pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Şubat 2025 Cumartesi

AT ETİ VE SÜTÜ HELAL, EŞEK ETİ VE SÜTÜ HARAMDIR

AT ETİ VE SÜTÜ HELAL, EŞEK ETİ VE SÜTÜ HARAMDIR
ATIN ETİ YENEBİLİR Mİ? SÜTÜ İÇİLEBİLİR Mİ?
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNA GÖRE AT ETİ HARAM DEĞİLDİR İMAMI AZAMA VE MALİKİ MEZHEBİNE GÖRE AT ETİ TENZİHEN(HELALA YAKIN) MEKRUH İMAMI AZAMIN TALEBELERİ İMAM YUSUF, İMAM MUAHMMED, ŞAFİ VE HANBELİ MEZHEBİNE GÖRE MÜBAHTIR YANİ HELALDİR
At eti helal midir?
HADİS: Kur’ân ve Sünnette at eti yemenin hükmü hakkında açık bir delil bulunmamaktadır. Hanefî mezhebinde İmam Ebû Hanîfe’den rivâyet edilip tercih edilen görüş ile Mâlikîlerden gelen bir görüşe göre at etinin yenilmesi tenzihen (helale yakın) mekruhtur. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleriyle Mâlikîlerden gelen diğer bir rivâyete göre ise at etinin yenilmesi mubahtır (Serahsî, el-Mebsût, 11/233; Nevevî, el-Mecmû‘, 9/4; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/22).
At eti yemenin mekruh, hatta haram olduğunu söyleyen âlimler de olmuştur (Karâfî, ez-Zehîra, 4/101). Şüphesiz mekruh ya da haram olduğu görüşünde, o dönemlerde atın gerek askeri gerekse sivil hizmetlerde yoğun bir şekilde kullanılan bir hayvan olması etkili olmuştur. Günümüzde atın etkinlik alanı eski dönemlere göre çok daralmış olsa da at etinin yenilmesi konusundaki mesafeli tutum özellikle Anadolu coğrafyasında devam etmektedir.
Din İşleri Yüksek Kurulu 12.07.2017
Muhterem müminler bugün; Dinimizde at etinin ve sütünün haram olup olmadığı konusunu işleyeceğiz inşallah.
At yüzyıllardır. Yolculuklarda binek vasıtası olarak, yük taşıma vasıtası olarak ve süs olarak kullanılmıştır. Araçların icat edilmediği yıllarda atın insan hayatında çok büyük yeri ve önemi vardır. İnsanlar yaya gidemedikleri uzak mesafelerde atı binek olarak kullanmışlar. Yük ve eşyalarını atlara yükleyip taşımışlardır. Özellikle savaşa çıktıklarında atların üzerine binerek savaşmışlar. Acıktıklarında etini kesip yemişler, susadıklarında sütünü içmişler, gübresini kurutup yakacak olarak kullanmışlar, üşüdüklerinde derisinden elbise ve çarık ayakkabı yapıp giymişler, atların heybeti ile övünmüşler, gözlerine hitap eden güzelliklerini seyredip mutlu olmuşlardır.
Kuran-ı Kerim’de at konusunda ayetler mevcuttur. Rabbimiz Nahl suresi 8. Ayeti kerimede şöyle buyurur.”
AYET:( Nahl suresi 8.)Allah binmeniz ve süs hayvanı edinmeniz için atları, katırları ve merkepleri yarattı.”
Peygamberimiz(sav) bir hadisi şerifinde şöyle buyurur.
PEYGAMBERİMİZ(SAV) HAYBER FETHİNDE KATIR VE MERKEP, EŞEK ETİ YEMEYİ YASAKLADI AT ETİ YEMEYİ YASAKLAMADI
HADİS: Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından eşek etinin yenilmesi haram kılınmıştır (Bkz; Buhârî, Megâzî 38; Müslim, Nikâh 29). İslam âlimlerine göre hayvanların sütünün içilmesinin hükmü, etlerine tâbidir.
HADİS: Hz. Ali'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber günü mut'a nikahını ve eşek eti yemeyi yasakladı.(--- Buhari, nikah (5115) ve Müslim, nikah (3371-3374). 19279-
HADİS: “Cabir(ra) den bildirilen rivayete göre peygamberimiz(sav) Hayber gününde bizi katır ve merkep eti yemekten men etti. Bize at etini yasaklamadı.” (Buhari cihat 130,Ebu Davut cihat 45)
Ayet ve hadis delillerine göre İmam Şafi, İmam Hanbel, Ebu Hanifenin talebeleri İmam Yusuf ve İmam Muhammed katır ve merkebin etinin haram olduğunu ama at eti yemenin helal olduğunu bildirmişlerdir. Ebu Hanife ise at etinin tenzihen mekruh yani helala yakın mekruh olduğunu söylemiştir. Kabul gören genel görüş at etinin helal olduğudur. Fetvada bu cihettedir.
EBU HANİFENİN TENZİHEN MEKRUH SAYMASININ SEBEBİ AT ETİNİN NECİS OLDUĞUNDAN DEĞİL CİHAT ARACI VE BİNEK VASITASI OLDUĞUNDANDIR 
HADİS: Ebu Hanifenin tenzihen mekruh saymasının sebebi at etinin pis necis olduğundan değil, cihat aracı binek olarak kullanıldığı için hürmetten ve binek ihtiyacından dolayıdır. Bu yüzden onun artığıda necis pis sayılmamıştır. (Reddül Muhtar14-234,Seyyit Sabık 3-254,Zühayli 3-509)
BGÜN TÜRK CUMHURİYETLERİ KAZAKİSTAN, TÜRKMENİSTAN V.S AT ETİ YEMEKTEDİRLER ETİNİ YİYECEKLERİ ATLARI BİNEK OLARAK KULLANMAZLAR İNEK VE DAVAR GİBİ MERALARDA YETİŞTİRİRLER 
Bugün Türk cumhuriyetlerinde Kazakistan, Türkmenistan v.s At eti yenmektedir. Etini yiyecekleri atları binek olarak kullanmazlar, inek, davar, v.s hayvanlar gibi meralarda yetiştirirler.
AT ETİNİN SÜTÜDE HELALDİR  DOMUZ ,EŞEK,  MERKEP, VE KATIRIN ETİ HARAM OLDUĞU GİBİ SÜTÜDE HARAMDIR
At etinin sütüde helaldır. Temizdir. Domuz, merkep ve katırın eti haram olduğu gibi sütüde haramdır içilmez.
EBU HANİFE AT ETİNİN SAVAŞ ARACI BİNEK OLARAK KULLANILDIĞI İÇİN TENZİHEN MEKRUH SAYDIĞI HALDE AT SÜTÜNÜ HELAL SAYMIŞTIR YANİ ATIN SÜTÜNÜN HELAL OLDUĞUNDA TÜM ALİMLER İTTİFAK ETMİŞLERDİR
HADİS: Ebu Hanife atın bir savaş aracı olması, savaşa ara verilmesin, ordunun gücü azalmasın dite atın etini tenzihen mekruh yani helala yakın mekruh saydığı halde, atın sütünün içilmesinde aynı sakınca olamdığı için atın sütünün içilmesini helal saymıştır. Yani atın sütünün içilmesinin helal olduğunda ittifak vardır. ( İbni Mace Zebain.12. Ebu Davut atime 25,Hanbel 8- 346 İbni Abidin 14- 234)
HARAM OLAN EŞEK ETİ VE SÜTÜNÜN TEDAVİ OLARAK YENİP İÇİLMESİ CAİZMİDİR BUNA DİN İŞLERİ YÜSEK KURULU BAŞKA ÇARE BULUNAMAZSA CAİZDİR DEMİŞTİR
Eşek sütünün tedavi maksatlı içilmesi caiz midir?
İslam dini, insanları maddi-manevi zarar ve kötülüklerden korumak için birtakım kurallar koymuş; zararlı, kötü ve pis şeyleri yasaklamış; temiz ve faydalı olanları ise helal kabul etmiştir (Bkz; Bakara, 2/168, 173; A‘raf, 7/157). Bu kapsamda bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından eşek etinin yenilmesi haram kılınmıştır (Bkz; Buhari, Megazi 38; Müslim, Nikah 29).
İslam alimlerine göre hayvanların sütünün içilmesinin hükmü, etlerine tabidir. Buna göre eti yenen hayvanların sütünün içilmesi caiz, eti yenmeyen hayvanların sütünün içilmesi ise caiz değildir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 78; İbn Kudame, el-Muğni, IX, 425). Buna göre, eşek etinin yenilmesi caiz olmadığından sütünün içilmesi de caiz değildir.
Şu kadar var ki bir hastalığın tedavisi için, helal maddelerden elde edilmiş bir ilaç henüz üretilmemiş ya da üretilen bu ilaca ulaşma imkanı yok ise, haram olan bir maddenin mesleki ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen uzman bir doktor tarafından tavsiye edilmesi halinde, kullanılması dinen mübah olur. Çünkü HADİS: “Zaruretler yasakları mübah kılar” (Mecelle, md. 21). Buna göre, meşru tedavi yöntemleri bulunduğu sürece eşek sütünün tedavide kullanılması caiz değildir.

Din İşleri Yüksek Kurulu 15.09.2020

21 Şubat 2025 Cuma

KÂLÛ BELÂ (BEZM-İ ELEST)



