.
İRMAN: (FAR) Çağrısız gelen kimse. Dalkavuk. Eğreti. Arzu, istek. Pişmanlık.
İRTEK: (TR) Şafak vaktinde doğan. Masal, efsane.
İSFENDİYAR: (FAR) İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı.
İSHAK: (İBR) İbranice "Gülme" anlamına geldiği söylenir. Hz. İbrahim'in 2 oğlundan biri olan ve Yakub'un babası. Peygamberdir.
İSKENDER: (YUN) Yunanca'da 'insanları savunan' anlamına gelir. M.Ö. 356-323 yılları arasında yaşamış olan, Yunanistan, İran, Suriye ve Hindistan'ı ele geçirmiş olan büyük kumandan.
İSLAM: (AR) Müslüman dininden olan kimse. Allah'a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. İyi geçinme, barış içinde olma.
İSMAH: (AR) Semahatli, cömert kılma. Mülayim ve itaatli.
İSMAİL: (AR) Allah'ın işi. İbrahim peygamberin oğlunun adı.
İSMET: (AR) Masumluk, günahsızlık, temizlik . Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme.
İSMİHAN: (AR) Hükümdar isimleri.
İSRAFİL: (AR) Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.
İSRAİL: (İBR) Yakub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır.
İSTEMİHAN: (TR) Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı.
İSTİKBAL: (AR) Gelecek zaman. Geleni karşılama.
İŞCAN: (TR) Çalışmayı seven, çalışkan.
İYEM: (TR) Güzellik.
İZEM: (AR) Büyüklük, ululuk.
İZGİ: (TR) (bkz. İzgü).
İZGÜ: (TR) İyi güzel, akıllı, adaletli.
İZGÜN: (TR) (bkz. İzgü).
İZHAN: (TR) İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici.
İZHAR: (AR) Gösterme, meydana çıkarma.
İZRA: (AR) Aşırı övme. Altın arama. Korkutma.
İZZET: (AR) Değer kıymet yücelik, ululuk. Kuvvet, kudret. Hürmet, saygı ikram izan.
İZZEDDİN / İZZETTİN: (AR) Dünün kıymeti, kudret, ulviyeti. Asıl şekli "İzzü'ddin"dir.

I-İ-J HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
ILGAZ: (TR) Atın dört nalla koşması. Hücum, akın. Çankırı ilinin ilçe merkezi. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi.
ILGIM: (TR) Serap. Gök erimi, serap. Belli belirsiz.
ILGIN: (TR) Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık.
IRAK: (TR) Uzak.
IRAZ: (TR) Raziye adının haylk arasında bozulmuş söyleniş biçimi.
IRMAK: (TR) Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
IŞIK: (TR) Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.
IŞIL: (TR) Çok aydınlık, parlak ışık.
IŞILAR: (TR) Parlayan, ışıldayan. Neşeli, canlı, şen.
IŞILAY: (TR) Ay ışığı.
IŞIN: (TR) Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.
IŞINBİKE: (TR) (bkz. Işın).
IŞKIN: (TR) Bitki sürgünü, asma filizi.
ITIR: (AR) Güzel, hoş koku. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.
İCLAL: (AR) Büyültme, saygı gösterme, ikram. Büyüklük, kudret ve kuvvet.
İCMA: (AR) Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.
İÇKİN: (TR) Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. Yalnızca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. Dünya içinde dünyada olan.
İDİL: (YUN) Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. Küçük ve şairane resim. İçten ve saf aşk.
İDLAL: (AR) Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma.
İFAKAT: (ARR) Hastalıktan kurtulma, iyileşme. Ayılma.
İFFET: (AR) Afiflik, temizlik. Namus.
İKBAL: (AR) Birine doğru dönme. Baht, talih. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. Arzu, istek.
İKLİM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü.
İLAYDA: (*) Su perisi.
İLGİ: (TR) İki nesne arasındaki bağ, alaka. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli.
İLGÜ: (TR) Engel, mania.
İLGÜL: (TR) Ülkenin gülü. Çok güzel kadın.
İLGÜN: (FAR) Halk, ahali.
İLKAY: (TR) Yeni ay, ayın ilk hali.
İLKBAHAR: (TR) Yılın ilk mevsimi, bahar.
İLKBAL: (TR) İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.
İLKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranış kuralı.
İLKİM: (TR) İlk doğan çocuklara verilen ad.
İLKİN: (TR) Önce, öncelikle, uydurma bir kelime.
İLKNAZ: (TR) İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.
İLKNUR: (TR) İlk ay, ayın ilk hali.
İLKSEL: (TR) Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim.
İLKSEN: (TR) İlk+Sen
İLKSEV: (TR) İlk+Naz
İLKŞEN: (TR) İlk+Şen
İLKYAZ: (AR) İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad.
İLMİYE: (AR) K İlme ait, ilme mensup.
İLŞEN: (TR) Mutlu, şen ülke.
İMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, hayal..
İNAYET: (AR) Dikkat. Gayret, özenme. Lütuf, ihsan, iyillik.
İNCİ: (TR) İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. Küçük, temiz ve sevimli. Kıymetli.
İNCİFEM: (TR-AR) İnci gibi güzel ağızlı.
İNCİFER: (TR-FAR) İnci gibi parlak güzel.
İNCİSER. (TR-FAR) Baş inci, en güzel inci.
İPAR: (TR) Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. Güzel koku, misk, anber.
İPEK: (TR) İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.
İREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası.
İREN: (AR) Özgür, hür.
İSMET: (AR) Masumluk, günahsızlık, temizlik. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme.
İSMİHAN: (AR) Hükümdar isimleri.
İSMİNAZ: (AR-FAR) Naz isminde. Çok nazlı olan.
İSMİNUR: (AR) Nur ismini alan.
İSMİRAR: (AR) Esmerleşme, kara olma, kararma.
İSRA: (AR) Yürütme, geceleyin yürütme gönderme.
İSTARE: (FAR) Yıldız, necm, sitare.
İSTEM: (TR) İstek, dilek.
İŞVE: (AR) Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.
İYEM: (TR) Güzellik. İyilik.
İZEL: (TR) İz + El /El izi anlamında
İZEM: (AR) Büyüklük, ululuk.
İZGİ: (TR) (bkz. İzgü).
İZGÜ: (TR) İyi güzel, akıllı, adaletli.
İZGÜL: (TR) İyi, güzel gül.
İZRA: (AR) Aşırı övme. Altın arama. Korkutma.
JALE: (FAR) Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz. Şebnem).
JENGAR: (TR) Bakır pası. Göktaşı . Deniz yeşili renk.
JEYAN (FAR) Bkz. Jiyan
JİYAN (FAR) 1. Coşmuş, kükremiş, kızgın. 2. Hayat,yaşam,iyilik ve güzelliktir.
JÜLİDE: (FAR) Karışık, karmakarışık, dağınık. Derinlik.
K HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
KADER: (AR) Alın yazısı. Talih, baht. Kötü talih. Güç kuvvet.
KADİFE: (AR) Yüzü ince sık tüylü, parlak ve yumuşak kumaş.
KADIN: (TR) Yetişkin dişi insan. Evlenmiş kadın. Evli ve itibarlı kadın, hanım.
KADİRE: (AR) Güçlü kuvvetli.
KADRİYE: (AR) Değer, itibar. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. Rütbe, derece.
KAFİYE: (AR) Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak.
KAİDE: (AR) Oturan. Temel, esas. Başkent.
KAİME: (AR) Duran, ayakta duran. Bir şeyi yapan icra eden.
KAMELYA: (FR) Büyük beyaz, pembe ya da kırmızı renkte çiçek açan dayanıklı yaprakları olan bir bitki.
KAMER: (AR) Ay. Sadık hizmetkâr.
KÂMİLE: (AR) Bütün tam noksansız, eksiksiz. Kemale ermiş olgun. Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. Alim, bilgin, geniş bilgili.
KÂMURÂN: (FAR) (Kâm sürücü, süren) Arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu.
KANİYE: (AR) Kanaat eden, yeter, bulup fazlasını istemeyen. İnanmış kanmış.
KAPSAM: (TR) Muhteviyat, içerik, İhtiva, ihata, istiab.
KARANFİL: (AR) Bir çeşit kokulu çiçek.
KARÇİÇEĞİ: (TR) Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan soğanlı bitki.
KARDELEN: (TR) Çiğdem. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soğanlı bir bitki.
KÂRDİDE: (FAR) İş bilir, uyanık, tecrübeli.
KARMEN: (FAR) Parlak kırmızı renk.
KÂŞİFE: (AR) Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.
KATİBE: (AR) Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle görevli kimse, sekreter.
KATİFE: (AR) Kadife. Bir nevi çiçek.
KATRE: (AR) Damla. Damlayan şey.
KAVRAM: (TR) Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarımı . Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel tasarım.
KAYRA: (TR) Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet.
KEBİRE: (AR) Büyük, ulu azim. Yaşça büyük yaşlı. Çocukluktan çıkmış genç.
KELEBEK: (TR) Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türü olan böcek. Narin, ince kadın.
KERAMET: (AR) Bağış. Ağırlama, ikram. Ermişçe yapılan iş, hareket ya da söz.
KERİME: (AR) Kerem sahibi, cömert, verimcil. Ulu, büyük. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu.
KERİMAN: (AR) Eli açıklar, cömertler.
KEYVAN: (FAR) Satürn yıldızı.
KEZBAN: (FAR) Bir yeri yöneten kadın kahya. Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.
KIVANÇ: (TR) Sevinç, memnuniyet. Övünen, güvenen, iftihar eden.
KIVILCIM (TR) Yanmakta olan bir maddenin sıçrayan küçük hareketli parçacıkları. Harekete geçiren etken.
KIYMET: (AR) Değer. Bedel, baha, tutar. Şeref, onur, itibar.
KİBAR: (AR) Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. Büyük cömert, asil, zengin. Şık, seçkin. Büyükler, ulular. Kibirli.
KİBARİYE: (AR) (bkz. Kibar).
KİFAYET: (AR) Yetişme, el verme, kafi gelme. Bir işi yapabilecek yetenekte olma.
KİRAZ: (YUN) Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi.
KİYASET: (AR) Uyanıklık, anlayışlılık.
KÖSEM: (TR) Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. Cildi temiz, pürüzsüz.
KUMRU: (FAR) Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarında benekler bulunan ve güvercinlerden daha küçük olan boz renkli kuş.
KÜBRA: (AR) Büyük olan.

K HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
KAAN: (TR) Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. Hakan, hükümdar.
KABİL: (AR) Olabilir, mümkün. Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. Hz. Adem'in büyük oğlu olup kardeşi Habil'i öldürmüş ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmuştur.
KADEM: (AR) Ayak. Adım. Yarım arşın uzunluğunda bir ölçek. Uğur.
KADI: (AR) Hüküm, karar, hakimlik.
KADİM: (AR) Ayak basan, ulaşan, varan. Ezeli, evvelsiz. Çok eski zamanlara ait eski atik. Yıllanmış.
KADİR: (AR) Değer, kıymet, itibar. Parlaklık. Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü.
KADİRŞAH: (AR-FAR) Güçlü, kuvvetli hükümdar, padişah. Kadir ve şah kelimelerinden türetilmiş birleşik isimdir.
KADREDDİN / KADRETTİN: (AR) Dinin kudreti, gücü.
KADRİ: (AR) Değer, itibar. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. Rütbe, derece.
KADRİCAN: (AR-FAR) Değerli, itibarlı, can, ruh. Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birleşik isim.
KADRİHAN: (AR-TR) Değerli hükümdar, yönetici.
KAĞAN: (TR) Hakan, imparator. Kükremiş, öfkelenmiş, kükreyen, öfkelenen.
KAHRAMAN: (FAR) Yiğit, cesur, (bahadır). Hüküm sahibi, iş buyuran.
KAHYA: (FAR) Efendi, emir. Ev sahibi, aile reisi. Çiftlik yöneticisi.
KAİM: (AR) Duran, ayakta duran. Bir şeyi yapan icra eden.
KAİNAT: (AR) Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. (bkz. Evren).
KALAGAY: (TR) Al, kırmızı renk.
KALENDER: (FAR) Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.
KALGAY: (TR) İzci kumandanı. Kırım hanlığında veliahta verilen unvan.
KALHAN: (TR) (bkz. Kalgay). Kahramanoğulları'nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımaktadır.
KAMACI: (TR) Kama'yı iyi kullanan, yapan ya da onaran kimse.
KAMAN: (TR) Dağların doruğuna yakın olan yerler.
KAMBAY: (TR) Hekim, tabib, doktor.
KAMBER: (AR) Sadık dost, köle.
KAMER: (AR) Ay. Sadık hizmetkâr.
KÂMİL: (AR) Bütün tam noksansız, eksiksiz. Kemale ermiş olgun. Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. Alim, bilgin, geniş bilgili.
KAMRAN: (FAR) İsteğine kavuşmuş olan.
KÂMURÂN: (FAR) Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu.
KÂMVER: (FAR) İsteğine kavuşmuş, mutlu.
KANBER: (AR) Hz. Ali'nin sadık, vefakâr kölesi. Bir evin gediklisi.
KANDEMİR: (TR) Güçlü soydan gelen.
KANİ: (AR) Kanaat eden, yeter, bulup fazlasını istemeyen. İnanmış kanmış.
KANTARA: (AR) Köprü, özellikle taştan yapılmış. Su yolu, bend, hisar anlamına da gelir.
KANVER: (TR) Kanını ver.
KAPAR: (TR) Akıl, ruh.
KAPKIN: (TR) Uygun, düzenli.
KAPLAN: (TR) Vahşi kedigillerden, benekli, yırtıcı hayvan.
KAPSAM: (TR) Muhteviyat, içerik, İhtiva, ihata, istiab.
KAPTAN: (İTA) Bir geminin sevk ve idare sorumlusu. Şehirlerarası otobüs şoförü. Baş pilot.
KARAALP: (TR) Esmer, kara yağız yiğit.
KARABEY: (TR) (bkz. Karacabey).
KARABUĞRA: (TR) Esmer, erkek deve.
KARACA: (TR) Rengi karaya çalan, esmer, yağız. Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. Üst kol.
KARACABEY: (TR) Esmer bey, rengi karaya çalan.
KARACAN: (TR) (bkz. Karaca).
KARAHAN: (TR) Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.
KARAKAN: (TR) Bir tür dağ ağacı.
KARAMAN: (TR) Esmer, yağız insan. Güneybatı'da esen yel.
KARANALP: (TR) Karayağız, kahraman yiğit.
KARASU: (TR) Ağır akan su.
KARGIN: (TR) Taşkın su. Bol, çok. Doymuş, tok. Erimiş buz ve kar parçalarının oluşturduğu akarsu. Çağlayan.
KARGINALP: (TR) Coşkulu, taşkın, hareketli yiğit.
KARHAN: (TR) (bkz. Kargın).
KARİN: (AR) Yakın. Nail olan. Hısım komşu.
KARLUK: (TR) Türk boylarından biri.
KARLUKHAN: (TR) (bkz. Karluk).
KARTAL: (TR) Kartalgillerden, beyazla karışık siyah tüylü, kıvrık ve kuvvetli gagalı, geniş kanatlı büyük yırtıcı kuş. Yeniden diriliş ve güçlülük sembolü.
KARTAY: (TR) Yaşlı, pir.
KARTEKİN: (bkz. Kartay).
KARUN: (AR) Çok zengin kimse. Zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah'a karşı büyüklenen kişi. Hz. Musa dönemlerinde yaşamış bu kişi bütün servetiyle birlikte ani bir deprem ve tufan sonucu yerin dibine geçmiştir.
KASIM: (AR) Taksim eden, ayıran bölen. Kinci, ezici, ufaltıcı. Yılın 11. ayı. Yılın kış bölümü.
KAŞİF: (AR) Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.
KATİB / KATİP: (AR) Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekreter. Osmanlı devletinde divanın resmi yazılarını yazan vazifeli. Devlet memuru.
KAVAS: (AR) Okçu, tüfekçi.
KAVİ: (AR) Yakar, yakıcı. Kuvvetli, güçlü. Sağlam inanılır. Zengin varlıklı.
KAYA: (TR) Büyük ve sert taş kütlesi. Kayalık sarp dağ.
KAYAALP: (TR) Kaya gibi güçlü er.
KAYACAN: (TR) Canı kaya gibi güçlü.
KAYAER: (TR) Kaya gibi güçlü er.
KAYAN: (TR) Akarsu sel. Yassı, düz, kat kat oluşmuş taşlar.
KAYANSEL: (TR) (bkz. Kayan).
KAYGUN: (TR) Etkili, hüzünlü, dokunaklı. Akdoğan.
KAYHAN: (TR) Sert, güçlü sesli okuyucu, kayayı bile delecek güçte sesi olan okuyucu.
KAYI: (TR) Yağmur, sağanak, bora. Oğuz boylarından Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy. Sağlam, güçlü, sert.
KAYIHAN: (TR) Güçlü hükümdar.
KAYMAZ: (TR) Dağ eteği. Güneydoğu'dan esen bir rüzgar.
KAYNAK: (TR) Bir suyun çıktığı yer, menşe. Bir haberin çıktığı yer. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge.
KAYRA: (TR) Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet.
KAYRAALP: (TR) İyiliksever, yiğit.
KAYRABAY: (TR) İyiliksever, saygın kimse.
KAYRAHAN: (TR) (bkz. Kayraalp).
KAYRAK: (TR) Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. Kaygan toprak. Bileği taşı.
KAYRAL: (TR) Kayrılan, himaye edilen (kimse).
KAYRAR: (TR) Orman içindeki ağaçsız kalan. Kayan yer. İnce çakıllı, kumlu toprak.
KAZAK: (TR) Göçebe akıncı. Rusya'da yaşayan bir Türk kavmi. Genç, taze. İnatçı.
KAZAKHAN: (TR) (bkz. Kazak).
KAZAN: (TR) Su çevrisi, kayra. Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. Girdap.
KAZANHAN: (TR) (bkz. Kazan).
KÂZIM: (AR) Öfkesini yenen kimse. Hırsını dizginleyen. Kinini yenen.
KEBİR: (AR) Büyük, ulu azim. Yaşça büyük yaşlı. Çocukluktan çıkmış genç.
KELAMİ: (AR) Söze ilişkin, sözle ilgili.
KELİM: (AR) Söz söyleyen, konuşan.
KEMAL: (AR) Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. En yüksek değer, mükemmellik, değer baha. Bilgi, fazilet.
KEMALEDDİN / KEMALETTİN: (AR) Din'de olgunluğa eren, dinin son derecesi. Din bilgisi
kuvvetli.
KENAN: (AR) Hz. Ya'kub'un memleketi, Filistin.
KERAMEDDİN / KERAMETTİN: (AR) Kerem bağış ihsan lütuf sahibi. Dinde üstün mertebelere ulaşan. Keramet sahibi derviş veli.
KEREM: (AR) Asalet, asillik, soyluluk. Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş.
KEREMŞAH: (AR) (bkz. Kerem).
KERİM: (AR) Kerem sahibi, cömert, verimcil. Ulu, büyük. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu.
KERİMHAN: (AR-TR) (bkz. Kerim).
KEŞİF: (AR) Açma, meydana çıkarma.
KEYFER: (FAR) Karşılık. Mükafat veya mücazat.
KEYHÜSREV: (FAR) Adil ve ulu padişah.
KEYKÂVUS: (FAR) Adil, necip.
KEYKUBAD / KEYKUBAT: (FAR) Büyük ve ulu padişah.
KILIÇALP: (TR) Kılıç gibi keskin yiğit.
KILIÇASLAN: (TR) İlk Selçuklu Sultanı Süleyman Şah'ın oğlu. Daha sonra O da Selçuklu hanedanının başına geçti.
KILIÇHAN: (TR) (bkz. Kılıçalp).
KILINÇ: (TR) Çelikten silah. Davranış, yaratılış, huy.
KINAY: (TR) Çok çalışkan, etkin, faal.
KINCAL: (TR) İnce zarif. Aksi.
KINER: (TR) (bkz. Kıncal).
KINIK: (TR) Kaynak, menba. İstek, arzu, gayret. Obur. Oğuzların 24 boyundan biri.
KINIKASLAN: (TR) (bkz. Kınık).
KIRALP: (TR) Kır beyi, taşrada oturan.
KIRAY: (TR) Genç, delikanlı. Ürün vermeyen arazi.
KIRCA: (TR) Dolu. Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karışık yağmur.
KIRDAR: (TR) Ölçülü davranış, soğukkanlılık.
KIRGIZ: (TR) Gezici, gezgin. Kırgızistan'da oturan halk.
KIRTEKİN: (TR) (bkz. Kıralp).
KIVANÇ: (TR) Sevinç, memnuniyet. Övünen, güvenen, iftihar eden.
KIYAS: (AR) Bir şeyi başka şeye benzeterek hüküm verme. Karşılaştırma, örnekseme.
KİÇİHAN: (TR) Küçük hükümdar.
KİRAM: (AR) Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergeliler. Cömertler, eliaçıklar.
KİRMAN: (FAR) Hisar, kale.
KİRMANŞAH: (TR) (bkz. Kirman).
KOCA: (TR) Eş. Ev ve ailenin yaşça en büyüğü. İri, kocaman. Akıllı, tedbirli yiğit.
KOCAALP: (TR) Yaşlı, ulu, yiğit
KOÇAK: (TR) Yürekli, eli açık. Yüce gönüllü. Konuk sever. Yiğit, korkmayan kişi, savaşçı. Açık kestane renginde olan.
KOÇAKALP: (TR) Cömert, kahraman, yiğit.
KOÇAKER: (TR) Cömert, kahraman kimse.
KOÇAŞ: (TR) Kılavuz, rehber. Yağmur bulutu.
KOÇAY: (TR) Koç gibi güçlü.
KOÇER: (TR) Sağlıklı, yürekli er.
KOÇHAN: (TR) (bkz. Koçer).
KOÇUBEY: (TR) Koçu arabasını kullanan kişi. Koçu: Gelin arabası.
KOÇYİĞİT: (TR) Yürekli, cesur, kahraman.
KONGAR: (TR) (bkz. Kongur).
KONGUR: (TR) Sarı ile siyah karışımı bir renk, koyu kumral, kestane rengi.
KONGURALP: (TR) (bkz. Kongur).
KONGURTAY: (TR) (bkz. Konguralp).
KORUR: (TR) Açık sarı, açık kestane renkli. Kimseyi beğenmeyen gururlu, kendini beğenmiş. Süslü, çalımlı, şık.
KONURALP: (TR) Cesur, yiğit, er.
KORAL: (FRA) Batı müziğinde dini şarkı. (TR) Sınır muhafızı.
KORALP: (TR) (bkz. Koral).
KORAY: (TR) İyice kor rengine gelen ay.
KORCAN: (TR) Ateşli, canlı, hareketli.
KORÇAN: (TR) Çağlayan.
KORGAN: (TR) Hisar kale.
KORHAN: (TR) Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.
KORKUT: (TR) Büyük dolu tanesi. Korkusuz, yavuz, heybetli. Cin, şeytan.
KORKUTALP: (TR) (bkz. Korkut).
KORTAN: (TR) Yanan, sıcak ten. Yalçın ve kesik kaya. Pelikan kuşu.
KOTUZ: (TR) Gururlu, kibirli.
KOTUZHAN: (TR) (bkz. Kotuz).
KOYAK: (TR) Vadi, dere. Dağlar ve kayalıklar üzerindeki doğal çukurlar. Dağ yolu üzerindeki otluk. Etkili, dokunaklı.
KOYAŞ: (TR) Güneş.
KOYGUN: (TR) Etkili, hüzünlü, dokunaklı. Akdoğan.
KOYTAK: (TR) Rüzgar almayan çukur yer.
KOYTAN: (TR) Dağ bucağı.
KÖKEN: (TR) Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim neden ya da yer. Kavun, karpuz, kabak gibi bitkilerin toprak üstüne yayılan dalları. Soy, asıl, ata.
KÖKER: (TR) Köklü soydan gelen kimse.
KÖKLEM: (TR) İlkbahar
KÖKSAL: (TR) Yer altında geniş bir alana dağılan kök.
KÖKSAN: (TR) Tanınmış, ünlü ad.
KÖKŞİN: (TR) Gök renginde. Yaşlı, koca.
KÖKTEN: (TR) Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. Soylu.
KÖRNES: (TR) Ayna.
KÖSE: (FAR) Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan.
KUBİLAY: (TR) Cengiz Han'dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.
KUDDUS: (AR) Temiz, pak. Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. Çok aziz, mübarek.
KUDDUSİ: (AR) Kuddus olan Allah'ın nimetine mazhar olan.
KUDRET: (AR) Kuvvet, takat, güç. Allah'ın ezeli gücü. Varlık, zenginlik. Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyler.
KUDRETULLAH: (AR) Allah'ın gücü.
KUDSİ: (AR) Kutsal, muazzez, mukaddes. Allah'a mensup, ilahi.
KUDÜS: (AR) Filistin'in merkezi olan şehir.
KULAN: (TR) Anayurdu Asya olan at ile eşek arası görünüşte yabanıl bir at türü. İki, üç yaşında dişi tay, kısrak. Zafer kazanmış kişi.
KUMAN: (TR) XI. yy ile XIV. yy. arasında Güney Rusya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan bir Türk boyu.
KUMANBAY: (TR) (bkz. Kuman).
KUMUK: (TR) Kılıç. Kuzeydoğu Kafkasya ile Hazar denizinin batı kıyısında yaşayan bir Türk boyu.
KUMUKBAY: (TR) (bkz. Kumuk).
KUNT: (TR) Sağlam ve iri yapılı. Ağır dayanıklı, kalın. Bir tür güvercin.
KUNTAY: (TR) (bkz. Kunt).
KUNTER: (FAR) Sağlam, kuvvetli.
KUNTMAN: (TR) Sağlam ve iri yapılı, sağlıklı kimse.
KURA: (TR) Cesur. Çelik. Toprak içinde bulunan büyük taş.
KURAL: (TR) Davranışlara ya da bir sanata bir bilime yön veren ilkeler. Araç. Silah.
KURAY: (TR) Ay gibi.
KURBAN: (AR) Allah'ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. Bir gaye uğruna feda olma.
KURÇEREN: (TR) Dayanıklı ve yiğit adam.
KURMAN: (TR) Yüksek aşamalı, nitelikli kimse.
KURTARAN: (TR) Kurtulmasını sağlayan.
KURTULUŞ: (TR) Kurtulmak fiili, kurtulma. Tehlike, sıkıntı, zorluk veya esaretten, istiladan kurtulmuş olma hali, halas, necat, reha, selamet.
KUTAL: (TR) Mutlu ol.
KUTALMIŞ: (TR) Mutlu olmuş, kutlu olmuş.
KUTALP: (TR) Kutlu, uğurlu, yiğit.
KUTAM: (AR) Akbabaya benzeyen.
KUTAN: (TR) Dua, yalvarma. Saka kuşu. Saban.
KUTAY: (TR) Mübarek ay.
KUTBAY: (TR) (bkz. Kutalp).
KUTBERK: (TR) (bkz. Kutbay).
KUTCAN: (TR) Kutlu, uğurlu can.
KUTEL: (TR) Uğurlu el.
KUTER: (TR) Mutlu, uğurlu kişi.
KUTERTAN: (TR) (bkz. Kuter).
KUTHAN: (TR) (bkz. Kuter).
KUTKAN: (TR) Saygın, kutlu soydan gelen.
KUTLAN: (TR) Kutlu, mutlu ol.
KUTLAR: (TR) Mutluluklar, uğurlar.
KUTLAY: (TüR) Uğurlu kutlu ay. Kır donlu at.
KUTLU: (TR) Uğurlu, hayırlı. Mübarek. Mesut, bahtiyar.
KUTLUALP: (TR) Uğurlu yiğit
KUTLUAY: (TR) Uğurlu ay.
KUTLUBAY: (TR) (bkz. Kutlu).
KUTLUCAN: (TR) (bkz. Kutlu).
KUTLUĞ: (TR) Uğurlu, mutlu, şanslı, kutlu.
KUTLUĞHAN: (TR) (bkz. Kutluğ).
KUTLUTEKİN: (TR) (bkz. Kutlu).
KUTSAL: (TR) Kudsi, kutlu mübarek, mukaddes.
KUTSALAN: (TR) Uğur getiren, kutlu kimse.
KUTSALMIŞ: (TR) (bkz. Kutsalan).
KUTSAN: (TR) Uğurlu, talihli ol.
KUTSEL: (TR) (bkz. Kutsan).
KUTSOY: (TR) (bkz. Kutsel).
KUTULMUŞ: (TR) Kurtulmuş, aydınlığa kavuşmuş.
KUTUN: (TR) Kutlu, kutsal.
KUTUNALP: (TR) (bkz. Kutun).
KUTUNER: (TR) (bkz. Kutun).
KUTYAN: (TR) Uğurlu kimse.
KUVVET: (AR) Güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. Bir hükümetin askeri gücü.
KUYAŞ: (TR) Güneş. Çok sıcak, güneşin etkili vurması.
KÜLTİGİN: (TR) Göktürk prensi ve komutanı.
KÜLÜK: (TR) Meşhur ünlü. Taşçı, çekici, balyoz.
KÜRBOĞA: (TR) İri, güçlü, sarsılmaz boğa. Kuvvetli iri yapılı boğa.
KÜRHAN: (TR) Yiğit, yürekli han.
KÜRŞAD / KÜRŞAT: (TR) Eski Türklerde yiğit, alp.
KÜRÜMER: (TR) Topluluk, sürü.

L HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
LAÇİN: (TR) Bir cins şahin. Sarp, yalçın. Şiddetli.
LAMİ: (AR) Parlayan, parıldayan parlak.
LATİF: (AR) Yumuşak, hoş, güzel, nazik. Bütün inceliklere vakıf.
LEBİB: (AR) Akıllı, zeki, uyanık, açıkgöz.
LEMA: (AR) Pırıltı.
LEVEND / LEVENT: (İTA) Osmanlı donanmasında vazifeli asker denizci. Yakışıklı, boylu poslu kimse. Atak, gözü pek, hareketli ve çevik.
LOKMAN: (AR) Eski kavimlerde, ahlaki öğütler veren hekim.
LUT: (AR) Hz. İbrahim'in peygamber yeğeni. Kendisine itaat etmeyen ve eşcinsel olarak yaşamayı adet edinmiş olan Sodom ve Gomorrah halkına gelmiştir. Hanımı da helak olanlar arasındadır.
LÜTFİ: (AR) Hoşluk, güzellik, iyi davranış.
LÜTFULLAH: (AR) Allah'ın lütfü. Allah'ın iyi, hoş ve letafet sahibi kıldığı kişi demektir.

L HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
LAÇİN: (TR) Bir cins şahin. Sarp, yalçın. Şiddetli.
LÂHZA: (AR) Bir bakış, bir göz atma. Göz kırpacak kadar zaman an. Bir kez göz kırpma.
LALE: (FAR) Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bitki.
LÂLEFAM: (FR) Lale renginde.
LÂLEGUN: (FAR) Lale renginde.
LÂLEGÜL: (FAR) Türk müziğinde bir makam.
LÂLEVEŞ: (FAR) Lale gibi.
LÂLEZAR: (FAR) Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.
LALİN: (*) Yakut kırmızısı, Şarap kırmızısı.
LÂMİA: (AR) Parlayan, parıldayan parlak.
LÂMİHA: (AR) Parlayan, parıldayan, parlak
LAMİNUR: (AR) Nur saçarak parlayan.
LÂTİFE: (AR) Yumuşak, hoş, güzel, sevimli. Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şaka.
LÂTİME: (AR) Misk, güzel koku.
LÂYİHA: (AR) Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. Tasarı.
LEBİBE: (AR) Akıllı, zeki, fatin.
LEMAN: (AR) Parlama, parıltı.
LEMİDE: (AR) Parlak, parıldayan.
LERZÂN: (FAR) Titrek, titreyen.
LETAFET: (AR) Latiflik, hoşluk. Güzellik. Nezaket. Yumuşaklık.
LEYAL: (AR) Geceler.
LEYÂN: (FAR) Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat.
LEYLÂ: (AR) Çok karanlık gece. Arabi ayların son gecesi. Leyla ile Mecnun hikayesinin kadın kahramanı.
LEYLÂK: (AR) Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.
LİVZA: (AR) Dağ çiçeği, bereket, bolluk ve huzur. HZ. İsa’nın süt annesinin çocuklarından birinin adı
LÜTFİYE: (AR) Hoşluk, güzellik, iyi davranış.

M HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
MACİDE: (AR) Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu.
MAĞFİRET: (AR) Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi.
MAHBUBE: (AR) (Muhabbet olunmuş) Sevilmiş, sevilen.
MAHFER: (FAR) Ay aydınlığı, ay ışığı.
MAHİNEV: (FAR) Yeni ay, ayça, hilal.
MAHİNUR: (FAR) Ayın nuru, ışığı. Ay yüzlü güzel.
MAHİRE: (AR) (Maharetli) Hünerli, elinden iş gelir, becerikli.
MAHİZAR: (FAR) İnleyen ay.
MAHİZER: (FAR) Sarı, altın renginde ay.
MAHMUDE: (AR) Bingör otu, sakmunya.
MAHMURE: (AR) Sarhoşluğun verdiği sersemlik. Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz.
MAHPARE: (FAR) Ay parçası, çok güzel kadın.
MAHPERİ: (FAR.) Ay gibi peri kadar güzel.
MAHPERVER: (FAR) Mehtap.
MAHPEYKER: (FAR) Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu.
MAHSUNE: (AR) Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş.
MAHTER: (FAR) Yeni ay, ayça, hilal.
MAHUR: (FAR) Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam.
MAİDE: (AR) Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. İsa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih).
MAİLE: (AR) . Bir yana eğilmiş, eğik. Hevesli, istekli, yetenekli. Taraflı, içten istekli. Andırır, benzer. Tutkun.
MAKBULE: (AR) Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer.
MAKSUDE: (AR) (Kastolunan) İstenilen şey, istek. Maksat, niyet, murat. Varılmak istenen yer.
MAKSUME: (AR) Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet.
MAKSURE: (AR) Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış.
MAKULE: (AR) Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla yakın.
MALİKE: (AR) Mal sahibi olan kadın. Peri, su perisi.
MANOLYA: (FR) Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaç ve bu ağacın çiçeği.
MANSURE: (AR) Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. Türk müziğinde bir düzen. Bir ney çeşidi.
MANZURE: (AR) Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen.
MARAL: (TR) Dişi geyik, ceylan, karaca.
MARİFET: (AR) Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış olan şey. Bilme, biliş. 3. Hoşa gitmeyen hareket. Vasıta aracı, ikinci el.
MARUFE: (AR) Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü.
MASUME: (AR) Günahsız, suçsuz. Küçük çocuk, temiz, saf.
MASUNE: (AR) Korunmuş, korunan.
MATLUBE: (AR) İstenilen, aranılan, talep edilen şey.
MATUKE: (AR) Azat olunmuş, özgürlüğü bağışlanmış.
MEBŞURE: (AR) Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın.
MECDİDE: (AR) Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar.
MECİDE: (AR) Büyük ulu. Şan ve şeref sahibi.
MEDİHA: (AR) Methetmeye, övmeye sebeb olan şey, övme mevzuu.
MEDİNE: (AR) Şehir. Arabistan'da bir şehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir.
MEFHARET: (AR) İftihar duyma, övünme.
MEFKURE: (AR) Ülkü, ideal.
MEFRUZA: (AR) Farz olunmuş, varsayılmış.
MEFTUNE: (AR) Büyülenmiş. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış.
MEHDİYE: (AR) Kendisine rehberlik edilen.
MEHİR: (FAR) Ay.
MEHLİKA: (FAR) Ay yüzlü güzel.
MEHPARE: (FAR) Ay parçası, çok güzel.
MEHTAP: (FAR) Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. Alay, eğlence, zevklenme.
MEHVEŞ: (FAR) Ay gibi, ay yüzlü, güzel.
MELÂ: (AR) Doluluk. Topluluk. Ova.
MELAHAT: (AR) Güzellik, yüz güzelliği.
MELDÂ: (AR) RGenç, körpe ve nazik.
MELEK: (AR) Allah'ın nurdan yarattığı varlıklar. Halim, selim güzel huylu kimse.
MELEKNAZ: (AR-FAR) (bkz. Melek).
MELEKNUR: (AR) (bkz. Melek).
MELEKPER: (AR-FAR) Melek kanatlı.
MELEKRU: (AR-FAR) Melek yüzlü.
MELEKSİMA: (AR-FAR) Melek yüzlü.
MELİHA: (AR) Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli.
MELİKE: (AR) Kadın hükümdar. Hükümdar karısı.
MELİS: (YUN) Bal, tatlı şey. Sevgi, can. Bal arısı. Çayır, çayırlık. Oğulotu.
MELODİ: (YUN) Nağme, ahenk, ezgi.
MELTEM: (TR) Yazın düzenli olarak karadan denize doğru esen rüzgar.
MEMDUDE: (AR) Uzatılan.
MEMDUHA: (AR) Övülmüş, övülecek.
MEMNUNE: (AR) Minnet altında bulunan. Sevinmiş, sevinçli. Razı hoşnut.
MENEKŞE: (FAR) Menekşegillerden birçok çeşitleri bulunan koyu mor çiçek açan süs bitkisi. Koyu mor renk.
MENSURE: (AR) Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz.
MENŞURE: (AR) (Neşrolunmuş) Dağıtılmış, yayılmış.
MENZURE: (AR) Adanmış, vadedilmiş. Adak olarak belirtilmiş.
MERAL: (TR) Dişi geyik, ceylan, karaca.
MERAM: (AR) Arzu istek. İçten tasarlanan niyet.
MERCAN: (AR) Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı.
MERSA: (AR) Liman.
MERVE: (AR) Mekke'de bir dağın adı.
MERYEM: (İBR) Abid. İbadete düşkün insan. Hz. İsa'nın annesi.
MERZUKA: (AR) Rızıklandırılmış, rızık verilmiş.
MESERRET: (AR) Sevinçler. Şenlik, sevinç.
MESRURE: (AR) Sevinçli, memnun, sevinmiş meramına ermiş.
MESUDE: (AR) Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu.
MEŞHURE: (AR) Ünlü, argın, tanınmış.
MEŞKURE: (AR) Beğenilmiş, övülmüş. Teşekkür edilmeye değer olan.
METHİYE: (AR) Birini övmek maksadıyla yazılmış eser, kaide.
MEVA: (AR) Sığınılacak yer, yurt, mesken.
MEVEDDET: (AR) Sevgi, muhabbet. Dostluk.
MEVHİBE: (AR) Vergi, ihsan, bağış.
MEVLUDE: (AR) Yeni doğmuş çocuk.
MEVSİM: (AR) Yılın dört bö­lümünden biri. Dağlamak suretiyle damga vurmak.
MİHRACE: (Sanskritçe) Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan.
MİHRAN: (AR) Nehir. Pakistan'dan geçen İndus nehrine verilen isim.
MİHRİ: (FAR) Güneş. Sevgi. Eylül ayı.
MİHRİBAN: (FAR) Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu. MİHRİCAN: (FAR) Sonbahar.
MİHRİMAH: (AR) Güneş ile ay.
MİHRİNAZ: (FAR) Naz güneşi. Çok nazlı.
MİHRİNİSA: (FAR) Kadınlığın güneşi, erdemli, nitelikli kadın.
MİHRİNUR: (FAR) Işık saçan, aydınlatan güneş.
MİHRİŞAH: (FAR) Şahların güneşi.
MİHRİYE: (FAR) Güneşe ait, güneşle ilgili.
MİMOZA: (Latince) Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu.
MİNA: (AR) Camın ana maddesi. Liman, iskele. Gökyüzü.
MİNE: (FAR) Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. Dişlerin üzerindeki ince ve parlak tabaka. İnce ve parlak nakış.
MİRAT: (AR) Ayna.
MİRAY: (FAR) Ayın ilk günleri.
MİRCAN: (FAR) Canın içi.
MİRHAN: (FAR) (bkz. Mircan).
MİRNUR: (FAR) (bkz. Mircan).
MISRA: (AR) Şiirin bir satırı.
MUALLA: (AR) Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. Bir yazı stili.
MUAZZEZ: (AR) (Ta'ziz edilmiş) İzzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz olunan, ağırlanan, hürmetle, saygı ile kabul olunan. Kıymetli, değerli, aziz.
MUCİBE: (AR) İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. Sebeb olan, vesile teşkil eden.
MUCİDE: (AR) Yaratıcı. Bir buluş ortaya çıkaran kimse.
MUCİZE: (AR) Hayran bırakan, olağanüstü olay. İnsan aklının alamayacağı.
MUHABBET: (AR) Sevme, sevgi. Dostluk. Dostça konuşma.
MUHİBE: (AR) Seven, sevgi besleyen, dost.
MUHLİSE: (AR) Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan.
MUHSİNE: (AR) İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan.
MUHTEŞEM: (AR) İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli.
MUİNE: (AR) Yardımcı. Çırak.
MUKADDER: (AR) Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan.
MUKADDES: (AR) Takdis edilmiş, mübarek kutsal temiz.
MUKBİLE: (AR) İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mesut.
MUKİME: (AR) İkamet eden, oturan.
MUNİSE: (AR) Alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan.
MURADİYE: (AR) Arzu, istek, dilek. Maksat meram.
MUTEBER: (AR) İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. İnanılır, güvenilir. Yürürlükte olan geçer.
MUTENA: (AR) Özenle dikkatle seçilmiş. Önemli, seçkin. Az bulunur.
MÜMİNE: (AR) İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman.
MÜBAHAT: (AR) Övünme, iftihar etme.
MÜBECCEL: (AR) Yücelmiş, saygı gösterilmiş yüce, ulu.
MÜBERRA: (AR) Temize çıkmış aklanmış, müstesna, azade, arınmış.
MÜCEDDET: (AR) Yeni, henüz kullanılmamış.
MÜCELLA: (AR) Parlatılmış, parlak, cilalı.
MÜCEVHER: (AR) Değerli süs eşyası. Arap alfabesinde noktalı olan harf.
MÜESSER: (AR) Kendisine bir şey tesir etmiş olan.
MÜFİDE: (Ar.) İfade eden, anlatan, manalı. Faydalı.
MÜGE: (FR) İnci çiçeği.
MÜHİBE: (Ar.) Heybetli, korkunç, korkutan. Tehlikeli ve saygı uyandıran.
MÜHRE: (FAR) Bir çeşit yuvarlak şey. Cam boncuk.
MÜJDE: (FAR) Muştu, sevinç haberi, büşra. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş.
MÜJGÂN: (FAR) Kirpikler, kirpik.
MÜKÂFAT: (AR) Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış.
MÜKRİME: (AR) İkramcı, ikram eden, ağırlayan ağırlayıcı, misafirperver.
MÜNEVVER: (AR)(Tenvir edilmiş) Nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.
MÜNİBE: (AR) İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. Güzel yağan, faydalı yağmur. Taze ve verimli bahar.
MÜNİFE: (AR) Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. Yüksek, büyük hükümler.
MÜNİRE: (AR) Nurlandıran, ışık veren, parlak.
MÜREVVA: (AR) Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam.
MÜRŞİDE: (AR) İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz.
MÜRÜVVET: (AR) İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.
MÜSEVVER: (AR) Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.
MÜSLİME: (AR) İslam dininde olan.
MÜŞERREF: (AR) Şereflendirilmiş kendisine şeref verilmiş, şerefli.
MÜVEDDET: (AR) Sevgi, muhabbet, dostluk.
MÜVELLÂ: (AR) Bir davanın veya anlaşmazlığın çözümü, bir işin araştırılması konusuna görevlendirilmiş kişi.
MÜYESSER. (AR) Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan.
MÜZEHHER: (AR) Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış.
MÜZEYYEN: (AR) (Zinetlendirilmiş) Süslenmiş, süslü

M HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
MACİD / MACİT: (AR) Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu.
MAHFİ: (AR) Gizli, saklı.
MAHFUZ: (AR) Korunmuş, gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış.
MAHİR: (AR) Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli.
MAHMUD / MAHMUT: (AR) Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değer.
MAHŞER: (AR) Huy, tabiat.
MAHSUN: (AR) Güçlendirilmiş, güçlü.
MAHSUT: (AR) Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. Biçilmiş ekin.
MAKAL: (AR) Söz, lakırdı. Söyleme, söyleyiş.
MAKBUL: (AR) Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer.
MAKSUD / MAKSUT: (AR) Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksat, niyet, murat. Varılmak istenen yer.
MAKSUM: (AR) Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet.
MAKSUR: (AR) Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış.
MAKUL: (AR) Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla yakın.
MÂLİK: (AR) Sahip, bir şeye sahip olan, bir şeyi olan.
MALKOÇ: (TR) Akıncı ocağı reisi.
MANSUR: (AR) Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. Türk müziğinde bir düzen. Bir ney çeşidi.
MANZUR: (AR) Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen.
MARUF: (AR) Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü.
MASUM: (AR) Suçsuz, kabahatsiz, günahsız, ismet sahibi. Saf, temiz.
MAŞUK: (AR) Sevilen, sevilmiş.
MAZHAR: (AR) Bir şeyin göründüğü çıktığı yer. Nail olma, şereflenme. Bir çeşit tef.
MAZLUM: (AR) Zulüm görmüş. Halim, selim, sakin, sessiz.
MAZMUN: (AR) Borçluluk, kefalet. Ödenmesi gereken şey.
MECİD / MECİT: (AR) Çok ulu, yüce, şan ve şeref sahibi. Allah'ın sıfatlarından.
MECNUN: (AR) Cin tutmuş, cinlenmiş. Delice seven, tutkun. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı.
MEFTUN: (AR) Büyülenmiş. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış.
MEHDİ: (AR) Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. Doğru yolu tutan. Şiilere göre 12 imamın sonu.
MEHİB: (AR) Heybetli, azametli, korkunç . Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir).
MEHMET: (TR) Muhammed isminin türkçesi. (bkz. Muhammed).
MEKİN: (AR) Temekkün eden, oturan yerleşen. Vakarlı, temkinli, vakar, iktidar sahibi.
MELİH: (AR) Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli.
MELİK: (AR) Padişah, hakan, hükümdar. Mal sahibi. Allah'ın isimlerinden.
MEMDUH: (AR) Övülmüş, övülecek.
MENDERES: (YUN) Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı.
MENGÜ: (TR) Ebedi ölümsüz, bengi.
MENGÜALP: (TR) Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yiğit.
MENGÜBAY: (TR) Varlıklı kimse.
MENGÜBERT: (TR) Allah verdi.
MENGÜCEK: (TR) Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar'ı içine alan bölgeyi fethederek XII. yy.'ın ilk yansına kadar elinde tutan Türk sülalesi.
MENGÜÇ: (TR) Yaşlı.
MENGÜER: (TR) (bkz. Mengü).
MENGÜTAY: (TR) (bkz. Mengüer).
MENNAN: (AR) Çok ihsan eden, verici, ihsanı bol.
MENSUR: (AR) Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz.
MERD / MERT: (FAR) Adam, insan. Özü sözü doğru kabadayı, yiğit.
MERDAN: (FAR) Mertler, insanlar, erkekler, yiğitler.
MERİH: (AR) Dünya'dan sonra güneşe en yakın olan gezegen.
MERT: (FAR) Özü, sözü doğru yiğit. Erkek insan.
MERTEL: (FAR-TR) (bkz. Mert).
MERTER: (FAR-TR) (bkz. Mert).
MERTKAL: (FAR-TR) Her zaman doğru kal.
MERTKAN: (FAR-TR) Mert soydan gelen.
MERTOL: (FAR-TR) Her zaman sözünün eri ol.
MERVAN: (AR) Emevi sülalesinin Mervan kolu.
MERZUK: (AR) Rızıklandırılmış, rızık verilmiş.
MESİH: (AR) Üzerine yağ sürülmüş. Mesholunmuş, başka bir şekle girmiş olan. Acaip, tuhaf. Mesih: Hz. İsa'nın elini sürdüğü hastaların derhal iyileşmesi dolayısıyla kendisine isim olarak verilmiştir.
MESUD / MESUT: (AR) Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu.
METE: (TR) Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174).
METEHAN: (TR) (bkz. Mete)
METİN: (AR) Metanetli, sağlam, dayanıklı. Özü, sözü doğru, sebatkar, itimat edilir.
METİNER: (TR) (bkz. Metin)
MEVLUD / MEVLİT: (AR) Yeni doğmuş çocuk. Doğulan zaman. Hz. Muhammed'in doğumunu anlatan manzum eser.
MİDHAT / MİTHAT: (AR) Övme.
MİKAİL: (AR) Dört büyük melekten rızıkların dağıtımıyla görevli olan melek.
MİRAT: (AR) Ayna.
MİRAÇ: (AR) Merdiven. Göğe çıkan. Hz. Muhammed'in göğe çıktığı gece.
MİRAN: (FAR) Beyler.
MİRKELAM: (FAR) Güzel, nazik konuşan kimse.
MİRZA: (FAR) Emiroğlu beyi, hükümdar soyundan gelen. Doğu Türk devletlerinde asalet unvanı.
MİZAN: (AR) Terazi. Sağlama.
MUAMMER: (AR) Ömür süren, yaşayan, yaşamış.
MUCİB / MUCİP: (AR) İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. Sebeb olan, vesile teşkil eden.
MUHAMMED / MUHAMMET: (AR) Tekrar tekrar övülmüş. Birçok güzel huylara sahip. Hz. Peygamber 'in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur.
MUHARREM: (AR) Tahrim olunmuş, haram kılınmış. Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10. gününde aşure pişirilir.
MUHİB / MUHİP: (AR) Seven, sevgi besleyen, dost.
MUHİDDİN / MUHİTTİN: (AR) Dini saran, çevreleyen.
MUHLİS: (AR) Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan. MUHSİN: (AR) İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan.
MUHTAR: (AR) İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, dilediğini yapan. Köy veya mahalle işlerine bakmak üzere halkın seçtiği kimse.
MUHTEŞEM: (AR) İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli.
MUHYİ: (AR) İhya eden, dirilten, canlandıran, hayat veren.
MUİD: (AR) Öğretmen yardımcısı. Asistan.
MUİN: (AR) Yardımcı. Çırak.
MUİZ: (AR) Ağırlayıcı, izzet ve ikram edici.
MUKADDER: (AR) Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan.
MUKADDES: (AR) Takdis edilmiş, mübarek kutsal temiz.
MUKBİL: (AR) İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mes'ud.
MUKİM: (AR) İkamet eden, oturan.
MUKMİR: (AR) Ay ışıklı, mehtaplı.
MUNGAR: (TR) Eli açık, cömert.
MUNİS: (AR) Ünsiyetli alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan.
MURAD / MURAT: (AR) Arzu, istek, dilek. Maksat meram.
MURATHAN: (AR) (bkz. Murat).
MURTAZA: (AR) İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide.
MUSA: (AR) Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah'ın lütfuna mazhar olarak, kavmine "on emir" adı altında Allah'ın şeriatını bildiren peygamber. Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.
MUSTAFA: (AR) Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. Hz. Peygamberin isimlerinden.
MUTA: (AR) İtaat olunan, boyun eğilen, başkalarının kendisine itaat ettikleri. Hz. Peygamberin isimlerinden.
MUTİ: (AR) İtaat eden, baş eğen, veren. Tabi, bağlı. Rahat ve uslu.
MUTLAY: (TR) Mutlu, sevinçli ay.
MUTLU: (TR) Talihli, uğurlu. Bahtiyar.
MUTLUALP: (TR) (bkz. Mutlu).
MUTLUGÜN: (TR) (bkz. Mutlu).
MUTLUHAN: (TR) (bkz. Mutlay).
MUTLUTEKİN: (TR) (bkz. Mutlay).
MUTTALİB: (AR) Talepte bulunan, isteyen.
MUTLUER: (TR) (bkz. Mutlu).
MUVAFFAK: (AR) Başaran beceren.
MUVAHHİD / MUVAHHİT: (AR) Allah'ın birliğine inanan. Allah'tan başka hiçbir ilah ve kanun koyucu tanımayan, yalnız Allah'tan gelen emirleri kabul eden.
MUVAKKAR: (AR) Tevkir edilmiş, ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan. Vakarlı, ağırbaşlı. MUZAFFER: (AR) Zafer, üstünlük kazanmış, üstün.
MUZİ: (AR) Işık veren parlayan parlak.
MÜMİN: (AR) İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman.
MÜBAREK: (AR) Bereketli, feyizli. Uğurlu, hayırlı, kutlu, mutlu. Beğenilen, sevilen, kızılan şaşılan kimse. Bir şey hakkında sözleşme.
MÜCAB / MÜCAP: (AR) Duası kabul edilen.
MÜCAHİD / MÜCAHİT: (AR) Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. Savaşan, uğraşan, savaşçı. Gayret eden, çok çalışan. Tasavvufta nefsine karşı gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erişen kimse, derviş.
MÜFİD / MÜFİT: (AR) İfade eden, anlatan, manalı. Faydalı.
MÜHİB / MÜHİP: (AR) Heybetli, korkunç, korkutan. Tehlikeli ve saygı uyandıran.
MÜJDAT: (FAR) Müjdeler, sevinçli haberler.
MÜKERREM: (AR) Muhterem, aziz sayın, saygıdeğer, sayılan, onurlandıran, hürmet ve tazime erişmiş.
MÜKREM: (AR) Kerem ve şeref ile nitelenmiş olan.
MÜKREMİN: (AR) İkram olunmuş, ağırlanmış.
MÜKRİM: (AR) İkramcı, ikram eden, ağırlayan-ağırlayıcı, misafirperver.
MÜLAYİM: (AR) Uygun, muvafık. Yumuşak huylu, yavaş kimse. Pekliği olmayan.
MÜLHİM: (AR) İlham veren, içe doğduran, esinlendiren
MÜMTAZ: (AR) İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin.
MÜNİB / MÜNİP: (AR) İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. Güzel yağan, faydalı yağmur. Taze ve verimli bahar.
MÜNİF: (AR) Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. Yüksek, büyük hükümler.
MÜNİM: (AR) Nimet veren, yedirip içiren.
MÜNİR: (AR) Nurlandıran, ışık veren, parlak, ziyalar.
MÜREN: (TR) Akarsu, dere, ırmak.
MÜREVVA: (AR) Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam.
MÜRİD / MÜRİT: (AR) İdare eden, emreden buyuran. Bir şeyhe bağlı olan kimse.
MÜRSEL: (AR) Gönderilmiş yollanılmış. Şeriat sahibi peygamberler. Salıverilmiş suç. Bir yazı sitili. Hz. Peygamberin isimlerinden.
MÜRŞİD / MÜRŞİT: (AR) İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. Tarikat şeyhi.
MÜSLİM: (AR) İslam dininde olan.
MÜSTAKİM: (AR) Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu.
MÜSTECAB / MÜSTECAP: (AR) İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz. Mücab).
MÜŞFİK: (AR) Şefkatli, merhametli, acıyan, seven.
MÜŞİR: (AR) Haber veren, bildiren. Emir ve işaret eden. Mareşal.
MÜŞTAK: (AR) İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan.
N HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
NABİ: (AR) Haberci, haber veren. Yüksek, yüce.
NACİ: (AR) Necat bulan, kurtulan, selamete kavuşan. Cennetlik.
NACİL: (AR) Soyu sopu temiz olan kimse.
NADİM: (AR) Pişmanlık duyan, pişman. Tevbe eden.
NADİR: (AR) Seyrek, az, ender bulunur.
NADİ: (AR) Nida eden, haykıran, çağıran. Toplantı, meclis, (bkz. Nida).
NAFERİZ: (FAR) Göbek düşüren. Koku saçan.
NAFİ: (AR) Yararlı, kârlı.
NAFİH: (AR) Üfleyen, üfleyici.
NAFİZ: (AR) Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. Tesir eden, sözü geçen.
NAHİD / NAHİT: (FAR) Venüs (zühre) gezegeni. (AR) Yeni yetişen kız.
NAİB / NAİP: (AR) Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, hakim. Nöbet bekleyen, nöbetle gelen.
NAİM: (AR) Bollukta yaşayış. Cennetin bir kısmı.
NAKİB / NAKİP: (Ar.) Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili.
NAMAL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan.
NAMDAR: (FAR) Namlı, ünlü.
NAMİ: (FAR) Namlı, şöhretli ünlü.
NAMIK: (AR) Yazıcı, katip, yazar
NASIH: (AR) Nasihat eden, öğüt veren.
NASIR: (AR) Yardımcı, yardım eden.
NASİB / NASİP: (AR) Pay hisse. Birinin elde ettiği şey. Allah'ın kısmet ettiği şey.
NASR: (AR) Yardım. Üstünlük (zafer).
NASRUDDİN: (AR) Dine yardımı dokunan. Dilimizde "Nasreddin" şeklinde kullanılır. NASRULLAH: (AR) Allah'ın nusreti, yardımı.
NASUH: (AR) Nasihatçı, öğütçü. Halis, temiz.
NASUHİ: (AR) Bozulmaz şekilde tövbe edici.
NAŞİD / NAŞİT: (AR) Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.
NAŞİR: (AR) (Neşreden) Dağıtan, yayan, yayınlayan.
NATIK / NATUK: (AR) Söyleyen konuşan. Düşünen. Bildiren, bildirici.
NAYMAN: (MOG) Sekiz. Batı Moğolistan'da yaşayan sekiz kabileden oluşan Türk topluluğu.
NAZIM: (AR) (Tanzim eden) Düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey.
NAZIR: (AR) Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. Vekil bakan. Bir yüzü bir tarafa yönelik olan.
NAZİF: (AR) Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli.
NAZİL: (AR) Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.
NAZİR: (AR) Taze. Altın. Benzer eş.
NAZMİ: (AR) Dizme, sıraya koyma. Sıra, tertip. Vezinli, kafiyeli söz.
NEBA: (AR) Haber.
NEBAHADDİN / NEBAHATTİN: (AR) Dinin şanı ve şerefi.
NEBİ: (AR) Haberci. Peygamber.
NEBİH: (AR) Namlı, şerefli.
NEBİL: (AR) Yüksek meziyet ve onur sahibi. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli.
NECABET: (AR) Soyluluk, soy temizliği.
NECAETTİN: (AR) Dine girip hidayete eren, kurtulan.
NECAH: (AR) İsteğine ulaşma. Kurtulma. İhtiyaçlarını temin edebilmek.
NECAT: (AR) Kurtulma, kurtuluş. Selamet.
NECATİ: (AR) Kurtulmaya mensup, kurtuluşla ilgili.
NECCAR: (ARR) Dülger. Marangoz.
NECDET: (AR) Kahramanllık yiğitlik, efelik. Korkusuz olmak.
NECİB / NECİP: (AR) Soyu sopu temiz pak olan kimse. Asilzade, kıymetli, üstün.Güzel ahlak sahibi.
NECİD: (AR) Yüksek yayla. Arabistan'ın sahil ovasına ve çukur sahaya zıt olan yüksek kısım.
NECİL: (AR) Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl.
NECİY: (AR) Sırdaş.
NECİYULLAH: (AR) Allah'ın kurtuluş verdiği kişi.
NECMİ: (AR) Yıldızla ilgili.( Necmüddin: Dinin yıldızı. Dilimizde "Necmettin" şeklinde kullanılmaktadır.)
NEDA: (AR) Çiğ, nem rutubet.
NEDİM: (AR) Meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı. Büyükleri fıkra ve hikayeleri ile eğlendiren. Güzel hikayeler anlatan, tatlı konuşan.
NEDRET: (AR)Azlık, seyreklik, az bulunurluk.
NEDVE: (AR) Görüşme konuşma.
NEFER: (AR) Bir adam, tek kişi. Er, asker.
NEFİ: (AR) Çıkar ile ilgili faydacı, menfaat, kâr.
NEHİB / NEHİP: (AR) Dehşet, korku. Yağmacı, çapulcu.
NEHRİ: (AR) Nehirle ilgili, nehire ait.
NEJAD / NEJAT: (FAR) Soy, nesil.
NERHAN: (FAR-TR) Yiğit Han, Yiğit Sultan.
NERİM: (FAR) Pehlivan, yiğit, bahadır.
NERMİ: (FAR) Yumuşak, gevşeklik.
NESEFİ: (AR) Yapı ustası.
NESİB / NESİP: (AR) Soylu, soyu temiz baba.
NESİF: (AR) İki kişi arasında olan sır.
NESİL: (AR) Aynı çağda, aynı yaşta bulunan kimselerin tümü, kuşak.
NESİM: (AR) Hafif rüzgar. Hoş, mülayim insan.
NEŞAT: (AR) Sevinç, neşe, şenlik, keyif. İran şairlerinden birisinin adı.
NEŞET: (AR) Meydana gelme, gelişme. Kaynak olma, bir mecradan çıkış.
NEŞİD / NEŞİT: (AR) Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra.
NEVAL: (AR) Talih, kısmet. Bahşiş, bağış.
NEVAZ: (FAR) Okşayan, okşayıcı.
NEVCİ: (FAR) Makam, ahenk ve nasip ile ilgili.
NEVCİVAN: (FAR) Genç, delikanlı.
NEVFEL: (AR) Deniz. (bkz. Derya).
NEVHİZ: (FAR) Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış.
NEVİT: (FAR) İyi, sevinçli haber, müjde.
NEVRED: (FAR) Gezen, dolaşan, yol alan.
NEVREDDİN: (AR) Dinin ışığı, aydınlığı.
NEVRES: (FAR) Yeni yetişen, yeni biten.
NEVSAL: (FAR) Yeni yıl.
NEVZAD / NEVZAT: (FAR) Yeni doğmuş. Yeni doğan.
NEVZAR: (FAR) Yeni ağlayış, ağlaması güzel olan.
NEYYİR: (AR) Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş.
NEYZEN: (FAR) Ney çalan kimse.
NEZİH: (AR) Temiz, pak.
NEZİHİ: (AR) Temizlik, saflık, incelikle ilgili.
NEZİR: (AR) Birini doğru yola yöneltmek için gözdağı vererek korkutmak. Adak, dilek, tahsis. Kendisini Allah yoluna adayan kişi.
NEZZAM: (AR) (Nizam veren) Düzenleyen.
NİHAD / NİHAT: (FAR) Tabiat huy, yaratılış, kişilik, bünye.
NİJAD / NİJAT: (FAR) Soy, nesil, neseb. Tabiat, cibilliyet, (bkz. Nejad).
NİKAN: (FAR) İyiler, hoşlar.
NİYAZ: (FAR) Yalvarma, yakarma. Dua. Bazı tarikatlarda küçüğün büyüğe karşı olan selam, saygı ve duası. İhtiyaç, muhtaçlık.
NİYAZİ: (FAR) (bkz. Niyaz). Yalvarıcı, niyaz edici. Sevgili.
NİZAM: (AR) Dizi, sıra. Düzen, usul, tertip, yol, kaide. Kanunlar.
NİZAMİ: (AR) Kurallara uygun, düzenli. Kanun ve nizama ait, onunla ilgili.
NUH: (AR) Nuh peygamber. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen 25 peygamberden biri. Zamanında Nuh tufanı olmuştur.
NUMAN: (AR) Kan.Gelincik.
NURALP: (AR-TR) Nurlu, yiğit.
NURATAY: (AR-TR) (bkz. Nuralp).
NURBAKİ: (AR) Sürekli aydınlık olan, nurlu sabah.
NURBAY: (AR-TR) Nurlu, aydınlık kimse.
NURDAĞ: (AR-TR) Nurdağı, Nurdan dağ.
NUREDDİN: (AR) Dinin nuru, ışığı.
NURER: (AR-TR) Nurlu insan.
NURERSİN: (AR-TR) (bkz. Nurer).
NURİ: (AR) Nura ait, nurla ilgili.
NURKAN: (AR-TR) Temiz, berrak soydan gelen.
NURKUT: (AR-TR) (bkz. Nurkan).
NURSAL: (AR-TR) Işık saç, aydınlat.
NURTAÇ: (AR-TR) Nurdan taç.
NURTAN: (AR-TR) Işıklı tan.
NURTEKİN: (AR-TR) Aydın ve güvenilir, emin.
NURULLAH: (AR) Allah'ın nuru.
NURZAT: (TR) Nurlu, aydınlık kişi.
NUSRET: (AR) Yardım. Allah'ın yardımı. Zafer, muzafferiyet. Başarı, üstünlük.
NUSRETTİN: (AR) Dinin yardım ettiği. Dinin başarılı temsilcisi.
NUŞAT: (FAR) İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.
NUŞİN: (FAR) Tatlı, hoş, güzel.
NUTKİ: (AR) Söz, lakırdı, konuşma. Nutuk, söylev, söyleyen.
NUYAN: (FAR) Şehzade, prens.
NÜVİD / NÜVİT: (FAR) Müjde, muştu. Hayırlı haber.
NÜZHET: (AR) Neşe, eğlence, eğlence yerlerini seyredip gezme. Sevinç, ferahlık

N HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
NABİA: (AR) Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan.
NABİYE: (AR) Ulu, şerefli kimse. Sonradan şair olan kimse. Haberci, haber veren.
NACİYE: (AR) (Necat bulan) Kurtulan, selamete kavuşan. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik.
NADAN: (FAR) Kaba, dobra.
NADİDE: (FAR) Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli.
NADİME: (AR) Pişmanlık duyan, pişman. Tövbe eden.
NÂDİRE: (AR) Seyrek, az, ender bulunur.
NADİYE: (AR) (Nida eden) Haykıran, çağıran. Toplantı, meclis.
NAFIA (Ar.) Bayındırlık, bir yeri güzelleştirmek için yapılan çalışmaların tümü.
NAFİA (Ar.) Yararlı, faydalı.
NAFİLE: (AR) Mal, ganimet, ihsan bağış.
NAFİZE: (AR) Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. Tesir eden, sözü geçen. NAGEHAN: (FAR) Ansızın, birdenbire.
NAĞME: (AR) Ahenk güzel ses.
NAHİDE: (FAR) Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça'da) Yeni yetişen kız.
NAHİRE: (AR) Ayın ilk günü ya da son gecesi.
NAİBE: (AR) Vekil, birinin yerine geçen.
NAİLE: (AR) Muradına eren, ermiş, ele geçiren.
NAİME: (AR) Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın.
NAİRE: (AR) Ateş, alev, sıcaklık.
NAKİBE: (AR) İnsan ruhu. Akıl.
NAKŞİDİL: (AR) Gönül resmi, gönül süsü.
NALAN: (FAR) İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden.
NALE: (FAR) İnleme, inilti.
NALEZEN: (FAR) İnleyen, inildeyen.
NAME: (FAR) Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi.
NAMİYE: (AR) Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme.
NARDAN: (FAR) Nar taneleri. Gözyaşı damlaları.
NARDANE: (FAR) Nar tanesi.
NARDİN: (FAR) Bir çeşit sümbül.
NARGÜL: (FAR) Ateş renginde, kırmızı gül.
NARİN: (FAR) İnce, zarif yapılı, nazik. Zayıf çelimsiz.
NARİYE: (AR) Ateşle ilgili, cin peri.
NASIHA: (AR) Nasihat eden, öğüt veren.
NASİBE: (AR) Dikili taş. Yollara nişan için dikilen taş.
NAŞİDE: (AR) Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.
NAZ: (FAR) Kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve, işve. Bir şeyi beğenmiyormuş gibi gözükme. Şımarıklık.
NAZAN: (FAR) Nazlı.
NAZENDE: (FAR) Naz edici, nazlı, hoş edalı.
NAZENİN: (FAR) Cilveli, oynak. Çok nazlı yetiştirilmiş, şımarık. Narin ince yapılı.
NAZIDİL: (FAR) Gönül nazı, gönül cilvesi.
NAZIME: (AR) Tanzim eden, düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey.
NAZİFE: (AR) Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli.
NAZİK: (FAR) İnce, narin. Terbiyeli, saygılı. Güzel zarif.
NAZİLE: (AR) Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.
NAZİRE: (AR) Örnek karşılık. Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali.
NAZLAN: (TR) Kendini beğendir, nazlı ol.
NAZLI: (TR) Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili.
NAZLIGÜL: (TR) Nazlı-Gül
NAZLIHAN: (TR) Nazlı- Han
NAZMİYE: (AR) Dizme, tertib etme, sıraya koyma. Sıra, tertip. Vezinli, kafiyeli söz.
NEBA: (AR) Haber.
NEBAHAT: (AR) Şan, şeref, onur. Şan, şeref sahibi.
NEBALET: (AR) . Zekilik. Büyüklük, ululuk. Cömertlik.
NEBİHE: (AR) Namlı, şerefli.
NEBİLE: (AR) Yüksek meziyet ve onur sahibi. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli.
NECEF: (AR) Yüksek, sırt tepe, tümsek.
NECİBE: (AR) Soyu sopu temiz pak olan kimse. Asilzade, kıymetli, üstün. Güzel ahlak sahibi.
NECİLE: (AR) Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl.
NECLA: (AR) Çocuk, evlat. Kuşak, soy, nesil.
NECMİYE: (AR) Yıldızla ilgili.
NECVE: (AR) Tümsek ve yüksek yer.
NEDA: (AR) Çiğ, nem rutubet, (bkz. Şebnem).
NEDİME: (AR) Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanımlarının yardımcıları.
NEDRET: (AR) Azlık, seyreklik, az bulunurluk.
NEFASET: (AR) Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik.
NEFİS: (AR) Çok hoş, hoşa giden, beğenilen.
NEFİSE: (AR) Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen.
NERGİS:(FAR) Nergisgillerden çiçekleri ayrı veya bir köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan ve beyaz san nevilesi de olan bir süs çiçeği.
NERHAN: (FAR-TR) Yiğit Han, Yiğit Sultan.
NERİM: (FAR) Pehlivan, yiğit, bahadır.
NERİMAN: (FAR) Yiğit, güçlü kuvvetli.
NERMİN: (FAR) Yumuşak.
NESİBE: (AR) Soylu, soyu temiz baba.
NESİL: (AR) Aynı çağda yaşayan, hemen hemen aynı yaşta olanların tümü, kuşak.
NESİME: (AR) Hafif rüzgar. Hoş, mülayim insan.
NESLİ: (AR) Nesle ait, soya ait.
NESLİN: (AR) Senin soyun, senin neslin.
NESLİGÜL: (AR-FAR) Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen.
NESLİHAN: (AR-FAR) Han nesline ait, hanın soyundan.
NESLİŞAH: (AR-FAR) Şah soyundan gelen.
NESRİN: (FAR) Yaban gülü Ağustos gülü.
NEŞE: (AR) Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif.
NEŞECAN: (AR-TR) Canın neşesi, mutluluğu.
NEŞEGÜL: (AR-FAR) (bkz. Neşe).
NEŞENUR: (AR) Işık saçan neşe, sevinç. (bkz. Neşe).
NEŞEVER: (AR-TR) Çok neşeli.
NEŞİDE: (AR) Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra. NEŞVE: (AR) Sevinç.
NEVA: (FAR) Ses, şada, makam, ahenk, name. Refah, zenginlik. Güç, kudret. Doğu müziğinde bir makam.
NEVAL: (AR) Talih, kısmet. Bahşiş, bağış.
NEVBAHAR: (FAR) İlkbahar. Yeni bahar.
NEVBAHT: (FAR-AR) Yeni şansı açılmış, şansı açık.
NEVBAR: (FAR) Genç kız. Turfanda çıkan meyve ve çiçek.
NEVBARE: (FAR) Turfanda yemiş. Taze yeşillik.
NEVEDA: (FAR) Yeni tavır, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birleşik isim. NEVESER: (FAR) Türk müziğinde birleşik bir makam.
NEVGÜL: (FAR) Yeni açılmış gül.
NEVHAYAT: (FAR-AR) Yeni hayat, yeni yaşam.
NEVİDE: (AR) İyi, sevinçli haber.
NEVİN: (FAR) Yepyeni, yeni şey, yeni olan.
NEVİNUR: (FAR) Renk ışık.
NEVİR: (AR) Parlaklık. Ağaç çiçeği.
NEVNİHAL: (FAR) Taze fidan, ağacın taze sürgünü.
NEVRA: (AR) Işıklı olma, parlaklık. Çiçek, özellikle beyaz çiçek.
NEVRED: (FAR) Gezen, dolaşan, yol alan.
NEVRES: (FAR) Yeni yetişen, yeni biten.
NEVRESTE: (FAR) (bkz. Nevres).
NEVRİYE: (AR) Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili.
NEVSALE: (FAR) Genç, taze, küçük.
NEVZENİN: (FAR) Yeni tarz yeni yöntem.
NEYYİRE: (AR) Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş.
NEZAFET: (AR) Temizlik, paklık.
NEZAHAT: (AR) Temizlik, paklık. İncelik, rikkat.
NEZAKET: (FAR) Naziklik. Zariflik, incelik. Terbiye. Ehemmiyet.
NEZİHE: (AR) Temiz, pak.
NEZİRE: (AR) Birini doğru yola yöneltmek için Allah'ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. Adak, dilek, tahsis. Kendisini Allah yoluna adayan kişi.
NİDA: (AR) Çağırma, bağırma, seslenme. Ses verme.
NİGAH: (FAR) Bakış, bakma. Göz.
NİGAR: (FAR) Resim. Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. Sevgili.Türk musikisinde bir makam.
NİHAL: (FAR) Sevgili. Taze, düzgün fidan, sürgün.
NİHAN: (FAR) Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen.
NİHAYET: (AR) Son. Sonunda.
NİL: (AR) Çivit otu. Mısır'dan geçen Akdeniz'e dökülen meşhur nehir.
NİLAY: (AR) İki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Fırat ve Dicle nehirleri.
NİLGÜN: (FAR) Çividî, çivit renginde, lacivert.
NİLHAN: (AR) Nil havzası hanlarından.
NİLSU: (TR) (bkz. Nil).
NİLÜFER: (FAR) Çiçek adı.
NİMET: (AR) İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş. Azık, yiyeceğe, içeceğe dair şeyler. Saadet, mutluluk.
NİMRE: (AR) Dişi kaplan.
NİSA: (AR) Kadınlar.
NİSAN: (SÜRYANİCE) Bolluk, bereket, cömertlik. İlkbaharın 4. ayı. Sur.
NUR: (AR) Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran.
NURAL: (AR-TR) Nur, ışık al, ışıklı ol.
NURALEM: (AR) Evrenin nuru, alemi aydınlatan.
NURAN: (FAR) Işıklı. Nurlu, nura ait.
NURAY: (AR-TR) Işık saçan ay. Ayın en çok ışık saçtığı dönem.
NURBANU: (AR-FAR) Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. Nur ve banu'dan birleşik isim.
NURBAY: (AR-TR) Nurlu, aydınlık kimse.
NURCAN: (AR-TR) Canlı, neşeli, hayat dolu.
NURCİHAN: (AR-FAR) Cihan'ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan.
NURÇİN: (AR-FAR) Nur toplayan, ışık derleyen,
NURDAN: (AR-TR) Nur'a ait, nurdan yapılmış.
NURDANAY: (AR-TR) (bkz. Nurdan).
NURDİL: (AR-FAR) Nurlu, ışıklı gönül.
NURDOĞAN: (AR-TR) Nurlu insan.
NUREFŞAN: (AR-FAR) Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan.Nur ve efşan kelimelerinden birleşik isim.
NUREL: (AR-TR) Nurlu el.
NURFER: (AR-FAR) Işık ve aydınlık.
NURFİDAN: (AR-FAR) Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım.
NURGÖK: (AR-TR) Nurlu, aydınlık gökyüzü.
NURGÜL: (FAR) Gülün en parlak olanı.
NURGÜN: (AR-TR) Nurlu gün, ışıklı gün. Günün ve bütün hayatın nurlu parlak olması.
NURHAN: (AR-TR) Nur'un yöneticisi, hakimi.
NURHİLAL: (AR) (bkz. Nuray).
NURİYE: (AR) Nura ait, nurla ilgili.
NURİNİSA: (AR) Nurlu kadın.
NURIŞIK: (AR-TR) Bol ışık, aydınlık.
NURMAH: (FAR) Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu.
NURMELEK: (AR) (bkz. Melek).
NURNİGAR: (AR-FAR) Işıklı, aydınlık, sevgili.
NURPERİ: (AR-FAR) Işıklı, peri kadar güzel.
NURSABAH: (AR) Aydınlık sabah.
NURSAÇ: (AR-TR) Işık saç, aydınlat.
NURSELİ: (AR-TR) (bkz. Nursel).
NURSEMA: (AR) Işıklı, aydınlık gökyüzü.
NURSEN: (AR-TR) Nurlu, ışıklı, kişi, insan.
NURSENİN: (AR-TR) (bkz. Nursen).
NURSER: (AR-FAR) Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan.
NURSEREN: (AR) (bkz. Nurser).
NURSEV: (AR-TR) Işığı sev.
NURSEVİL: (AR-TR) (bkz. Nursev).
NURSİM: (FAR) Aydınlık ve gümüş gibi parlak.
NURSİMA: (FAR) Işıklı, aydınlık yüz.
NURSİNE: (FAR) Işıklı, aydınlık yürek.
NURSU: (AR-TR) Nurlu su.
NURSUN: (AR-TR) (bkz. Nurser).
NURŞAH: (FAR) Parlak hükümdar.
NURŞEN: (FAR) Çok çok ışıklı, neşeli insan.
NURTANE: (AR-TR) Nurlu, biricik insan.
NURTEK: (AR-TR) (bkz. Nurtane).
NURTEN: (AR-TR) Beyaz, parlak, ten.
NURVEREN: (AR-TR) (bkz. Nursun).
NURZER: (AR) Altın gibi parlak ışık, altın ışık.
NUSRET: (AR) Yardım. Allah'ın yardımı. Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük.
NÜKHET: (AR) Nükteler, herkesin anlayamayacağı ince, zarif, manalı sözler. Koku.
NÜVE: (AR) Çekirdek.
NÜVİDE: (FAR) Müjde, muştu. Hayırlı haber.
NÜZHET: (AR) Neşe, eğlence, eğlence yerlerini seyredip gezme. Sevinç, ferahlık.

O HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
OKŞAN: (TR) Daima övülen, beğenilen insan ol.
OLCA: (TR) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet.
OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal.
OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse.
OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay.
OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç.
ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.
ONGU: (TR) Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. Bayındırlık, gelişmişlik.
ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayındır. Kutlu, uğurlu, beğenilen. Kurtulmuş, onmuş. Gelişmiş, gürbüz.
ONUL: (TR) İyileş, iyi ol, sağlıklı ol.
ORAY: (TR) Ateş gibi kızıl renkte ay. Şehirli, şehirde yaşayan.
ORGÜL: (TR) Ateş gibi kırmızı renkte gül.
ORKİDE: (FR) Çiçeklerinin güzelliği nedeniyle seralarda yetiştirilen değerli bir süs bitkisi.
OSKAY: (TR) Neşeli, mutlu.
OTAC: (TR) Hekim, doktor.
OTAY: (TR) Ateş renginde ay.
OYA: (TR) Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel. İnce, güzel, nazik.
OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk.

O HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
OBA: (TR) Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. Genellikle bölmeli göçebe cadın. Yabancı. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. Ova.
OBUZ: (TR) Su kaynağı. Akarsulardan oluşan küçük derecik. İki derenin birleştiği dar yer. Karların erimesiyle oluşan ufak dere.
ODHAN: (TR) Atak, hareketli ve canlı lider. Ateş gibi han.
ODKAN: (TR) Canlı, coşkulu kimse. Ateş kanlı. Atak. Delidolu
ODMAN: (TR) Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.
OFLAS: (TR) (bkz. Oflaz).
OFLAZ: (TR) İyi, güzel, eksiksiz, tam. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. Becerikli.Eflatun rengi.İşe yarar uygun. Cesur kabadayı.
OFLAZER: (TR) Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.
OGAN: (TR) (bkz. Okan).
OGANER: (TR) Oğan er.
OGÜN: (TR) Anımsanan belirli bir günde doğan.
OĞANER: (TR) Oğan er.
OĞANSOY: (TR) Oğan soy.
OĞUÇ: (TR) Oymak. Hısım, akraba.Bereket.
OĞUR: (TR) Uğur. Samimi, içten dost. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum.
OĞURALP: (TR) Samimi, içten yiğit.
OĞURATA: (TR) Uğurlu ata.
OĞUŞ: (TR) Erkek çocuk.
OĞUZ: (TR) Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. Genç, sağlam, güçlü. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.
OĞUZALP: (TR) Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.
OĞUZATA: (TR) Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. Oğuz kahramanı.
OĞUZBALA: (TR) Oğuz çocuğu. Yiğit gürbüz çocuk.
OĞUZBAY: (TR) Oğuz bay.
OĞUZCAN: (TR) Oğuz can.
OĞUZER: (TR) Oğuz er.
OĞUZHAN: (TR) Yiğit han, hakan. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.
OĞUZKAN: (TR) Damarlarında Oğuz kanı taşıyan.
OĞUZMAN: (TR) Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse.
OĞUZTAN: (TR) Görkemli, aydınlık.
OĞUZTÜZÜN: (TR) Sağlam, yiğit. Yumuşak huylu, sakin.
OKAN: (TR) Anlayışlı. Anlama, öğrenme.
OKANALP: (TR) Anlayışlı yiğit.Tanrısal gücü olan yiğit.
OKANAY: (TR) Okan ay.
OKANDAN: (TR) Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği.
OKANER: (TR) (bkz. Okanalp).
OKATAN: (TR.) Ok atan.
OKATAY: (TR) Ok atay.
OKAY: (TR) Baht, talih, şans. Bahtlı, talihli. Beğenme. Satürn gezegeni.
OKBAŞ: (TR) Ok baş.
OKBOĞA: (TR) Hızlı ve boğa gibi güçlü.
OKBUDUN: (TR) Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.
OKCAN: (TR) Canlı, hareketli canı tez.
OKÇUN: (TR) Uzak, öte, uzakta bulunan.
OKDAĞ: (TR) Ok dağ.
OKDEMİR: (TR) Demir gibi sağlam ve atak. Demirden yapılmış ok.
OKER: (TR) Hızlı, canlı, hareketli kimse.
OKERGÜN: (TR) Ok ergin.
OKGÜÇ: (TR) Ok gibi güçlü ve hızlı.
OKHAN: (TR) Hızlı, atak ve güçlü lider, han.
OKKAN: (TR) Ok kan.
OKMAN: (TR) Ok gibi hızlı, güçlü kimse. Okçu.
OKSAL: (TR) Ok sal.
OKSALMIŞ: (TR) Ok atmakla meşhur.
OKSAR: (TR) Ok atışına hazırlan.
OKSAY: (TR) Ok ve Say'dan birleşik isim.
OKSEV: (TR) Ok ve Sev'den birleşik isim.
OKSEVEN: (TR) Ok seven.
OKSU: (TR) Hızlı ve düzenli akan su.
OKŞAK: (TR) Benzeyiş. Benzeyen, andıran.
OKTAN: (TR) Ok tan.
OKTAR: (TR) Ok tar.
OKTAY: (TR) Öfkeli, sinirli, kızgın.
OKTUĞ: (TR) Ok tuğ.
OKTUNA: (TR) Ok tuna.
OKTÜRE: (TR) Ok türe.
OKTÜREMİŞ: (TR) Ok türemış.
OKUŞ: (TR) Zeka, akıl, anlayışlılık. Çağrı, davet.
OKUŞLU: (TR) Zeki, akıllı, anlayışlı.
OKUTAN: (TR) Eğitici, öğretmen.
OKUTMAN: (TR) Okutan, öğreten, öğretmen.
OKUYAN: (TR) Okumayı seven. Çağıran, davet eden.
OKYALAZ: (TR) Ateş gibi canlı ve çabuk.
OKYAN: (TR) Ok yan.
OKYANUS: (YUN) Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz.
OKYAR: (TR) Ok yar.
OKYAY: (TR) Ok yay.
OLCA: (TR) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet.
OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal.
OLCAYTU: (TR) Bahtlı, şanslı, talihli.
OLCAYTUĞ: (TR) (bkz. Olcaytu).
OLCUM: (TR) Eli işe yatkın, becerikli, usta. Kendini olduğundan üstün gösteren.
OLDAÇ: (TR) Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.
OLGAÇ: (TR) Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.
OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse.
OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay.
OLGUNER: (TR) Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse.
OLGUNSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen.
OLGUNSU: (TR) Olgunsu
OLSAR: (TR) Adın duyulsun.
OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç.
OMAY: (TR) Seçkin, seçilmiş. Özet, öz.
ONAR: (TR) Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan.
ONARAN: (TR) Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. Başaran, bitiren.
ONAT: (TR) İyi, güzel, düzgün. İyi yaratılışlı. Doğru, dürüst nitelikli. Kolay.
ONATKAN: (TR) Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.
ONATSÜ: (TR) Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.
ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.
ONBULAK: (TR) On bulak.
ONGAR: (TR) Kurtuluş.
ONGAY: (TR) Kolay.
ONGU: (TR) Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. Bayındırlık, gelişmişlik.
ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayındır. Kutlu, uğurlu, beğenilen. Kurtulmuş, onmuş.Gelişmiş, gürbüz.
ONGUNALP: (TR) Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit.
ONGUNER: (TR) Gelişmiş, gürbüz genç.
ONGUNSU: (TR) Bol ve gür akan su.
ONGÜNER: (TR) Ongün-er.
ONGÜNEŞ: (TR) Ongün-eş.
ONUK: (TR) Sevgili, aziz.
ONUKER: (TR) Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer.
ONUKTEKİN: (TR) Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan.
ONUL: (TR) İyileş, iyi ol, sağlıklı ol.
ONULTAN: (TR) İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan.
ONUR: (TüR) İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.
ONURAD: (TR) Onuruyla tanınmış ad.
ONURAL: (TR) Şan, şeref kazan.
ONURALP: (TR) Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu.
ONURHAN: (TR) Onurlu han, hükümdar.
ONURKAN: (TR) Onurlu, soylu kandan gelen.
ONURSAL: (TR) Onurla ilgili. Saygı için verilen san.
ONURSAN: (TR) Onuruyla tanınmış, şerefli.
ONURSAY: (TR) Onur say.ONURSEV: (TR) Onur sev.
ONURSOY: (TR) Onurlu soydan gelen.
ONURSU: (TR) Onur su.
ONURSÜ: (TR) Onurlu asker.
ORAK: (TR) Ekin biçme zamanı, hasat. Ekin biçme aracı.
ORAL: (TR) Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet.
ORALMIŞ: (TR) Kale, şehir almış.
ORAN: (TR) Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. Tahmin. Anlayışlı.
ORAY: (TR) Ateş gibi kızıl renkte ay. Şehirli, şehirde yaşayan.
ORBAY: (TR) Ordu komutanı. Ordu beyi.
ORBEK: (TR) Şehir beyi.
ORBEY: (TüR) Bekçi muhafız.
ORCAN: (TR) Bey can. Üstün, kıdemli kişi.
ORCANER: (TR) (bkz. Orcan).
ORÇUN: (TR) Ardıllar, halefler.
ORGUN: (TR) Gizli saklı.
ORGUNALP: (TR) Orgun alp.
ORGUNTAY: (TR) Orgun tay.
ÖRGÜN: (TR) Sıcak gün.
ORGUNALP: (TR) Örgün alp.
ORHAN: (TR) Şehrin yöneticisi, hakimi.
ORHON: (TR) (bkz. Orhun).
ORHUN: (TR) Orta Asya'da bir ırmak. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. Yüksek, yüce Hun anlamında.
ORKAN: (TR) Or kan.
ORKUN: (TR) (bkz. Orhun).
ORKUT: (TR) Kutlu, uğurlu şehir.
ORKUTAY: (TR) Or kut ay.
ORTAÇ: (TR) Tepe, ozanların bulunduğu. Mirasçı. Veliaht.
ORTAN: (TR) Ateş renginde kızıl tan.
ORTANCA: (TR) Pek çok türü bulunan süs bitkisi. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş.
ÖRTÜN: (TR) Ortanca kardeş.
ORTUNÇ: (TR) Ateş renginde tunç.
ORUÇ: (TR) İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet.
ORUK: (TR) Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. Yol, çare, imkan.
ORUN: (TR) Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam.Gizli, habersiz. Huy, yaratılış.
ORUS: (TR) Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anlamındadır.
ORUZ: (TR) Düşün, düşünce.
OSKAN: (TR) Akıllı.
OSKAY: (TR) Neşeli, mutlu.
OSMAN: (AR) Bir tür kuş ya da ejderha. ( Toy denilen, kazdan büyük bir kuşun yavrusu). Ateş gibi adam (Odman= Od +Man)
OTAC: (TR) Hekim, doktor.
OTARAN: (TR) Hayvanları otlatan çoban.
OTAY: (TR) Ateş renginde ay.
OYAL: (TR) Oy al.
OYALP: (TR) Oy alp.
OYANALP: (TR) E Oğan alp. Güçlü yiğit.
OYHAN: (TR) Oy han.
OYKAN: (TR) Oy kan.
OYKUT: (TR) Oy kut.
OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk.
OYMAN: (TR) Görüş, düşünce sahibi.
OYTUN: (TR) Kutsal, mübarek. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova.
OYTUNÇ: (TR) Oy tunç.
OYUM: (TR) Oymak işi.
OZAN: (TR) Şiir yazan, şair. Halk şairi. Şakacı, tatlı, güzel konuşan.
OZANALP: (TR) Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.
OZANER: (TR) Ozan er.
OZANSOY: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen.
OZANSÜ: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan asker.
OZGAN: (TR) Öne geçen, kazanan, başarılı.
Ö HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ÖCAL: (TR) Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al.
ÖDÜL: (TR) Bir başarı ya da iyilik karşısında verilen armağan. Yarışma veya müsabakalarda kazanana verilen hediye, mükafat.
ÖGE: (TR) Çok akıllı. Yaşlı kimse. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. Hekim. Ün, şöhret.
ÖGEDAY: (TR) Çok akıllı, bilgili. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu.
ÖGER: (TR) Akıllı, bilgili kimse.
ÖGET: (TR) Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel.
ÖGETÜRK: (TR) Akıllı, bilgili Türk.
ÖĞÜN: (TR) Kendini yücelt, gurur duy. Zaman vakit. Kez, defa. Önde, ileride olan.
ÖĞÜT: (TR) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
ÖKE: (TR) (bkz. Öge).
ÖKER: (TR) Akıllı kimse.
ÖKKEŞ: (AR) Erkek örümcek. Bir dağ adı.
ÖKLÜ: (TR) Akıllı.
ÖKMEN: (TR) Akıllı, zeki, bilgili kimse.
ÖKMENER: (TR) Akıllı, bilgili kimse.
ÖKTEM: (TR) Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.
ÖKTEMER: (TR) (bkz. Öktem).
ÖKTEN: (TR) Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.
ÖKTÜRK: (TR) Akıllı, güçlü Türk.
ÖMER: (AR) Halife Hz Ömer'den. Adaletiyle ünlüdür.
ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yaşama süresi. Hayat, dirilik.
ÖMÜRAL: (AR-TR) Uzun ömürlü ol.
ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür-Can.
ÖNAL: (TR) İleri git, lider ol anlamında.
ÖNAY: (TR) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal.
ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. Bizden önce yaşamış olanlar.
ÖNCÜBAY: (TR) Klavuz, rehber, önder kişi.
ÖNDER: (TR) Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef.
ÖNEL: (TR) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
ÖNEN: (TR) Hak, adalet.
ÖNER: (TR) Önde gelen, başta gelen. Yön. Sıra.
ÖNGAY: (TR) Jüpiter gezegeni.
ÖNGEL: (TR) Ağır başlı.
ONGEN: (TR) Başarı, zafer.
ÖNGÜ: (TR) İlk, önce, önceki. Direnme, inat.
ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçı kimse. . Ön ayak olan, teşvik eden. Kılavuz.
ÖNGÜT: (TR) Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. Hücum etmek için elverişli yer.
ÖNKAL: (TR) Ön kal.
ÖNSAL: (TR) Ön sal.
ÖNSOY: (TR) İlk soy.
ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden.
ÖREN: (TR) Eski yapı ya da kent kalıntısı. Şehir kent. Köy. Bitek ova. Ormanlık yer.
ÖRENEL: (TR) Cömert ve geniş el.
ÖRENER: (TR) Geniş, güven veren yiğit.
ÖRENGÜL: (TR) Yaban gülü.
ÖRGEN: (TR) Organ. İnce halat, urgan.
ORSAN: (TR) Yüce adı olan.
ÖRSEL: (TR) Ör sel.
ÖTÜKEN: (TR) Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. Moğolca'da yer Tanrıçası.
ÖVEÇ: (TR) 2, 3 yaşındaki erkek koyun.
ÖVÜNÇ: (TR) Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
ÖYMEN: (TR) Evcimen, evine bağlı.
ÖZ: (TR) Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. Bir şeyin temel öğesi. Kan bağı ile bağlı olan.
ÖZAK: (TR) Öz ak. Özü temiz, doğru kimse.
ÖZAKAN: (TR) Öz akan.
ÖZAKAY: (TR) Öz akay. Özü temiz kimse.
ÖZAKIN: (TR) Öz akın.
ÖZAKINCI: (TR) Öz akıncı.
ÖZAKTUĞ: (TR) Beyaz tuğ.
ÖZAL: (TR) Öz al.
ÖZALP: (TR) Özünde yiğit olan kimse.
ÖZALPMAN: (TR) Özünde yiğit olan kimse.
ÖZALPSAN: (TR) Yiğitliğiyle tanınan kimse.
ÖZALTAN: (TR) Sabah seher vaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması.
ÖZALTAY: (TR) Altaylara mensup. Öztürk.
ÖZALTIN: (TR) Özü altın gibi değerli olan kimse.
ÖZALTUĞ: (TR) Kırmızı tuğ.
ÖZAN: (TR) Öz an.
ÖZARI: (TR) Arı gibi çalışkan kimse.
ÖZARKIN: (TR) Öz arkın.
ÖZASLAN: (TR) Aslan gibi güçlü, soylu kimse.
ÖZATA: (TR) Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim.
ÖZATAY: (TR) Özü herkesçe tanınan kimse.
ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.
ÖZAYDIN: (TR) Özü temiz, aydınlık kimse.
ÖZBAL: (TR) Balın özü.
ÖZBALA: (TR) Öz çocuk.
ÖZBAŞ: (TR) Öz baş.
ÖZBATU: (TR) Öz batu.
ÖZBAY: (TR) Yiğit, Türk Alpi.
ÖZBEK: (TR) Yiğit, cesur, özü güçlü. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse.
ÖZBEKKAN: (TR) Özbek soyundan gelen.
ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel.
ÖZBERK: (AR-FAR) Özü güçlü kimse.
ÖZBEY: (TR) (bkz. Özbay).
ÖZBİL: (TR) Öz- Bil
ÖZBİLEK: (TR) Güçlü bilek.
ÖZBİLEN: (TR) Kendisi bilen, kendiliğinden bilen.
ÖZBİLGE: (TR) Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan.
ÖZBİLGİN: (TR) Öz bilgin.
ÖZBİLİR: (TR) Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi.
ÖZBİR: (TR) Soy, temel, asıl birliği.
ÖZBOĞA: (TR) Öz boğa.
ÖZCAN: (TR) Candan, samimi, içten.
ÖZCEBE: (TR) Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.
ÖZÇAM: (TR) Öz çam.
ÖZÇELİK: (TR) Özü çelik gibi sert ve güçlü.
ÖZÇEVİK: (TR) Canlı, çevik, hareketli kimse.
ÖZÇIN: (TR) Özü doğru, saf, temiz kimse.
ÖZÇINAR: (TR) Öz çınar.
ÖZDAĞ: (TR) Öz dağ.
ÖZDAL: (TR) Öz dal.
ÖZDAMAR: (TR) Öz damar.
ÖZDEĞER: (TR) Bir şeyin gerçek değeri.
ÖZDEK: (TR) Temel, esas, kök. İç, öz, çekirdek. Madde.
ÖZDEL: (TR) Hediye. Armağan.
ÖZDEMİR: (TR) Özü demir gibi güçlü.
ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. Özle, özvarlıkla, gerçekle ilgili.Suların geçtiği yer, su geçidi. Özsu.
ÖZDENER: (TR) Özden er.
ÖZDEŞ: (TR) Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan.
ÖZDİL: (TR) Gönülden, içten.
ÖZDİLEK: (TR) Candan dilenen dilek.
ÖZDİLMAÇ: (TR) Tercüman, çevirmen.
ÖZDİNÇ: (TR) Özlü, canlı, dinç olan kimse.
ÖZDİNÇER: (TR) Özü canlı, dinç olan kimse.
ÖZDOĞA: (TR) Gerçek, bozulmamış tabiat.
ÖZDOĞAL: (TR) Öz doğal.
ÖZDOĞAN: (TR) Öz doğan.
ÖZDOĞRU: (TR) Özünden temiz, dürüst kimse.
ÖZDORU: (TR) Öz doru.
ÖZDORUK: (TR) Zirve. Yüksek şahsiyet.
ÖZDURAN: (TR) Öz duran.
ÖZDURDU: (TR) Öz durdu.
ÖZDURU: (TR) Özü duru, katıksız olan.
ÖZEK: (TR) Güç. Çalışkan. Küçük dere. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. Bir şeyin ortası.
ÖZEKAN: (TR) Öze kan.
ÖZEL: (TR) Öz el. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer.
ÖZEN: (TR) Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. İçerlek, tam orta, en içeride olan. İlk söz. 4 Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak.
ÖZENDER: (TR) Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.
ÖZENGİN: (TR) Özü engin, geniş ve derin.
ÖZENLİ: (TR) Özenle çalışan kimse.
ÖZER: (TR) Yiğit, doğru kimse.
ÖZERCAN: (TR) Özer can.
ÖZERDAL: (TR) Öz er dal.
ÖZERDEM: (TR) Bütün erdemleri özünde toplayan.
ÖZERDİM: (TR) Özüne erdim, ulaştım.
ÖZERDİNÇ: (TR) Özünde canlı, dinç olan erkek.
ÖZEREK: (TR) Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.
ÖZERHAN: (TR) Yiğit, cesur han.
ÖZERK: (TR) Kendi kendini yönetme yetkisi olan.
ÖZERKİN: (TR) Özgür, güçlü kimse.
ÖZERKMEN: (TR) Özünde güçlü olan.
ÖZERMAN: (TR) Bir şeyi çok isteyen. Pişmanlık duyan.
ÖZEROL: (TR) Gerçek yiğit ol.
ÖZERTAN: (TR) Öz ertan.
ÖZERTEM: (TR) Özünde erdemli olan.
ÖZGE: (TR) Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. Şakacı. Cana yakın, sıcakkanlı.Yürekli, gözü pek.
ÖZGEBAY: (TR) İyi, güzel, yürekli erkek.
ÖZGEER: (TR) İyi güzel erkek.
ÖZGEN: (TR) Özü geniş, rahat, sakin kimse.
ÖZGENALP: (TR) Sakin, ağırbaşlı yiğit.
ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgenalp).
ÖZGENÇ: (TR) Öz genç.
ÖZGENER: (TR) (bkz. Özgenalp).
ÖZGER: (TR) İyi, güzel kimse.
ÖZGİRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.
ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan.
ÖZGÜÇ: (TR) Temel güç. Ana kuvvet.
ÖZGÜLEÇ: (TR) Güler yüzlü, içten gülen kimse.
ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
ÖZGÜNAY: (TR) Özgün ay.
ÖZGÜNER: (TR) Öz güner.
ÖZGÜNEŞ: (TR) Güneş gibi parlak ve kapsamlı.
ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız.
ÖZGÜRCAN: (TR) Özgürlüğüne düşkün kimse.
ÖZGÜREL: (TR) Özgür davranan kimse.
ÖZGÜVEN: (TR) Kendine güvenen.
ÖZHAKAN: (TR) Hakan soyundan gelen.
ÖZHAN: (TR) Hükümdar soyundan gelen.
ÖZİL: (TR) Gerçek ülke.
ÖZİLHAN: (TR) Ülkenin hanı, yöneticisi.
ÖZİLTER: (TR) Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.
ÖZİNAL: (TR) Gerçek arkadaş, dost.
ÖZİNAN: (TR) Özden gelen inanç.
ÖZKAN: (TR) Temiz kan, soylu kimse.
ÖZKAR: (TR) Öz kar.
ÖZKAYA: (TR) Öz kaya.
ÖZKAYRA: (TR) İçten gelen bağış, iyilik.
ÖZKE: (TR) Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli.
ÖZKENT: (TR) Öz kent.
ÖZKER: (TR) Sağlam, temiz yürekli er.
ÖZKOÇ: (TR) Cesur, savaşkan yapılı..
ÖZKÖK: (TR) Esas, temel, kaynak. Neslin geldiği soy ağacı.
ÖZKUL: (TR) Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul.
ÖZKURT: (TR) Öz kurt.
ÖZKUT: (TR) Kutsanmış, kadr sahibi.
ÖZKUTAL: (TR) Gerçek mutluluk senin olsun.
ÖZKUTAY: (TR) Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan.
ÖZKUTLU: (TR) Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan.
ÖZKUTSAL: (TR) Öz kutsal.
ÖZLEK: (TR) Toprağın özlü, verimli yeri. Zaman. Doğa üstü güç, felek.
ÖZLÜ: (TR) Özü benliği olan. İçten gerçek. Verimli.
ÖZLÜER: (TR) Kişilikli, olgun kişi.
ÖZMEN: (TR) Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli.
ÖZMERT: (TR) Mert yapılı.
ÖZMUT: (TR) Yapısında mutluluk olan.
ÖZNUR: (TR) Özü ışıklı, aydınlık kimse.
ÖZOĞUL: (TR) Öz oğul.
ÖZOĞUZ: (TR) Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait.
ÖZOK: (TR) Özü ok gibi güçlü olan.
ÖZOL: (TR) Özün değişmesin, göründüğün gibi ol.
ÖZOZAN: (TR) Gerçek şair.
ÖZÖĞE: (TR) Bir şeyin aslı, özü.
ÖZÖNDER: (TR) Gerçek önder.
ÖZPINAR: (TR) Öz pınar.
ÖZPOLAT: (TR) Özü çelik gibi sağlam olan.
ÖZPULAT: (TR) (bkz. Özpolat).
ÖZSAN: (TR) Adı duyulmuş ünlü.
ÖZSEL: (TR) Özle ilgili, öze ilişkin.
ÖZSELEN: (TR) Gerçek haber.
ÖZSEVİ: (TR) İçten gelen sevgi.
ÖZSU: (TR) Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad.
ÖZSUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı yapısı olan.
ÖZSÜ: (TR) Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi.
ÖZSÜER: (TR) (bkz. Özsü).
ÖZŞAHİN: (TR) Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı.
ÖZŞAN: (TR) Öz şan.
ÖZŞEN: (TR) Şen yapılı.
ÖZTAN: (TR) Karanlığı bitiren, aydın başlangıç.
ÖZTANIR: (TR) Gerçeği ayırabilen.
ÖZTARHAN: (TR) Büyük nüfuz sahibi. Komutan, han. Toprak zengini.
ÖZTAŞ: (TR) Öz taş.
ÖZTAY: (TR) Öz tay.
ÖZTAYLAN: (TR) (bkz. Taylan).
ÖZTEK: (TR) Öz tek.
ÖZTEKİN: (TR) Yapısında emniyet ve güven taşıyan.
ÖZTİMUR: (TR) Özü demir gibi güçlü.
ÖZTUNA: (TR) (bkz. Tuna).
ÖZTUNÇ: (TR) Özü tunç gibi güçlü olan.
ÖZÜAK: (TR) Özü tertemiz olan kişi
ÖZÜDOĞRU: (TR) Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.
ÖZÜM: (TR) Kardeş gibi tutulup sevilen.
ÖZÜN: (TR) Hakkıyla kazanılmış ün. Şiir.
ÖZÜPEK: (TR) Ruhen güçlü.
ÖZVER: (TR) Öz ver.
ÖZVERDİ: (TR) Öz verdi.
ÖZVEREN: (TR) Özveride bulunan, fedakar.
ÖZVERİ: (TR) Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık.
ÖZYAY: (TR) Yay gibi çevik ve atılgan yapılı.
ÖZYURT: (TR) Anavatan, anayurt.
ÖZYUVA: (TR) Ata evi, dönülecek asıl yer.
ÖZYÜREK: (TR) Güçlü korkusuz.