BEZM-İ ELEST (KÂLÛ BELÂ)
KÂLÛ BELÂ (BEZM-İ ELEST)
Hiç kuşkusuz inanıyor ve biliyoruz ki Kur’ân, Mübin ve mufassaldır. Böyle olmasına rağmen Kur’ânda geçen bazı ifadeler, cümleler sanki anlaşılmamış ve anlaşılamazmış gibi, bunlara açıklamak için tutarsız rivâyetler ve yorumlar yapılmıştır. Bu nedenle de müslümanlar arasında, Dinimizle alakasız binlerce acaip kavram ve inanış ortaya çıkarılmıştır. Konumuz olan Kâlû Belâ (Elest Bezmi) konusu da bunlardan birisidir. Kâlû belâ, Bezm-i Elest adlarıyla özel bir tasavvuf kültürü ve edebiyatı da oluşturulmuştur.
A’raf suresinin 172-174. âyetleri dirâyetle açıklanmamış, açık olmayan, gaybi manalar içeren bir âyet muamelesi görmüştür. İş böyle olunca da bu âyeti anlamak ve anlatmak uydurmacılara kalmıştır. Şimdi bu ayetlere dirâyetsizce yapılan meali görelim. Bu meal piyasada bulabildiğiniz meallerin ekserisine aittir.
AYET: A’raf/ 172-174:“Hani Rabbın; âdemoğullarının sulbünden soyunu almış ve kendilerini nefislerine şahit tutmuş: Ben sizin Rabbınız değil miyim? demişti. Onlar da demişlerdi ki: Evet, biz buna şahidiz. Kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz.
Veya daha önce sadece atalarımız şirk koşmuştu, biz ise, onların ardından gelen bir nesiliz, bizi bâtıl işleyenlerin yaptıkları yüzünden helak eder misin? demeyesiniz.
İşte biz âyetleri böyle uzun uzadıya açıklarız. Belki dönerler diye.”
    Bu meallerden siz de bir şey anlamadınız. Arapça biliyor iseniz siz de böyle meallendirirseniz siz de bir şey anlamazsınız, anlayamazsınız. Anlayabilmek için rivâyetçilerin eteğinden tutmanız gerekir. Onlar size “Rasülüllah bu konuda şöyle buyurdu” diye açıklamalar yapar, yalan yanlış hepsini de Rasülüllah’a fatura eder. Siz de paşa paşa kabul edersiniz.
İbn-ü Kesir tefsirinde bu konuya ait on tane rivâyete yer verirken, Suyutî ed-Dürrü-l Mensur’da elli kadar rivâyete yer verir. Bunlar birbirinden farklı meseleler içeren rivâyetlerdir. Bunlara bakıp, akıllı düşünürseniz, “Peygamber efendimiz ne tutarsız adammış, bir dediği diğerini tutmuyor!” demek zorunda kalırsınız. Biz Rasülüllah efendimizi böyle bir kusurdan tenzih ederiz.
Rivâyetlerden Kütüb-ü Sitte’de yer alan ikisini burada alalım.
Rivâyet 1:
“Müslim İbnü yesar el Cühenî anlatıyor: “Hz. Ömer RA.dan, “Rabbin Âdemoğullarından; bellerinden zürriyetlerini …(A’raf 172-173)” âyetinden soruldu. Hz. Ömer RA. şu cevabı verdi: “Bu âyetten Rasülüllah’a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı: “Allah, Âdem’i yarattı sonra sağ eliyle meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve: “Bunlar cennet içindir, bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler” dedi. Rabb Teala, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve: “Bunları da cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ehlinin amalini işleyecekler” dedi.
Cemaattan bir adam: “Ey Allahınrasülü! (Kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz? diye sordu. Rasülüllah şu açıklamayı yaptı: “Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine koyar. Aksine bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa, onu da cehennemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki bu da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar.” (Muvatta, Kader 2, Tirmizi, Tefsir, A’raf, Ebu Davut, sünnet.)
Rivâyet 2:
“Ebu Hüreyre anlatıyor: “Rasülüllah buyurdular ki: “Allahü Zülcelal Hazretleri Âdem’i yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun üzerine kıyamete kadar onun neslinden yaratacağı insanlardan her birinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Âdem’e arzetti. Âdem:
“-Ey Rabbim bunlar kim? diye sordu.
“-Bunlar senin zürriyetindir” dedi.
Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti.
“-Ey Rabbim şu da kim?” diye sordu.
“-Dâvûd!” deyince.
“-Pekala ne kadar ömür verdin?” diye sordu.
“-Altmış yıl!” dedi.
Âdem:
“-Ey Rabbim, ona benim emrimden kırk yıl ilave et!” dedi.
Rasülüllah buyurdular ki: Âdem’in yaşı kırk yıl eksik olarak kesinleşince hemen ölüm meleği geldi. Âdem ona:
“-Yani benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?” dedi. Melek:
“-İyi ama, dedi, sen onu oğlun Dâvûd’a vermedin mi?”
Âdem inkar etti, zürriyeti de inkar etti, Âdem unuttu ve meyveden yedi. Zürriyeti de unuttu. Âdem hata işledi, zürriyeti de hata işledi.”” (Tirmizi; Tefsir, A’raf)
Şimdi bu meal ve rivâyetlere dayanılarak oluşmuş inancı özetleyelim:
“Allah-ü Teala henüz vucutları yaratmazdan evvel bir yerlerde ruhları karşısına toplamış. Onlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuş. Onlar da “Belâ. Hiç şüphesiz sen bizim Rabbimizsin” diye ikrarda bulunmuşlar. İşte o zaman ruhlar müslüman olmuşlar. ……..”
Rivâyetlerde bu sözleşmenin nerede, ne zaman ve nasıl olduğu konusunda da çıkmaza girilmiştir. Bazı rivâyetlerde bu sözleşmenin Neman bölgesinde (Arafat’tan Mina’ya kadar olan vadi) yapıldığı bazı rivâyetlerde de Taif ile Mekke arasındaki bölgede yapıldığı yer alır. Zamanıyla ilgili ortaya atılan görüşleri de iki kısımda toplamak mümkündür.
1-Allah’ın insanlardan aldığı ahid insan türünün fiilen dünyaya gelişinden önce gerçekleşmiş, bütün insanların zürriyeti Âdem’in sırtından zerreler halinde çıkarılmış, onlara ruh ve akıl verilerek ilahi hitapta bulunulmuş, onlar da buna sözlü olarak cevap vermişler. Bu, gerçekten olmuştur, mecazi ve temsili bir anlatım değildir.
2-İnsanların bedenleriyle birlikte dünyaya gelmelerinden önce zerreler halindeki zürriyetlerinden topluca alınmış bir ahid yoktur. Naslarda sözü edilen sözleşme mecazi anlamda olup bedenlerin yaratılmasıyla gerçekleşmiştir.
Aklen ve naklen tahlil:
İkinci rivâyeti tekrar okuyunuz. İtiraza karşı Rasülüllah efendimizin sözde yaptığı açıklamayı anlamaya çalışınız. Bu düpedüz Cebriye’ciliktir. Açıklama, açıklama olmamıştır.
Konumuz âyette “benîâdem” Âdemoğulları (insanlar), ve “zürriyetehüm” Âdemoğullarının zürriyetleri/soyları, “min zuhurihim” Âdemoğullarının sırttları/belleri/sulbleri” diye insan soyundan çoğul olarak bahsedilir. Âyette kesinlikle Âdem’den bahsedilmez. Yukarıda gördüğünüz gibi rivâyetler hep Âdem odaklıdır.
Herhangi bir sözleşmede taraf olacakların akıllı ve reşit olması gerekir. Orada zerrelerden bahsedilir. Bildirilmemiş bilgiler verilmeye çalışılır. Söz konusu sözleşmeyi bilen hatırlayan da yok. Böyle bir sözleşmeden kimse de sorumlu tutulamaz.
Âyette bahsedilen “ataların şirki bahanesi” Âdem’e fatura edilemez. Âdem müşrik değildi. Gerçi A’raf suresinin 189. âyetini açıklamada Âdeme şirk de isnat edilir. Şeytana kulluk yaptırırlar. Âdem çocuğuna “Abdülharis/ şeytanın kulu” adını verdiğini ileri sürerler.(!) (Razi, İbn-i Kesir)
Rivâyetler dikkate alınırsa insan, mîsak vaktinde, dünyada, kabirde, kıyamette hayat bulmuş olur. Bu kez de, mîsaktan sonra, dünyada, kabirde olmak üzere ölmesi gerekir bu da Kur’ân’a (Mü’min suresi âyet 11, ve Bakara suresi ayet 28) ve gerçeğe terstir. Söz konusu ayetlerde, insanın doğmazdan evvel ölü olduğu, canlanıp dünyaya geldiği, sonra öldüğü ve sonra da dirilip haşrolduğu bildirilir.
Rivâyetleri tahlil ederken daha onlarca ta’n noktası sıralayabiliriz. Konuyu iyi ya da kötü yönüyle araştırmak isteyenler İbn-i Kesir’den ya da Elmalı Tefsirinden okuyabilirler.
Görüyorsunuz ki bir delinin kuyuya attığı taşı bin değil milyonlarca akıllı çıkaramıyor. Kimse bir türlü mızrağı çuvala sokamıyor.
Âyetin özüne dönelim biz. Atmışlar işte, yalan uydurmuşlar. Utanmadan da tutarsız yalanlarını Rasülüllah’a fatura etmişler.
Sorarlar:
-Ne zamandan beri müslümansın?
Cevap:
-Kalû belâ’dan beri.
Bir başka komik cevap:
– Sünnet olduğumdan beri.
Konumuzun özü:
Biz âyeti celileye verilmesi gereken gerçek meali verelim:
172,173. âyetler: (İki âyet tek bir cümle olduğundan; (ikinci âyet birinci âyetin/cümlenin öğeleri durumunda olduğundan) bir bütün halinde meallendirdik.)
AYET: ARAF 172,173Hâlbuki senin Rabbin, kıyâmet günü, “Biz, bunlardan bilgisizdik” demeyesiniz yahut “Bundan önce atalarımız ortak koşmuş, biz onlardan sonra gelen kuşaklarız, bâtılı işleyenlerin işledikleri nedeniyle bizi mi değişime/ yıkıma uğratacaksın?” demeyesiniz diye, Âdemoğulları’nın sulbünden onların soylarını alır ve onları kendi nefislerine tanık eder; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Derler ki: “Elbette Rabbimizsin, tanıklık ediyoruz.”
ARAF 174 Ve işte Biz, düşünsünler diye âyetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
Anlatım düzeni:
Surede 94-102 âyetler kendisinden önceki kıssa dizisinin yorumu olduğu gibi konumuz olan 172-174. âyetler de kendinden evvelki kıssa dizisinin; pasajın bağlama bölümüdür. İyi tetkik edilmelidir.
Konumuz olan âyetlerin meal ve tefsirlerinin ekserisi hatalıdır. Rivâyetlerin etkisiyle gerçek anlamdan uzaklaşıldığı gibi lafzi ifadelere de bir çok eklemeler yapılmıştır. O nedenle acizane âyetleri sözcük sözcük tahlil edip Allah’ın izniyle gerçek anlamı gözler önüne sereceğiz. İsteyenler de piyasadaki tefsir ve mealler ile mukayese edebilirler. İlmi dirâyeti olanlar da kontrol edebilirler.
Hâlbuki senin Rabbin,
Metinlerde “iz” edatı genellikle “vaktiyle, bir zamanlar” diye tercüme edilir. Halbuki “iz” edatı, ânî ve beklenmedik bir şeyin vukuunu, ya da söylemdeki ani bir dönüşü/değişikliği ifade etmek için kullanılır. Bazı tefsircilerde birçok yerde “iz” edatının anlamca zait olduğunu, kelamı süslemek için kullanıldığını söylerler. Ve tefsir ve meallerin çoğunda da manaca ihmal edilir. Konu herhangi bir pasaja başlangıç olur. Burada ise âyet, “ve” ile başladığından bu âyetin kendisinden evvelki âyetlerle bağlantılı olduğu anlaşılır. Hal böyle olunca da “halbuki senin Rabbin…..” demek gerekmektedir.
Konumuz olan üç âyet kendilerinden evvelki pasajın (163-174. âyetler) bitim noktasıdır. Pasajın bağlanma paragrafını oluşturmaktadır. Bu pasajda özetle, “Rabbimizin insanları bazı şeylerle deneyeceği, insanların bir kısmının sorumlu, duyarlı bir kısmının da vurdum duymaz olup görevlerini yapmayacağını, sorumsuzların cezalanacağını, sorumlu olanların yaptıklarının karşılıklarını alacakları, bu durumun kıyamete kadar süreceği bildirilip, kafirlerin, yaptıklarını bilerek ve seçerek yaptıklarını, kesinlikle gafletten ve bilgisizlikten, bilinçsizlikten kaynaklanmadığını ve bunu onların, herhangi bir bahaneye başvurmadan itiraf edecekleri (kendi aleyhlerine tanıklık edecekleri” bildirilmektedir.
kıyamet günü, “Biz, bunlardan gafildik” demeyesiniz, yahut “Bundan önce atalarımız şirk koşmuş, biz onlardan sonra gelen zürriyetiz/kuşaklarız, bâtılı işleyenlerin işledikleri nedeniyle bizi mi helak edeceksin?” demeyesiniz diye
Rabbimiz, her kuşağa, her nesile Rabblik görevini niçin yaptığının gerekçesini bildiriyor.
Âdemoğulları’nın sulbünden onların soylarını alır
Kıyamete kadar, insan soyundan oluşan her nesil, her kuşak,
Âyetin orjinalinde fiiller, “ehaze, aldı, eşhede/tanık etti, kâlû/dediler, şehidna/tanık olduk” diye fiili mazi/geçmiş zaman kipiyle ifade edilir. Ne var ki insanların yeryüzüne gelişi, Âdemden kıyamete kadar nesilden nesile devam edecektir. Ve bu süreçte Cenab-u Hakk insanoğlunun Rabbidir. Onlara gerekli yetileri vermiş, onların Hakk’ı bulmaları için kitap indirmiş ve peygamber yollamıştır. Onların yetileri ve kitaptan ve peygamberden yararlanmaları süreklidir, tekerrür etmektedir. Ve son insan nesline kadar da devam edecektir. Bu geçmişte herhangi bir zaman diliminde olmuş bitmiş değildir. Öyleyse âyetteki fiilimazi kipleri, fiili muzari( şimdiki zaman-geniş zaman) şekliyle meallendirmek gerekir. Fiili mazi oluşu, Allah için zamanın olmayışı ve işin vukunun gerçekliğini vurgulamak içindir.
ve onları kendi aleyhlerine tanık eder;
Piyasadaki meal ve tefsirlerde bu bölüm de yanlış olarak ifade edilmektedir.(Kendilerine şahit tuttu) gibi. Halbuki tanıklık lehte de olur aleyhte de olur. Buradaki ifade (ala enfüsihim/kendi aleyhlerine) aleyhte tanıklıktır. Bu kesinlikle gözden kaçırılmamalıdır. Ve bu olayın nihai açıklaması olan En’âm 130. âyete iyi dikkat etmelidir. (Aşağıda mealen sunduk.)
Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Konuyu anlayabilmek bu soru cümlesinin mânâsını ve pasaj içerisindeki yerini bilmeye bağlıdır. Piyasadaki tefsirler ve mealler âyette olmayan “dedi, demişti” gibi eklemeler yapmaktadır. Âyette öyle bir ifade yoktur.
Bu soru cümlesi âyetin ön bölümünün tefsiridir. Yani “elestü bi rabbiküm, Kâlû, belâ. Şehidna/ Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Derler ki: Evet, Rabbimizsin. Tanık oluyoruz.” cümlesi, “Ve eşhedehüm alâ enfüsihim/ve onları kendi aleyhlerine tanık eder.” cümlesinin bedelidir, onu açıklar, tefsir eder. Allah’ın insanları kendi aleyhlerine nasıl tanık ettiğini açıklamaktadır.
Gelelim anlamına:
Soru cümlesi olması:
Cenab-u Hakk onların Rabbi olmasına rağmen, onların cevabını bilmesine rağmen burada soru cümlesi kullanmış. Soru cümlesi olması Belâğat gereği ve diyalog yapılan pasajların levazımındandır. Belâğat ilminde açıklanır ki, soru cümleleri daima bir şeyi sorup öğrenmek ve anlamak için kullanılmaz. Çok kere bir şeyi inkar veya takrir için veya muhataba iltifat ve minnet için veya muhatabı tekdir ve sorumlu tutmak için kullanılır.
Rabb sözcüğünün anlamı:
Rabb, “Terbiye edip eğiten. Yarattıklarını belirli bir programa göre uygun olarak, bir takım hedeflere götüren. Tekamülü programlayıp yöneten” demektir. Ama bu gün toplumda ilah, yaratan anlamında kullanılıyor. Mesela bu âyet, “Ben sizin Allah’ınız, yaratıcınız değil miyim?” gibi anlaşılıyor. Bu anlayış yanlıştır.Yanlış anlamalara ve yanlış kavram ve inançların oluşmasına neden olmaktadır. Soru cümlesinin gerçek anlamı, ” Ben, sizi terbiye eden, sizi bir hedef için hazırlayan; size akıl fikir veren, size doğruyu bulma, Rabbinizi bilme, hakikati idrak edebilme güç ve istidadını veren, ayrıca size peygamber yollayan, kitap indiren değil miyim?” demektir.
Derler ki:
“Elbette Rabbimizsin,
Arap dilinde “neam” ve “belâ” sözcükleri tasdik edatıdırlar. Her ikisi de “Evet” manasını ifade ederler. Fakat kullanımları farklıdır. “Neam” edatı, olumlu, olumsuz her söyleneni tasdik ve takrir eder. Mesela: “Ali geldi mi?” sorusuna karşı “neam” denilse, “evet, ali geldi.” demek olur. “Ali gelmedi mi?” sorusuna karşı “neam” denilse, “evet, Ali gelmedi.” demek olur. “Belâ” edatı ise böyle değildir. Bu sadece nefye cevap (olumsuz soruya cevap) olarak kullanılır ve menfinin sübutunu (olumsuzun sabit olduğunu) ifade eder. “Ali gelmedi mi?” diye sorulan soruya “belâ” diye cevap verilince “evet, Ali geldi.” denilmiş olur.
Konumuz âyette de “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna “belâ” diye cevap verilmiştir. Anlamı “Evet, sen bizim Rabbimizsin!” demektir.
İnsanlar kesinlikle inkara yönelemezler. Evet sen bizim rabbimizsin: Sen, bizi terbiye ettin, bizi bir hedef için hazırladın; bize akıl fikir verdin, bize doğruyu bulma, Rabbimizi bilme güç ve istidadını verdin, ayrıca bize peygamber yolladın, kitap indirdin. Ama biz……….” derler.
tanıklık ediyoruz.”
Âyetin bu bölümü de tefsirlerin çoğunda yanlış olarak açıklanır.”Senin Rabbimiz olduğuna tanığız” diye sunulur. Bu yanlıştır. Âyette neye (mef’ul-u bih) şahid oldukları beyan edilmez. Açıkça beyan edilse edebi kurallara uymazdı. Âyetin sibakının delaletiyle “şehidna” fiilinin mef’ulu, mukadder, mahzuf “ala enfüsina”dır. Yani “Biz kendi aleyhimize tanık oluyoruz” demektir. Arapça bilenler lafzi ifadelere iyi dikkat etsinler. Gerçeği birebir görsünler.
Şu âyetler de bu âyetin tefsiri mahiyetindedir:
En’am/ 130, 131:
130.Ey gizli, âşikar, geleceğin, bugünün insan topluluğu! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran kendinizden elçiler gelmedi mi? Onlar, “Kendi aleyhimize şâhitiz” dediler. Basit dünya yaşamı onları aldattı ve onlar kendilerinin kesinlikle kâfirlerin; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin ta kendisi olduklarına şâhitlik ettiler.
131.İşte bu; Rabbinin, halkı ilgisiz, bilgisiz iken, ülkeleri haksız yere değiştiren/yıkıma uğratan biri olmayışıdır.
Bu hususta A’raf/ 37 ve Nahl / 89. âyete de bakabilirsiniz.
Âyeti kerimeleri doğru anlarsak ne garip rivâyetlerin arkasına düşeriz ne de kimin nesi olduğunu bilmediğimiz adamların bize empoze ettikleri inançların arkasına.
Dua edelim: Rabbimiz! İlmimizi, anlayışımızı ve kavrayışımızı artır.

KURAN-I KERİMDE ZİNA EDEN KADIN (RECM) TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLÜR HÜKMÜ VAR MIDIR.



KURAN-I KERİMDE ZİNA EDEN KADIN (RECM)TAŞLANARAK ÖLDÜRÜLÜR HÜKMÜ VAR MIDIR.?
KURAN-I KERİMDE RECM (TAŞLAYARAK ÖLDÜRME) AYETLERİ MÜSLÜMLARIN ZİNA EDEN KADINI TAŞLAYARAK ÖLDÜRMESİ DEĞİL KAFİRLERİN MÜSLÜMANLARI TAŞLAYARAK ÖLDÜRMESİ TEHDİDİ HAKKINDADIR. İŞTE O AYETLER
Hud suresi (91. AYET) ‘’Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.’’
Bu ayette görüldüğü gibi Şuayp(as)ın kafir olan kavmi onu ve ona inananları recm atmekle tehdit etmektedirler. Bu ayetten Müslüman zina yaptığı zaman Müslümanlar tarafından recm ediler manası çıkar mı? Allah aşkına gelelim 2. ayete
AYET:( Yasin Suresi 18) ‘’ (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler’’
ZİNA YAPAN ARKEK VE KADINLAR HAKKINDAKİ AYET NUR SURESİ 2. AYETTE GEÇER VE BU AYETTE BEKAR EVLİ AYRIMI YAPILMAZ KADIN ERKEK KİM OLURSA 100 SOPA VURULUR
Şimdi zina yapanların cezasının ne olduğunu bildiren şu ayete bakalım.
AYET:(Nur.2)”Zina eden erkek ve zina eden kadından her birine yüz sopa vurun. Allaha ve Ahiret gününe inanıyorsanız.Allahın indinde ona acıyacağınız tutmasın(sayıyı mutlaka yüz yapın.)Müminlerden bir kısmı da cezaya şahitlik yapsın.”
Şimdi bu ayette recm cezası yok değil mi? Peki evli bekar ayırımı var mı? O da yok. Peki kadın erkek ayrımı var mı? O da yok, yok 
AÇIKTAN FUHUŞ YAPAN EN AZ DÖRT KİŞİNİN ŞAHİT OLDUĞU FAHİŞE KADINI İSE EVDE HAPSEDİN BUYURUYOR RECM EDİN TAŞLAYARAK ÖLDÜRÜN BUYURMUYOR İŞTE AYET
AYET:( Nisa-15)’’ Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin.Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerde hapsedin.’’
Bu ayette bir kadının zina ettiğine dair 4 kişi şahitlik ederse ancak o zaman ömür boyu hapis verilir nerede ev de hapsedilir. Hani nerede recm edip öldürme nerede? Yok.
  Sayın okurlarım Nur suresi 2. ayette eğer bir kadın ile erkek zina ederse onlara 100 er değnek vurun. Örnek olması için toplumun içinde döğün . NİSA 15. AYETTE İSE Zina kadını 4 kişi gördüyse yani alenen fuhuş yapıyor ise yani fahişe  kadın oldu ise ömür boyu hapsedin. Bundan başkla mana çıkar mı? Allah(CC) aşkına
 Başta şu ayeti inkar var.

KURAN-I KERİMDE RECM AYETLERİ VARDIR.
KAFİRLER YA ŞUAYB PEYGAMBERE SÖYLEDİKLERİNİ ANLAMIYORUZ SÜLALEN OLMASA SENİ TAŞLAYARAK ÖLDÜRÜRDÜK DİYE TEHDİT EDİYORLARDI İŞTE AYET
AYET:(Hud.91)Şöyle dediler: “Ya Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamadık! Ve gerçekten biz, seni içimizde zayıf görüyoruz. Ve senin rahtın (sana destek olan gurubun) olmasaydı mutlaka seni taşlardık. Ve sen, bize karşı üstün değilsin.”)
KAFİRLER İSA(AS)IN HAVARİLERİNE BİZ SİZİN YÜZÜNÜZDEN UĞURSUZLUĞA UĞRADIK VAZGEÇMEZSENİZ SİZİ MUTLAKA TAŞLAYARAK ÖLDÜRÜRÜZ DİYE TEHDİT ETTİLER İŞTE AYET
AYET:(Yasin-18)’’Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”

HZ ÖMERE ATILAN İFTİRA
Bu ayetin hükmünü Hz.ömerin şu sözü kaldırıyor; diyorlar.Abdullah B. Abbas Hz Ömerin minberde şöyle dediğini iddia etmiştir.” İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)anlatıyor:"Hz. Ömer (radıyallahu anh)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:"Allah Teâla Hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum:Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: 'Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz.' (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: 'Ömer Allah Teâla'nın kitabına ilâvede bulundu.' demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah'a) yazardım." [Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Megâzi 21, İ'tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, ( 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).]
Aman Allahım baştan sona felaket.Din düşmanlarına tam malzeme;
    Bu iki ayet Kuran-ı kerimde recm ayeti olduğuna açık delildir. Bu sözü Hz Ömer söylemedi iftira atıyorlar da hadi diyelim ki cuma hutbesinde çıktı söyledi. Peki niçin cami  cemaatinde biri bile bundan bahsetmedi . Hz ömer  biz o ayeti ezberledik anladık diyor; yani çoğul kullanıyor.Madem ki başkaları da biliyordu onlar niçin söylemediler evet Hz Ömer vahiy katibi idi. Ama ondan başka vahiy katipleri vardı.(hz Ebu Bekir, Osman B. Affan ,Ali B.Ebu talib, Zübeyr, B. Ubeyy, Zeyd ,Muhammet B. Seleme) Bunlarda vahiy katibi idi bunlarında tasdik etmesi gerekmez miydi? Yok ne tasdik, ne inkar, hiçbir şey yok. Çünkü Hz .Ömerin böyle bir sözü yok. Kaldı ki kendisi vahiy katibi olan bir insan bunu Kurana eklemez miydi hadi diyelim eklemedi öteki vahiy katipleri eklemezmiydi. yok, yok ,yok ,neresinden bakarsanız bakın sakat. Bir de demezler mi ki Hz Ömer hutbede bunu söyledi kimsede itiraz etmedi. Gülmek mi lazım ağlamak mı?. Peki tastikleyen varmı yok. Böyle bir konuşma yok ki destekleyen veya karşı çıkan olsun. Eğer Cuma günü hutbede okuduysa bunu halife Ömer niçin ibni abbastan başka kimse anlatmadı . Öyle ya halife Cuma günü hutbeye çıkıyor. Hayati bir konu anlatıyor ama kimse çıkıpta konuyu anlatmıyor. Nasıl oluyor bu
   Sayın okurlarım dikkatli okursanız bu hadisi minareyi çalıp kılıf hazırlama kokusu alırsınız. Hoş onu da beceremediler ya korkarım ki diyor.recmi uygulamayacaklar. Aman Allahım böyle korkunç bir iftira yüzünden yüzyıllardır müslümanların boyunlarını büktüler. Kafirlerin bizimle alay etmelerine sebep oldular. Hz Ebubekir Hz Osman onlarda vahiy katibi neden onlardan haber yok.Peygamberimizin recm cezasını 4 kez uyguladığını söylüyorlar. Ama ne önemi var Kurana dil uzatanlar Peygamberimize haydi haydi dil uzatır.

BAKIN KEÇİ NASIL AYETLERİ YEMİŞ İBRETLE OKUYUN
Aişe (r.anha) şöyle demiştir:“Andolsun ki recm etme ayeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikahlamanın haramlığı) ayeti indi. Andolsun ki bu ayetler tahtımın (karyolamın) altında bir yaprakta (yazılı) idi. Rasûlullah (s.a.v.) vefat edip biz O’nun ölümü ile meşgul olunca, evde beslenen evcil bir hayvan (koyun veya keçi), girip o yaprağı yedi.” [İbn Mâce, Nikâh, 36, Hadis no: 1944; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/131, 132, 183, 6/269]
   Sayın okurlarım okudunuz değil mi? Aman Allahım nasıl büyük iftira nasıl aymazlık. Ayetler gökten kağıt olarak indi peygamberimiz okumadan zalim keçi kağıdı yedi.Gülün ağlanacak halimize. Her inen ayeti peygamberimiz hafızasında saklıyordu. İşte bunu ispat eden ayet.
SANA KURANI BİZ BELLETECEĞİZ ASLA UNUTMAYACAKSIN iki iftira var burda 1.kuranın yazılı olarak indiği iftirası 2. si peygamberimizin(sav) unuttuğu iftirası  İŞTE AYET 
AYET:(Ala-6)’’ Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın’’
Peki bu ayeti ne yapacağız. Allah(cc) asla unutmayacaksın buyuruyor, yazılı indirmedim ezberlettim buyuruyor. Yok yazılı geldi keçi yedi. peygamberde unuttu.. Bunlar diyor ki kağıdı keçi yedi. Dolayısıyla ayet kayboldu Peygamberimiz de unuttu.Vahiy katipleri unuttu herkes unuttu peki ayeti kağıda kim yazdı oda yok  Kargalar bile güler
Peki şu ayet ne oluyor.
ŞÜPHESİZ KURANI KESİNLİKLE BİZ İNDİRDİK ELBETTE ONU KESİNLİKLE BİZ KORUYACAĞIZ (itekim 1400 senedir korunuyor kıyamete kadarda korunacak) İŞTE AYET
AYET: (Hıcr suresi, 9) “Şüphesiz Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”
Allah(cc) buyuruyor ki Kuran-ı biz indirdik onu biz koruyacağız diyor. Onlar diyor ki. Yok canım Allah kuranı koruyamadı keçiye yedirdi.Aman Allahım.
Peki yukarıdaki ayeti tekrar edersek
BİZ BU KİTAPTA(KURANDA) HERHANGİ BİRŞEYİ NE EKSİK BIRAKTIK NE FAZLA İŞTE AYET
AYET:(Enam.38)”Biz bu kitapta herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık nede fazla bıraktık” 
Allah(cc) biz Kuranda hiçbir şeyi eksik bırakmadık buyuruyor.
Bunlar Hz Ömeri kullanarak diyorlar ki hayır eksik bırakıldı. Recm kurana konmadı. ki buda yanlış Kuranda recm ayetleri var ama onların istediği gibi değil. (müslümanın kadını erkeği değil sadece kadını erkek zina ederse birşey yok çünkü o erkek öylemi)  taşlıyarak öldürmesi değil kafirlerin peygamberlere ve müslümanlara taşlarız sizi tehdidi olarak var
AYET:(Enam.38)”Biz bu kitapta herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık nede fazla bıraktık”
Biz Kuranda hiçbir şeyi ne eksik ne de fazla bıraktık buyuruyor Rabbim onlar ne diyor yok canım recm etmeyi eksik bıraktı aman Allahım aman
 Evet sayın okurlarım acı ama gerçek budur. Kuranın ayetlerini değiştiremeyenler böyle hilelerle İslama büyük zarar vermişler halada vermeye devam ediyorlar. Allah(cc) recm cezası vermediği halde recm cezası var diyenler. Boşanma için iddet bekleme gerekir, iki şahit gerekir dediği halde şahitsiz. İddetsiz bir kerede 3 defa boş dersen karın boş olur diyenler. Ki bu boşanma konusuna ayrıca değineceğim  ayrıntılı bilgi verecem inşaallah.Mirasta vasiyetten ve borçlar ödendikten sonra kadına 1 erkeğe hisse dendiği halde vasiyyeti ve borçlar ayetlerini atlayıp bu ayetler nesh oldu hükmü kalktı (nesh konusunu işleyeceğiz inşaallah kuranda nesh olan hükmü yok olan tek ayet yoktur) diyerek kadınların mallarına el koyanlar bunlar.
KURAN-I KERİMDE (RECM) TAŞLAYARAK ÖLDÜRME AYETLERİ VARDIR (HUD 91- YASİN 18) BU AYETLERDE KAFİRLERİN ŞUAYB(AS)I VE İSA(AS) IN HAVARİLERİNİ TEHDİT ETTİKLERİ BİLDİRİLMEKTEDİR KURAN-I KERİMDE ASLA MÜSLÜMANLARIN ZİNA EDEN KADINI TAŞLAMA EMRİ YOKTUR
 