Ö HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
ÖDÜL: (TR) Bir başarı ya da iyilik karşısında verilen armağan. Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat.
ÖGE: (TR) Çok akıllı. Yaşlı kimse. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. Hekim. Ün, şöhret.
ÖĞÜT: (TR) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yaşama süresi. Hayat, dirilik.
ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür Can.
ÖNAY: (TR) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal.
ÖNAYDIN: (TR) Ön aydın.
ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. Bizden önce yaşamış olanlar.
ÖNEL: (TR) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
ÖNEN: (TR) Hak, adalet.
ÖNGEN: (TR) Başarı, zafer.
ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçı kimse. Ön ayak olan, teşvik eden. Kılavuz.
ÖNNUR: (TR) Ön nur.
ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden.
ÖYKÜ: (TR) Hikaye, masal.
ÖZAN: (TR) Öz an.
ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.
ÖZBAŞAK: (TR) Öz başak.
ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel.
ÖZBİL: (TR) Soyunu özünü bilen
ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür.
ÖZDEŞ: (TR) Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan.
ÖZEK: (TR) Güç. Çalışkan. Küçük dere. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi.
ÖZEN: (TR) Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba.İçerlek, tam orta, en içeride olan.
ÖZENAY: (TR) Özen ay.
ÖZENGÜL: (TR) Özen gül.
ÖZENİR: (TR) Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalışan.
ÖZER: (TR) Yiğit, doğru kimse.
ÖZGE: (TR) Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. Cana yakın, sıcakkanlı. Yürekli, gözü pek.
ÖZGEN: (TR) Özü geniş, rahat, sakin kimse.
ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgen).
ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan.
ÖZGÜL: (TR) Özü gül gibi olan. Özellikle bir türe ait olan.
ÖZGÜLAY: (TR) Öz gül ay.
ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
ÖZGÜNEL: (TR) Üstün, kerem sahibi cömert el.
ÖZGÜNEŞ: (TR) Güneş gibi parlak ve kapsamlı.
ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız.
ÖZLEM: (TR) Yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, hasret . Bir şeye karşı duyulan istek, eğim.
ÖZLEN: (TR) Su kaynağı. Küçük dere. Ağaç kökü. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol.
ÖZNUR: (TR) Özü ışıklı, aydınlık kimse.
ÖZÜM: (TR) Kardeş gibi tutulup sevilen.
ÖZÜN: (TR) Hakkıyla kazanılmış ün. Şiir.

P HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
PAKİZE: (FAR) Temiz, saf, halis, lekesiz.
PAPATYA: (TR) İlkbaharda çiçek açan, taç yapraklı, beyaz, ortası sarı bir kır çiçeği.
PARLA: (TR) Işık saç, ışılda. Ün kazan, tanın. Parlamak fiilinin emir kipi.
PARLAK: (TR) Parlayan, ışıldayan. Temiz. Çok başarılı.
PARLANUR: (TR) Nur gibi parla. Parla nur.
PARLAR: (TR) Işık saçar, ışıldar, aydınlık verir.
PEKAY: (TR) Pek ay.
PEKKAN: (TR) Sağlam temiz kandan gelen. Soylu.
PELİN: (TR) Birleşikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çeşit bitki.
PELİNSU: (TR) (bkz. Pelin)
PELİT: (TR) Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi.
PEMBE: (TR) Beyaz ve kırmızının karışmasından oluşan açık renk.
PEMBEGÜL: (TR) Pembe gül.
PERÇEM: (FAR) Kâkül. Yele. Mızrak, bayrak gibi şeylerin başlarına konan püskül.
PEREN: (FAR) Ülker yıldızı, pervin, Süreyya.
PERİ: (FAR) Dişi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). Güzel kadın veya kız.
PERİCAN: (FAR) (bkz. Peri).
PERİDE: (FAR) Uçmuş, soluk, solmuş.
PERİHAN: (FAR) Peri padişahı. Büyücü.
PERİRU: (FAR) Peri yüzlü, çok güzel.
PERİVEŞ: (FAR) Peri gibi, çok güzel.
PERİZAT: (FAR) Peri çocuğu. Güzel, çok güzel.
PERİZE: (FAR) Kırmızı altın. Ateşte pişirilen ekmek.
PERMUN: (FAR) Bezek, süs.
PERRAN: (FAR) Uçan, uçucu.
PERRİN: (FAR) Nezaket, nazlılık.
PERVİN: (FAR) Ülker yıldızı, süreyya.
PETEK: (TR) Kovanda arıların içine bal yaptıkları göz, mum tekerleği. Kovan.
PEYDA: (FAR) Meydanda açıkta. Hazır, mevcut.
PEYKE: (FAR) Kuru kanepe, tahta sedir.
PEYKER: (FAR) Yüz, surat.
PEYMA: (FAR) Ölçen, ölçücü.
PEYMANE: (FAR) Büyük kadeh, şarap bardağı.
PINAR: (TR) Yerden kaynayıp çıkan su, kaynak, çeşme . Bir suyun çıktığı yer, su başı. Kaynak suyunun devamlı aktığı yer.
PIRILTI: (TR) Parıldayan şeyin çıkardığı ışık. Anlık ışık geçişi.
PIRLANTA: (İTA) Değerli bir tür elmas.
PIRNAL: (TR) Meşe ağacı çalısı.
PITIRCA: (TR) Koyu pembe renkli bir bahar çiçeği.
PİNHAN: (FAR) Gizli.
PİRAYE: (FAR) Süs, zinet.
PİRUZE: (FAR) Mavi renkli ve değerli bir süs taşı.
PİYALE: (FAR) Kadeh, şarap bardağı.
PLATİN: (LAT) Beyaz ve çok değerli bir maden.
PÜRÇEK: (TR) Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.
PÜRÇİN: (FAR) Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık.
PÜREN: (TR) Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler.
PÜRFER: (FAR) Çok parlak, aydınlık
P HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
PAKALIN: (FAR-TR) Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.
PAKAN: (FAR) Temizler, anlar. Veliler, ermişler, evliya.
PAKEL: (FAR-TR) İyi işler yapan, doğru kimse.
PAKER: (FAR-TR) Temiz, dürüst, iyi kimse.
PAKKAN: (FAR-TR) Temiz soydan gelen kimse.
PAKSAN: (FAR-TR) Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.
PAKSOY: (FAR-TR) Temiz soydan gelen.
PAKSU: (FAR-TR) Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli.
PAKSÜT: (FAR-TR) Sütü temiz.
PALA: (TR) Kısa ve geniş kılıç.
PALATEKİN: (TR) Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.
PALATİMUR: (TR) Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.
PALAY: (FAR) Yedek at.
PALAZ: (TR) Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. Güzel, canlı, gürbüz.
PAMİR: (TR) Orta Asya'da yüksek dağlık kütle. (FAR) Dünyanın çatısı.
PAMİRHAN: (TR) Pamir han.
PARSBAY: (FAR-TR) Pars gibi güçlü ve çevik.
PARSHAN: (FAR-TR) (bkz. Parsbay).
PARSKAN: ( FAR-TR) Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan.
PAŞA: (TR) Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. Uslu, ağırbaşlı.
PAYAM: (TR) Badem.
PAYAN: (FAR) Son nihayet. Uç, kenar.
PAYE: (FAR) Aşama, rütbe, derece. Basamak, merdiven basamağı. İkizlerin bir yıldızı.
PAYİDAR: (FAR) Saygın, rütbeli. Sağlam, sürekli.
PAYİZ: (FAR) Güz, sonbahar. Yaşlılık.
PAYZEN: (FAR) Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. Rençber.
PEHLİVAN: (FAR) Güreşçi. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.
PEKAL: (TR) Pek al.
PEKALP: (TR) Güçlü, sert, kahraman yiğit.
PEKANT: (TR) Sağlam dönülmez yemin. Pek ant.
PEKDEĞER: (TR) Çok değerli, çok kıymetli.
PEKDEMİR: (TR) Sert, sağlam, demir gibi.
PEKEL: (TR) Güçlü el. Pek el.
PEKER: (TR) Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı.
PEKERGİN: (TR) Olgun kimse.
PEKGÖZ: (TR) Cesur, yiğit.
PEKİN: (TR) Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.
PEKİNER: (TR) (bkz. Pekin).
PEKİNTÜRK: (TR) Pekin Türk.
PEKOL: (TR) Sert, sağlam, dayanıklı ol.
PEKÖZ: (TR) Özü sağlam kimse.
PEKŞEN: (TR) Neşeli, şen şakrak, mutlu kimse.
PEKTAŞI: (TR) Güçlü, sert taş.
PEKTAY: (TR) Güçlü, sağlam tay.
PEKTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk.
PEKÜN: (TR) Tanınmış güçlü isim.
PEKÜSTÜN: (TR) Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.
PERİNÇEK: (TR) Özverili, fedakar, sadık.
PERİZ: (FAR) Bağırma, haykırma. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot.
PERK: (TR) Katı, sert, güçlü berk.
PERKEL: (TR) Güçlü er.
PERKER: (TR) Güçlü kimse.
PERKİN: (TR) Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse.
PERTEV: (FAR) Işık. Parlaklık.
PERVA: (FAR) Korku. Çekingenlik. İlgi, bağ.
PERVER: (FAR) Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.
PERVİZ: (FAR) Üstün. Elek. Süzgeç. Balık. Güzellik.
PESEN: (TR) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti.
PESİN: (FAR) Sonraki, en son .
PEŞREV: (FAR) Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri.
PEYAM: (FAR) Haber, başkasından alınan bilgi.
PEYAMİ: (FAR) Haberle, bilgi ile ilgili.
PEYKAN: (FAR) Temren, başak, okun ucundaki sivri demir.
PİRANE: (FAR) Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.
PİRUZ: (FAR) Kutlu, hayırlı, uğurlu.
POLAT: (FAR) Çelik. Güç, kuvvet.
POLATALP: (TR) Çelik gibi güçlü yiğit.
POLATHAN: (TR) (bkz. Polatalp).
POLATKAN: (TR) Çelik gibi güçlü soydan gelen.
POLATKILIÇ: (TR) İyi cins çelikten yapılma kılıç.
POYRAZ: (YUN) Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. Kuzey.
POZAN: (TR) Üzüm bağı.

R HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
RACİ: (AR) Rica eden, yalvaran, dileyen. Dönen, geri gelen.
RADİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.
RAFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında.
RAFEDDİN / RAFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu.
RAFIZ: (AR) Bırakan, salıveren.
RAFİ: (AR) Kaldıran, yücelten, yükselten.
RAFİH: (AR) Rahat ve huzurlu yaşayan.
RAGIB / RAGIP: (AR) Arzulu, isteyen, rağbet eden.
RAHİM: (AR) Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli.
RAHMET: (AR) Acıma, esirgeme, koruma.
RAHMİ. (AR) Acımayla ilgili.
RAİD: (AR) Gürleyen, gürüldeyen.
RAİF: (AR) Acıması olan, merhametli.
RAKIM: (AR) Yazan, çizen. Yükselti.
RAMAZAN: (AR) Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı.
RAMİ: (AR) Atan, atıcı
RAMİZ: (AR) Akıllı, zeki.İşaretlerle simgelerle gösteren.
RASİ: (AR) Kımıldamayan, oynamayan, sabit.
RASİF: (AR) Sağlam dayanıklı. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. Taş, temel, rıhtım.
RASİH: (AR) Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan.
RASİM: (AR) Resim yapan.
RAŞİD / RAŞİT: (AR) Olgun, ergin, akıllı. Doğru yolda olan.
RAUF: (AR) Esirgeyen acıyan, çok merhametli.
RAZİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.
REBİ: (AR) Bahar, ilkyaz.
RECA: (AR) Umut, umma. İstek, dilek.
RECAİ: (AR) İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran.
RECEP: (AR) Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. Gösterişli, haybetli.
REFAH: (AR) KBolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak.
REFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme.
REFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu.
REFİ: (AR) Yüksek, yüce, saygın.
REFİG: (AR) Bolluk ve rahat içinde geçinen.
REFİK: (AR) Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. Koca. Ortak. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi.
REGAİP: (AR) Çok istek gören, beğenilen. Armağanlar.
REHA: (FAR) Kurtulma, kurtuluş. (AR) Bolluk, genişlik, varlık.
REHBER: (FAR) Yol gösteren, kılavuz.
REİS: (AR) Başkan, baş.
REKİN: (AR) Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek.
REMİZ: (AR) İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. Alamet, amblem.
REMZİ: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.
RENAN: (AR) İnleyen, çınlayan.
RESAİ: (AR) Süsler, süs.
RESAN: (FAR) Erişenler, yetişenler, ulaşanlar.
REŞAT: (FAR) Layık, değer, yakışır.
RESUL: (AR) Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber.
RESULHAN: (AR-FAR) Hükümdarların elçisi.
REŞAD / REŞAT: (AR) Doğru yolda, hak yolda yürüme.
REŞİD / REŞİT: (AR) İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. Akıllı hareket eden doğru yolda giden.
REVAN: (FAR) Akan, su gibi akıp giden. Ruh, can.
REVHA: (AR) Rahatlık. Gönül rahatlığı.
REVİŞ: (FAR) Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol.
REVNAK: (AR) Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.
REYYAN: (AR) - Suya kanmış, suya doymuş.
REZAN: (AR) Ağırbaşlı, gururlu.
REZZAK: (AR) Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden.
RIDVAN: (AR) Rıza, razılık, razı olma. Cennet kapısında bekleyen melek.
RIFAT: (AR) Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.
RIFKI: (AR) Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.
RIZA: (AR) Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, onaylama, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere boyun eğme.
RIZKULLAH: (AR) Nimetler veren Allah'ın kulu.
RİAYET: (AR) Gütme, gözetme. Sayma, saygı, itibar. Ağırlama.
RİCAL: (AR) Erkekler. Onur sahibi kimseler.
RİKAB / RİKAP: (AR) Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü.
RİVA: (AR) Suya kanmışlar.
RUHİ: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili.
RUHİDDİN / RUHİTTİN: (AR) Dinin ruhu, özü.
RUHSAT: (AR) İzin, müsaade.
RUHŞAN: (AR) Yüce, üstün, şanlı, ruh.
RUŞEN: (FAR) Aydın, parlak. Belli, aşikar.
RUŞENİ: (FAR) Aydınlık, açıklık. Belli olma.
RUZİ: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili. Rızık, azık, kısmet, nasip.
RÜÇHAN: (AR) Üstünlük, üstün olma.
RÜKNEDDİN / RÜKNETTİN: (AR) Dinin temel direği.
RÜKNİ: (AR) Bir şeyin en sağlam yanı. Saygın, güçlü, önemli kimse
RÜSTEM: (FAR) Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.
RÜSTİ: (FAR) Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.
RÜSUHİ: (AR) Sağlam, güçlü. Becerikli, yetenekli.
RÜŞTÜ: (AR) Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

R HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
RABİA: (AR) Dördüncü. Saatteki salisenin 60'ta biri.
RACİFE: (AR) Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi.
RACİYE: (AR) Rica eden, yalvaran. Umutlu.
RADİFE: (AR) Kıyamette üfürülecek surun ikincisi
RADİYE: (AR) Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen.
RAFİA: (AR) Her çeşit ayaklık ve destek.
RAĞBET: (AR) İstek, arzu. İstekle karşılama.
RAHİLE: (AR) Rahat, sakin.
RAHİME: (AR) Hafif sesli, latif konuşan kadın.
RAHİYE: (AR) Bal arısı.
RAHMİYE (AR) Acımayla ilgili.
RAHŞAN: (FAR) Parıltılı. Işıltı.
RAHŞENDE: (FAR) Parıldayan, parıldayıcı.
RAİDE: (AR) Gürleyen bulut.
RAİFE: (AR) Acıması olan, merhametli.
RAİKA: (AR) Sade, saf, katışıksız.
RAKİDE: (AR) Durgun, sessiz, hareketsiz.
RAMİYE: (AR) Atan, atıcı.
RAMİZE: (AR) Akıllı, zeki. İşaretlerle simgelerle gösteren.
RANA: (AR) Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala.
RASAFET: (AR) Sağlamlık, dayanıklılık.
RASANET: (AR) Sağlamlık, dayanıklılık, melanet.
RASİA: (AR) Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs.
RASİFE: (AR) Rıhtım, su içine yapılan set.
RASİHA: (AR) Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan.
RASİME: (AR) Adet, töre. Merasim, tören. Formalite.
RASİYE: (AR) Büyük dağ.
RAŞAN: (AR) Titreme, titreyiş.
RAŞİDE / RAŞİTE: (AR) Olgun, ergin, akıllı. Doğru yolda olan.
RAVZA: (AR) Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe.
RAYİHA: (AR) Güzel koku.
RAZİYE: (AR) Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen.
REBİA: (AR) Bahar, ilkyaz.
REBİYE: (AR) Kış sonlarında yapılan ekim. Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside.
REFAHET: (AR) Bolluk, gürlük.
REFAKAT: (AR) Arkadaşlık, yoldaşlık. Eşlik etmek.
REFHAN: (AR) Varlık içinde yaşayan.
REFİA: (AR) Yüksek, yüce, saygın.
REFİKA: (AR) Eş, kan, zevce.
REHASET: (AR) Tazelik, yumuşaklık.
REKANET: (AR) Ağırbaşlılık, gururluluk.
REKİNE: (AR) Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek.
REMİDE: (FAR) Ürkmüş, korkmuş.
REMZİYE: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.
RENGİDİL: (FAR) Türk müziğinde bir makam.
RENGİN: (FAR) Renkli, parlak renkli. Güzel, hoş. Süslü.
RENGİNAR: (TR) Nar renginde olan.
RESA: (FAR) Yetişen, yetiştiren, erişen.
RESANE: (FAR) Özlem, hasret.
RESANET: (AR) Sağlamlık, metanet.
RESMİGÜL: (FAR) Gül gibi güzel, gül biçiminde.
RESMİYE: (AR) (bkz. Resmi).
REŞİDE / REŞİTE: (AR) İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, ergin, erişkin.
REVNAK: (AR) Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.
REVZEN: (AR-FAR) Pencere.
REYAN: (AR) Herşeyin evveli, ilk zamanı, tazelik zamanı.
REYHAN: (AR) Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi.
REYYA: (AR) Güzel koku, reyhan.
REYYAN: (AR) Suya kanmış, suya doymuş.
REZZAN: (AR) Ağırbaşlı, ağır, onurlu.
RIFKIYE: (AR) Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.
RİNDAN: (FAR) Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderler.
ROJDA: (KÜRTÇE) Gündoğumu; güneşin doğduğu an, yeni bir gün.
RONYA: (KÜRTÇE) Işık saçan ulu bilgin, aydınlık.
RUHAN: (FAR) Güzel kokan, güzel kokulu.
RUHİNUR: (FAR-AR) Nurlu, aydınlık yüzlü.
RUHİŞEN: (AR-FAR) Şen, neşeli, canlı kimse.
RUHİYE: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili.
RUHNEVAZ: (FAR) Ruh okşayan. Türk müziğinde bir makam.
RUHSADE: (FAR) Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş.
RUHSAL: (TR) Ruhla ilgili olan, ruhi.
RUHSAR: (FAR) Yanak. Yüz, çehre.
RUHSARE: (FAR) (bkz. Ruhsar).
RUHSAT: (AR) İzin, müsaade.
RUHŞEN: (AR-FAR) Şen, neşeli, canlı kimse.
RUHUGÜL: (AR) Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu.
RUHUNUR: (TR) Nurlu, aydınlık yüzlü.
RUKİYE: (AR) Büyüleyici, sihirleyici, efsun.
RUMEYSA: Bir yıldız kümesi içindeki en parlak yıldız.
RUZİYE: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili.
RÜVEYDA: (AR) Hoş, ince, nazik, Rüveyde.
RÜVEYDE: (AR) Hoş, ince, nazik, Rüveyda.
RÜVEYHA: (AR) Zariflik, incelik.
RÜVİDE: (AR) Hoş, ince, nazik.
RÜYA: (AR) Uyku sırasında görülen şey, düş. Hayal, umut.

S HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
SAADET: (AR) Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık.
SABA: (AR) Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından.
SABAH: (AR) Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı.
SABAAHAT: (AR) Güzellik, letafet.
SABAHNUR: (AR) Sabah ışığı, aydınlığı.
SABİA: (AR) Yedinci.
SABİHA: (AR) Güzel, latif, şirin.
SABİHAT: (AR) Gemiler. Yıldızlar.
SABİRE: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. Acele etmeyen.
SABİTE: (AR) Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. Matematik formülünde değeri değişmeyen miktar.
SABİYE: (AR) Küçük kız çocuğu, küçük kız.
SABRİYE: (AR) Sabırla ilgili, sabıra ilişkin.
SABRİNNİSA: (AR) Kadınların sabırlısı.
SACİDE: (AR) Secde eden, alnını yere koyan.
SADA: (AR) Ses, yankı.
SADBERK: (FAR) Yüz yapraklı, katmerli. Katmerli bir gül türü.
SADEDİL: (AR-FAR) Temiz yürekli. Saf, bön.
SADEGÜL: (AR-FAR) Bir gül kadar sade, temiz ve güzel.
SADIKA: (AR) Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı.
SADİYE: (AR) Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.
SADRİYE: (AR) Göğüsle ilgili, göğse ait. Anneye göre çocuk.
SAFİGÜL: (AR-FAR) Gül gibi, katıksız, saf, duru, temiz.
SAFİHA: (AR) Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç. SAFİNAZ: (FAR) Çok nazlı, çok naz eden.
SAFİNUR: (AR) Çok nurlu, çok aydınlık, temiz kimse.
SAFİRE: (AR) İnce güzel ses. Islık.
SAFİYE: (AR) Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik.
SAFİYET: (AR) Saflık, temizlik, masumluk
SAHABET: (AR) Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme.
SAHBA: (AR) Al, kızıl. Şarap, kırmızı şarap.
SAHİBE: (AR) Sahip. Koruyan, gözeten. Bir iş yapmış olan. Herhangi bir niteliği olan.
ŞAHİNE: (AR) Sık. Katı, pek.
SAHİRE: (AR) Geceleri uyumayan, uykusuz. Büyücü, büyüleyici güzel.
SAHRA: (AR) Kır, ova, çöl.
SAİDE: (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut.
SAİKA: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü.
SAİME: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu.
SAİRE: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen.
SAKIBA: (AR) Parlak, ışıklı. Delen, delik açan.
SAKİNE: (AR) Hareketsiz, kımıltısız, durgun. Sessiz. Heyecanı veya kızgınlığı olmayan.
SALİHA: (AR) Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi.
SALİSE: (AR) Üçüncü. Saniyenin altmışta biri. Binbaşılık derecesinde mülki rütbe.
SAMAHAT: (AR) Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik.
SAMİA: (AR) İşitme duygusu, hissi.
SAMİHA: (AR) Cömert, eli açık.
SAMİME: (AR) Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı.
SAMİRE: (AR) Meyveli, meyva veren.
SAMİYE: (AR) Yüksek, yüce.
SANAT: (AR) Sanat, ustalık, hüner, marifet.
SANAY: (TR) Ay san.
SANEM: (AR) Put. Çok güzel kadın.
SANİA: (AR) Düzme, uydurma iş, tuzak, hile.
SANİHA: (AR) Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan.
SANİYE: (AR) Bir dakikanın veya derecenin altmışta biri. İkinci derecede mülki rütbe.
SANNUR: (TR) Nurlu, ışıklı, güzel.
SARA: (İBR) Prenses. (FAR) Hz. İbrahim'in hanımı. Halis, katkısız, temiz.
SARİFE: (AR) Sarfeden, harcayan. Değiştiren.
SARİHA: (AR) Açık, meydanda. Belli. Saf, halis.
SARMAŞIK: (TR) Koyu yeşil renkli, değişik biçimli yapraklan olan tırmanıcı bir bitki.
SARRA: (AR) Sevindirici, sevinçli.
SATI: (TR) Satma, satış. Alışveriş. Düğün armağanı.
SATIGÜL: (TR) (bkz. Satı).
SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım.
SAYEBAN: (FAR) Sayvan, gölgelik. Büyük çadır. Koruyan.
SAYEDAR: (FAR) Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. Koruyan, sahip çıkan.
SAYEZAR: (FAR) Gölgelik.
SAYGI: (TR) İnsanlara karşı dikkatli, ölçülü, özenli davranmaya neden olan sevgi duygusu değer yargısı.
SAYGIN: (TR) Saygı gören, sayılan, hatırlı.
SAYGUR: (TR) (bkz. Saygın).
SAYGÜL: (TR) (bkz. Saygın). Nadir, eşsiz gül, sayılı gül.
SAYIL: (TR) Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer.
SEBA: (AR) Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığına inanırlardı, "yedi" sayısı.
SEBAHAT: (AR) (bkz. Sabahat).
SEBLA: (AR) Uzun, kirpikli göz.
SECİYE: (AR) Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy.
SEÇGÜL: (TR) Seçilmiş gül.
SEÇİL: (TR) Benzerleri arasından seçil, beğenil, üstün ol, sevgi ve saygı gör.
SEÇKİN: (TR) Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide.
SEDA: (AR) Ses. Yankı.
SEDACET: (AR) Sadelik.
SEDEF: (AR) Bazı deniz hayvanlarının (midye, istiridye gibi) sert, beyaz ve parlak kabuğu. Bu kabuktan yapılmış veya süslenmiş eşya.
SEDEN: (TR) Uyanık, tetikte, gözü açık olan.
SEFİNE: (AR) Vapur, gemi. Uzayın güney yarımı.
SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik.
SEHER: (AR) Sabahın gün doğmadan önceki zamanı, tan ağartısı.
SEHHARE: (AR) Çok güzel, büyüleyici kadın.
SEKİNE: (AR) Sakin olma, sükunet. Huzur, gönül rahatlığı.
SELCAN: (TR) Coşkun, taşkın yaratılışlı kimse.
SELDA: (TR) Sel, taşkın su.
SELDAĞ: (TR) Dağları aşan sel, coşku.
SELDANUR: (TR) Nur seli.
SELEN: (TR) Sel gibi coşkun, taşkın kimse. Haber, havadis, kulakla duyulan,işitilen
SELİLE: (AR) Yeni doğmuş ilk kız çocuğu.
SELİME: (AR) Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. Temiz, samimi.
SELİN: (TR) Gür akan su. Orta Asya'da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bitki.
SELMA: (AR) Barış içinde bulunma, huzur, erinç. Güzel, hoş (kadın).
SELMİN: (AR) Barış yanlısı, barış ve sevgi duygusuyla dolu.
SELNUR: (TR) Nur seli, ışık seli.
SELVA: (AR) Bal. Büyük bıldırcın.
SELVET: (AR) Gönül rahatı.
SELVİ: (FAR) Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü.
SEMA: (AR) İşitme, duyma. Musiki dinleme. Gökyüzü. Felek. Mevlevilikte müzik eşliğinde yapılan dönme hareketi.
SEMAHAT: (AR) Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik.
SEMEN: (FAR) Yasemin.
SEMENBER: (FAR) Göğsü yasemin gibi beyaz olan.
SEMENBU: (FAR) Yasemin kokulu.
SEMENTEN: (FAR) Yasemin renkli.
SEMERAT: (AR) Yemişler, meyveler. Faydalar, verimler.
SEMİHA: (AR) Eli açık, cömert.
SEMİNE: (AR) Pahalı, kıymetli. Çok değerli.
SEMİRAMİS: (İBR) Doğu mitolojisinde adı geçen, dünyanın 7 harikasından biri olan Babil'in asma bahçelerini kurduran Asur kraliçesi.
SEMİRE: (AR) Arkadaş. Nitelikli. Yamaç, dağ silsilesi.
SEMRA (Ar.) Esmer. Yemişli, meyveli ağaç.
SEMURE: (AR) Çoğalan, zengin olan, meyve veren verimli.
SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Şimşek parıltısı.
SENABİL: (AR) Başaklar.
SENAHAN: (AR-FAR) Öven, metheden.
SENAN: (AR) Işıklı, parlak.
SENÂVER: (AR-FAR) Öven, metheden.
SENAY: (TR) Sen aysın, ay gibi güzelsin.
SENEM: (AR) (bkz. Sanem).
SENGÜL: (TR) Sen gülsün, gül gibi güzelsin.
SENİHA: (AR) İnciler, süs, bezek.
SENİYE: (AR) Yüksek, yüce, ali, bülend.
SERA: (FAR) Saray. Büyük konak. Köşk.
SERAB / SERAP : (FAR) Çöllük arazide, ışık kırılması sonucu görülen aldatıcı gerçek olmayan hayal, ılgım, salgım.
SERAÇE: (FAR) Saraycık, küçük saray, konak.
SERAY: (FAR) Ay gibi güzellerin başı. Büyük konak. Saray.
SERCAN: (TR) Sevgili, sevilen, başcan.
SEREN: Birinci, baş, lider, üstün; gemilerde yelken açmak için kullanılar çubuk.
SERENGÜL: (TR) Baş gül. Güllerin birincisi.
SERKIZ: (FAR-TR) Baş kız, kızların, güzellerin başı.
SERMA: (FAR) Soğuk kış.
SERMELEK: (FAR) Meleklerin başı, melek kadar güzel ve iyi.
SERMİN: (TR) Nermin, Şermin gibi adlara benzetilerek yapılmıştır.
SERNAZ: (FAR) Çok nazlı.
SERNEVAZ: (FAR) Baş okşayan, sevecen.
SERNUR: (FAR) Baş ışık. İlk ışık.
SERPİL: (TR) İyi geliş, büyü, güzelleş.
SERPİN: (TR) Yağmur.
SERRA: (AR) Genişlik, kolaylık.
SERRAÇ: (FAR) Çok sevilen, sayılan kimse, baştacı. (AR) Saraç.
SERTAP: (TR) İnatçı, direngen.
SERVA: (FAR) Söz, masal.
SERVET: (AR) Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para.
SERVİ: (FAR) Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü.
SERVİNAZ: (FAR) Dallan yana sarkan servi. Uzun boylu sevgili.
SEVAL: (TR) Severek al, hep sev.
SEVAY: (TR) Sevimli ay.
SEVBAN: (AR) Giyinen, kuşanan.
SEVCAN: (TR) Sevgili insan, sevimli.
SEVDA: (AR) Bir şeye karşı hissedilen şiddetli arzu. Şiddetli sevgi, aşk. Aşırı istek, heves.
SEVDEKAR: (AR-FAR) Sevdalı.
SEVENAY: (TR) (bkz. Sevay).
SEVENCAN: (TR) (bkz. Sevcan).
SEVENGÜL: (TR) Sevimli gül, sevgiyi hatırlatan gül.
SEVENGÜN: (TR) (bkz. Sevgün).
SEVGİ: (TR) Sevme hissi, aşk muhabbet.
SEVGİNAZ: (TR) Çok nazlı, sevgili.
SEVİL: (TR) Ka. Her zaman sevilen, beğenilen biri olma temennisi.
SEVİLAY: (TR) Ay gibi her zaman sevil.
SEVİM: (TR) Sevme, muhabbet. Başkalarının sevmesine sebeb olan vasıf, cazibe.
SEVİNÇ: (TR) Bir halden hoşnut olmanın doğurduğu heyecan.
SEVNAZ: (TR) Çok nazlı sevgili.
SEVNUR: (TR) Sevgi nuru, ışığı, aygınlığı.
SEVTAP: (TR) Tapılacak kadar sevgi duyulan.
SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir.
SEYYAL: (AR) Akan, akıcı, akışkan.
SEYYİDE: (AR) Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider.
SEZAN: (TR) Sezgili.
SEZAY: (TR) (bkz. Sezan).
SEZCAN: (TR) (bkz. Sezal).
SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili.
SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar.
SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan.
SEZGİ: (TR) Sezme kabiliyeti, seziş. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama.
SEZGİN: (TR) Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı.
SEZGİNAY: (TR) (bkz. Sezgin).
SEZİN: (TR) (bkz. Sezgin).
SIDIKA: (AR) Çok doğru, yalan söylemeyen.
SIDKİYE: (AR) İç yürek temizliğiyle doğrulukla ilgili, (bkz. Sıdıka).
SILA: (AR). Doğup büyüdüğü yere gidip ayrı kaldığı yakınlarına kavuşma.
SIRMA: (TR) Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.
SİBEL: (TR) Buğday başağı. Henüz yere düşmemiş yağmur damlası. Eski Türklerdeki bir tanrıça.
SİDRE: (AR) Arabistan kirazı.
SİMA: (FAR) Yüz, çehre, beniz. Kimse, insan, tip.
SİMAY: (TR) Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay.
SİMBER: (FAR) Göğsü gümüş gibi olan.
SİMGE: (TR) İşaret, sembol.
SİMİN: (FAR) Gümüşten, gümüş gibi, gümüşe benzeyen parlak ışıltı.
SİMRUY: (FAR) Gümüş yüzlü, gümüş gibi parlak, ışıltılı yüzü olan.
SİMTEN: (FAR) Teni gümüş gibi güzel, parlak olan.
SİNE: (FAR) Göğüs. Gönül, yürek. İç derinlik.
SİNEM: (FAR-TR) Gönlüm, yüreğim, çok sevdiğim.
SİTARE: (FAR) Yıldız.
SOLMAZ: (TR) Her zaman taze, körpe ve genç.
SOMAY: (TR) Ay gibi kusursuz, eksiksiz güzel.
SONAT: Bir veya iki çalgı için yazılmış 3-4 bölümlü müzik eseri
SONAY: (TR) Ay'ın son günleri.
SONGÜL: (TR) Sonbahar'ın sonlan, kış başlangıcında açan gül.
SONNUR: (TR) (bkz. Sonay).
SONTAÇ: (TR) Eşsiz taç.
SONVER: (TR) Son olması istenen çocuklara verilen isimlerden.
SÖNMEZ: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı.
SUAD: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu.
SUBHİYE: (AR) Sabah vakti, şafak ile ilgili.
SUDE: (FAR) Farsca SÜ kökünden. Sürmek anlamında. Sürülmüş (tarla gibi işlenmiş) manasındadır. İkinci anlamı da ezilmiş, dövülmüş ancak bu tahıl türlerinin ezilmesi, dövülmesi gibi.
SUDİYE: (AR) Yararlı, faydalı, kazançlı.
SULBİYE: (AR) Birinin sulbünden gelme, kendi evladı, oğlu.
SULEHA: (AR) Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah işlemeyen.
SULHİYE: (AR) Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı.
SULTAN: (AR) Padişah, hükümdar.
SUNA: (TR) Erkek ördek. Görünüşündeki zerafet sebebiyle bayan ismi olarak kullanılmıştır.
SUNAR: (TR) Saygılı bir biçimde verir, takdim eder.
SUNAY: (TR) Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim.
SUZAN: (FAR) Yakan, yakıcı. Yanan, yanıcı.
SUZİDİL: (FAR) Türk musikisinin şed makamlarından biri. Gönül ateşi, gönül sıcaklığı.
SUZNAK: (FAR) Yakan, yakıcı. Dokunaklı. Türk müziğinde basit bir makam.
SÜZÜLAY: (TR) Gökte süzülen ay.
SÜEDA: (AR) Kutlu, uğurlu insanlar.
SÜHANDAN: (FR) Söz sahibi, güzel söz söyleyen.
SÜHEYLA: (AR) Yumuşak, iyi huylu kadın. Güney yönünde görünen parlak yıldızlar
SÜKEYNE: (AR) Sessiz, sakin, ağırbaşlı, onurlu.
SÜLÜNAY: (TR) Ay gibi güzel, uzun boylu, endamlı.
SÜLÜNBİKE: (TR) Sülün gibi boylu endamlı kadın.
SÜMBÜL: (FAR) Zambakgillerden, salkım çiçekli, keskin kokulu, soğanlı otsu bitki. Güzellerin saçı.
SÜMEYRE / SÜMEYRA: (AR) Meyve çağlası. Kıvrılmış yaprak.
SÜMEYYE / SÜMEYYA : (AR) İslam'ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden.
SÜNDÜS: (AR) Eskiden altın veya gümüş tellerle nakışlı olarak dokunan bir çeşit ipekli kumaş. Kur'an'da cennet elbisesi anlamında geçmektedir.
SÜREYYA: (AR) Ülker yıldızı, pervin.
SÜSEN: (TR) Çiçekleri iri, güzel görünüşlü ve kokulu bir süs bitkisi. Zambak.
SÜVEYDA: (AR) Kalbin ortasında var kabul edilen siyah nokta. Tohumun ortasında bulunan tanecik. Kalpteki gizli günah.

S HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
SAADEDDİN / SAADETTİN : (AR) Dinin uğurlu ve kutlu kişisi.
SABAHADDİN / SABAHATTİN : (AR) Dinin güzelliği.
SABİ: (AR) Yedinci.
SABİH: (AR) Güzel, şirin.
SABİR: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. Acele etmeyen.
SABİT: (AR) Değişmeyen, kımıldamayan. Kanıtlanmış, anlaşılmış.
SABRİ: (AR) Sabırla ilgili, sabra ilişkin.
SACİD: (AR) Secde eden, alnını yere koyan.
SADAK: (TR) Ok koymaya yarayan meşin torba. Sabah yeli.
SADIK: (AR) Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı.
SADIR: (AR) Hayrette kalan, şaşıran.
SADIRAY: (AR) (bkz. Sadır).
SADİ: (AR) Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.
SADREDDİN / SADRETTİN : (AR) Dinin önderi, başı, ileri kişisi.
SADRİ: (AR) Göğüsle ilgili, göğse ait. Anneye nisbetle çocuk.
SADULLAH: (AR) Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse.
SADUN: (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu.
SAFA: (AR) Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. Eğlence. Saflık, berraklık.
SAFER: (AR) Hicri takvimde ikinci ay, sefer. Temiz yürekli, dürüst kimse.
SAFFET: (AR) Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet).
SAFİ: (AR) Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Yalnız, sadece, sırf. Kesintilerden sonra kalan kısım, net.
SAFİH: (AR) Gökyüzü. Yassı ve düz halde bulunan şey.
SAFİR: (İBR) Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı.
SAFVET: (AR) Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik.
SAFVETULLAH: (AR) Hz. Muhammed'in isimlerinden.
SAĞAN: (TR) Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş.
SAĞANALP: (TR) (bkz. Sağan).
SAĞBİLGE: (TR) Hekim, doktor.
SAĞCAN: (TR) Sağlıklı kimse.
SAĞINÇ: (TR) Emel, istek, amaç, düşünce.
SAĞIT: (TR) Silah.
SAĞLAM: (TR) Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. Doğru, gerçek, sahih. Güvenilir, emin. Mutlaka, muhakkak, herhalde.
SAĞLAMER: (TR) (bkz. Sağlam).
SAĞMAN: (TR) Sağlıklı kimse. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir.
SAĞUN: (TR) Saygın, kutsal.
ŞAHİN: (AR) Kadın. Sık. Katı, pek.
SAHİR: (AR) Gece uyumayan, uykusuz.
SAİB / SAİP : (AR) Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen.
SAİD / SAİT : (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut.
SAİK: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü.
SAİM: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu.
SAİR: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen.
SAKIB / SAKIP : (AR) Delen, delik açan. Çok parlak.
SAKİ: (AR) Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan.
SAKMAN: (TR) Uyanık, akıllı kimse. Sessiz sakin kimse.
SALAH: (AR) Düzelme, iyileşme, iyilik. Barış. Dine olan bağlılık.
SALAHADDİN / SELAHATTİN: (AR) Dinine bağlı kimse.
SALAR: (FAR) Baş, kumandan, başbuğ, önder.
SALAT: (AR) Namaz.
SALCAN: (TR) (bkz. Salar).
SALİH: (AR) Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili.
SALIK: (TR) Haber, bilgi. Haberci.
SALIKBEY: (TR) (bkz. Salık).
SALİM: (AR) Hasta veya sakat olmayan, sağlam.Ayıpsız, kusursuz, noksansız. Korkusuz, endişesiz, emin.
SALMAN: (TR) Başıboş, serbest, özgür.
SALTAR: (TR) Tek, yalnız. Yalnız başına giden. Temiz, saf.
SALTI: (TR) Gezgin, yolculuk eden.
SALTIK: (TR) Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak.Salıverilmiş, bırakılmış, azat edilmiş, özgür.
SALTUK: (TR) Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072).
SALTUKALP: (TR) (bkz. Saltık).
SALUR: (TR) Kılıç. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi.
SAMED / SAMET : (AR) Hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan.
SAMİ: (AR) İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici.Yüksek, yüce.
SAMİH: (AR) Cömert, eli açık.
SAMİM: (AR) Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı.
SAMİN: (AR) Sekizinci.
SAMİR: (AR) Meyveli, meyva veren.
SANAL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan.
SANALP: (TR) (bkz. Sanal).
SANAT: (AR) Sanat, ustalık, hüner, marifet.
SANAY: (TR) Ay san.
SANBAY: (TR) Ünlü kimse.
SANBERK: (TR) Gücüyle tanınmış, ün yapmış.
SANCAKTAR: (TR) Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi.
SANCAR: (TR) Kısa kama. Saplar, batırır, yener. Selçuklu sultanlarından birisinin adı.
SANİ: (AR) İkinci. Yapan, işleyen, meydana getiren.
SANİH: (AR) Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan.
SANVER: (TR) (bkz. Sanal).
SARAÇ: (AR) Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse.
SARDUÇ: (TR) Bülbül.
SARGAN: (TR) Çorak yerlerde biten bir ot. Bir tür balık.
SARGIN: (TR) Candan, içten, yürekten. Çekici cazibeli.
SARGINAL: (TR) (bkz. Sargın).
SARGUT: (TR) İhsan, bağış, ödül.
SARIALP: (TR) Sarışın yiğit.
SARICABAY: (TR) (bkz. Sarıalp).
SARİF: (AR) Sarfeden, harcayan. Değiştiren.
SARİH: (AR) Açık, meydanda. Belli, hüveyda. Saf, halis.
SARİM: (AR) Keskin, kesici.
SARP: (TR) Çetin, sert, şiddetli. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor.
SARPER: (TR) Sert, güçlü erkek.
SARPHAN: (TR) (bkz. Sarper).
SARPKAN: (TR) Sert, güçlü soydan gelen.
SARTIK: (TR) Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür.
SARU: (TR) Sarı benizli, tenli insan.
SARUCA: (TR) Sarı benizli, tenli insan.
SARUHAN: (TR) Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu.
SARVAN: (TR) Deve süren, deveci.
SATI: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk.
SATIBEY: (TR) (bkz. Satı).
SATIKBUĞRA: (TR) (bkz. Satılmış, Buğra).
SATILMIŞ: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı.
SATUK: (TR) (bkz. Satılmış).
SATVET: (AR) Ezici kuvvet, zorluluk.
SAV: (TR) Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. Sağlam. Şöhret, ün.
SAVAŞ: (TR) İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş.
SAVAŞER: (TR) Savaşan asker, insan, savaşçı.
SAVAT: (TR) Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsler.
SAVER: (TR) Sağlam, zinde, güçlü erkek.
SAVGAT: (TR) Hediye, armağan, bahşiş, ihsan.
SAVLET: (AR) Şiddetli saldırı, hücum.
SAVNİ: (AR) Koruma, gözetme ile ilgili.
SAVTEKİN: (TR) (bkz. Sav).
SAVTUNA: (TR) Sözünde duran kimse.
SAVTUR: (TR) Sağlıklı kal, hoşça kal.
SAYAR: (TR) Saygılı, hürmet eden.
SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım.
SAYFİ: (AR) Yaza ait, yazla ilgili.
SAYGIN: (TR) Saygı gören, sayılan, hatırlı.
SAYGUR: (TR) (bkz. Saygın).
SAYHAN: (TR) Adaletli yönetici, hükümdarların adili, ölçülüsü.
SAYIL: (Tür.) Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer.
SAYILGAN: (TR) Kendini saydıran, saygın kimse.
SAYKAL: (TR) Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterişli.
SAYKUT: (TR) Uğurlu, kutlu, saygıdeğer kimse.
SAYMAN: (TR) Hesap işleriyle uğraşan kimse.
SAYRAÇ: (TR) Öten, cıvıldayan, şakıyan.
SAYRAK: (TR) (bkz. Sayraç).
SAYYAD / SAYYAT : (AR) Avcı.
SAZAK: (TR) Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. Küçük pınar, kaynak.
SEBAT: (AR) (bkz. Sabit).
SEBATI: (AR) Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran.
SEBİH: (AR) Yüzme, yüzüş.
SEBİL: (AR) Yol, büyük cadde. Su dağıtılan yer. Hayır için parasız dağıtılan su.
SEBÜK: (TR) Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. Sevgili, aziz.
SEBÜKALP: (TR) Hızlı, atak, yiğit.
SEBÜKTEKİN: (TR) (bkz. Sebük).
SECAHAT: (AR) Yumuşak huyluluk.
SECAVEND: (FAR) Kur'an-ı Kerim'i manasına uygun olarak okumak için konulan durak işaretleri.
SECCAC: (AR) Çağlayan. Küçük şelale.
SECİYE: (AR) Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy.
SEÇKİN: (TR) Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide.
SEÇKİNER: (TR) (bkz. Seçkin).
SEDAD / SEDAT : (AR) Doğruluk, hak. Doğru ve haklı.
SEFA: (AR) Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. Eğlence, zevk, neşe.
SEFER: (AR) Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. Savaş hazırlığı. Savaşa gitme. Harp, savaş. Gemilerin kalktıkları limana tekrar dönünceye kadar yaptıkları fiil. Defa, kere.
SEFİR: (AR) El içi. Yabancı diplomat
SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik.
SEHHAR: (AR) Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.
SELAHADDİN / SELAHATTİN : (AR) Dinine bağlı kimse.
SELAMİ: (AR) İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili.
SELÇUK: (TR) Güzel konuşma yeteneği olan. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorluk kuran Türk topluluğunun hükümdarı.
SELİL: (AR) Yeni doğmuş erkek çocuğu, ilker.
SELİM: (AR) Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. 3. Temiz, samimi.
SELMAN: (AR) Barış içinde bulunma, huzur, erinç.
SELMİ: (AR) Barışla ilgili, barışçıl.
SEMAVİ: (AR) Semaya mensup, sema ile ilgili.
SEMİ: (AR) İşiten, işitme kuvveti olan. Allah'ın isimlerinden.
SEMİH: (AR) Eli açık, cömert.
SEMİN: (AR) Pahalı, kıymetli. Çok değerli.
SEMİR: (AR) Arkadaş. Nitelikli. Yamaç, dağ silsilesi.
SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Şimşek parıltısı.
SENİH: (AR) Süs, bezek. İnci.
SERALP: (TR) Baş yiğit.
SERBÜLEND / SERBÜLENT : (FAR) Başta gelen, yüce üstün. Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur.
SERDAR: (FAR) Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan.
SERDENGEÇTİ: (TR) Fedai, akıncı, yiğit.
SERDİNÇ: (FAR-TR) Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu.
SERGEN: (TR) Raf. Vitrin. Tepelerdeki düzlük yer. Yorgun, perişan.
SERHAD / SERHAT: (FAR-AR) Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu.
SERHAN: (AR) Hanların başı. Kurt, canavar. Baş okuyucu, şarkıcı başı.
SERHENK: (FAR) Çavuş. Türk müziğinde çok eski birleşik makam.
SERHUN: (FAR) Asil kan, soylu kan.
SERİ: (AR) Çabuk, hızlı.
SERİM: (TR) Serme işi. Sabırlı. Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad.
SERİMER: (TR) Sabırlı kimse.
ŞERİR: (AR) Taht. Yatacak yer.
SERKAN: (FAR-TR) Soylu kan, başkan.
SERKUT: (FAR) Mutlu, talihli, kutlu insan.
SERMED / SERMET: (AR) Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk.
SEROL: (FAR-TR) Önder ol, baş ol.
SERTAÇ: (FAR) Baştacı, çok sevilen, sayılan.
SERTEL: (TR) Sert, katı, acımasız el.
SERTER: (TR) Katı, sırt, acımasız.
SERTUĞ: (TR) Baş tuğ.
SERVER: (FAR) Baş, başkan, reis, ulu.
SERVET: (AR) Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para.
SETTAR: (AR) Örten. Günahları, ayıpları gizleyen.
SEVGEN: (TR) E Sevmiş, seven.
SEYFEDDİN / SEYFETTİN : (AR) Dini koruyan, dinin kılıcı.
SEYFİ: (AR) Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. Askerlikle ilgili. Askeri.
SEYFULLAH: (AR) Allah'ın kılıcı.
SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir.
SEYHUN: (TR) (bkz. Seyhan).
SEYİDHAN / SEYİTHAN : (AR) Hanların başı, önderi.
SEYLAB / SEYLAP : (FAR) Sel, sel suyu.
SEYLAN: (AR) Akma, akış.
SEYRAN: (AR) Gezme, bakıp seyretme.
SEYYİD / SEYYİT / SEYİT : (AR) Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider. Hz. Peygamber'in soyundan olan kimse.
SEZA: (FAR) Münasip, uygun, yaraşır.
SEZAİ: (FAR) Uygun yaraşan, münasip.
SEZAL: (TR) Sezgili.
SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili.
SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar.
SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan.
SEZGİ: (TR) Sezme kabiliyeti, seziş. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama.
SEZGİN: (TR) Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı.
SEZGİNAY: (TR) (bkz. Sezgin).
SEZMEN: (TR) Sezen, anlayan kimse.
SIBGATULLAH / SEBGATULLAH : (AR) Yaratıcı gücü, kuvveti olan Allah'ın kulu.
SIDAL: (TR) Güç, kuvvet, dayanıklılık. Olgunlaşmaya, erginleşmeye başlayan. Öfkeli, sinirli.
SIDAM: (TR) Sade, yalın, düz, süssüz.
SIDAR: (TR) Dayanıklı.
SIDDIK: (AR) Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi.
SIDKI / SITKI : (AR) İç, yürek temizliğiyle, doğrulukla ilgili.
SIRALP: (TR) Sır saklayan yiğit.
SIRAT: (AR) Yol, yön.
SIRATULLAH: (AR) Dosdoğru yol. Allah'ın yolu.
SIRRI: (Ar.) Sırla ilgili, sırra ait. Mistik.
SİYAMİ: (AR) Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçınan.
SİNA: (AR) Arap yarımadasının Mısır ile birleştiği yerde bir üçgen oluşturan yanmada. Bu yarımadada bulunan dağ.
SİNAN: (AR) Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu.
SİPAHİ: (FAR) Osmanlı İmparatorluğu'nda tımar sahibi atlı asker.
SİRAC: (FAR) Işık meşale, kandil, çerağ.
SİRACEDDİN / SİRACETTİN: (AR) Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan.
ŞİRAN: (AR) Kaleler, hisarlar.
SİRER (FAR) Tok, doymuş. Eli açık.
SİRET: (AR) Bir kimsenin hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş.
SOMEL: (TR) Doğru, katışıksız, güçlü el.
SOMER: (TR) Doğru, katışıksız güçlü kimse.
SONALP: (TR) Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk.
SONAT: (TR) Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı.
SONAY: (TR) Ay'ın son günleri.
SONER: (TR) (bkz. Sonalp).
SONGUR: (TR) Şahin. Ağır, hantal.
SONGURHAN: (TR) (bkz.Songur).
SONGÜN: (TR) Sonuncu, son olan. Eğilim, yetenek.
SORGUN: (TR) Bir tür söğüt ağacı. Sıtkı, sert. Çok uzun ve güzel saç.
SOYSAL: (TR) Uygar, medeni.
SOYSALDI: (TR) Soyu genişledi, tanındı.
SOYSALTÜRK: (TR) Uygar Türk.
SOYSAN: (TR) Tanınmış soy.
SOYSELÇUK: (TR) Selçuklu soyundan.
SOYTEKİN: (TR) Cesur, yiğit. (bkz. Tekin).
SOYUER: (TR) Yiğit soydan gelen.
SOYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hediye, armağan.
SÖKMEN: (TR) Yiğitlere verilen san.
SÖKMENER: (TR) Yiğit kimse.
SÖKMENSU: (TR) Yiğit asker, yiğit subay.
SÖNMEZ: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı.
SÖNMEZALP: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen yiğit.
SÖZEN: (TR) Söylev veren, güzel konuşan hatib.
SÖZER: (TR) Sözünde duran.
SÖZMEN: (TR) Güzel, etkili konuşan kimse.
SUAD / SUAT: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu.
SUAVİ: (AR) Herkesin işine koşan, yardım eden.
SUAY: (TR) Suya düşen ay.
SUBAHİ: (AR) (bkz. Subhi).
SUBHİ / SUPHİ : (AR) Sabah vakti, şafak ile ilgili.
SUBUTAY: (TR) Cengiz Han'ın ünlü Moğol generalinin adı.
SUDİ: (AR) Yararlı, faydalı, kazançlı.
SUFİ: (AR) Tasavvuf erbabı, mutasavvıf.
SUHAN: (TR) Suyun hakimi, su kaynaklarının yönetimini elinde bulunduran.
SULHİ: (AR) Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı.
SUNAY: (TR) Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim.
SUNER: (TR) Sunucu, sunan.
SUNGU: (TR) Armağan, bağış, ihsan.
SUNGUN: (TR) Yetenek. Bağış, ihsan.
SUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı (kimse). Akdoğan.
SUNGURALP: (TR) Soğukkanlı ve doğankuşu gibi güçlü, yiğit.
SUNGURBAY: (TR) (bkz. Sunguralp).
SUNGURTEKİN: (TR) (bkz. Sunguralp).
SUNULLAH: (AR) Allah'ın yarattığı.
SUYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hükümdarca bağışlanan dirlik.
SUALP: (TR) Güçlü, yiğit asker.
SÜEL: (TR) Asker eli.
SÜER: (TR) Yiğit asker.
SÜERDEM: (TR) Erdemli asker.
SUERGİN: (TR) Olgun asker.
SÜERKAN: (TR) Soylu kandan gelen asker.
SÜERSAN: (TR) Yiğitliğiyle ünlü asker.
SÜHA: (AR) Büyükayı takım yıldızının en küçük yıldızı.
SÜHAN: (FAR) Söz, lakırdı. Şiir.
SÜHEYL: (AR) E Sema'nın güney yarımküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yıldızın adı.
SÜLASİ: (AR) Üçlü, üç şeyden meydana gelen.
SÜLEYMAN: (AR) İbranice "huzur, sükun". Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberden biri.
SÜMER: (TR) Eski tarihlerde aşağı Mezopotamya'da yaşamış olan bir kavim.
SÜMRE: (AR) Esmerlik, karayağızlık.
SÜPHAN: (TR) Doğu Anadolu'da Van gölünün kuzey kıyısındaki sönmüş volkan.
SÜREHA: (AR) Saf ırklar.
SÜREYYA: (AR) Ülker yıldızı, pervin.
SÜRURİ: (AR) Sevinçle, neşeyle ilgili.
Ş HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ŞABAN: (AR) Aralık, fasıla. Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı.
ŞABEDDİN / ŞABETTİN: (AR) Din topluluğu, cemaati.
ŞADAN: (FAR) Keyifli, neşeli, sevinçli.
ŞADİ: (FAR) Sevinç, mutluluk.
ŞAFAK: (AR) Güneş doğmadan az önce ufukta beliren aydınlık.
ŞAFAKGÜN: (AR-TR) Şafak renkli, kızıl.
ŞAHABEDDİN / ŞAHABETTİN: (AR) Dinin yıldızı.
ŞAHADEDDİN / ŞAHADETTİN: (AR) Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti.
ŞAHAN: (FAR) Şahlar. Oldukça büyük boylu, yırtıcı bir kuş. (bkz. Şahin).
ŞAHAP: (AR) Alev, ateş parçası. Kayan yıldız, akan yıldız. Cesur yürekli kimse.
ŞAHAT: (FAR-TR) Güçlü, güzel cins at, atların şahı.
ŞAHBAZ: (FAR) Beyaz ve iri doğan. Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. Kabadayı. Cömert.Büyük, gösterişli, güzel mükemmel.
ŞAHBENDER: (FAR) Konsolos.
ŞAHBEY: (FAR-TR) Üstün nitelikli, saygın, yüce.
ŞAHDAR: (FAR) Dallı, budaklı ağaç.
ŞAHİD / ŞAHİT: (AR) Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi veren kimse, tanık. Bir sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan. Doğrulayan, isbat eden.
ŞAHİN: (FAR-TR) Büyük boylu, kanca gagalı, yırtıcı bir kuş.
ŞAHİNALP: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü yiğit, cesur.
ŞAHİNER: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü, yiğit er.
ŞAHİNHAN: (FAR-TR) Güçlü, yiğit kimse.
ŞAHİNKAN: (FAR-TR) Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman.
ŞAHİNTER: (FAR) Çok yiğit, kahraman, şahin gibi.
ŞAHİSTAN: (FAR) Şah ülkesi.
ŞAHKAR: (FAR) Baş eser, en güzel eser.
ŞAHRUH: (FAR-AR) Yüce ruhlu, görkemli, üstün kişilikli kimse.
ŞAHSAR: (FAR) Dallık, ağaçlık, koruluk.
ŞAHSUVAR: (FAR) İyi ata binen yiğit kimse.
ŞAHVAR: (FAR) Şaha, hükümdara yakışacak surette. İri ve iyi cins inci.
ŞAİK: (AR) İstekli, hevesli.
ŞAKİR: (AR) Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden.
ŞAMİH: (AR) Yüksek, görkemli.
ŞAMİL: (AR) Şümulü bulunan, içine alan, kaplayan, kapsayan.
ŞANAL: (TR) Ünün yayılsın, tanınmış şanlı bir insan ol.
ŞANALP: (TR) Ünlü, şanlı, tanınmış kimse.
ŞANER: (TR) Ünlü kimse.
ŞANLI: (TR) Ün, şöhret. Hal durum. Debdebe, gösteriş, haşmet. Yüksek makam rütbe.
ŞARA: (TR) Kente ait, şehire ait.
ŞARBAY: (TR) Kentli, şehirli kimse.
ŞARIK: (AR) Doğup parlayan, parlak.
ŞATİ: (AR) Kıyı, kenar.
ŞATIR: (AR) Neşeli, şen. Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa.
ŞAYLAN: (TR) Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neşeli.
ŞECAAT: (AR) Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk.
ŞECAADDİN / ŞECAATTİN : (AR) Dinin kahramanı, dinin yiğidi.
ŞECİ: (AR) Cesur, yürekli, yiğit.
ŞEFAADDİN / ŞEFAATTİN: (AR) Dinin, Allah ile kul arasınadaki aracılığı, dinin şefaati.
ŞEFİK: (AR) Şefkatli, acıması olan, esirgeyici.
ŞEHİM: (AR) Akıllı ve kurnaz yiğit.
ŞEHRİYAR: (FAR) Padişah, hükümdar.
ŞEHRUD: (FAR) Büyük çay, nehir.
ŞEHZAT: (FAR) (bkz. Şahzat).
ŞEKİB / ŞEKİP: (FAR) Sabır, tahammüllü, dayanıklı.
ŞEMAİL: (AR) Huylar, davranışlar, alışkılar. Bir kimsenin dış görünüşünün özellikleri.
ŞEMDİN: (AR) Dinin mumu, dinin aydınlığı.
ŞEMİ: (AR) Mumla, ışıkla ilgili, ışıklı. Mum yapan ya da satan kimse.
ŞEMİM: (AR) Güzel kokan, güzel kokulu, güzel koku.
ŞEMS: (AR) Güneş.
ŞEMSEDDİN / ŞEMSETTİN: (AR) Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık.
ŞEMSİ: (AR) Güneşe ait, güneşle ilgili.
ŞEMSİFER: (AR-FAR) Güneşin aydınlığı, parlaklığı.
ŞENAL: (FAR-TR) (bkz. Şen).
ŞENALP: (FAR-TR) Neşeli, canlı yiğit.
ŞENALTAN: (FAR-TR) (bkz. Altan).
ŞENBAY: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse.
ŞENCAN: (FAR-TR) Canlı, neşeli, hareketli yapısı olan kimse.
ŞENDOĞAN: (FAR-TR) Sevinçli, neşeli ol.
ŞENDUR: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli olması devam etti, sürdü.
ŞENEL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ev. Bölge, il.
ŞENER: (FAR-TR) - Mutlu, neşeli kimse.
ŞENGİL: (FAR-TR) İyi yürekli, hoş sohbet kimse.
ŞENNUR: (FAR-AR) Neşeli ve nurlu insan.
ŞENOL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ol. (bkz. Şenel).
ŞENSAL: (FAR-TR) Neşeni çevrene yay, herkes neşelensin.
ŞENSOY: (FAR-TR) Neşeli soydan gelen kimse.
ŞENTÜRK: (FAR-TR) Neşeli, canlı, mutlu türk.
ŞENYAŞAR: (FAR-TR) Yaşamı, neşeli mutlu geçen kimse.
ŞENYURT: (FAR-TR) Neşeli, mutlu insanların yurdu; ülkesinde yaşayan.
ŞERAFEDDİN / ŞERAFETTİN: (AR) Dinin şereflisi, büyüğü.
ŞERAFET: (AR) Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet.
ŞEREF: (AR) Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ün. Övünç duyulacak şey.
ŞEREFHAN: (AR-TR) Büyük, yüce hükümdar.
ŞERİF: (AR) Şerefli, kutsal. Soylu temiz.
ŞEVKET: (AR) Azamet, büyüklük, ululuk, debdebe, haşmet.
ŞEVKİ: (AR) Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli.
ŞEYBAN: (AR) Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hükümdarlarından birisi.
ŞİMŞEK: (TR) Yağmurlu havada, buluttan buluta ya da yere elektrik boşalırken oluşan, geçici ve şiddetli elektrik akımı. Canlı, hızlı, coşkulu, hareketli kimse.
ŞİNAS: (FAR) Anlayan, tanıyan, bilen.
ŞİNASİ: (FAR) Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili.
ŞİRAZ: (FAR) Türk müziğinde eski bir makam.
ŞİRVAN: (FAR) İran'da bir kent adı. Aslan barınağı.
ŞİRZAT: (AR-FAR) Aslan gibi güçlü, kişilikli kimse.
ŞÖLEN: (TR) En üst idareci tarafından bütün halka verilen,yemek, ziyafet.
ŞÜKRAN: (AR) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık.
ŞÜKRÜ: (AR) Şükretme, minnettarlıkla ilgili.