17 Şubat 2025 Pazartesi

MUSKA BULUNDURMAK CAİZMİDİR

 

NUSKA TAŞIMAK CAİZMİDİR

MUSKA BULUNDURMAK CAİZMİDİR
Muska kullanmak caiz midir?
Muska; hastalık, göz değmesi, afetten korunmak veya kurtulmak gibi amaçlarla insanların yanlarında taşıdıkları, içinde bazı âyet, hadis ve duaların yazılı bulunduğu metindir. Çoğunlukla koruyucu bir malzemeye sarılı olarak kullanılır.
Korku ve nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur’ân-ı Kerîm’den âyetler okumak, caizdir (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 9 [5007]; Müslim, Selâm, 65-66 [2201]; İbn Mâce, Tıb, 35-36 [3517-3525]). Âyet ve dua gibi metinlerin bir şeye yazılıp insanların bedenlerine asılması veya iliştirilmesi konusunda Hz. Peygamber’den bir rivâyet yoktur. Ancak Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa ‘Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.’ desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez.” buyurduğunu bildirmiş ve kendisi de bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına asmıştır (Ebû Dâvûd, Tıb, 19 [3893]; Tirmizî, De‘avât, 94 [3528]).
Bazı âlimler, Kur’ân-ı Kerîm’den âyetlerin yazılıp muska yapılarak takılmasında bir sakınca görmemektedir (Şâfiî, el-Ümm, 7/241; Zeylaî, Tebyîn, 1/58). Bununla birlikte muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah’tan (c.c.) beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir. Bu bağlamda insanların duygularını istismar edenlere karşı da uyanık olunmalıdır.
Din İşleri Yüksek Kurulu
İSLAMDA MUSKA VE RUKYE (KURAN OKUYUP ÜFLEME CAİZDİR
MUSKA: bazı hastalıkları ,kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan üçgen şeklinde katlanmış yazılı kağıda denir. Muskaya HAMAİL de denir.
MUSKA KULLANMAK VE YAZMAK CAİZ MİDİR?
Diyanet tarafından muska kullanmanın caiz olup olmadığına ilişkin yapılan açıklama şu şekildedir:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU KORKUDAN NAZARDAN KORUNMAK BAZI HASTALIKLARDAN ŞİFA BILMAK İÇİN KURAN AYETLERİ OKUMAK CAİZDİR
HADİS: Korkudan, nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur’an-ı Kerim’den âyetler okumak, caizdir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 9; İbn Mâce, Tıb 35-36).
RESULULLAH(SAV) BUYURDU SİZDEN BİRİNİZ UYKUDA KORKARSA ALLAHIN GAZABINDAN KULLARIN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞINIRIM DESİN O TAKDİRDE HİÇBİR ŞEY ONA ZARAR VERMEZ
HADİS:Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa ‘Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.’ desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez.”
buyurduğunu bildirmiş ve Abdullah b. Amr’ın da bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına astığını rivayet etmiştir (Ebû Dâvûd, Tıb, 19).
Bazı fıkıh kaynaklarında, Kur'an-ı Kerim’den âyetler yazılıp muska yapılarak takılmasında sakınca görmeyen âlimler bulunduğu belirtilmektedir (el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 435).
Bununla birlikte, muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah’tan beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir.
MUSKANIN CAİZ OLMA ŞARTLARI
1- İçine ayetlerin hadislerin ve duaların yazılması
2- Gelecek faydanın muskadan değil Allahtan olduğuna inanılması
3- Muskayı yazanın sırf Allah rızası için yazması, her ne şekilde olursa olsun muskayı yazan kişi para paarlığı yapmamalıdır . ancak yaptıran hediye olarak el emeği olarak kendi arzusu ile verirse o başka hediye vermek ve almak sünnettir.
ALLAH(CC) BUYURDU AYETLERİMİZİ AZ BİR KARŞILIKLA SATMAYIN HAKKI BATILA KARIŞTIRMAYIN HAKKI GİZLEMEYİN
AYET: (Bakara, 41-42)"Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin."
ALLAH(CC) BUYURDU İNSANLARDAN KORKMAYIN BENDEN KORKUN AYETLERİMİZİ AZ BİR BEDEL KARŞILIĞINDA SATMAYIN
AYET: (5/Mâide, 44)"İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir."
Muska, bazı hastalık ve âfetlerden koruduğuna ya da bunları giderdiğine inanılarak üstte taşınan, suda eritilerek içilen veya yakılıp tütsülenen yazılı kâğıdı ifade eder.
Muskacılıkta muska yazan hocanın, muskaya malzeme teşkil eden yazı ve nesnelerin veya kendisi için muska hazırlanan kişinin etkinliği söz konusudur.
“Ocakçılık” diye bilinen yöntem birincisine,
muska için yazılan âyetler ve esmâ-i hüsnâ, muskanın yazıldığı kâğıt, mürekkep, mahfaza, tarih ve saati ikincisine,
hakkında muska yazılan kişiyle ilgili astrolojik veriler üçüncüsüne örnektir.
Muska değişik yöntemlerle hazırlanmakta olup ilki kâğıt vb. nesneler üzerine âyet ve dualarla ilâhî isimlerin, melek veya efsanevî kişi adlarının, tılsımlı sözlerin, İbrânîce, Süryânîce ve Keldânîce yazıların yazılması, insan veya hayvan figürleri ve yıldız işaretlerinin çizilmesi suretiyle hazırlanan muskalardır.
İkincisi yapılış amacına uygun düşen âyet, dua, isim vb.nde geçen harflerin ifade ettiği rakam değerlerinin (ebced hesabı) belli bir usulle karelere yerleştirilerek şekiller (vefk) oluşturulması biçimindedir.
Kadim kültürlerdeki inanca göre ebced harfleriyle sayılar arasında gizli bir ilişki bulunmaktadır ve her harf tanrıya veya semavî güçlerden birine tekabül etmektedir. Dolayısıyla harflere yüklenen sayı değerleri kullanılarak elde edilen ebced hesabı sırrî varlıklar dünyasıyla (meselâ cinler) ilişki kurmanın bir yolu olarak düşünülmüştür.
Ebcedde yer alan yirmi sekiz harfin ilk dokuzuna 1’den başlamak üzere tek hâneli, ondan sonra gelen onuna 10’arlı, daha sonra gelen onuna 100’erli değerler yüklenir, böylece son harfe 1000 değeri verilir. Meselâ insanları bir araya getirmek için “yâ câmi‘”,
vesvese ve evhama kapılanları iyileştirmek için “es-selâm”,
işlerin açılması ve iyi gitmesi için “yâ fettâh”,
rızkın çoğalması için “yâ rezzâk” isminden;
insanları kötülüklerden korumak için Âyetü’l-kürsî, Muavvizeteyn gibi sûrelerle çeşitli şifa âyetlerinden,
bir şahsı celbetmek için onun ve annesinin adıyla bir araya getirilmesi istenen kişinin ve annesinin adlarından bir vefk oluşturulur.
Bu amaçla misk ve za‘ferandan yapılmış güzel kokulu mürekkep kullanılır.
Muskalar üçgen, dörtgen, kalp ve silindir biçiminde katlanarak en az üç kat olmak üzere muşambaya sarılıp dikildikten sonra boyuna veya koltuk altına asılır ya da belden yukarı ve ön tarafta elbisenin görünmeyen bir yerinde taşınır.
Bazı yörelerde üçgen şeklindekilere MUSKA, dikdörtgen ve silindir biçiminde olanlara “MUTLAK” denilir. Üçgen iki muskanın birbirine geçmesinden altıgen şeklinde muskalar elde edilir.
Üzerinde Âyetü’l-kürsî, Fâtiha, İsrâ ve Kalem sûreleriyle “karınca duası” yazılı olan muskalara “BOYLAMA”,
Allah’ın bin bir ismini kapsayan ve kötülüklerden korunmada mânevî bir zırh kabul edilene “CEVŞEN”, omuzdan bele doğru çapraz olarak asılana “HAMAYİL”
(hamâil, hamaylı), yazıları küçültülmüş dualardan oluşan kitapçık şeklindekine “EN AM” adı verilir. Muska karşılığında Kuzey Afrika’da “hırz”, Doğu Arabistan’da “hamâye, hâfız, ûze” gibi kelimeler kullanılır.
MUSKA NERELER İÇİN YAPILIR
1-)genellikle büyünün bozulması,
2-)iki kişi arasında muhabbet sağlanması,
3-)eşleri birbirine ısındırma ,
4-)kısmetin açılması;
5-)sebebi belirsiz korku, baş ve karın ağrısı, sara gibi hastalıkların tedavisi;
6-)zararlı hayvanlardan, eşkıya ve zorbalardan korunma,
7-)ziraat ve ticaretin hareketlendirilmesi gibi amaçlarla yapılır.
6- Küçük çocuklara muska yazmak caizdir. Nitekim hadisi şerifte
RESULULLAH (SAV) ZAMANINDA NUSKA ÇOCUKLARIN BOYNUNA ASILIRDI
HADİS ; Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî
KOCASININ KENDİSİNİ SEVMESİ VE EZİYET ETMEMESİ İÇİN KADINA MUSKA YAZMAK CAİZDİR
RESULULLAH (SAV) BUYURDU KARI KOCAYI BİRBİRİNE ISINDIRMAK İÇİN NUSKA YAZMAK CAİZDİR
HADİS-Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kuran-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. (Fetava-yı hadisiyye)
NAYLONLA SARILMIŞ MUSKAYLA BANYOYA VE TUVALETE GİRİLEBİLİR
RESULULLAH (SAV) BUYURDU AYETİ KERİME VE DUA YAZILI MUŞAMBA NAYLON GİBİ SU GEÇİRMEZ BİR ŞEYE SARILI OLARAK CÜNÜPTE TAŞIR TUVALATE VE BANYOYADA GİRİLİR
HADİS: -Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU HASTANIN ŞİFA İÇİN KURAN OKUMASI VEYA KAĞIDA YAZIP MUSKA OLARAK TAŞIMASI YAHUT OKUNMUŞ SU İÇİLMESİ SUYU AĞRIYAN YERE SÜRMESİ CAİZDİR
HADİS:- Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kuran-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye)
MUSKA YAZMAK VE TAŞIMAK SUYA VE KİŞİYE OKUYUP ÜFLEMEK CAİZDİR
RESULULLAH (SAV) A BİR KÖYLÜ GELDİ CİN ÇARPMASINDAN AĞIR HASTA İDİ RESULULLAH AYATİ HIRZ DENİLEN AYETLERİ OKUYUP HASTAYA ÜFLEDİ HASTA HEMEN İYİ OLUP KALKTI
HADİS: Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka’b radıyallahü anh diyor ki:
Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim)
RESULULLAH (SAV) OKUDUĞU VE TAVSİYE ETTİĞİ HIRZ AYETLERİ
HIRZ CİN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN KORUNMAK HASTALIK VE MUSİBET GİBİ RAHATSIZLIKLARDAN KURTULMAK DEMEKTİR BU AYETLEREDE HIRZ AYETLERİ DENİR HIRZ AYETLERİ ŞUNLARDIR
Hırz ayetleri Kur'an-ı Kerim'deki sırasıyla şunlardır:
- Fâtiha suresi,
- Bakara suresi: 1-5; 163,164; 255-257 ve 285, 286. ayetler,
- Âl-i İmrân suresi: 18,19. âyetten sadece: "İnneddîne indellâh-il-islâm" kısmı, 26, 27, 154. ayetler,
- En'âm suresi: 17. ayet,
- A'râf suresi: 54-56. ayetler,
- Tevbe suresi: 51,128 ve 129. ayetler,
- Yunûs suresi: 107. ayet,
- Hûd suresi: 56. ayet,
- İbrahim suresi: 12. ayet,
- İsrâ suresi: 43, 110 ve 111. ayetler,
- Mü'minûn suresi: 116-118. ayetler,
- Ankebût suresi: 60. ayet,
- Rûm suresi: 17 ve 18. ayetler,
- Fâtır suresi: 2. ayet,
- Yasin suresi: 83. ayet,
- Saffât suresi: 1-11 (ilk on bir ayet), 180-182. ayetler,
- Feth suresi: 27-29. ayetler,
- Rahmân suresi: 33-36. ayetler,
- Hadîd suresi: 1-5 (ilk beş) ayetler,
- Haşr suresi: 21-24. ayetler,
- Cin suresi: 1-6 (ilk altı) ayetler,
- Burûc suresi: 20-22. ayetler,
- İhlâs suresi,
- Felak ve Nâs sûreleri.
Bu ayetler cin ve şeytan şerrinden kurtulmak için ve sara hastalığına ve sihre, büyüye karşı korunmak için yedi gün okunur ve bu âyetleri kişi üzerinde taşıyabilir.
PEYGAMBERİMİZ NUSKA YAPILMASINA İZİN VERMİŞTİR
RESULULLAH (SAV) HZ ENES ANLATIYOR ZEHİRE KARŞI GÖZ DEĞMESİNE KARŞI NEMLE KURDUNA KARŞI RUKYE YAPMAMIZA MÜSAADE ETTİ
HADİS: 3993 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı."
Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RUKYE GÖZ DEĞMESİNE VEYA ZEHİRE VEYA KESİLMEYEN KANA KARŞI YAPILIR
HADİS3994 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.
Ebu Davud, 18, (3889).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RUKYE NAZARA KARŞI VEYA ZEHİRE SOKMAYA KARŞI VARDIR
HADİS3995 - Yine Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde: "Rukye nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3888).
PEYGAMBERİMİZİN AĞRISI OLANLARIN OKUYACAĞI DUAYI ÖĞRETMESİ
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RESULULLAH HUMMAYA VE BÜTÜN AĞRILARA KARŞI ULU ALLAHIN ADIYLA KANLA KABARAN HER BİR DAMARDAN VE ATEŞ HARARETİNİN ŞERRİNDEN BÜYÜK ALLAHA SIĞINIRIM
HADİS3996 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ'ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri eûzü billâhi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nâr." "Ulu Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş harâretinin şerrinden büyük Allah'a sığınırım."
Tirmizi, Tıbb 26, (2076).
PEYGAMBERMİZİN HASTAYA OKUDUĞU DUA
RESULULLAH (SAV) KENDİNE HASTA GELDİĞİ ZAMAN EY İNSANLARIN RABBİ ACIYI GİDER ŞİFA VER SEN ŞAFİSİN SENİN ŞİFANDAN BAŞKA ŞİFA YOKTUR SENDEN HİÇBİR HASTALIĞI HARİÇ TUTMAYAN ŞİFA İSTİYORUM DİYE DUA EDERDİ
HADİS3997 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."
Tirmizi, Da'avat 122, (3560). Rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.
RESULULLAH (SAV) SABİT İBNÜ KAYS HASTALANINCA BANA ŞU DUAYI OKUDU EY İNSANLARIN RABBİ SABİTİTEN ACIYI KALDIR DEDİ SONRA TOPRAK ALARAK BARDAĞA KOYDU ÜZERİNE SU KOYUP NEFES ETTİ SONRA SU İLE KARIŞAN TOPRAĞI ÜZERİME SERPTİ
HADİS3998 - Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).
RESULULLAH (SAV) CİNLERDEN VE NAZARDAN KORUNMAK İÇİN MUAVEZETAYN SURELERİNİ OKURDU
HADİS3999 - Ebu Sâ'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti."
Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).
CEBRAİLİN PEYGAMBERMİZİN HASTALIĞINDA ONA OKUDUĞU DUA
RESULULLAH (SAV) HASTA İKEN CEBRAİL(AS) GELDİ VE SENİ ALLAHIN ADIYLA SANA EZA VEREN BÜTÜN HASTALIKLARA KARŞI BÜTÜN KÖTÜ NEFİS VE HASETCİ GÖZLERE KARŞI SANA OKUYORUM
HADİS4000 - Yine Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: "Bismillahi erkîke, min külli dâin yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin. Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah'ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)."
Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972)
PEYGAMBERİMİZİN TAVSİYE ETTİĞİ BAŞKA DUA.
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SİZDEN KİM HASTALANIRSA ŞU DUAYI OKUSUN EY HUZURU SENAVATİ DOLDURAN RABBİM SENİN İSMİN MUKADDESTİR SENİN EMRİN ARZ VE SEMADADIR TIPKI RAHMETİN SEMADA OLDUĞU GİBİ ARZADA RAHMETİNDEN GÖNDER VE BİZZİM GÜNAHLARIMIZI VE HATALARIMIZ AFFET SEN BÜTÜN İYİ KİMSELERİN RABBİSİN BU AĞRIYI RAHMETİNDEN BİR RAHMET ŞİFANDAN BİR ŞİFA İNDİR İYİLEŞTİR
HADİS4001 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunâ'llahu'llezi fi's-semâî tekaddese ismüke, emrüke fi's-semâî ve'l-ardı kema rahmetike fi's-semâî fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu't-tayyıbîn. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza'l vec'i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin."
(Ebu'd-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti."
Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).
RESULULLAH (SAV) HASTA SAHABİYE ELİNİ ARIYAN YERİNE KOY VE ŞU DUAYI OKU DEDİ 3 KERE Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere,( "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru )BESMELEDEN SONRA YEDİ KERE BEDENİMDE ÇEKMEKTE OLDUĞUM ŞU HASTALIĞIN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞINIRIM DİYECEKSİN
HADİS: 4002 - Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!" buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru." "Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum" diyecektim.
Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım."
Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081)
MUSKA YAZMAK YAZDRMAK ÜZERİNDE TAŞIMAK CAİZDİR HARAM OLAN BUNUN TİCARETİNİ YAPMAKTIR PAZARLIK OLMADAN EL EMEĞİ KARŞILIĞINDA HEDİYE VERMEK CAİZDİR
Sonuç olarak Muska yazmak, yazdırmak, taşımak caizdir. Haram olan bunun ticaretini yapmaktır. Muska yazan asla para muhabbeti yapmaz ancak nuskayı yazdıran gönlünden geçtiği kadar el emeği ve hediye olarak vermesinde sakınca yoktur. Çünkü hediye alıp vermek sünnettir.
Abdullah b. Amr b. el-As (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendilerine korkuya karşı şu sözleri öğretirdi:
RESULULLAH (SAV) BUYURDU BELANIN İNMESİNDEN ÖNCEDE SONRADA MUSKANIN TAKILMASINDA MAHZUR YOKTUR
“HADİS: Belanın inmesinden önce de sonra da Kur’an’dan olan muskanın takılmasında bir mahzur yoktur.”
(Deylemi, el-Firdevs, V, 202, Hadis no: 7950
Atâ’ın, boynuna muska veya Kur’an takılı olan adetli hanım için şunu söylediği rivayet edilmiştir:
RESULULLAH (SAV) BUYURDU EĞER NUSKADA AYET VE DUA VARSA ONU ASABİLİRSİN
HADİS:“Eğer muska Allah’ın kitabından veya Rasûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen bir şeyden ise, gücün yettiği kadar onu as ve onunla şifa dile” dedi.
Bunun üzerine ben de dedim ki: “Şu duayı dördüncü günde geri dönen sıtma hastalığına karşı yazayım mı?”
O da: “Evet” dedi.
DUA ŞUDUR
“Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla Muhammed de Allah’ın peygamberidir.
Ey Cebrâîl’in, Mikail’in ve İsrafil’in Rabbi, Sen bu yazının sahibine kendi çârenle, kuvvetinle, azametinle şifa ver. Sen hak olan ilahsın. Âmin.”
(İbnu’l-Kayyim, “Zadu’l-Mead”, II, 166)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SAHABE NUSKAYI TAVSİYE EDERDİ
HADİS: İbnu’l-Kayyim diyor ki: “Ahmed b. Hanbel, Aişe’den (radıyallahu anha) ve başkalarından muska hakkında kolaylık tanıdıklarını söylemiştir.
AHMET BİN HANBEL MUSKA TAKMAKTA MAHZUR YOK DEMİŞTİR
HADİS: Ahmed b. Hanbel’e, bela geldikten sonra muska takılması sorulmuş: “Umarım ki bunda bir mahzur olmasın” demiştir.
SAHABEDEN ABDULLAH BİN AHMETİN BABASI KORKMUŞ VE SITMAYA YAKALANMIŞ OLANLARA MUSKA YAZARDI
HADİS: Hallâl demiştir ki: Abdullah b. Ahmed bize anlatarak dedi ki: “Ben babamın korkmuş ve sıtmaya yakalanmış kimse için muska yazdığını gördüm.”
SAHABEDEN EBU ABDULLAH NUSKA YAZIP ARKADAŞINA GÖNDERMİŞTİR
HADİS: Mervezi diyor ki: “Ebû Abdullah’a, benim sıtmaya yakalandığım haberi ulaşmış. O da benim için sıtmaya karşı Muhammed b. Bakır’ın yukarıda izin verdiği duayı bir kâğıt parçasına yazıp gönderdi.” (İbnu’l-Kayyim, “Zadu’l-Mead”, II, 166)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU EY TÜM İNSANLARIN RABBİ BU SIKINTIYI GİDER SENİN ŞİFANDAN BAŞKA ŞİFA YOKTUR DİYE DUA ETMEN SANA YETER
HADİS: "Ey tüm insanların Rabb'i (olan Allah'ım. Benden) bu sıkıntıyı gider, (yegâne) şifa verici sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. (Bana) hiç hastalık bırakmayacak bir şifa ver" diyerek dua etmen sana yeter.
(Buhari, Merzâ, 20, 38, 40; Muslim, Selâm 46-49; Ebu Davud, Tıb, Bab 17, Hadis no : 3883; Tirmizî, Da'avât 111; İbn Mâce, Cenâiz 46, tıb 19, 36, 39; Ahmed b. Hanbel, IV, 259, VI, 44, 45, 50, 108, 109, 114, 120, 125, 126, 127, 131, 208, 261, 278, 280)
İbn Hacer el-Askalanî, alimlerin şu üç şartın bulunmasıyla rukyenin caiz olacağı üzerinde görüş birliği içerisinde olduklarını bildirmektedir:
ŞU 3 ŞART OLURSA RUKYE CAİZDİR
a) Allah Teala'nın kelamıyla (âyetlerle), isimleri veya sıfatlarıyla olması;
b) Arap diliyle veya başka bir dille, anlaşılır olacak şekilde yapılması;
c) Yapılan rukyenin bizzat faydasının dokunduğuna değil, umulan faydanın Allah Teâlâ tarafından gönderildiğine inanılması (Fethul-Barî, X, 206).
.Hz. Aişe (r.anh)'dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir:
RESULULLAH (SAV) YATAĞA DÜŞTÜĞÜ ZAMAN İHLAS FELAK VE NAS SURELERİNİ OKUYARAK AVUCUNA ÜFLEDİ VE SONRA ELLERİYLE YÜZÜNÜ VE VUCUDUNUN ELİNİN YETİŞTİĞİ HER TARAFINI MESHETTİ
HADİS:"Rasûlüllah (s.a.s) son hastalığında muavvizeteyni okuyup kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaştığı zaman onları okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi için elini meshediyordum." (Buharî, Tıb, 32; Müslim, Selâm, 51-52)
Yine Hz. Aişe (r.anh) Rasûlüllah (s.a.s)'ın hastalığından bahsederken şunları söylemektedir:
RESULULLAH (SAV) YATAĞA DÜŞTÜĞÜ ZAMAN İHLAS FELAK VE NAS SURELERİNİ OKUYARAK AVUCUNA ÜFLEDİ VE SONRA ELLERİYLE YÜZÜNÜ VE VUCUDUNUN ELİNİN YETİŞTİĞİ HER TARAFINI MESHETTİ
HADİS: "Rasûlüllah (s.a.s) yatağa düştüğü zaman, İhlas süresi ve Mu'avvizeteyn'in tamamını okuyarak avucuna üfledi ve sonra elleriyle yüzünü ve vücudunun elinin yetiştiği her tarafını meshetti." (Buharî, Tıb, 39).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU ALLAHIM HASTALIĞI GİDER ŞİFA VER ŞİFA VEREN SENSİN
HADİS. Rasûlüllah (s.a.s)'ın hastalanan bazı kimselere, Mu'avvizeteyn okuyup, onları sağ eliyle meshettiği ve peşinden de şöyle söylediği rivâyet edilmektedir:
"Ey insanların Rabbi olan Allah'ım hastalığı gider; buna şifa ver. Şifa veren yalnız sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hastalık bırakmayan şifa ver." (Buhari, Tıb, 37).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SİZDEN HER KİM KARDEŞİNE FAYDA VERMEYE GÜÇ GETİRİRSE ONA FAYDALI OLSUN
HADİS: Ya Rasûlüllah! Biz bir tür rukye yapardık ve onunla akrep sokmalarına karşı korunurduk.
" Rasûlüllah; "Ona dönün onda bir kötülük görmüyorum. Sizden her kim kardeşine fayda vermeye güç yetirirse ona faydalı olsun." (Müslim, Selam, 63)
MUSKA: bazı hastalıkları ,kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan üçgen şeklinde katlanmış yazılı kağıda denir. Muskaya HAMAİL de denir. Arapçada muskaya RUKYE denir.
MUSKANIN CAİZ OLMA ŞARTLARI
1- İçine ayetlerin hadislerin ve duaların yazılması
2- Gelecek faydanın muskadan değil Allahtan olduğuna inanılması
3- Muskayı yazanın sırf Allah rızası için yazması, her ne şekilde olursa olsun muskayı yazan kişi para istememelidir. ancak yaptıran hediye olarak el emeği olarak kendi arzusu ile verirse o başka hediye vermek ve almak sünnettir.
AYETLERİ PARA İÇİN MENFAAT İÇİN OKUYAN VEYA YAZANLAR KÜFRE GİRMİŞTİR DOLAYISI İLE MENFAAT İÇİN NUSKA YAZAN KÜFRE GİRMİŞ OLUR
AYET: "Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin." (2/Bakara, 41-42)
AYET: "İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." (5/Mâide, 44)
Görüldüğü gibi ayetleri okuma veya yazma karşılığında menfaat, çıkar sağlamak tehlikelidir.
Muska, bazı hastalık ve âfetlerden koruduğuna ya da bunları giderdiğine inanılarak üstte taşınan, suda eritilerek içilen veya yakılıp tütsülenen yazılı kâğıdı ifade eder. Muskacılıkta muska yazan hocanın, muskaya malzeme teşkil eden yazı ve nesnelerin veya kendisi için muska hazırlanan kişinin etkinliği söz konusudur. “Ocakçılık” diye bilinen yöntem birincisine, muska için yazılan âyetler ve esmâ-i hüsnâ, muskanın yazıldığı kâğıt, mürekkep, mahfaza, tarih ve saati ikincisine, hakkında muska yazılan kişiyle ilgili astrolojik veriler üçüncüsüne örnektir. Muska değişik yöntemlerle hazırlanmakta olup ilki kâğıt vb. nesneler üzerine âyet ve dualarla ilâhî isimlerin, melek veya efsanevî kişi adlarının, tılsımlı sözlerin, İbrânîce, Süryânîce ve Keldânîce yazıların yazılması, insan veya hayvan figürleri ve yıldız işaretlerinin çizilmesi suretiyle hazırlanan muskalardır. İkincisi yapılış amacına uygun düşen âyet, dua, isim vb.nde geçen harflerin ifade ettiği rakam değerlerinin (ebced hesabı) belli bir usulle karelere yerleştirilerek şekiller (vefk) oluşturulması biçimindedir. Kadim kültürlerdeki inanca göre ebced harfleriyle sayılar arasında gizli bir ilişki bulunmaktadır ve her harf tanrıya veya semavî güçlerden birine tekabül etmektedir. Dolayısıyla harflere yüklenen sayı değerleri kullanılarak elde edilen ebced hesabı sırrî varlıklar dünyasıyla (meselâ cinler) ilişki kurmanın bir yolu olarak düşünülmüştür. Ebcedde yer alan yirmi sekiz harfin ilk dokuzuna 1’den başlamak üzere tek hâneli, ondan sonra gelen onuna 10’arlı, daha sonra gelen onuna 100’erli değerler yüklenir, böylece son harfe 1000 değeri verilir. Meselâ insanları bir araya getirmek için “yâ câmi‘”, vesvese ve evhama kapılanları iyileştirmek için “es-selâm”, işlerin açılması ve iyi gitmesi için “yâ fettâh”, rızkın çoğalması için “yâ rezzâk” isminden; insanları kötülüklerden korumak için Âyetü’l-kürsî, Muavvizeteyn gibi sûrelerle çeşitli şifa âyetlerinden, bir şahsı celbetmek için onun ve annesinin adıyla bir araya getirilmesi istenen kişinin ve annesinin adlarından bir vefk oluşturulur. Bu amaçla misk ve za‘ferandan yapılmış güzel kokulu mürekkep kullanılır. Muska hazırlanmasındaki üçüncü yöntem, Ca‘fer es-Sâdık’a nisbet edilen risâlede görüldüğü gibi yıldıznâme veya falnâme usulüdür. Bu yöntemde önce Arap alfabesinin işaret ettiği sembolik anlamlardan oluşan falnâmeler ve her birinin yazılışının etkili sayıldığı vakit ve saat cetvelleri düzenlenir, daha sonra bunlar bir torbaya konularak çekilir. Çıkan her harfin sembolize ettiği anlama göre hüküm çıkarılır.