Ş HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
ŞADAN: (FAR) Keyifli, neşeli, sevinçli.
ŞADİYE: (AR) Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı. Güzel sesle şarkı okuyan, şiir söyleyen.
ŞADUMAN: (AR) Sevinçli, neşeli, memnun.
ŞAHANDE: (FAR) Mutlu, memnun.
ŞAHANE: (FAR) Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan.
ŞAHBANU: (FAR) Hükümdar eşi, şah hanımı.
ŞAHDANE: (FAR) İri inci tanesi.
ŞAHESER: (FAR) Değerli, üstün nitelikli. Kalıcı, değerli, üstün yapıt.
ŞAHHANIM: (FAR) Hanım sultan. Şah ve hanım kelimelerinden birleşik isim.
ŞAHIGÜL: (FAR) Gül dalı.
ŞAHİKA: (AR) Zirve, doruk, dağ tepesi.
ŞAHMELEK: (FAR-AR) Melekler kadar güzel, güzellikte lider.
ŞAHNAZ: (FAR) Çok nazlı.
ŞAHNİSA: (FAR-AR) Hükümdar kadın, hükümdar karısı. Kadınların şahı.
ŞAHNUR: (AR-FAR) Kaynak, ışık kaynağı. Münevver.
ŞAHSINUR: (AR) Nurlu kişi, aydınlık kimse.
ŞAİKA: (AR) İstekli, hevesli, şevkli.
ŞAKİRE: (AR) Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden.
ŞAYAN: (FAR) Uygun, yakışır, münasip, layık.
ŞÂYESTE: (FAR) Layık uygun, münasip.
ŞAYLAN: (TR). Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neşeli.
ŞAZİMET: (AR) Kimseye benzemeyen, farklı, tek, eşsiz.
ŞAZİYE: (AR) (bkz. Şadiye).
ŞEBNEM: (FAR) Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ.
ŞEBNUR: (AR-FAR) Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı.
ŞEFAKAT: (AR) Şefkat, acıyarak ve esirgeyerek sevme.
ŞEFİKA: (AR) Şefkatli, acıması olan, esirgeyici.
ŞEFKAT: (AR) Sevecenlik, acıma ve sevgi duygusu.
ŞEHADET: (AR) (bkz. Şahadet).
ŞEHBAL: (FAR) Kuş kanadının en uzun tüyü.
ŞEHNAZ: (FAR) Türk musikisinde mürekkep bir makam ve perde. Çok nazlı.
ŞEHPER: (FAR) Kuş kanadının en uzun tüyü.
ŞEHRAZAT: (FAR) Kendi kendine yaşayan, özgür.
ŞEHRİBAN: (FAR) Şehrin büyüğü, ileri geleni.
ŞEHRİNAZ: (FAR) Türk müziğinin en eski makamlarından.
ŞEKİBE / ŞEKİPE: (FAR) Sabır, tahammüllü, dayanıklı.
ŞEKURE: (AR) Çok şükreden, şükredici, değer bilen.
ŞELALE: (AR) Büyük bir akarsuyun yüksekten düşmesiyle meydana gelen büyük çağlayan, çavlan.
ŞEMİME: (AR) Güzel kokulu şey.
ŞEMİNUR: (AR) Mum ışığı, mum aydınlığı.
ŞEMSİNİSA: (FAR-AR) Kadınların güneşi. Güneş gibi kadın.
ŞEMSİNUR: (AR) Güneşin ışığı, nuru.
ŞEN: (FAR) Neşeli, sevinçli.Daha çok iki isimlerde kullanılır. Şener, Şenol.
ŞENAL: (FAR-TR) (bkz. Şen).
ŞENEL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ev. Bölge, il.
ŞENGÜL: (FAR-TR) Gülün en güzel hali.
ŞENGÜN: (FAR-TR) Sevinçli, ferah gün.
ŞENAY: (FAR-TR) Ayın parlaklığı, güzelliği.
ŞENNUR: (FAR-TR) Neşeli ve nurlu insan.
ŞENOL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ol.
ŞERARE: (AR) Kıvılcım.
ŞERİFE: (AR) Şerefli, kutsal. Soylu temiz.
ŞERMENDE: (FAR) Utangaç, çok utanan, mahcup.
ŞERMİN: (FAR) Utangaç, mahcup.
ŞEVKİYE: (AR) Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli.
ŞEVVAL: (AR) Hicri takvime göre yılın 10. ayı, ilk üç günü şeker bayramıdır.
ŞEYDA: (FAR) Aşk çılgını, çok tutkun, aşık.
ŞEYDAGÜL: (FAR) (bkz. Şeyda).
ŞEYDANUR: (FAR-AR) (bkz. Şeyda).
ŞEYMA: (AR) Bedeninde ben veya benzer bir izi olanlar.
ŞİİR: Zengin sembollerle uyumlu seslerle ortaya çıkan edebi anlatım biçimi
ŞİRAZE: (FAR) Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. Esas, düzen, nizam.
ŞİRİN: (FAR) Sevimli, cana yakın.
ŞÖHRET: (AR) Şöhretli, ünlü, şöhreti ağızlarda dolaşan.
ŞÖLEN: (TR) En üst idareci tarafından bütün halka verilen, yemek, ziyafet.
ŞÜLE: (AR) Alev, yalım. Alevli ateş.
ŞÜKRAN: (AR) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık.
ŞÜKRİYE: (AR) İyilik bilme, minnettarlıkla ilgili, iyilik bilen.
ŞÜKUFE: (FAR) Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz.

T HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
TAÇNUR: (AR) Işıktan, nurdan taç.
TAHİRE: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam.
TAİBE: (AR) Tövbe eden. Günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'tan af dileyen.
TAİFE: (AR) Bölük, takım, güruh, fırka. Kavim, kabile. Tayfa.
TALİA: (AR) Tulu eden, öncü. Talih, şans, kısmet.
TALİBE: (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alıcı müşteri. Talebe, öğrenci.
TALİHA: (AR) Şans, talih, kader.
TALİYE: (AR) Sonradan gelen, bir şeyin arkası sıra giden. İkinci derecede olan.
TALU: (TR) Seçkin, seçilmiş, güzel. İki kürek kemiği arası.
TAMAY: (TR) Dolunay, ayın ondördü.
TAN: (TR) Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti.
TANAY: (TR) Şafak ve ay.
TANEGÜL: (TR) Biricik gül.
TANSEL: (TR) Tan sel.
TANSELİ: (TR) Tan seli.
TANSU: (TR) Şafağın aydınlattığı su.
TANYEL: (TR) Şafak vakti esen rüzgar.
TANYELİ: (TR) Tan vakti esen yel.
TANYERİ: (TR) Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer.
TARA: (FAR) Yıldız, necim.
TAYYİBE: (AR) İyi, hoş, güzel ala. Helal, çok temiz.
TAZE: (FAR) Körpe, genç.
TAZEGÜL: (FAR) Yeni açan gül.
TAZİME: (AR) Ululama, büyük sayma. Saygı gösterme, ikram etme.
TEBESSÜM: (AR) Gülümseme.
TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayışlı kimse.
TEKGÜL: (TR) Gül ailesi içinde benzeri olmayan güzellikte. Yalnız gül.
TELMİYE: (AR) Parıldatma, renk renk yapma. Dizeleri başka başka dillerde , manzume yapma.
TELVİN: (AR) Renk verme, boyama.
TENZİLE: (AR) İndirme, aşağı düşürme.
TENNUR: Teni nurlu, aydınlık olan
TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanlı. Kırmızı buğday.
TEREN: (FAR) Nesteren denen gül.
TESLİYE: (AR) Teselli verme, avutma.
TESNİM: (AR) Cennet suyu, cennetteki ırmaklardan birinin adı.
TESRİYE: (AR) Sıkıntıyı, gamı, kederi yok etme.
TEŞRİFE: (AR) Şereflendirme, onurlandırma.
TEVFİKA: (AR) Uydurma, uygun düşürme. Başarıya ulaştırma. Allah'ın yardımına kavuşma.
TEZCAN: (TR) - Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız.
TEZEHHÜR: (AR) Çiçeklenme.
TEZER: Çabuk ve erken
TİCAN: (AR) Taçlar.
TİJEN : TİGEN : Diken, göze, gönüle batıveren / Kılıç kullanan
TOMRİS: (YUN) Tarihte, Pers kralı II. Keyhüsrev'le savaşmış olan Massagetlerin ünlü kraliçesi. Demir.
TOMURCUK: (TR) Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz.
TONAY:(*) Ay gibi parlak, ışıklı giysi.
TÖRE: (TR) Eğitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel.
TRAJE: (FAR) Gökkuşağı.
TUBA: (AR) Kökü yukarıda, dallan aşağıda cennet ağacı. En güzel, en iyi, hoş.Baht, mutluluk, müjde.
TULÜ: (AR) Doğma, doğuş.
TULÜN: (TR) Dolun.
TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterişli. Karaormanlardan doğan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nın Volga'dan sonra en uzun ırmağı.
TÜRKAN: (TR) Koruyucu, muhafız.
TUĞÇE (TR) Küçük tuğ. (TUĞ: (TR) Eskiden paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç.)
TURRE: (AR) Alın saçı, kıvırcık, saç lülesi.
TUTAM: Bir desteden daha az, parmak uçlarıyla alınabilen. Tutmaktan tutam
TUTİ: (FAR) Papağan türünden bir kuş. Konuşmayı seven, konuşkan.
TUTKU: (TR) Güçlü istek ve coşku.
TUTKUN: (TR) Bir şey ya da birine düşkün bağlı. Bol, verimli. Esir, tutsak.
TÜLAY: (TR) İncelikle, düşle ilgili.
TÜLİN: (TR) Ayın çevresinde oluşan dairesel hale. Ayna.
TÜMAY: (TR) Dolunay.
TÜNAY / TUNAY: Mehtap, ay ışığı, gece görülen aydınlık
TÜRKÂN: (TR) Saltanat ve idarede yönetime etki eden prenses.
TÜZENUR: (TR-AR) Tüze nur. Işığın adaleti ya da Adaletli ışık, nur.
T HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
TACAL: (TR) Üstün ol, taçlan.
TACEDDİN / TACETTİN : (AR) Dinin tacı.
TACİ: (AR) Taçla ilgili.
TACİK: (FAR) İran ve Türkistan'da yaşayan İran asıllı, Farsça konuşan halktan olan kimse.
TACİM: (AR) Noktalama, noktalatma.
TACİR: (AR) Ticareti meslek edinmiş olan
TAÇKIN: (TR) Gurur.
TAHA: (AR) Kuranı Kerim'in 20. suresi. Hz. Ömer'e müslüman olmadan önce okunan ilk sure. Hz. Ömer bu sureden etkilenmiş ve müslüman olmuştur.
TAHİR: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam.
TAHSİN: (AR) Güzel bulma, beğenme. Aferin deme alkışlama.
TAİB / TAİP: (AR) Tövbe eden. Günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'tan af dileyen.
TAİF: (AR) Tavaf eden. Dönen, dolaşan.
TAKİ: (AR) Günahtan haramdan kaçınan, dinine bağlı.
TALAT: (AR) Yüz, çehre. Yüz güzelliği.
TALAY: (TR) Deniz, büyük nehir, taloy. Çok fazla.
TALAYER: (TR) Deniz eri, denizci.
TALAYHAN: (TR) Denizlerin hakanı, hükümdarı.
TALAYKAN: (TR) Denizci kanı taşıyan.
TALAYKUT: (TR) Kutsal deniz.
TALAYMAN: (TR) Deniz adamı, denizci.
TALAS / TALAZ : (TR) Kasırga, fırtına.
TALHA: (AR) Zamk ağacı.
TALİB / TALİP : (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alıcı müşteri. Talebe, öğrenci.
TALİK: (AR) Güleryüzlü. Düzgün söz söyleyen.
TALU: (TR) Seçkin, seçilmiş, güzel. İki kürek kemiği arası.
TALUY: (TR) Deniz, okyanus, talay.
TALUT: (İBR) Bakara suresinde İsrailoğulları hükümdarlığına Allah tarafından tayin edilen ve az bir askerle Calut'un ordularını yok eden komutan.
TAMAY: (TR) Dolunay, ayın ondördü.
TAMER: (TR) Nitelikli, saygın kişi.
TAMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli kimse.
TAMERKİN: (TR) (bkz. Tamerk).
TAMKOÇ: (TR) Koç gibi güçlü.
TAMKUT: (TR) Çok mutlu, talihli kimse.
TAN: (Tür.) Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti.
TANAÇAN: (TR) Sabah alacakaranlık.
TANAK: (TR) Garip, tuhaf, şaşırtıcı.
TANALP: (TR) Aydın, bilge yiğit.
TANALTAN: (TR) Tan - altan.
TANALTAY: (TR) Tan - altay.
TANAY: (TR) Şafak ve ay.
TANAYDIN: (TR) Aydınlık şafak.
TANBAY: (TR) Tan - bay.
TANBEK: (TR) Aydın bey.
TANBERK: (TR) Şafak çizgisi. Parlayan şimşek.
TANBEY: (TR) Şafak gibi aydınlık kimse.
TANBOLAT: (TR) Tan renginde çelik.
TANCAN: (TR) Önü aydınlık kimse.
TANDAN: (TR) Tan vaktinde doğan.
TANDOĞAN: (TR) Ağaran şafak.
TANDOĞDU: (TR) Tan vakti doğan kimseye verilen isim.
TANDORUK: (TR) Dorukların ilk ışıklarla aydınlanması.
TANER: (TR) (bkz. Tan).
TANFER: (TR-FAR) Tan vaktinin yan aydınlığı.
TANGÜN: (TR) Şafakla başlayan aydınlık gün.
TANIN: (TR) Herkesçe adın duyulsun, ünlen.
TANIR: (TR) Anımsar, bilir. Bilip ayıran, seçen.
TANIRCAN: (TR) Cana yakın. Çabuk tanışıp yaklaşan.
TANIRER: (TR) (bkz. Tanır-can).
TANJU: (TR) Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen unvan.
TANKAN: (TR) Şafak gibi aydınlık, temiz soydan gelen.
TANKOÇ: (TR) Tan koç.
TANKUT: (TR) Kutlu, uğurlu sabah.
TANÖREN: (TR) Şafakta çalışan.
TANPINAR: (TR) Tan pınar.
TANSAN: (TR) Tan gibi aydınlık, temiz adı olan. .
TANSIK: (TR) Şaşırtıcı, olağanüstü olay, mucize. Özlem, hasret. Değerli, kıymetli.
TANSOY: (TR) Şafak gibi aydınlık soyu olan
TANSU: (TR) Şafağın aydınlattığı su.
TANUĞUR: (TR) Uğurlu, mübarek sabah vakti.
TANVER: (TR) Şafak gibi ışık saç, aydınlat.
TANYEL: (TR) Şafak vakti esen rüzgar.
TANYERİ: (TR) Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer.
TANYILDIZ: (TR) Çoban yıldızı.
TANYOL: (TR) Şafak yolu, aydınlık yol.
TANYOLAÇ: (TR) Aydınlığa götüren, yol açan.
TANZER: (TR) Altın renginde tanyeri.
TAPGAÇ: (TR) Ünlü. Aziz.
TAPIK: (TR) Saygı, hürmet. İkram, hizmet.
TARA: (FAR) Yıldız, necim.
TARAB: (AR) Sevinç, şenlik.
TARAN: (TR) Geniş alan. İn. Kuş ya da balık kümeleri.
TARANCI: (TR) Rençber, çiftçi.
TARDU: (TR) Armağan, hediye.
TARHAN: (TR) Oğuzlarda demirci ve zanaatçı ustaları. Büyük toprak sahipleri, büyük tüccarlar. Han ve komutan unvanı.
TARHUN: (AR) Hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki.
TARIK: (AR) Sabah yıldızı, zühre, venüs, yol.
TARKAN: (TR) Türklerin kullandığı, vekil, vezir, bey gibi unvan. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
TAŞAN: (TR) Coşkulu, taşkın.
TAŞBOĞA: (TR) Taş gibi sert, boğa gibi güçlü kimse.
TAŞCAN: (TR) Taş gibi sağlam kimse.
TAŞDEMİR: (TR) Taş ve demir gibi güçlü, sağlıklı.
TAŞEL: (TR) Sağlam güçlü el.
TAŞER: (TR) Sağlam güçlü kimse.
TAŞGAN: (TR) Pınar, kaynak.
TAŞKAN: (TR) Sağlam, güçlü soydan gelen.
TAŞKIN: (TR) Taşmış halde bulunan. Coşkun. Aşırı.
TAŞKINAY: (TR) (bkz. Taşkın).
TAŞKINER: (TR) Coşkulu, coşkun kimse.
TAŞTEKİN: (TR) Emin, güvenilir, sağlam kişi.
TATAR: (TR) Bir Türk kavmi. Posta sürücüsü. Gül zambak gibi çiçeklerin açılmamış goncaları.
TATU: (TR) Barış, sulh.
TAVGAÇ: (TR) Çekicilik, cazibe.
TAVİL: (AR) Uzun. Çok süren. Aruzda bir ölçek.
TAYBARS: (TR) Pars gibi güçlü tay (çocuk).
TAYCAN: (TR) Genç ve güçlü kimse.
TAYFUN: (TR) Büyük okyanus ve Çin Denizi'nde görülen şiddetli fırtına.
TAYFUR: (AR) Küçük bir kuş türü.
TAYGAR: (AR) Uçan uçucu. Gaza dönüşen.
TAYGUN: (TR) Çocuk, torun.
TAYGUNER: (TR) Erkek torun
TAYI: (AR) Bir işi kendi isteğiyle yapan.
TAYKARA: (TR) Esmer, karayağız çocuk.
TAYKOÇ: (TR) Tay - koç.
TAYKURT: (TR) Tay - kurt.
TAYKUT: (TR) Kutlu uğurlu çocuk.
TAYLAK: (TR) Yeni doğmuş at yavrusu. Biniye gelmiş iki yaşında at yavrusu. Deve yavrusu. Yaramaz çocuk.
TAYLAN: (TR) İnce, kibar, güzel, boylu boslu kimse. Çok yağmur yağdığı halde işlenebilir toprak.
TAYMAN: (TR) Genç, taze, toy kimse.
TAYMAZ: (TR) Düşmeyen, kaymayan, dengeli kimse.
TAYUK: (TR) İnce, kibar genç.
TAYYİB / TAYYİP: (AR) İyi, hoş, güzel ala. Helal, çok temiz.
TEBER: (FAR) Küçük balta. Dervişlerin kullandıkları uzun saplı küçük balta.
TECEN: (TR) Mağrur, gururlu.
TECER: (TR) Becerikli. İç Anadolu'da sıradağ.
TECİK: (TR) Tutumlu, idareli tasarruflu.
TECİMEN: (TR) Ticaret adamı, tüccar. Tutumlu, idareli.
TECİMER: (TR) Tüccar.
TECMİL: (AR) Süs, tezyin.
TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayışlı kimse.
TEFHİM: (AR) Anlatma, bildirme.
TEKALP: (TR) Eşsiz, benzersiz yiğit.
TEKAY: (TR) Eşsiz ay.
TEKCAN: (TR) Çok değerli, eşsiz kimse.
TEKDOĞAN: (TR) Eşsiz, benzersiz doğmuş olan.
TEKECAN: (TR) Mert, sözünde duran. Özü sağlam kimse. Çayırlarda biten bir bitki.
TEKİN: (TR) Boş, ıssız. Sakin, rahat, uslu. İçinde kötülük bulunmayan. Tek, eşsiz. Uyanık, tetikte. Şehzade, prens. Uğurlu.
TEKİNALP: (TR) Tek ve eşsiz yiğit.
TEKİNAY: (TR) Biricik ve hayırlı ay.
TEKİNDAĞ: (TR) Uğurlu dağ.
TEKİNEL: (TR) Hayırlı el.
TEKİNER: (TR) Tek, eşsiz ve hayırlı kimse.
TEKİNSOY: (TR) İyi soydan gelen kimse.
TEKMİL: (AR) Kemale erdirme. Bitirme, bitirilme, tamamlanma, tamamlama. Tam, eksiksizce, bütün, hep.
TEKRİM: (AR) Ululama, saygı gösterme.
TEKSEN: (TR) Sen teksin, eşsizsin anlamında.
TEKSOY: (TR) Eşsiz bir soydan gelen.
TEMCİT: (AR) Ululama, ağırlama. Sabah ezanından sonra okunan, Allah'ın ululuğunu anlatan dua.
TEMEL: (YUN) Yapılardan toprak içinde kalan ve yapıya dayanak teşkil eden duvar ve taban kısımları, koyuk. Bu kısımların yapılması için açılan çukur. Asıl, esas. Dayanak. Belli, başlı en önemli.
TEMİRCAN: (TR) Demir gibi sağlam kimse
TEMİRHAN: (TR) Demir gibi sağlam güçlü hükümdar. Timur han.
TEMİRKUT: (TR) Demir gibi güçlü ve uğurlu.
TEMİZALP: (TR) İyi ahlaklı kimse. Temiz yapılı ve yiğit.
TEMİZCAN: (TR) İçi temiz olan kimse.
TEMİZEL: (TR) Dürüst kimse.
TEMİZER: (TR) Dürüst kimse.
TEMİZHAN: (TR) İyi vasıflı lider.
TEMİZKAL: (TR) Her zaman doğru ve dürüst kal.
TEMİZKAN: (TR) Temiz soydan gelen.
TEMİZÖZ: (TR) Özü temiz, dürüst olan.
TEMİZSAN: (TR) Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
TEMİZSOY: (TR) Temiz ve dürüst soydan gelen.
TEMREN: (TR) Ok, kargı gibi delici silahların ucundaki sivri demir.
TEMÜR: (TR) Demir.
TENDÜ: (Moğolca) Yiğit, cesur.
TENGİZ: (TR) Deniz.
TENGİZALP: (TR) Denizci yiğit.
TEOMAN: (TR) Hun imparatoru Mete'nin babası.
TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanlı. Kırmızı buğday.
TERİM: (TR) Bilim ve sanat kavramlarından birini anlatan sözcük.
TETİKER: (Tür.) Uyanık, çevik, becerikli kimse.
TEVFİK: (AR) Uydurma, uygun düşürme. Başarıya ulaştırma. Allah'ın yardımına kavuşma.
TEZAL: (TR) Çabuk ol.
TEZALP: (TR) Çabuk, hızlı yiğit.
TEZAY: (TR) (bkz. Tezal).
TEZCAN: (TR) Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız.
TEZEL: (TR) Çabuk iş gören, becerikli.
TEZER: (TR) Çabuk hızlı, çevik kimse.
TEZEREN: (TR) Çabuk ulaşan, erişen.
TEZKAN: (TR) Kanı kaynayan, heyecanlı kimse.
TEZVEREN: (TR) Duyarlı, reaksiyoner.
TINAL: (TR) Soluk al, yaşamını sürdür.
TINAZ: (TR) Ot ya da saman yığını.
TİBET: (TR) Çin'in batısında bağımsız bir bölge.
TİGİN: (TR) (bkz. Tekin).
TİMUR: (TR) Demir. Türk- Moğol imparatoru.
TİMURCAN: (TR) Demir gibi sağlam ve güçlü.
TİMURHAN: (TR) (bkz. Timur).
TİMURKAN: (TR) Demir gibi güçlü soydan gelen.
TİMURÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü ve sağlam olan.
TİMURTAŞ: (TR) Demir ve taş gibi güçlü ve sert olan.
TİTİZ: (TR) Çok dikkatli ve özenli davranan. Prensiplerine aşın düşkün. Huysuz, öfkeli.
TOĞAN: (TR) Doğan, şahin.
TOĞAY: (TR) Fundalık.
TOKALP: (TR) Doymuş aç olmayan kimse. Kalın ve gür sese sahip. Kibirli.
TOKCAN: (TR) Gönlü tok olan.
TOKDEMİR: (TR) Sağlam demir.
TOKER: (TR) Tok er.
TOKGÖZ: (TR) Aç gözlü olmayan.
TOKHAN: (TR) Tok han.
TOKKAN: (TR) Cömert soylu.
TOKÖZ: (TR) Cömert ve kerem sahibi.
TOKTAHAN: (TR) Yerleşik yaşayan han.
TOKTAMIŞ: (TR) Bir yere yerleşmiş, oturmuş (kimse). Dinmiş, sakinleşmiş.
TOKTAŞ: (TR) Tok taş.
TOKTİMUR: (TR) Tok timur.
TOKTUĞ: (TR) Tok tuğ.
TOKUR: (TR) Eski Türk erkek adlarından.
TOKUŞ: (TR) Savaş.
TOKUŞHAN: (TR) Savaşçı lider, hakan.
TOKUZ: (TR) Dokuz. Kalın ve sık dokunmuş kumaş.
TOKUZER: (TR) Dokuz er. Dayanışmacı, tutkun yiğit.
TOKUZTUĞ: (TR) Dokuz tuğ.
TOKYAY: (TR) Tok yay.
TOKYÜREK: (TR) Yürekli, cesur.
TOKYÜZ: (TR) Tok yüz.
TOLA: (TR) Dolu, boş olmayan. Keyif, neşe. Güçlü korkusuz.
TOLAY: (TR) Topluluk, cemiyet.
TOLGA: (TR) Demir harp başlığı. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık. Miğfer.
TOLGAHAN: (TR) Güçlü ve çevreli lider, han.
TOLGAN: (TR) Dolanma, dolaşma.
TOLGAY: (TR) Çevre, dolay.
TOLGUNAY: (TR) Dolunay.
TOLUN: (TR) Dolun, bedir, ayın ondördü.
TOLUNAY: (TR) Ayın ondördü, mehtap, dolunay.
TOLUNBAY: (TR) Birikimli, kişiliği gelişmiş.
TONAY:(*) Ay gibi parlak, ışıklı giysi.
TONGAL: (TR) Zengin kimse. Yaşlı erkek.
TONGAR: (TR) Büyük, güçlü. Yaşlı.
TONGUÇ: (TR) En büyük çocuk. Bir tür kuş, baykuş.
TOPAY: (TR) Dolunay.
TOPÇAM: (TR) Top çam.
TOPÇAY: (TR) Topçay.
TOPDEMİR: (TR) Top demir.
TOPEL: (TR) Top el.
TOPER: (TR) Top er.
TOPRAK: (TR) Yerkabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. Ülke, memleket. İşlenmiş arazi.
TOPUZ: (TR) Bir ucu top gibi olan silah. Kısa boylu kimse. Balyoz.
TOR: (TR) Toy, deneyimsiz. Ürkek, çekingen, utangaç. Mağrur, gururlu. Fidan. Toksöz.
TORALP: (TR) Gururlu, yiğit.
TORAMAN: (TR) Güçlü kuvvetli.
TORAN: (TR) Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. Yiğit, kahraman.
TORCAN: (TR) Çekingen, utangaç.
TORGAY: (TR) Serçe, tarla kuşu.
TORHAN: (TR) Gururlu hükümdar.
TORKAL: (TR) Hep utangaç ve çekingen ol.
TORKAN: (TR) Gururlu ve tok sözlü soydan gelen.
TORLAK: (TR) Güzel, genç, yakışıklı. İyi gelişmiş ağaç fidanı.
TORUMTAY: (TR) Yırtıcı bir kuş türü.
TOTUK: (TR) Eski Türkler'de askeri vali.
TOYBOĞA: (TR) Genç boğa.
TOYCAN: (TR) Çok genç ve tecrübesiz.
TOYDEMİR: (TR) Toy - demir.
TOYDENİZ: (TR) Toy - deniz.
TOYGAR: (TR) Tarla kuşu, turgay.
TOYGUN: (TR) Genç, delikanlı. Çakırdoğan.
TOYKA: (TR) Büyük, kalın sopa.
TOZAN: (TR) İnce toz tanesi. Tozu çok olan yer. Kar fırtınası.
TOZUN: (TR) Soylu, asil.
TÖKEL: (TR) Çok.
TÖRE: (TR) Eğitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel. Geline verilen armağan.
TÖREGÜN: (TR) Geleneksel, geleneğe uygun, gündemde.
TÖREHAN: (TR) Görgülü er.
TÖREL: (TR) Töreye uygun olan, töre ile ilgili.
TORUM: (TR) Yaratılış.
TÖZ: (TR) Kök, asıl, cevher.
TÖZÜM: (TR) Sabırlı, alçak gönüllü.
TUFAN: (AR) Hz. Nuh zamanında Allah'ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. Şiddetli yağmur ve sel.
TUGAY: (TR) İki alaydan oluşan askeri birlik, liva.
TUĞ: (TR) Eskiden paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç.
TUĞAL: (TR) Sancaktar. Tuğ taşıyan.
TUĞALP: (TR) Milli lider.
TUĞALTAN: (TR) Tuğ - altan.
TUĞALTAY: (TR) Altay'a özgü, Altay simgesi.
TUĞBAY: (TR) Eskiden tugay komutanlığı yapan albay.
TUĞCU: (TR) At kılından yapılmış tuğları taşıyan kimse.
TUĞKAN: (TR) Tuğ kan.
TUĞKUN: (TR) İzinsiz yanına varılmayan varlıklı, saygın.
TUĞLU: (TR) Bayraklı, sancaklı. Şımarık.
TUĞRA: (TR) Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları özel biçimi olan simge. Mühür.
TUĞRUL: (TR) Ak doğan, çakırdoğan, yırtıcı kuşlardan bir kuş.
TUĞSAN: (TR) Tuğ san.
TUĞSAV: (TR) Tuğ sav.
TUĞSAVAN: (TR) Tuğ savan.
TUĞSAVAŞ: (TR) Tuğ savaş.
TUĞSEL: (TR) Tuğ sel.
TUĞSER: (TR) Baştuğ.
TUĞTAŞI: (TR) Tuğ taş.
TUĞTEKİN: (TR) Biricik, uğurlu tuğ.
TUĞYAN: (AR) Coşma, taşma. İsyan.
TULÜ: (AR) Doğma, doğuş.
TULÜN: (TR) Dolun.
TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterişli. Karaormanlardan doğan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nın Volga'dan sonra en uzun ırmağı.
TUNCA: (TR) Balkan Yarımadası'nda Meriç ırmağının kolu.
TUNCAL: (TR) Al renginde tunç.
TUNCALP: (TR) Tunç gibi güçlü, kuvvetli yiğit.
TUNCAY: (TR) Tunç renginde ay.
TUNCEL: (TR) Tunç gibi güçlü el.
TUNCER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse.
TUNÇ: (TR) Bakır, çinko, kalay karışımı.
TUNÇAL: (TR) Tunç al.
TUNÇALP: (TR) Güçlü yiğit.
TUNÇARAL: (TR) Tunç aral.
TUNÇASLAN: (TR) Tunçaslan.
TUNCAY: (TR) Tunç ay.
TUNÇBAY: (TR) Tunç bay.
TUNÇBİLEK: (TR) Tunç bilek.
TUNÇBOĞA: (TR) Tunç gibi sağlam, boğa kadar güçlü.
TUNÇBÖRÜ: (TR) Tunç gibi sağlam, kurt kadar güçlü.
TUNÇÇAĞ: (TR) Tunç dönemi.
TUNÇDAĞ: (TR) Tunçtan oluşan, dağ gibi güçlü.
TUNÇEL: (TR) Tunç gibi güçlü el.
TUNÇER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse.
TUNÇHAN: (TR) Tunç han.
TUNÇKAN: (TR) Güçlü soydan gelen. Tunç kanından.
TUNÇKAYA: (TR) Tunç kaya.
TUNÇKILIÇ: (TR) Tunç kılıç.
TUNÇKOL: (TR) Güçlü kuvvetli kimse.
TUNÇKURT: (TR) Tunç kurt.
TUNÇÖVEN: (TR) Tunç öven.
TUNÇSOY: (TR) Kökü güçlü soydan gelen kimse.
TUNÇTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk.
TUR: (AR) Dağ. Delikanlı genç. Gelir, kazanç, verim. Devir, dolaşma.
TURA: (TR) Tuğra. Kalkan, siper.
TURAÇ: (TR) Keklik cinsinden eti yenir bir av kuşu.
TURALP: (TR) Genç, delikanlı yiğit.
TURAN: (TR) Eski İranlılara göre Türk ülkesi. Bütün Türkler'in ve Turan kavimlerinin birleşmesiyle meydana gelecek devlet.
TURATEKİN: (TR) Emin, zararsız ve koruyucu yiğit.
TURAY: (TR) Tur ay.
TURBAY: (TR) Tur bay.
TURCAN: (TR) Genç, delikanlı.
TURGAY: (TR) Boz renkli, küçük ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, torgay. TURGUT: (TR) Konut, oturulacak yer.
TURHAN: (TR) Soylu ve seçkin kimse. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kimse. Turahan.
TUTKUN: (TR) Bir şey ya da birine düşkün bağlı. Bol, verimli. Esir, tutsak.
TUYAN: (TR) Semiz, şişman. Zngin. Kibirli, gururlu.
TUYGUN: (TR) Genç, güçlü. Çılgın, şımarık. Duygulu, hassas.
TUYUĞ: (TR) Şiir, şarkı, türkü.
TUZ: (TR) Güzellik, şirinlik.
TUZER: (TR) Şirin delikanlı.
TÜBLEK: (TR) Soylu, asil.
TÜKEL: (TR) Tam, bütün, mükemmel.
TÜKELALP: (TR) Kusursuz yiğit.
TÜKELAY: (TR) Dolunay.
TÜLEK: (TR) Kurnaz, açıkgöz, düzenci. Efe. Çok genç, delikanlı. Zengin. Saygın kimse. Sakin, gururlu.
TÜMAY: (TR) Dolunay.
TÜMBAY: (TR) Tüm bay.
TÜMCAN: (TR) Tüm - can.
TÜMEL: (TR) Temel.
TÜMEN: (TR) On bin. Pek çok. Yığın, küme, sürü.
TÜMENBAY: (TR) Tümen komutanı onbin kişilik grubun lideri.
TÜMER: (TR) Tam erkek, yiğit.
TÜMERDEM: (TR) Çok erdemli.
TÜMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli.
TÜMERKAN: (TR) Yiğit kandan gelen.
TÜMERKİN: (TR) Olgun.
TÜMKAN: (TR) Kanlı, canlı, sağlıklı.
TÜMKURT: (TR) Tüm - kurt.
TÜMKUT: (TR) Çok talihli, kutlu.
TÜN: (TR) Gece.
TÜNAK: (TR) Işıklı, mehtaplı gece.
TÜNAL: (TR) Tün - al.
TÜNAY: (TR) Tün - ay.
TÜNER: (TR) Tün - er.
TÜNEY: (TR) Öğle güneşi alan yer. Güneş battıktan sonraki zaman. Güneşli yer.
TÜRABI: (AR) Toprakla ilgili. Topraktan.
TÜRE: (TR) Görenek, gelenek, töre. Subay, komutan. Hak ve hukuka uygunluk, adalet.
TÜREGÜN: (TR) Türe - gün.
TÜREHAN: (TR) Türe - han.
TÜREK: (TR) Tepelerin ortasındaki çıkıntı.
TÜREL: (TR) Hukuksal, hukukla ilgili.
TÜRELİ: (TR) Güzel.
TÜREMEN: (TR) Yasa adamı, hukukçu.
TÜREV: (TR) Oluşan, ortaya çıkan, türeyen.
TÜRKAY: (TüR) Ay gibi parlak, aydınlık Türk.
TÜRKCAN: (TR) Sevilen Türk.
TÜRKDOĞAN: (TR) Türk soyuna mensup.
TÜRKER: (TR) Türk er.
TÜRKEŞ: (TR) Oğuz yazıtlarında adı geçen bir kahramanın adı.
TÜRKMEN: (TR) Oğuzların bir kolu. Bu koldan olan. Tam göçebe olmayan fakat mevsiminde yaylaya veya yazıya çıkan.
TÜRKOĞLU: (TR) Türk oğlu.
TÜRKOL: (TR) Türk ol.
TÜRKÖZ: (TR) Özü, aslı Türk olan.
TÜRKSAN: (TR) Adı duyulmuş, Türk gibi ünlü.
TÜRKŞEN: (TR) Şen ve mutlu Türk anlamında.
TÜRKYILMAZ: (TR) Direnişçi, sebat eden.
TÜRÜNK: (TR) Çalışan, etkin.
TÜVÂN: (FAR) Güç, kuvvet.
TÜVANGER: (FAR) Zengin, mülk sahibi, varsıl.
TÜZEL: (TR) Adalet, hukuk.
TÜZEMAN: (TR) Adaletli kimse. Yasa adamı, hukukçu.
TÜZMEN: (TR) Doğru, adil, güvenilir kimse.
TUZUN: (TR) Yumuşak huylu, sakin kimse, soylu, asil.
TÜZÜNALP: (TR) Yumuşak başlı, sakin, asil yiğit.
TÜZÜNER: (TR) Tüzün er.

U HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
UCA: (TR) Yüksek, yüce.
UCATEKİN: (TR) Yücelikte eşsiz kimse.
UÇANAY: (TR) Ay gibi yüksek anlamında.
UÇANOK: (TR) Hızlı, atak, yiğit.
UÇAR: (TR) Uçan, uçucu.
UÇARER: (TR) Uçar er.
UÇBAY: (TR) Sınır beyi.
UÇBEYİ: (TR) Selçuklu ve Osmanlılar'da sınırlardaki askeri güçlerin kumandanlarına verilen ad.
UÇHAN: (TR) Sınır şehir hanı.
UÇKAN: (TR) Deli dolu, havai, toy.
UÇKUN: (TR) Kıvılcım. Pahalı, yüksek. Uçan, çapkın. Becerikli, eli tez.
UÇMA: (TR) Dağın karlarla örtülmüş dik yamacı.
UÇMAN: (TR) Uçan uçucu.
UÇUK: (TR) Uçmuş, soluk renk. Çökmüş yer, toprak. İyi. Sivri dağ tepesi.
UÇUR: (TR) Vakit, an, fırsat. Mevsim.
UFKİ: (AR) Ufka ait, ufukla ilgili.
UFUK: (AR) Düz arazide ya da açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. Çevre, dolay.
UĞAN: (TR) Yüce, yüksek, güçlü.
UĞRAŞ: (TR) Güçlük ve kötülükle uğraşma, mücadele.
UĞUR: (TR) İyilik, şans, talih, baht. Fırsat, tesadüf. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı.
UĞURAL: (TR) Uğur + al.
UĞURALP: (TR) Hayırlı yiğit.
UĞURATA: (TR) Hayırlı ata.
UĞURAY: (TR) Uğurlu ay.
UĞURCAN: (TR) İyilikçi ve candan.
UĞUREL: (TR) Eli uğurlu olan.
UĞURHAN: (TR) Hayırlı lider.
UĞURLU: (TR) Uğurlu olan, iyilik getirdiğine inanılan, kutsal kutlu.
UĞURLUBAY: (TR) Uğurlu -bay.
UĞURLUBEY: (TR) Uğurlu -bey.
UĞURSAL: (TR) Uğurla ilgili, uğurlu.
UĞURSAN: (TR) Uğuruyla tanınmış olan.
UĞURSAY: (TR) Uğur say.
UĞURSEL: (TR) Uğur sel.
UĞURSOY: (TR) Uğurlu soydan gelen.
UĞURTAN: (TR) Uğur tan.
UĞURTAY: (TR) Uğurlu genç.
UĞUŞ: (TR) Anlayış, zeka, bekleyiş. Benzeyiş. Soy, kabile, soysop.
UĞUZ: (TR) Kutsal, mübarek. Saf, temiz.
ULA: (AR) Birinci. Şan ve şeref sahibi kimse
ULAÇ: (TR) Bağlayan, bağlayıcı. Sınır.
ULAÇHAN: (TR) Sınır hanı.
ULAĞ: (TR) Ulak.
ULAŞ: (TR) Amacına eriş, isteğine kavuş.
ULU: (TR) Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. Zengin, saygın.
ULUALP: (TR) Çok erdemli, yüce yiğit.
ULUANT: (TR) Kutsal, büyük yemin.
ULUBAŞ: (TR) Yüce, saygın kimse.
ULUBAY: (TR) Yüce, saygın, erdemli kişi.
ULUBEK: (TR) Saygınlığı olan bey.
ULUBERK: (TR) Saygın kişilikli yiğit..
ULUCAN: (TR) Erdemli, saygın, yüce kişi.
ULUÇ: (TR) Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan.
ULUÇAĞ: (TR) Hayırlı, uğurlu dönem.
ULUÇAM: (TR) Ulu - çam.
ULUÇKAN: (TR) Uluç - kan.
ULUDAĞ: (TR) Çok büyük, yüce dağ.
ULUDOĞAN: (TR) Doğuştan yüce, uğurlu kimse.
ULUER: (TR) Saygın, uğurlu, yüce kimse.
ULUERKAN: (TR) Saygın, yüce, soylu kimse.
ULUĞ: (TR) Ulu, büyük, saygın.
ULUHAN: (TR) Büyük, saygın hükümdar.
ULUKAAN: (TR) Büyük, saygın hükümdar.
ULUKAN: (TR) Soylu yüce kandan gelen.
ULUKUT: (TR) Çok uğurlu, kutlu kimse.
ULUM: (TR) Ululuk, haşmet, büyük gösteriş.
ULUMAN: (TR) Ulu, yüksek, saygın kimse.
ULUMERİÇ: (TR) Ulu meriç.
ULUN: (TR) Büyük, ulu. Temrensiz ok. Buğday, arpa kökü.
ULUNAY: (TR) Büyük, ulu ay.
ULUÖZ: (TR) Özü yüce, saygın kimse.
ULUS: (TR) Millet, halk, insan topluluğu.
ULUSAN: (TR) Adı yüce tanınmış kimse.
ULUSOY: (TR) Ulu, yüce, soylu.
ULUSU: (TR) Yüce, kutlu su.
ULUŞAHİN: (TR) Ulu şahin.
ULUSAN: (TR) Yüce şanlı kimse.
ULUTAN: (TR) Ulu tan.
ULUTAŞ: (TR) Ulu taş.
ULUTAY: (TR) Ulu tay.
ULUTEKİN: (TR) Yüksek şahsiyetli ve sakin kişilikli.
ULVİ: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen.
UMA: (TR) Hediye, armağan. Konuk, misafir.
UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu.
UMAR: (TR) Çare, çıkar yol.
UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.
UMRAN: (AR) Bayındırlık, ma murluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.
UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim.
UMURAL: (TR) Görgü, bilgi, deneyim kazan.
UMURALP: (TR) Görgülü, bilgili, yiğit.
UMURBAY: (TR) Görgülü, bilgili, saygın kişi.
UMURBEY: (TR) Görgülü, bilgili, kişi.
UMUT: (TR) Ummaktan doğan , güven duygusu, ümit.
UNAN: (TR) Sadakat, bağlılık. Hak.
UNAT: (TR) Doğru yolu tutan. Akıllı. Ergin.
UNGAN: (TR) Onmuş kişi, mutlu. Yürekli, yiğit kişi.
UNSUR: (AR) Öğe, ilke, eleman.
URAL: (TR) Hazar denizine dökülen, ırmak ve sıradağ.
URALP: (TR) Kentli yiğit.
URALTAN: (TR) Ur - altan.
URALTAY: (TR) Ur - altay.
URAM: (TR) Büyük, geniş yol.
URAN: (TR) Yetenekli, usta, becerikli.
URANDU: (TR) Seçkin, seçilmiş. Hayırlı.
URANGU: (TR) Savaşçı, savaşkan.
URAZ: (TR) Şans, talih.
URAZA: (AR) Hediye, armağan. Konuğa çıkarılan yiyecek.
URGUN: (TR) Vurulan, vurulmuş. Vurgun, aşık. Gizli.
URHAN: (TR) Yüksek rütbeli han.
URKAN: (TR) Kale hendeği. Şehir, kent. Yüksek ve korunaklı yer.
URLUK: (TR) Aile, soy sop. Tohum.
URUÇ: (AR) Yukarı çıkma, yükselme, ağma.
URUK: (TR) Tane, tohum. Nesil, kuşak, soy.
URUZ: (TR) Hedef, amaç, gaye.
USAL: (TR) Gamsız, kedersiz, keyfine düşkün. Önemsiz.
USALAN: (TR) Akıl alan, akıllı.
USALP: (TR) Akıllı yiğit.
USBAY: (TR) Akıllı, saygın kişi.
USBERK: (TR) Şimşek gibi parlak akıllı kimse.
USBEY: (TR) Akıllı kişi.
USER: (TR) Akıllı kişi.
USHAN: (TR) Akıllı hükümdar.
USKAN: (TR) Akıllı soydan gelen.
USLU: (TR) Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse.
USLUER: (TR) Akıllı, olgun kişi.
USMAN: (TR) Akıllı, zeki kimse.
USUM: (TR) Akıllı.
USUN: (TR) Hüzün.
UTKAN: (TR) Zafer kazanmış, muzaffer. Şerefli, onurlu soydan gelen.
UTKU: (TR) Birçok emek ve tehlikelerden sonra ulaşılan, mutlu sonuç, zafer.
UTMAN: (TRR) Şerefli, edepli, terbiyeli kimse.
UYAR: (TR) Uygun yerinde. Boyun eğen, uysal, nazik kimse.
UYARALP: (TR) Uysal, nazik yiğit.
UYAREL: (TR) Uyar el.
UYGAN: (TR) Uyumlu, uyan.
UYGAR: (TR) Kültürlü, eğilimli, görgülü, medeni.
UYGU: (TR) Uyum, uygunluk.
UYGUN: (TR) Yakışır, yaraşır, elverişli, yararlı. Oranlı.
UYGUNEL: (TR) Uygun el.
UYGUNER: (TR) Uygun uyumlu, olumlu.
UYGUR: (TR) Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat yapıtları bırakmış olan bir Türk ulusu. Uygar, medeni.
UYGURALP: (TR) Uygar yiğit. Uygur'a mensup kişi.
UYSAL: (TR) Yumuşak başlı, uyumlu, boyun eğen. Terbiyeli.
UYUN: (AR) Gözler. Pınarlar, kaynaklar.
UZ: (TR) İyi, güzel. Uygun, doğru. Usta. Temiz, dikkatli. Becerikli, akıllı, anlayışlı. Yakın, içten.
UZALP: (TR) İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit.
UZAY: (TR) Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk.
UZBAY: (TR) İyi, becerikli, temiz, akıllı ve saygın kişi.
UZCAN: (TR) Uysal, uyumlu, iyi insan.
UZEL: (TR) Usta, becerikli kişi.
UZER: (TR) Becerikli, akıllı kişi.
UZGÖREN: (TR) Gerçeği önceden görebilen.
UZHAN: (TR) Ülke ve halkına faydalı olan.
UZKAN: (TR) Erdemli soydan gelen.
UZLET: (AR) Bir kenara çekilip toplum yaşayışından ayrı kalma.
UZMA: (AR) Büyük, en büyük.
UZMAN: (TR) Belli bir iş ya da konuda bilgi, görüş ve becerisi olan kimse.
UZSAN: (TR) Becerisi ve diğer iyi nitelikleriyle tanınan.
UZSOY: (TR) İyi nitelikli soydan gelen.
UZTAN: (TR) Uz - tan.
UZTAŞ: (TR) Uz - taş.
UZTAV: (TR) Uz - tav.
UZTAY: (TR) Uz - tay.
UZTEKİN: (TR) Uz - tekin

U HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
UĞUR: (TR) İyilik, şans, talih, baht. Fırsat, raslantı. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı.
ULVİYE: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen.
UMA: (TR) Hediye, armağan. Konuk, misafir.
UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu.
UMAR: (TR) Çare, çıkar yol.
UMAY: (TR) Orhun yazıtlarında geçen, çocukları ve hayvanları koruduğuna inanılan Tanrıça. Devlet kuşu.
UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.
UMRAN: (AR) Bayındırlık, mamurluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.
UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim.
UMUT: (TR) Ummaktan doğan, güven duygusu, ümit.
USARE: (TR) Özsu.
Ü HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
ÜÇGÜL: (TR) Yaban yoncası. Üç+gül.
ÜFTADE: (FAR) Düşmüş, düşkün. Aşık.
ÜKE: (TR) Onur, şeref.
ÜKSÜM: (AR) Çayırı, çimeni çok güzel bahçe.
ÜLFER: (AR) Büyük su, ırmak.
ÜLFET: (AR) Alışma, kaynaşma. Görüşme, konuşma. Dostluk, arkadaşlık.
ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan.
ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanım.
ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanın.
ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydınlatan ışık.
ÜLKER: (TR) Boğa burcunda yedi yıldızdan biri.
ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey.
ÜLKÜM (TR.) Amacım, ulaşmak istediğim şey.
ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.
ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde.
ÜNSA: (AR) Kadın, kız, nisa.
ÜMİT: (FAR) Ummaktan doğan, güven duygusu.
ÜMMİYE: (AR) Anneye ait, anneyle ilgili.
ÜMMÜHAN: (AR) Hükümdar anası.
ÜMNİYE: (AR) Umut. İstek, arzu. Niyet.
ÜMRAN: (TR) Bayındırlık, mamurluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.
ÜNAY: (TR) Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli.
ÜNSEL: Ünü sel gibi aşan
ÜNSELİ: Ünü sellere benzeyen
ÜNSİYYE: (AR) Alışmış, sokulgan. Arkadaş, dost.
ÜNZİLE: (AR) Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş.
ÜRMEGÜL: (TR) Sarmaşık.
ÜRÜN: (TR) Üretilen, yararlı şey, toprakta elde edilen. Yapıt, eser. Sık orman.Çokluk, bolluk.
ÜRÜNAY: (TR) Ürün+ay.
ÜZÜM: (TR) Asmanın taze ya da kuru olarak yenen ve salkım durumunda bulunan meyvesi.
Ü HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ÜBEYDULLAH: (AR) Allah'ın kulu.
ÜBEYD / ÜBEYT: (AR) Köle, kölecik, kul.
ÜÇEL: (TR) Yüce, yüksek. Arka.
ÜÇER: (TR) Üç er.
ÜÇOK: (TR) Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad.
ÜKE: (TR) Onur, şeref.
ÜLFER: (AR) Büyük su, ırmak.
ÜLGEN: (TR) Yüce, yüksek, ulu. İyilik tanrısına verilen ad.
ÜLGENALP: (TR) Yüce, ulu, yiğit. Ülgen - alp.
ÜLGENER: (TR) Yüce, ulu kimse. Ülgen - er.
ÜLGER: (TR) Kumaş vb. şeylerdeki ince tüy.
ÜLGÜ: (TR) Yakışıklı kimse. Pay, hisse. Tutum, tavır.
ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan.
ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanım.
ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanın.
ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydınlatan ışık.
ÜLKER: (TR) Boğa burcunda yedi yıldızdan biri.
ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey.
ÜLKÜM (TR) Amacım, ulaşmak istediğim şey.
ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.
ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde.
ÜLMEN: (TR) Denizci, deniz adamı.
ÜMİT: (FAR) (bkz. Umut).
ÜNAL: (TR) Adın duyulsun, tanın, ün kazan. Ün al.
ÜNALAN: (TR) Adı duyulmuş, ün kazanmış.
ÜNALDI: (TR) Ün aldı.
ÜNALMIŞ: (TR) Ün ve şan kazanmış.
ÜNALP: (TR) Tanınmış, ünlü, yiğit.
ÜNAY: (TR) Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli.
ÜNEK: (TR) Kahraman, yiğit. Ünlü tanınmış.
ÜNER: (TR) Tanınmış, ünlü yiğit.
ÜNGÖRMÜŞ: (TR) Ün görmüş.
ÜNGÜN: (TR) Ün gün.
ÜNGÜR: (TR) Mağara.
ÜNKAN: (TR) Tanınmış soydan gelen, soylu kan.
ÜNLEM: (TR) Ses, seda, çağrı.
ÜNLÜ: (TR) Tanınmış, adı duyulmuş şöhretli, şanlı.
ÜNLÜER: (TR) Tanınmış, ünlü kimse.
ÜNLÜOL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan.
ÜNLÜSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen.
ÜNSAÇ: (TR) Adın duyulsun, ünlen.
ÜNSAL: (TR) Adın duyulsun.
ÜNSAN: (TR) (bkz. Ünsal).
ÜNSEV: (TR) Adını ününü sev.
ÜNSEVEN: (TR) Ün seven.
ÜNSEVER: (TR) Ün sever.
ÜNSEVİN: (TR) Ün sevin.
ÜNSİ: (AR) Alışmış, sokulgan. Arkadaş, dost.
ÜNÜVAR: (TR) Ünü var . Ünlü tanınmış.
ÜNVER: (TR) Ünlen, tanınmış ol, insan ol.
ÜNVERDİ: (TR) Ün verdi.
ÜNVEREN: (TR) Ün veren.
ÜNZİL: (AR) Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş.
ÜRÜNDÜ: (TR) Seçilmiş, seçkin.
ÜRÜNDÜBAY: (TR) Seçkin insan.
ÜSGEN: (TR) Yüksek. Gelişmiş.
ÜSTAM: (AR) Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. Emin, güvenilir.
ÜSTAY: (TR) Ay gibi yüksek yüce.
ÜSTEK: (TR) Yüksek, yüce.
ÜSTEL: (TR) (bkz. Üstek).
ÜSTER: (TR) Çok değerli kimse.
ÜSTÜN: (TR) Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Yenen, galip gelen.
ÜSTÜNBAY: (TR) Üstün bay. Seçkin, başarılı kimse.
ÜSTÜNDAĞ: (TR) Üstün dağ.
ÜSTÜNER: (TR) Üsten - er.
ÜVEYS: (AR) İsteyen, arzu eden.
ÜZER: (TR) Üst. Kaymak. Faiz. Can sıkıcı, üzücü.
ÜZEYİR: (AR) Kur'an-ı Kerim'de adı geçen, peygamber olup olmadığı konusunda ihtilaflı görüşler bulunan kişi.
V HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
VACİB/ VACİP : (AR) Dini bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen.Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri.
VACİD/ VACİT : (AR) Yaratan, meydana çıkaran.
VAFİ: (AR) Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.
VAFİD: (AR) Elçi, temsilci.
VAHA: (AR) Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan.
VAHAB/ VAHAP : (AR) Bağışlayan, ihsan eden.
VAHAT: (AR) Çölde suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.
VAHDEDDİN/ VAHDETTİN : (AR) Dinin tekliği, birliği.
VAHDET: (AR) Yalnızlık, teklik, birlik.
VAHİB / VAHİP : (AR) Bağışlayan, bağışlayıcı.
VAHİD / VAHİT: (AR) Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır.
VAHİDDİN / VAHİTTİN : (AR) Tek din, dinin tekliği.
VAKKAS: (AR) Okçu, savaşçı.
VALA: (FAR) Yüksek, yüce.
VARGIN: (TR) Ulaşan, isteğine kavuşan.
VASIF: (AR) Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has özellik, nitelik.
VARLIK: (TR) Yaşam, hayat. Var olan herşey.
VAROL: (TR) Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun.
VASFİ: (AR) Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli.
VECDET: (AR) Zenginlik, varsallık.
VECDİ: (AR) Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
VECHİ: (AR) Yüzle ilgili, yüze ait.
VECİD: (AR) Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak.
VECİH: (AR) Yüz, çehre. Tarz, üslup. Neden.
VECİHİ: (AR) Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.
VEDAT: (AR) Sevgi, dostluk.
VEDİ: (AR) Başkasının malını saklamakla görevli kimse.
VEFA: (AR) Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta kararlılık, sebat.
VEFAİ: (TR) Vefa ile ilgili.
VEFAKAR: (AR+FAR) Sevgisi geçici olmayan, vefası olan.
VEFİ: (AR) Vefalı, bağlı. Tam , mükemmel, eksiksiz.
VEFİK: (AR) Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan.
VEHBİ: (AR) Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi.
VELİ: (AR) Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. Dost, yakın. Allah'ın sevgili kulu, ermiş evliya.
VELİCAN: (AR) Candan, dost, yakın.
VELİD: (AR) Yeni doğmuş çocuk.
VERİM: (TR) Ortaya çıkan, beklenilen, istenilen sonuç.
VESİM: (AR) Güzel yüzlü.
VEYİS: (TR) Yoksulluk, muhtaçlık.
VEYSEL: (AR) Aslı Üveys'tir. Kurt anlamında.
VEYSİ: (AR) Yoksul, muhtaç.
VEZİR: (AR) Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.
VİSALİ: (AR) Kavuşma, ulaşma ile ilgili.
VİSAM: (AR) Damgalı, nişanlı.
VOLKAN: (FR) Yanardağ, burkan.
VURAL: (TR) Vur al.
VURALHAN: (TR) Vural +han.
VURGUN: (TR) Birine aşık, tutkun.
V HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI
VACİBE: (AR) Yapılması gerekli olan.
VACİDE: (AR) Meydana getirici, yaratıcı. Varlıklı, zengin.
VAHİBE: (AR) Bağışlayan, bağışlayıcı.
VAHİDE: (AR) Bir, tek, yalnız.
VASFİYE: (AR) Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli
VECDİYE: (AR) Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
VEDA: (AR) Ayrılırken söylenen selamlama sözü. Ayrılma, ayrılış.
VEDİA: (AR) Saklanılması, korunması için birine ya da bir yere bırakılan emanet.
VEFİA: (AR) Vefalı, sevgisi geçici olmayan. Tam, eksiksiz.
VEFİKA: (AR) Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan.
VEHBİYYE: (AR) Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi.
VELİDE: (AR) Yeni doğmuş çocuk.
VELİME: (AR) Düğün ziyafeti. Evlenme, düğün.
VENÜS: (FR) Merkür'den sonra, Güneş'e en yakın olan gezegen. Çobanyıldızı.
VERÂ: (AR) Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma. Halk, mahluk, alem, kainat.
VERDA: (AR) Gül.
VESİLE: (AR) Neden, sebep. Elverişli durum . Kavuşma, yaklaşma.
VESİME: (AR) Güzel yüzlü.
VİCDAN: (AR) İyiyi kötüden, hayrı serden ayırmayı sağlayan iç duygu.
VİLDAN: (AR) Yeni doğmuş çocuklar.
VUSLAT: (AR) Kavuşma, yetişme, ulaşma
VÜREYKA: (AR) Yaprakçık, küçük yaprakçık.
Y HARFİ İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLER VE ANLAMLARI
YABANGÜLÜ: (FAR) Kır gülü. Bozkır çiçeği. Kuşburnu.
YADE: (FAR) Hatıra, Anı.
YADİGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı.
YAĞAN: (TR). Yağmur, kar.
YAĞMUR: (TR) Gökten damlalar halinde düşen su.
YAKUT: (AR) Parlak kırmızı, şeffaf kıymetli taş. Sibirya'nın kuzey kısmında yaşayan bir Türk kavmi.
YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması.
YAPINCAK: (TR) Seyrek taneli, kırmızı lekeleri olan bir üzüm türü.
YAPRAK: (TR) Bitkilerde genellikle klorofilli, yeşil renkli, çeşitli şekil ve yapıda olan soluk almaya yarayan uzantı. Kitap yaprağı, varak.
YASEMİN: (FAR) Zeytingillerden, güzel kokulu ve genellikle beyaz veya sarı çiçek açan sarılgan ağaççık (jasminum).
YAŞAM: (TR) Doğumdan ölüme kadar geçen süre, hayat.
YAŞANUR: (TR) (bkz. Yaşa).
YAŞAR: (TR) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan adlardır.
YAYLA: (TR) Deniz yüzeyinden yüksek, yaz mevsiminde oturulan serin ve yüksek yerler. YAZGAN: (TR) Yazan, yazar.
YAZGÜLÜ: (TR) Yazın açan gül.
YEGANE: (FAR) Biricik, tek.
YEKDANE: (FAR) . Eşi benzeri olmayan, tek. Bir çeşit gerdanlık.
YELDÂ: (FAR) Uzun ve siyah.
YELİZ: (TR) Güzel, havadar, aydınlık.
YENAY: (TR) Yeni ay, hilal.
YESARET: (AR) Kolaylık. Zenginlik.
YEŞİL: (TR) Sarı ile mavinin karışımından oluşan, çoğu bitki yapraklarında görülen renk. Genç, taze.
YEŞİM: (AR) Açık yeşil ve pembe renkli, kolay işlenen, değerli bir taş.
YETER: (TR) Sonuncu olması istenen çocuklara verilen adlardır.
YILDANUR: (TR) Seneyi aydınlatan, ışık saçan.
YILDIZ: (TR) Geceleri gökte çıplak gözle ışıklı bir nokta olarak görülen gök cismi. Bir noktadan çevreye beş veya daha fazla çıkıntısı olan köşeli. Baht, talih. Mesleğinde çok parlamış kimse ve daha çok parlamış kimse, sinema sanatçısı.
YILŞEN: (TR)(bkz. Yıldanur).
YONCA: (TR) Baklagillerden, kırmızı veya mor çiçek açan, çayır bitkisi.
YOSUN: (TR) Çoğu sularda yetişen, ilkel yapıdaki bitkilerin genel adı.
YURDAGÜL: (TR) Ülkene gül. İlken için yararlı ol.
YURDANUR: (TR) Yurduna, ülkene ışık saç, aydınlat.
YURDUSEV: (TR) Ülkeni, yurdunu sev.
YÜKSEL: (TR) Yükseklere çık, yücel, basan kazan, ilerle.
YÜMİN: (AR) Uğur, mutluluk. Bereket.
YÜSRA: (AR) Kolaylık, Cennet Köşesi.
Y HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
YABGU: (TR) Eski Türk devletlerinde "hükümdar" anlamında kullanılan bir unvan. YADİGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı.
YAFES: (AR) Hz. Nuh'un üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar denizinin kuzeyine yerleşmiştir. Türk soyunun atası olduğu söylenir.
YAĞAN: (TR). Yağmur, kar.
YAĞIN: (TR) Yağmur. Yiğit. Arka, sırt.
YAĞINALP: (TR) (bkz. Yağın).
YAĞIZ: (TR) Esmer. Doru. Yiğit.
YAĞIZALP: (TR) Esmer, güçlü yiğit.
YAĞIZBAY: (TR) Esmer kimse.
YAĞIZER: (TR) Esmer kimse.
YAĞIZHAN: (TR) Esmer hükümdar. Yeğni, katı, cesur han.
YAĞIZKAN: (TR) Asil, soylu kan.
YAĞIZKURT: (TR) Esmer, güçlü, kuvvetli kimse.
YAĞIZTEKİN: (TR) Esmer, güçlü, erkek.
YAHYA: (İBR) 'Allah lütufkardır" anlamında. Zekeriyya'nın oğlu olan peygamber.
YAKUB / YAKUP : (AR) Erkek keklik. İbranice, "Takib eden, izleyen".
YALAP: (TR) Parıltı. İvedi, hızlı, çabuk. Sarı renkli bir kuş. Şimşek.
YALAVAC: (TR) Peygamber, elçi.
YALAZ: (TR) Alev. Bayrak.
YALAZA: (TR) Alev.
YALAZABEY: (TR) Ateş gibi.
YALAZALP: (TR) Alev gibi parlak yiğit.
YALAZAN: (TR) Berk, şimşek.
YALAZAY: (TR) Ayın kırmızı ışıklar açar hali.
YALÇIN: (TR) Sarp. Düz kaygan. Parlak, cilalı.
YALÇINER: (TR) (bkz. Yalçın). Çetin, sert ve yiğit.
YALÇINKAYA: (TR) (bkz. Yalçın)
YALÇUK: (TR) Parlak, parlayan. Elçi.
YALDIRAK: (TR) Ak, parlak, ışıltılı.
YALGIN: (TR) Serap, ılgın. Alev.
YALIM: (TR) Alev, ateş. Kılıç, bıçak vb. kesici yüzü. Kaya. Sarp yer, uçurum. Şimşek. Kuvvet, kudret. Onur, derece.
YALIN: (TR) Gösterişsiz, sessiz, sade. Alev, ateş. Taş, büyük kaya. Çıplak, örtüsüz.
YALINALP: (TR) (bkz. Yalın).
YALINAY: (TR) Ayın en görkemli ve sade görüntüsü.
YALINÇ: (TR) Karışık olmayan, sade, yalın, yapılması ve anlaşılması kolay olan.
YALKI: (TR) Yalın, tek. Işın.
YALKIN: (TR) (bkz. Yalgın).
YALMAN: (TR) Kılıç, kama, bıçak, mızrak'ın ağzı veya ucu. Sarp, dik. Eğik, eğinik.
YALTIR: (TR) Parlak, parlayan.
YALTIRAK: (TR) Işık, parıltı. Kuyruklu yıldız.
YALTIRAY: (TR) Ayın ışıltısı.
YALVAÇ: (TR) (bkz. Yalavaç).
YAMAÇ: (TR) Dağın ya da tepenin herhangi bir yanı. Karşı. Yan. Yakın. Bedel, karşılık.
YAMAN: (TR) Kötü, korkulan, şiddetli. Cesur, güçlü. İşbilir, kurnaz, becerikli.
YAMANER: (TR) Güçlü, cesur erkek.
YAMANÖZ: (TR) Özü güçlü olan.
YANAÇ: (TR) Yön, taraf.
YANAL: (TR) Yanda olan, yana düşen. Alaca, değişik renkli. Kırmızı pembe. Nehir yatağı.
YANAR: (TR) Parlayan, parıldayan. Kaplıca. Aralık ve Ocak ayı.
YANIK: (TR) Yanmış olan, esmer. Duygulu, dokunaklı. Kavruk, gelişmemiş. Aşık.
YANIKER: (TR) Aşık, vurgun kimse.
YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması.
YAREN: (FAR) Arkadaş, dost, yakın dost.
YARKIN: (TR) Şimşek, ışık, ışıklı.
YARLIK: (TR) Buyruk, ferman. Yasa, kanun. Yoksul, acınan. Bağış, lütuf.
YARUK: (TR) Işık, aydınlık, parlaklık, parıltı.
YASER: (AR) Bolluk, varlık, zenginlik, varlıklılık.
YASİN: (AR) Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin başlangıcı. Asıl manası bilinmemekle birlikte, "Ey insan, Ey Seyyid" gibi muhtelif anlamlar çıkarılmıştır.
YASUN: (TR) Tarz, üslup, töre. Doğa, tabiat.
YAŞAM: (TR) Doğumdan ölüme kadar geçen süre, hayat.
YAŞANUR: (TR) (bkz. Yaşa).
YAŞAR: (TR) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan adlardır.
YAŞIK: (TR) Işık, parıltı, parlaklık.
YAŞIL: (TR) Yeşil. Erkek ördek.
YAŞIN: (TR) Işık, parlaklık. Gizli. Şimşek.
YATMAN: (TR) Boyun eğen, uysal, yumuşak başlı kimse.
YATUK: (Tür.) Kanun, santur vb. sazların genel adı. Saklanan kullanılmayan şey.
YAVER: (FAR) Yardımcı.
YAVEŞ: (TR) Ağırbaşlı, yumuşak huylu, sakin. Şefkatli, sevecen.
YAVUZ: (TR) Yaman güçlü, güzel. Sert, şiddetli, çetin, keskin.
YAVUZALP: (TR) Çetin ve mücadeleci yiğit.
YAVUZAY: (TR) Ayın en güzel hali.
YAVUZCAN: (TR) Güçlü kişiliği olan, kimse.
YAVUZER: (TR) Cesur, güçlü erkek.
YAVUZHAN: (TR) Güçlü hükümdar, hakan.
YAY: (TR) Ok atmaya yarayan, eğri ağaç ya da metal çubuk. Burç.
YAYALP: (TR) (bkz. Yay). Sportmen.
YAYBÜKE: (TR) (bkz. Yay).
YAYGIR: (TR) Gökkuşağı.
YAZGAN: (TR) Yazan, yazar.
YAZGANALP: (TR) (bkz. Yazgan).
YAZGI: (TR) Kader, alın yazısı.
YAZIR: (TR) Oğuzların, Bozok kolunun Ayhan soyundan gelen bir Türkmen boyunun adı.
YEĞİN: (TR) Zorlu, katı, şiddetli. Baskın, üstün. Yiğit, güçlü, çalışkan. Bereketli, bol. İyiliği seven. Yakışıklı, güzel, ince. Uygun yerinde.
YEĞİNER: (TR) (bkz. Yeğin).
YEĞREK: (TR) İyilik sever. Güzel. Fazla, çok.
YEKTA: (FAR) Tek, yalnız.Eşsiz, benzersiz.
YELER: (TR) Yel gibi hızlı, çabuk kimse.
YELESEN: (TR) Yel gibi hızlı, çabuk.
YELMEN: (TR) Aceleci, hızlı davranan, canı tez kimse.
YELTEKİN: (TR) (bkz.Yeler).
YENAL: (TR) Galip gelmek, zafer kazanmaktan emir.
YENAY: (TR) Yeni ay, hilal.
YENBU: (AR) Pınar, çeşme, kaynak.
YENER: (TR) Üstün gelen, kazanan.
YENGİ: (TR) Zafer, utku, yenme, alt etme.
YENİSEY: (TR) Eski SSCB'de 3800 km uzunluğundaki ırmak.
YEREL: (TR) Belirli bir yer ile ilgili olan, örf.
YERGİN: (TR) Hüzünlü, tasalı, kaygılı.
YERHUM: (AR) Erkek kartal.
YERSEL: (TR) Yere ait, yerle ilgili.
YERTAN: (TR) Güneşin ilk ışıklan.
YESAR: (AR) Varlık, zenginlik. Sol, sol tarafı.
YESARİ: (AR) Sol, solla ilgili, sol tarafa ait. Zenginlikle ilgili.
YETEN: (TR) Yetişen, ulaşan. Olgun, olgunlaşan. Süresi dolan, günü gelen. Tüm canlılar, herkes.
YETENER: (TR) Olgun erkek.
YETİK: (TR) Yetişmiş, erişmiş, büyümüş. Bilgili, olgun.
YETİŞ: (TR) Amacına ulaş, isteğine kavuş.
YETİŞEN: (TR) Ulaşan, kavuşan.
YETKİN: (TR) Gerekli olgunluğa erişmiş olan, ergin.
YETKİNER: (TR) Olgun, kişilikli bilge.
YEZİD: (AR) Emevi halifesi Muaviye'nin 3. oğlu.
YİĞİT: (TR) Güçlü, yürekli, kahraman, alp. Delikanlı, genç, erkek.
YİĞİTCAN: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman.
YİĞİTER: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman.
YİĞİTHAN: (TR) Yiğit, cesur hakan.
YİĞİTKAN: (TR) Güçlü, cesur soydan gelen.
YILDIRALP: (TR) Parlayan, ışıldayan, yiğit
YILDIRAN: (TR) Parlayan, ışıldayan, ışık saçan.
YILDIRAY: (TR) Parlak, ışık saçan ay.
YILDIRIM: (TR) Büyük ışık parlaması ve gök gürültüsüyle ortaya çıkan bulutlar arasında veya buluttan yere elektrik boşalması. Şiddetli, süratli, çabuk!
YILDIZHAN: (TR) Yıldızların hakanı.
YILHAN: (TR) Yıl - han.
YILKAN: (TR) Yıl - kan.
YILMA: (TR) Vazgeçme, korkma, doğru yoldan yürümekten ayrılma, yılma.
YILMAZ: (TR) Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı.
YOLAÇ: (TR) Yol gösteren, kılavuz.
YORDAM: (TR) Kılavuz, rehber. Beceri, yatkınlık. Gelenek, görenek. Anlayış, yerinde davranış.
YORUÇ: (TR) Komutan, kumandan.
YÖNAL: (TR) Yönünü, cepheni al.
YÖNER: (TR) (bkz. Yönal).
YÖNET: (TR) Uygun, doğru. İyi, güzel. Becerikli, yatkın. Biçim, tarz, usul.
YÖNTEM: (TR) Yol, tarz, metod. Yetenek . Uygun, kolay.
YÖRÜK: (TR) Göçebe. Çabuk yürüyen, hızlı. Hayvancılıkla geçinen göçebe Oğuz Türkleri.
YULA: (TR) Meşale. Kandil.
YULUĞ: (TR) Mutlu, mesut. Hak, adalet.
YUMLU: (TR) Uğurlu, kutlu. Kutsal, mübarek.
YUMUŞ: (TR) İş, güç çalışma.
YUNUS: (AR) Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan, memeli hayvan. Bir takım yıldızın adı.Uzun müddet bir balığın karnında kaldığı rivayet edilen peygamber (Yunus).
YURA: (TR) Dağ sırtı.
YURDAER: (TR) Yurdu için doğmuş kimse.
YURDAŞEN: (TR) Yurdu şenlendiren.
YURDAY: (TR) Yurdu aydınlatan.
YURDCAN: (TR) Yurda canlılık veren.
YURTSEVEN: (TR) Yurdunu milletini seven.
YURTSEVER: (TR) (bkz. Yurtseven).
YUSUF: (AR) Yakub'un oğlu olan peygamber Yusuf. İbranice; inleyen, ah eden, inilti.
YÜCE: (TR) Yüksek, büyük, ulu.
YÜCEALP: (TR) Büyük, ulu yiğit.
YÜCEL: (TR) Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan, ilerle.
YÜCELAY: (TR) (bkz. Yücel).
YÜCELEN: (TR) Yükselen, yüce bir duruma gelen, ilerleyen.
YÜCESAN: (TR) Saygın bir adı olan.
YÜCESOY: (TR) Saygın, ulu, soylu.
YÜCETEKİN: (TR) (bkz. Yüce).
YÜKSEL: (TR) Yükseklere çık, yücel, basan kazan, ilerle.
YÜRÜK: (TR) (bkz. Yörük). Çabuk ve hızlı yürüyen. Tarihte yeniçerilere katılan yaya asker. Hızlı koşan at.
YÜRÜKER: (TR) (bkz. Yürük).
Z HARFİ İLE BAŞLAYAN ERKEK İSİMLER VE ANLAMLARI
ZABİT: (AR) Askere kumanda eden rütbeli asker, subay. Ticaret gemisi yöneticisi. Yönetme gücü olan. (Mecazi): Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran kimse.
ZADE: (FAR) Evlat, oğul. Dürüst, doğru adam.
ZAFER: (AR) Amaca ulaşma, basan. Düşmanı yenme, üstün gelme, utku.
ZAFİR: (AR) Zafer kazanan, üstün gelen.
ZAĞNOS: (TR) Bir tür doğan kuşu.
ZAHİD / ZAHİT : (AR) Kuşkulu şeyleri bile terkederek günahtan kaçan, kimse.
ZAHİR: (AR) Parlak, parlak yıldız.
ZAİD / ZAİT : (AR) Artan, artıran.
ZAİK: (AR) Tad alan, tadıcı, tadan.
ZAİM: (AR) Kefil. Prenses, şef.
ZAKİR: (AR) Zikreden, ,anan.
ZATİ: (AR) Kendiyle ilgili, kendine ait, özel.Özle ilgili.
ZEKAİ: (AR) Zekayla ilgili, zekaya ait.
ZEKERİYA: (TR) Kuranı Kerim'de ismi geçen peygamberlerden biri.
ZEKİ: (AR) Zekalı çabuk anlayan ve kavrayan. Zeka gösteren.
ZEVAHİR: (AR) Parlak yıldızlar. (bkz. Zahir).
ZEVAL: (AR) Yerinden ayrılıp, gitme.Sona erme. Güneşin başucunda bulunma zamanı.
ZEYNEL: (TR) Zeynel Abidin adından kısalmış ad.
ZEYNELABİDİN: (AR) İbadet edenlerin süsü.
ZEYNİ: (AR) Süsle, bezekle ilgili.
ZEYNULLAH: (AR) Allah'ın süsü.
ZEYNUR: (AR) (bkz. Zinnur).
ZEYREK: (TR.) İlgi çekici. Eli uz, usta.Akıllı, zeki.
ZEYYAT: (AR) Zeytinyağı, zeytinyağı yapan kimse.
ZİHNİ: (AR) Zihinle, akılla ilgili.
ZİKRİ: (AR) Anma ile ilgili.
ZİRVE: (AR) Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi.
ZİŞAN: (AR) Şanlı, sereni. Canlı. Bir tür lale.
ZİVEKAR: (AR) Gururlu. Vakar dolu. Vakar sahibi.
ZİVER: (FAR) Süs, bezek.
ZİVERBEY: (TR) (bkz. Ziver).
ZİYA: (AR) Aydınlık, parlaklık, nur, ışık.
ZİYAD / ZİYAT : (TR) Fazlalık, çokluk.
ZİYAEDDİN / ZİYAETTİN : (AR) Dinin ışığı , aydınlığı.
ZOBU: (TR) İri yarı,kaba. Delikanlı. Zor, sıkıntılı. Eski vezir konaklarındaki hizmetlilere verilen ad.
ZORAL: (TR) Zor al.
ZORLU: (TR) Güzel, çok güzel, iyi.Yakışıklı. Güçlü, dayanıklı. Sert, keskin. Yürekli, cesur. Girgin, girişken.
ZÜBEYR: (AR) Yazılı, küçük şey.
ZÜBEYİR: (AR) (bkz. Zübeyr).
ZÜHDİ / ZÜHTİ / ZÜHTÜ : (AR) Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren.
ZÜHEYR: (AR) Küçük çiçek, çiçekcik.
ZÜLFİ / ZÜLFÜ: (AR) (bkz. Zülfikar). Kılıcın kabzasına iliştirilen süs.
ZÜLFiKÂR: (AR) Hz. Ali'nin kullandığı çatal ağızlı kılıç. İki parçalı.
ZÜLKARNEYN: (AR) İki boynuzlu anlamında. Büyük İskender.
ZÜMER: (AR) Zümreler, gruplar. Kur'an-ı Kerim'in 39. süresi.
Z HARFİ İLE BAŞLAYAN BAYAN İSİMLER VE ANLAMLARI

ZAHİDE: (AR) Kuşkulu şeyleri bile terkederek günahtan kaçan kimse
ZAHİRE: (AR) Parlak, parlak yıldız.
ZAİDE / ZAİTE : (AR) Artan, artıran.
ZAİME: (AR) Kefil. Prenses, şef.
ZAKİRE: (AR) Zikreden, anan.
ZAMBAK: (AR) iri çiçekli bir süs bitkisi.
ZAMİRE: (AR) İç, yüz. Yürek, vicdan. Gönülde gizli olan sır. Adın yerini tutan sözcük.
ZARAFET: (AR) İncelik, güzellik, zariflik.
ZARİFE: (AR) Nazik ve hoş konuşan, ince ve hoş tavırlı olan kimse, kibar.
ZEBERCET: (AR) Zümrütten daha açık yeşil olan, bir süs taşı.
ZEHRA: (AR) Çok beyaz ve parlak yüzlü.
ZEHRE: (AR) Çiçek. (bkz. Şükufe).
ZEKİYE: (AR) Anlayışlı, zeka sahibi.
ZELİHA: (AR) (bkz. Züleyha).
ZEMZEM: (AR) Kabe yakınındaki ünlü kuyu ve bu kuyunun kutsal sayılan suyu.
ZENAN: (FAR) Kadınlar. (bkz. Nisa).
ZENNİŞAN: (FAR+AR) Ünlü, tanınmış kadın.
ZENNUR: (TR) (bkz. Zinnur).
ZERAK: (AR) Mavi, gök renkli.
ZERARE: (FAR) Saçıntı, saçılan şey.
ZEREFŞAN: (FAR) Altın saçan, altın saçıcı. Altın kakmalı. Bir lale türü.
ZEREN: (TR) Anlayışlı, kavrayışlı, zeki.
ZERGUN: (FAR) Altın renkli, altın gibi olan.
ZERGÜL: (FAR) Altın gibi. Altına benzeyen.
ZERİA: (AR) Vesile, bahane, fırsat.
ZERİN: (FAR) Altından olan, altın gibi parlak olan.
ZERİŞTE: (FAR) Altın tel, sırma.
ZERKA: (AR) Gök gözlü. Gök mavisi. Mavi.
ZERNİGAR: (FAR) Altınla işlenmiş, yaldızlı.
ZERNİŞAN: (FAR) Kılıç gibi şeylerin üzerine kakma altınla yapılan işleme, süs.
ZERRİN: (FAR) Altından yapılmış. Altın renginde . Parlak. Güzel kokulu bir cins çiçek. Fulya.
ZERTAR: (FAR) Altın tel, sırma. Güneş ışını.
ZERVER: (FAR) Altın yaldızlı olan.
ZEYCAN: (AR-FAR) İçten, sevecen, sevgi dolu, canayakın.
ZEYNEB: (AR) Değerli taşlar, mücevherler.
ZEYNO: (TR) Zeynep adının bozulmuş hali.
ZEYYAL: (AR) Uzun etekli.
ZEYYAN: (AR) Süsler, pırıltılar.
ZİBA: (FAR) Süslü, güzel. Yakışıklı.
ZİCAN: (FAR) Canlı, canayakın, candan.
ZİHNİYE: (AR) Zihinle, akılla ilgili.
ZİNNURE: (AR) Nurlu, ışıklı, aydınlık.
ZİYNET: (TR) (bkz. Zinet).
ZİYNETİ: (AR) Süsle, bezekle ilgili
ZUHAL: (AR) Güneşe uzaklık bakımından altıncı durumda olan gezegen, satürn.
ZÜBEYDE: (AR) Öz, asıl, cevher.
ZÜHDİYE/ ZÜHTİYE: (AR) Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren.
ZÜHRE: (AR) Çoban yıldızı, venüs.
ZÜLAL: (AR) Hafif, saf ve tatlı su.
ZÜLEYHA: (AR) Hz. Yusuf un karısı, güzelliğiyle ünlenmiştir.
ZÜLFİYAR: (FAR) Sevgilinin saçı.
ZÜLFİZAR: (FAR) Ağlayan, inleyen saç.
ZÜMRA: (AR) . Güzel, iyi ahlaklı. Cesur, yiğit, yürekli. Zeki, bilgili kadın.
ZÜMRÜT: (AR) Parlak yeşil renkli kıymetli taş.
ZÜRARE: (AR) Saçıntı, saçılan şey