Muskalar üçgen, dörtgen, kalp ve silindir biçiminde katlanarak en az üç kat olmak üzere muşambaya sarılıp dikildikten sonra boyuna veya koltuk altına asılır ya da belden yukarı ve ön tarafta elbisenin görünmeyen bir yerinde taşınır. Bazı yörelerde üçgen şeklindekilere muska, dikdörtgen ve silindir biçiminde olanlara “mutlak” denilir. Üçgen iki muskanın birbirine geçmesinden altıgen şeklinde muskalar elde edilir. Aynı zamanda yahudilerin de sembolü olan altı köşeli yıldızın Hz. Süleyman’ın mührü olduğu ve muskacılıkta özel bir etkisinin bulunduğu kabul edilir. Muskanın özellikle Bektaşîler’de Hz. Fâtıma’nın eli kabul edilen pençe-i Âl-i abâ şeklinde de düzenlendiği görülür. Üzerinde Âyetü’l-kürsî, Fâtiha, İsrâ ve Kalem sûreleriyle “karınca duası” yazılı olan muskalara “boylama”, Allah’ın bin bir ismini kapsayan ve kötülüklerden korunmada mânevî bir zırh kabul edilene “cevşen”, omuzdan bele doğru çapraz olarak asılana “hamayil” (hamâil, hamaylı), yazıları küçültülmüş dualardan oluşan kitapçık şeklindekine “en‘âm” adı verilir. Muska karşılığında Kuzey Afrika’da “hırz”, Doğu Arabistan’da “hamâye, hâfız, ûze” gibi kelimeler kullanılır. Muskalar taşıyanın durumuna göre farklı mahfazalar içinde saklanır ve güçlü kuvvetli, yakışıklı, güzel insanlarla saralı, inmeli, cinler tarafından çarpılmış hastalara, ayrıca gösterişli at, koç, inek gibi hayvanlara takılır.
Muskalar genellikle büyünün bozulması, iki kişi arasında muhabbet sağlanması, eşleri birbirine ısındırma veya soğutma, kısmetin açılması; sebebi belirsiz korku, baş ve karın ağrısı, sara gibi hastalıkların tedavisi; kıymetli şeylerin çalınmaktan korunması, yitiklerin bulunması; zararlı hayvanlardan, eşkıya ve zorbalardan korunma, ziraat ve ticaretin hareketlendirilmesi gibi amaçlarla yapılır. Muskanın nazara karşı korunmak için takılması da söz konusudur.
Kültürel bir miras olan muska ve muskacılık, ilâhî dinlerde önemli bir yere sahip bulunan duanın yozlaşmış şekli yahut hastalık ve kötülüklerle sebepleri arasında doğru ilişki kuramayan ilkel toplulukların bir yanılgısıdır. Câhiliye Arapları gizli güçlerin etkisini gidermek ve nazardan korunmak için boyunlarında “tebgîz, nüfre, tencîs, temîme, nüşre, azâim, ta‘vîz (ûze), tevele, hasûme” gibi adlar verilen muskalar taşıyor, hastaların başını veya ağrıyan organını tutarak okuyup üfleyen kâhin ve büyücülerin onlara sıhhat vereceğine inanıyorlardı. Câhiz, cinleri istihdam ederek (azâim) büyü yapan veya yapılan büyüleri bozan kişilerden söz eder (Kitâbü’l-Ḥayevân, II, 186). Cevâd Ali ise Araplar’ın en çok tevele (muhabbet) ve nüfre (nefret) muskaları yaptırdıklarını bildirir (el-Mufaṣṣal, VI, 739-756).
KÜÇÜK ÇOCUKLARA MUSKA YAZMAK CAİZDİR
6- Küçük çocuklara muska yazmak caizdir. Nitekim hadisi şerifte
HADİS: Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah'ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah'ın sözlerine sığınırım." O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez."
HADİS ; Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî
KOCASININ KENDİSİNİ SEVMESİ VE EZİYET ETMEMESİ İÇİN KADINA MUSKA YAZMAK CAİZDİR
HADİS-Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kuran-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. (Fetava-yı hadisiyye)
NAYLONLA SARILMIŞ MUSKAYLA BANYOYA VE TUVALETE GİRİLEBİLİR
-Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar)
- Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kuran-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye)
NUSKA YAZMAK VE TAŞIMAK SUYA VE KİŞİYE OKUYUP ÜFLEMEK CAİZDİR
HADİS: Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka’b radıyallahü anh diyor ki:
Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim)
PEYGAMBERİMİZ(SAV) ZAMANINDA MUSKA YAPILMIŞTIR
3992 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Amr İbni Hazm'a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı. Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birkilkte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü, buna rukye yapayım mı?" diye sordu. "Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun" buyurdular."
Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).
PEYGAMBERİMİZ NUSKA YAPILMASINA İZİN VERMİŞTİR
HADİS: 3993 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı."
Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).
HADİS3994 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.
Ebu Davud, 18, (3889).
HADİS3995 - Yine Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3888).
PEYGAMBERİMİZİN AĞRISI OLANLARIN OKUYACAĞI DUAYI ÖĞRETMESİ
HADİS3996 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ'ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri eûzü billâhi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nâr." "Ulu Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş harâretinin şerrinden büyük Allah'a sığınırım."
Tirmizi, Tıbb 26, (2076).
PEYGAMBERMİZİN HASTAYA OKUDUĞU DUA
HADİS3997 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."
Tirmizi, Da'avat 122, (3560). Rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.
HADİS3998 - Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).
HADİS3999 - Ebu Sâ'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti."
Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).
CEBRAİLİN PEYGAMBERMİZİN HASTALIĞINDA ONA OKUDUĞU DUA
HADİS4000 - Yine Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: "Bismillahi erkîke, min külli dâin yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin. Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah'ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)."
Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972)
PEYGAMBERİMİZİN TAVSİYE ETTİĞİ BAŞKA DUA.
HADİS4001 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunâ'llahu'llezi fi's-semâî tekaddese ismüke, emrüke fi's-semâî ve'l-ardı kema rahmetike fi's-semâî fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu't-tayyıbîn. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza'l vec'i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin."
(Ebu'd-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti."
Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).
HADİS: 4002 - Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!" buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru." "Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum" diyecektim.
Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım."
Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081).
Sonuç olarak Muska yazmak, yazdırmak, taşımak caizdir. Haram olan bunun ticaretini yapmaktır. Muska yazan asla para muhabbeti yapmaz ancak nuskayı yazdıran gönlünden geçtiği kadar el emeği ve hediye olarak vermesinde sakınca yoktur. Çünkü hediye alıp vermek sünnettir.
İSLAMDA MUSKA
MUSKA: bazı hastalıkları ,kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan üçgen şeklinde katlanmış yazılı kağıda denir. Muskaya HAMAİL de denir. Arapçada muskaya RUKYE denir.
MUSKANIN CAİZ OLMASI
1- İçine ayetlerin hadislerin ve duaların yazılması
2- Anlaşılır şekilde yazılmış olması
3- Gelecek faydanın muskadan değil Allahtan olduğuna inanılması
4- Muska karşılığında herhangi bir ücret verilmemesi
5- Muskayı yazanın sırf Allah rızası için yazması, her ne şekilde olursa olsun muskayı yazan çıkar sağlarsa Allahın ayetini parayla sattığı için küfre girmiş olur. Nitekim
AYET: "Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin." (2/Bakara, 41-42)
AYET: "İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın.Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." (5/Mâide, 44)
Görüldüğü gibi ayet okuma veya yazma karşılığında menfaat, çıkar sağlayan kişi dinden çıkmış olur.
6- Küçük çocuklara muska yazmak caizdir. Nitekim hadisi şerifte
HADİS: Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah'ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah'ın sözlerine sığınırım." O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez."
Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî
-Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kuran-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. Ne olduğu bilinmeyen şeyleri yazmak, okumak ve kendisine okutmak, bunları muska yapmak haramdır. (Fetava-yı hadisiyye)
-Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar)
- Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kuran-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye)
HADİS: Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka’b radıyallahü anh diyor ki:
Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim)
PEYGAMBERİMİZ(SAV) ZAMANINDA MUSKA YAPILMIŞTIR
3992 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Amr İbni Hazm'a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı. Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birkilkte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü, buna rukye yapayım mı?" diye sordu. "Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun" buyurdular."
Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).
3993 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı."
Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).
3994 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.
Ebu Davud, 18, (3889).
3995 - Yine Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3888).
3996 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ'ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri eûzü billâhi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nâr." "Ulu Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş harâretinin şerrinden büyük Allah'a sığınırım."
Tirmizi, Tıbb 26, (2076).
3997 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."
Tirmizi, Da'avat 122, (3560). Rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.
3998 - Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).
3999 - Ebu Sâ'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti."
Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).
4000 - Yine Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: "Bismillahi erkîke, min külli dâin yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin. Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah'ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)."
Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972).
4001 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunâ'llahu'llezi fi's-semâî tekaddese ismüke, emrüke fi's-semâî ve'l-ardı kema rahmetike fi's-semâî fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu't-tayyıbîn. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza'l vec'i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin."
(Ebu'd-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti."
Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).
4002 - Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!" buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru." "Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum" diyecektim.
Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım."
Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081).
4003 - Hz. Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Biz, (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın çıkardığı askeri) bir seferdeydik. Bir yerde konakladık. Yanımıza bir cariye gelip: "Obamızın efendisi Selim'i bir zehirli soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. sizde rukye yapan biri var mı?" dedi. Bunun üzerine bizden rukye hususunda mahâretini bilmediğimiz bir adam kalkıp onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz koyun verdiler. Bize sütünden içirdi. Ona: "Yahu sen rukye bilir miydin?" dedik. "Hayır, ben sadece Fatiha okuyarak rukye yaptım" dedi. Biz kendisine "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a sormadan (bu verdiklerine) dokunma!" dedik. Medine'ye gelince, durumu ona söyledik. Aleyhissalatu vesselam "Fatiha'nın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? (verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın!" buyurdular."
Buhari, Tıbb 39, 323, İcare 16, Fedailu'l-Kur'an 9; Müslim, selam 66, (2201); Ebu Davud, Tıbb 19, (3900); Tirmizi, Tıbb 20, (2064, 2065).
Sonuç olarak Muska yazmak, yazdırmak, taşımak caizdir. Haram olan bunun ticaretini yapmaktır. Allahın ayetlerine parayla satmaktır. Kesinlikle para karşılığı muska yazdırılmamalıdır. Parayla yazılan muskadan şifa beklemek, haram olan içkiden şifa beklemektir. Şifa alamadığımız gibi hem paramız hem de imanımız tehlikeye girer aman dikkat.

İSLAMDA YARDIMLAŞMA

 https://www.youtube.com/live/tthD4mdIZ9M

İSLAMDA YARDIMLAŞMA
İlahî hikmetin gereği, insanlar şekil, kuvvet ve zekâ yönünden eşit değildir. Bunun neticesi olarak insanlar arasında çalışma hayatında, zenginlik ve makamda da bir farklılık olması tabiîdir. Bütün insanlar her bakımdan birbirine eşit olsaydı toplu olarak yaşamaları ve birbirine yardım etmeleri söz konusu olmazdı. Nitekim bir ayette Yüce Rabbimiz bu hikmeti şu şekilde açıklamaktadır:
ALLAH(CC) İNSANLARIN BİRBİRLERİNİN İŞİ GÖRMELERİ İÇİN KİMİNİ ZENGİN KİMİNİ FAKİR KILMIŞTIR Kİ DÜZEN OLSUN
AYET: (Zuhruf Sûresi, 43/32) “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.”
Kaderin türlü tecellilerine sahne olan dünyamızda hayat süren insanlar, hep aynı çizgi üzerinde yürümemektedir. Servetinin hesabını bilmeyenlerin yanında yoksulluk ve sıkıntılarını ne zaman ve nasıl gidereceklerini bir türlü kestiremeyenlerin sayısı da pek çoktur. Hatta tek bir insanın hayatı bile daima aynı istikamette seyretmez. Zengin iken fakir düşen, fakir iken zenginleşen nice insan vardır. Yine insanlar arasında ihtiyarlığın son haddine ulaşarak çalışamaz hâle gelmiş, dert ve eleme düşmüş, her türlü sebebe yapışmış olmasına rağmen fakr u zaruretten kurtulamamış kimselerin de bulunacağı bir gerçektir.
Şu imtihanlar dünyasında Yüce Allah birine servet vermişse, bunun yanında o servette başkalarının da payı bulunduğunu bildirmiş ve her hakkı sahibine vermeyi emretmiştir.
Aslında, göklerin ve yerin serveti ve hazinesi Allah’ındır. Geçici bir müddet için bunun bekçiliğine memur ettiği kimseler cimrilik edip, ondan sadece kendileri faydalanmaya kalkışırlarsa bu, onların iyiliğine değil; bilakis hem bu dünyada, hem de öbür dünyada felaketlerine sebep olacaktır. Bu hususu Yüce Mevla’mız şu şekilde ifade buyurmaktadır:
ZENGİNLERİN CİMRİLİK EDİP BİRİKTİRDİĞİ ŞEY KIYAMET GÜNÜ BOYUNLARINA DOLANACAKTIR
AYET: (Âl-i İmran Sûresi, 3/180) “Allah’ın lütfederek bol bol servet verdiği kimseler cimrilik gösterirlerse, bunun haklarında hayırlı olacağını sanmasınlar. Bilakis bu, onlar için pek kötü olacaktır. Kıyamet gününde cimrilik ettikleri şey boyunlarına dolanacaktır.”
Ellerinde bulundurdukları servet ve imkânlardan başkalarının da faydalanmasına engel olanlar, bu hasis davranışlarıyla topluma ne büyük felaketler getirdiklerini düşünmelidirler. İçinde yaşadıkları toplum ve bu toplumdaki ekmek parasını alın teri ve göz nuruyla kazanmaya çalışan dar gelirli fertler olmasa bu servetlerini nereden edinecek ve nasıl koruyacaklardı?
Yüce dinimiz, insanlar arasında sosyal adalet ve dayanışmayı sağlamak, servetin zenginler arasında dolaşmasına engel olmak, kilitli kasalarda biriktirilmesinin önüne geçmek, toplumda huzur ve sükûnu temin etmek için servetin Allah yolunda harcanmasını emretmiştir. Zira toplumun gerçek bir birlik ve beraberlik meydana getirebilmesi, zenginlerle fakirler arasındaki uçurumun zekât, sadaka ve diğer yardımlarla kapatılmasına ve böylece insanlar arasında sevgi bağının kurulmasına bağlıdır. Zekât ve sadaka vermek, malını Allah için harcamak insanın izzet ve şerefini yükseltir. Zira asıl şeref ve izzet yemekte değil; yedirmektedir. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) “Veren el, alan elden üstündür.” hadisi de bu hususu teyit etmektedir.
Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim'de birçok ayet-i kerime, kazanılan servetin Allah yolunda harcanmasını teşvik etmiştir. Bunlardan bir kısmının meali şu şekildedir:
BOLLUKTA VE DARLIKTA ALLAH İÇİN HARCAYANLAR ÖFKELERİNİ YENENLER VE İNSANLARI AFFEDENLERİ ALLAH(CC) SEVER
AYET: (Âl-i İmran Sûresi, 3/134) “O takva sahibi olanlar, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”
AYET: (Nahl Sûresi, 16/90) “Allah adaleti, ihsanı (insanlara iyilik yapmayı) ve akrabaya vermeyi sever.”
ÖLÜM ZAMANI GELİPTE AZ BİR ZAMANIM OLSADA SADAKA VERSEM DEMEK BOŞUNADIR
AYET: (Münâfikûn Sûresi, 63/10) “Herhangi birinize ölüm gelip de; ‘Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demesinden önce, size verdiğimiz rızktan harcayın.”
HADİS: “Sadakanın efdali, vücudun tam olarak sıhhatte bulunup, mal canlısı olarak zenginlikten hoşlanıp fakirlikten korktuğun bir zamanda verdiğin sadakadır. Sen sadakanı, artık dünyadan umudunu kesip, ‘şu malım filanın, bu malım da falanındır. ’ diye vasiyet etmeye başladığın son döneme bırakma. Zira o vakit mal artık falan varisindir.” (Müslim, Zekat 93; Nesai, Zekat 60; İbn Mace, Vesaya 4)
HADİS: “Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazlasını Allah yolunda harcaman, senin için hayırlıdır. Onu hayra harcamayıp tutman da senin için kötüdür.” (Riyazü’s-Salihin, I, 574)
Burada şunu da belirtelim ki, yardımlaşmada ölçü, Allah rızası olmalıdır. Yüce Yaratıcı, bu hususa şu ayet-i kerimede dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:
AYET: (Bakara Sûresi, 2/265) “Allah’ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarf edenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer de yine ürün verir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.”
Bunun tam aksine gösteriş için yapılan yardımlaşmanın kabule şayan olmayacağı, başkalarını minnet altında bırakarak eziyet etmek ve başa kakmak için verilen sadakaların boşa gideceği de şu ayette açıkça ifade edilmektedir:
MALINI GÖSTERİŞ İÇİN HARCAYANLAR İYİĞİ BAŞA KALKANLARIN HAYRI BOŞTUR
AYET: (Bakara Sûresi, 2/264) “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak, pürüzsüz kaya hâline getirivermiştir. Bunlar, kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Zira Allah inkârcıları emellerine kavuşturmaz.”
Bu konuda dikkat edeceğimiz diğer bir husus da Allah yolunda harcamayı, şahsen beğenmediğimiz âdi ve basit şeylerden değil de mallarımızın iyi ve helallerinden yapmamızdır. Nitekim şu ayette bu hususa dikkat çekilmiştir.
HAYIR YAPARKEN MALINIZIN EN İYİLERİNDEN VERİN
AYET: (Bakara Sûresi, 2/267) “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızk olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah, zengindir, övgüye layıktır.”
Şu hâlde, mal ve serveti helal olan şeylerden, meşru olan yollarla elde etmek; kazanılan bu malı yine helal olan yerlerde, meşru bir tarzda hayırda harcamak lazımdır. Servetin gaye olmadığını, asıl gayenin Allah’a kulluk olduğunu bilmek ve serveti bu kulluk vasfı ve anlayışı içinde elde edip sarf etmeye gayret etmek, mal sevgisini kalbe yerleştirmemek gerekir.

YAPTIĞIN İYİLİK SENİ DÜNYADA MAĞARADAN AHİRETTE CEHENNEMDEN KURTARIR MAĞARADA 3 ADAM

 https://www.youtube.com/live/ccGC4wG8QM4

YAPTIĞIN İYİLİK SENİ DÜNYADA MAĞARADAN AHİRETTE CEHENNEMDEN KURTARIR
MAĞARADA 3 ADAM Mağarada hapsolan üç arkadaşın kıssası bunlardan biridir.Hepimize ders olacak olan bu kıssayı Hazreti Ömer radıyallahu anhın oğlu Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ rivayet eder.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini anlatır:
“Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
"Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz", dediler.
BİRİNCİ ADAMIN DUÂSI
İçlerinden biri söze başlayarak:
"Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim.
Birgün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım. Onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim.
Süt kabı elimde bütün gece şafak atana kadar başlarında uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al!" diye yalvardı.
Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.
İKİNCİ ADAMIN DUÂSI
Bir diğeri söze başladı:
"Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi.
Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüzyirmi altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman bana dedi ki:
"Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme!"
En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım. Verdiğim altınları da geri almadım. Allah'ım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır", diye yalvardı.
Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.
ÜÇÜNCÜ ADAMIN DUÂSI
Üçüncü adam da:
Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıkageldi.
Bana:
"Ey Allah kulu! Ücretimi ver", dedi.
Ben de ona:
"Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi", dedim.
Adamcağız:
"Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum", diye cevap verdim.
Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.
"Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar" diye yalvardı.
Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler. (Buhârî, Büyû` 98, İcâre 12, Hars ve’l-müzârea 13, Enbiyâ’ 53, Edeb 5; Müslim, Zikir 100)

İSLAMDA MERHAMETEN BÜYÜK MERHAMET SAHİBİ YÜCE ALLAHTIR

 https://www.youtube.com/live/mYjft-LMdrM


6 - İSLAMDA MERHAMETEN BÜYÜK MERHAMET SAHİBİ YÜCE ALLAHTIR
Merhamet: Acıma, esirgeme, koruma, sevgi gösterme, yardım etme, insanı başkalarına iyilik yapmaya yönlendiren acıma duygusuna denir. Merhametin kaynağı Allah’tır. İnsanlardaki merhamet Allah’ın merhamet ve rahmeti’nin bir tecellisidir, yansımasıdır. Allah’ın en önemli niteliklerinden birisi de merhametidir. Bu niteliği ifade eden Rahman ve Rahim adlarının Kuran-ı Kerimde sık sık ifade edilmesi Allah’ın merhamet niteliğinin önemini ve sonsuzluğunu gösterir. Allah(cc) bu niteliği nedeniyle besleyip büyütür, ödüllendirir, nimetler bağışlar, suçları affeder, Peygamberler aracılığı ile insanlara doğru yolu gösterir. Hz. peygamber(sav) in gönderilmesi, Kuran-ı Kerimin indirilmesi de onun sonsuz merhametinin bir göstergesidir. Nitekim Allah(cc) kuran-ı kerim de buyuruyor ki.
AYET: (Araf-156) ”Onun(Allah) rahmeti her şeyi kuşatmıştır.’’ yine başka bir ayeti kerime de.
AYET: (Araf-15) ”Sen(Allah) merhametlilerin en merhametlisisin.’’ başka bir ayeti kerimede
AYET: (Müminun - 109) ” Sen merhametlilerin en hayırlısısın. Buyurmuştur.
Bu konuda Kuran-ı kerimde birçok ayet mevcuttur. Peygamberimiz(sav) Alah’ın merhametinin büyüklüğünü ve insanlardaki merhametin kaynağının Allah olduğunu bize bildirdiği hadisi şerifte buyurdu ki.
HADİS: ”Allah(cc) merhametini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu. Bir parçasını da yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça merhamet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet ederler. Hatta yavrulu hayvan yavrusunu bir tarafını incitir endişesi ile. Ayağını yavrusundan sakınır.(Buhari- edep-19, Müslim tevbe-17)
YÜCE ALLAH(CC) RAHMET OLARAK PEYGAMBERLERİ GÖNDERMİŞTİR
Allah’ın merhamet niteliğinin bir sonucu alarak insanlara gönderilen peygamberlerin en önemli özelliklerinden biriside, merhametli olmalarıdır. Nitekim Allah(cc) buyurdu ki.
AYET: (Enbiya-107) ”(Vemaerselnake illa rahmetellil ğalemin)’’ Ey Resulum) Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik’’. yine Kuran-ı kerimde başka bir ayeti kerimde buyrulur ki.
AYET: (Ali İmran 159) ”O vakit Allahtan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba katı yürekli olsaydın. Hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağışlanmaları için dua et’’.
Yine başka bir ayeti kerimde şöyle buyrulmuştur.
AYET: (Tevbe-128) ” Ey müminler And olsun ki içinizde sizi sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen size düşkün müminlere şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.
Merhamet müminlerin temel özelliklerinden birisidir. Allah(cc) bu hususu Kuranda şöyle buyurur.
AYET: (Fetih- 29)”Muhammet(sav) Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlarda (Müminler) Kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. ”
Allah( CC) başka bir ayeti kerimede şöyle buyurur.
AYET: ( Beled- 17) ”Sonra iman edenlerden birbirlerine sabrıtavsiye, ve birbirlerine acımayı, merhameti öğütleyenlerden olmaktır.’’ Kuran-ı kerimin bu tutumuna uygun olarak Hz. peygamberde merhamet konusu üzerinde önemle durmuş, teşvik etmiş, zaman zaman acımasız ve katı davranışlı insanları uyarmıştır. Hadisi şerifte
HADİS: ”Kim insanlara merhamet etmezse, Allah’ta ona merhamet etmez. (Buhari -edep18-Riyazüssalihin- 199). Yine başka bir hadisi şeriflerinde buyurdu ki.
HADİS: ”Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekilerde(Allah ve melekler) size merhamet etsin. (Ebu davut-edep-58-tirmizi-Birr-16) buyurur.
İslam’ın öngördüğü merhamet tüm canlıları içine alacak kadar geniş kapsamlıdır. Çocuklar, yaşlılar, kadınlar, yetimler, kimsesizler, hastalar, yolcular, başta olmak üzere tüm insanlara merhamet bir örneği olarak buyrulur ki
İSLAM BÜTÜN CANLILARA KARŞI MERHAMETLİ OLMAYI EMREDER
AYET: (Nisa-36)” Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, hizmetinizde olanlara iyilik(merhamet) edin.
Allah(cc) sadece insanlara değil bütün canlılara karşı merhametli olmayı emreder. Bu hususta birçok hadisi şerif mevcuttur.
HADİS: ”Peygamberimiz (sav) Yüzüne damga vurulmuş bir eşeği görünce şöyle buyurdu. ”Bu hayvanı dağlayana Allah lanet etsin”(Müslim libas-17) Aman Allah’ım Kafirlere bile beddua etmeyen peygamberimiz bir eşeğe yapılan zulme karşı ne kadar kızıyor ki beddua ediyor. Peygamberimiz(sav) merhametin önemi hakkında buyurdu ki.
HADİS: ”Kötü yola düşmüş bir kadının susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su verdiği için Allah(cc) tarafından bağışlandığını.(Buhari-şürb-9,Edep-27-Müslim-selam-153-cihat-44) Bize bildirerek merhametin Allah katında ne kadar büyük önemi olduğunu bize bildiriyor. Yine merhametsiz bir kadının nasıl cezalandırıldığını şu hadisle bildiriyor.
HADİS: ”Kedisini açlıktan ölmeye mahkum eden dindar bir kadının bu davranışı nedeniyle cehenneme atılacağını (Buhari-Edep-18,27-Müslim-Fezail-65) belirterek merhametin sadece insanlara karşı değil tüm canlılara karşı yapılması gerektiğini bize veciz bir şekilde ifade etmektedir. Başka bir hadisi şerifte
HADİS:” Hayvanların iyi bakılıp beslenmesini(Ebu Davut-istizan-39) başka bir hadiste
HADİS: Zevk için öldürülmemesi gerektiğini((Nesai-Dahaya-42)emir buyurarak başka hadiste
HADİS: ”Nişan atılan hedefler yerine konulmamasını(Müslim sayd-59) başka hadisi şerifte
HADİS: ”Hayvanların zevk için döğüştürülmemesi gerektiğini (Ebu Davut -cihat-54, Tirmizi , cihat 30) bize önemle duyurmaktadır Görüldüğü gibi dinimiz bırakın insanları hayvanlara eziyet etmeyi dahi men etmiştir. Bu hususta bir çok hadisi şerif mevcuttur. Ben yalnızca bir kaç tanesini özet olarak buraya aldım merak edenler verdiğim hadis kitaplarından ayrıntılı olarak bulabilirler.
Sayın olurlarım her gün et yiyen ve yılbaşlarında kesilen binlerce hindiyi görmezden gelen entel takımı Fakirlerin senede bir kurban bayramında kursaklarına giren bir damla eti dillerine dolayan entel takımı İslam düşmanlıklarını her fırsatta göstermektedirler. Villalarda yaşamak onların hakkıdır. Her gün et yemek onların hakkıdır. Bütün makam ve mevkiler onların hakkıdır. Onlar zengin, Müslümanlar fakir olmalıdır. Onlar patron Müslümanlar işci olmalıdır. Her türlü nimet onların hakkıdır. Her konuda olduğu gibi merhamette de iman şarttır. İmansız merhamet kördür topaldır, sakattır. Buna en güzel Hz. Ömer’dir. Müslüman olmadan önce kızım büyüyünce kötü yola düşmesin diye kızını kendi elleri ile toprağa gömen Ömer güya kendince ona merhamet etmiştir. İşte kafirlerin merhameti buna benzer. Kendi çıkarları olduğunda çok merhametli olurlar ama çıkarları zarar göreceği zaman son derece acımasız olurlar. Müslümanların merhameti Allah içindir. Onlarınki ise menfaatleri içindir. Allah’ın ne kadar büyük bir merhamet sahibi olduğunu ” İslam’da Reca(ümit) ” sayfamda daha ayrıntılı bulabilirsiniz.
MERHAMET ETMEYENE MERHAMET EDİLMEZ.

İSLAMDA RUHBANLIK YOKTURRUHBANLIK:

 https://www.youtube.com/live/SE-uNbGjiuA


İSLAMDA RUHBANLIK YOKTURRUHBANLIK:
Allah’ın emri olmadığı halde, Allaha daha yakın olmak gaye ve amacı ile; Allah’ın emretmediği ibadetleri, Allah’ın emri gibi yapmak, veya Allah’ın emirlerini kendine göre çoğaltmak, müstehap olan ibadetleri, farz gibi sayarak devam etmek, mübah(yapılmasında herhangi bir sakınca olmayan) olan işleri kendine yasaklamak. Allah’ın helal kıldığı şeyleri kendine yasaklamak, haram kılmak. Özetle dinin emretmediği şeyleri dinin emri imiş gibi yerine getirmek ve dinin yasaklamadığı şeyleri kendine yasak etmektir.
Allah(cc) ve Peygamberimiz(sav) ruhbanlığı kesin olarak yasaklamıştır. Bu konuda birçok ayeti kerime ve hadisi şerif mevcuttur. İşte ayetlerin biri.
AYET:(Hadid-27)” Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. İçlerinden çoğu yoldan çıkmıştır.
Bu ayeti kerimede Allah’ın emretmediğini Allah’ın rızasını kazanmak için, kendilerine borç edinenler. Yüklenenler açıkça kınanıyor. Allah(cc) yarattığı kulları en iyi bilendir. Hangi yükleri kaldırıp hangilerini kaldıramıyacağını en iyi bilendir. Halbuki Allah(cc) kendisine kulların kaldıramayacağı ağır yükleri yüklememek için dua etmemizi emreder. İşte o ayetin meali.
AYET:(Bakara-286)” Ey Rabbimiz. Bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme. Bu ayette görüldüğü gibi bırakınız kendi kendimize ağır yükler yüklemeyi. Allah’ın kendisine ağır yükler yüklememesi için dua etmemiz emrediliyor. Allah’ın bu emri dururken kendi kendilerine ağır yükler yükleyenler elbette helak olacaklardır.
Allah(cc) kendisinin haram kılmadığı şeyleri kulların kendilerine haram kılmasını kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Bakınız Allah(cc)bu hususta kuran-ı kerimde ne buyuruyor.
AYET:(Maide-87)”Ey müminler Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez. Başka bir ayeti kerimede ise şöyle buyuruyor.
AYET:(Araf-32) ”Deki Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram kıldı. Deki onlar dünya hayatında inananlarındır. Kıyamet gününde ise müminlerindir.
Bu ayette açıkça süslü ve güzel rızıkların hem dünyada hem de ahirette Müslümanların hakkı olduğunu bildiriyor.
Sayın okurlarım Allah’ın helal kıldığını haram kılmanın şirk olduğunu kendini Allah’ın yerine koymak olduğunu çok açık bir biçimde şu ayette buyuruyor. İşte ayeti kerime
AYET:(Yunus-59) ”Deki Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helal bir kısmını da haram kılıyorsunuz. Deki Allah mı size izin verdi’. (siz Allah’ın elçisi misiniz) Yoksa Allaha iftiramı atıyorsunuz?. (şirk mi koşuyorsunuz. Kendinizi Allah’ın yerine mi koyuyorsunuz.)
Ayeti kerimelerden anlaşılacağı gibi. Bir şeyi helal kılmak veya haram kılmak yetkisi sadece Allaha aittir. Bunların sınırlarını Allah(cc) çizmiştir. Hiçbir kul Allah’ı sorgulayamaz. Onun helal kıldığını haram kıldığını helal yapamaz. Amaç ve gaye ne olursa olsun. İster sofilik olsun, ister iyi niyetli olsun, ister kötü niyet olsun hiç farketmez. Bunun istisnası asla yoktur. istisna koyma yetkisi de Allaha aittir. Onun koyduğu istisnanın dışına hiç kimse çıkamaz. Bunu yapmaya yeltenenler açıkça şirk koşmuştur. Kendini Allah’ın yerine koymuştur. Mesela Allah’ın kesinlikle takılmasını emrettiği başörtüsünü hiç kimse hiç bir gerekçe ile yok sayamaz. Hiç kimse buna istisna koyamaz. Hiç kimse bu ayeti yok sayamaz. Hiç kimse Allah’ın istisna ettiğinden başka istisna getiremez.
ALLAHIN İSTİSNA ETTİĞİ ŞARTLAR
1-Kadın tek başına iken yanında hiç kimse yokken başörtü takmayabilir.
2-Kadın kocasının, çocuklarının, ana babasının, dedesinin, torunlarının kendisine nikah düşmeyenlerin yanında baş örtüsü takmayabilir.
3-Kadın ergenliğe ermemiş çocukların, kadınların, erkeklikten kesilmiş çok yaşlı erkeklerin yanında başörtü takmayabilir.
4-Çok yaşlanmış kadın nerede olursa olsun başörtüsü takmayabilir.
5- Can korkusu olduğunda yani başını açmazsa öldürülebileceği zaman başörtüsü takmayabilir.
6- Tedavi için başka çare yoksa doktora karşı başını açabilir.
7- Açlık tan ölme tehlikesi varsa başörtüsü takmayabilir.
8- Yakınlarının öldürülmesinden korkarsa başörtüsü takmayabilir.
Sayın okurlarım işte Allah’ın istisnaları bunlardır. Bu istisnaya keyfi istisna eklemek hiç kimsenin ne alimin, ne devletin hakkı ve yetkisi yoktur. Sınırlar çizilmiştir. Devlet eğer kamusal alanda başörtüsü takılamaz, memurlar ve öğrenciler başörtüsü takamaz derse kendisini Allah’ın yerine koymuştur ki Allaha ortak koşmuştur. Haramları helal kılmaya bir örnek daha vermek gerekirse Allah’ın yasakladığı Domuz etini ve leşi hiç kimse Allah’ın verdiği istisna dışında helal kılamaz.
ALLAHIN DOMUZ HAKKINDAKİ İSTİSNASI
1- Açlıktan ölme tehlikesi varsa bir insan yasak olan domuz etini ve leşi yiyebilir.
2- Bunları yemediği takdirde öldürülme tehlikesi ile karşı karşıya ise yiyebilir.
Bunların dışında hiç bir gerekçe ile domuz eti yiyemez. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
HİÇ KİMSE HELALI HARAM ; HARAMI HELAL KILAMAZ
İslami usule uygun giyilen giysileri mesela şu renk haramdır. şu kıyafet haramdır. Gibi Allah’ın yasak koymadığı giysileri haram kılmak hiç kimsenin yetkisinde değildir. Allah’ın yasaklamadığı İslam’a uygun düşen saç sakal ve kıyafeti kimse haram sayamaz. Allah’ın yasaklamadığı alışverişi kimse yasaklayamaz. Faizi kimse helal yapmadığı gibi alışverişi kimse haram yapamaz. Bu konularda ayeti kerimeler mevcuttur.
Sayın okurlarım hiç kimse Allah’ın helal kıldığı evlenmeyi kendisine veya başkasına gerekçe ne olursa olsun yasaklayamaz. Aynı şekilde hiç kimse Allah’ın farz kıldığı günde 5 vakti 6 vakte çıkaramaz. Ramazanın dışındaki bir günde oruç tutmayı hiç kimse kendisine veya bir başkasına farz kılamaz. Özetle hiç kimse Allah’ın farz kıldıklarında eksiltme veya çoğaltma hakkı yoktur. Buna güzel bir örnek şu hadisi şeriftir. Bu hadisi şerifi ham sofular özellikle defalarca okusunlar.
HADİS: ”Peygamberimizin ibadetinden sormak için 3 kişilik bir erkek cemaati peygamberimizin zevcelerinden bazılarının odalarına geldiler. Kendileri haberdar edilince sanki onlar azımsadılar. Peygamberin yüce mevkiinden biz neredeyiz. Onun gelmiş geçmiş günahları affedilmiştir. dediler. Onlardan biri; bana gelince geceleri hep namaz kılacağım dedi. Öbürü ben bütün seneyi oruçla geçireceğim dedi. Üçüncüsü ise ben de hiç evlenmeyeceğim dedi. Resulullah (sav) onlara karşı geldi de siz kimsiniz? dedi. Haberiniz olsun Allaha and olsun ki sizin en çok Allahtan korkanınız. ve en muttaki olanınızım. Fakat ben ramazan ayı dışında bazen oruç tutuyor bazen tutmuyorum. Gecenin bir kısmında kılarım diğer kısmında uyurum. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.(Buhari-Müslim-Riyazüssalihin -133)
HADİS: ”Peygamber(sav) camiye girdi birde ne görsün iki direk arasına gerilmiş bir ip ; Bunun üzerine bu ip nedir diye sordu? Yanındakiler o falanca içindir namaz kılarken yorulunca ona tutunur dediler. Resulullah onu çözünüz. Biriniz keyfince namazını kılsın yorulduğunda da yatsın uyusun buyurdu.(Buhari-Müslim-Riyazüssalihin-135) Görüldüğü gibi Peygamberimiz(sav) dinde ifrat ve tefritten şiddetle kaçınmamızı emrediyor. Allah(cc) ne emretti ise onu yap neyi yasakladı ise onu yapma; kendine göre ibadetler icat etme, kendine göre yasaklar icat etme. Kendini Allah’ın yerine koyma (haşa). Bakınız Allah(cc) ayeti kerimde ne buyuruyor.
AYET:(Taha-1)’’Biz Kuran-ı size zahmet çekesiniz diye indirmedik’’. Başka ayeti kerimde ise.
AYET:(Bakara-185) ” Allah size kolaylık diler, güçlük dilemez.Buyurulmaktadır. Bu konuda birçok ayeti kerime ve birçok hadisi şerif vardır. Bu konuda ciltler dolusu kitap yazılabilir. Ancak maksat hasıl olmuştur sanırım görüş ve sorularınızı lütfen iletin. Konuya bir hadisi şerif mealiyle son vermek istiyorum.
HADİS. ”Dini işlerde yersiz yere abartanlar helak oldu’’.(Müslim- Riyazüsssalihin-134)