pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Mayıs 2023 Pazar

KARABAŞ TECVİDİ MAHREÇLER (Harflerin çıkış yerleri)



KUR’ÂN-I KERÎM HARFLERİNİN MAHREÇLERİ (ÇIKIŞ YERLERİ) أ Hemze: Boğazın sonunda göğse bitişik olan yerden çıkar. Açık kuvvetlici söylenir, ince okunur. ب Be: İki dudağı birbirine vurarak kuvvetlice söylenip çıkarılır.Okunuşu ince, açık ve serttir. ت Te: Dilin ucunu yukarı dişlerin ortasına vurmak sûretiyle çıkarılıp söylenir. İnce ve kuvvetli basılarak okunur. ث Se : Dilin ucunu üst dişlerden biraz dışarı çıkarmakla söylenir.. İnce, peltek ve yumuşak okunur. ج Cim.: Dilin ortasını üst damağa vurmakla söylenip çıkartılır. Okunuşu ince, açık ve serttir. ح Ha : Boğazın ortasından,boğaz hafif sıkılarak çıkarılır.İnce ve yumuşak okunur. خ Hı : Boğazın evvelinden, boğaz hırıldatarak çıkarılır. Kalın ve yumuşak söylenerek okunur. د Dal : Dilin ucu, üstteki ön dişlerin ortasına vurularak çıkarılır. Söylenişi sert, açık ve ince okunur. ذ Zâl : Dilin ucunu, üst dişlerin başlarından biraz dışarı çıkarmak sûretiyle çıkarılır. Açık ince ve peltek okunur ر Ra : Dilin ucunun biraz arkasını üst ön dişlerin dibine vurarak çıkarılır.Kaidesine göre bâzen ince, bazen kalın okunur ز Ze : Dil ucu ön dişlerin uçlarına değerek çıkarılır. Açık, ince ve yumuşak okunur. س Sîn : Dil ucu iki alt ön dişlerin ortasından başlarına yakın yere vurmak sûretiyle çıkarılır; ince ve yumuşak okunur. ش Şın : Dil ortasını damağa dayamak sûretiyle çıkarılır. İnce ve yumuşak söylemekle okunur. ص Sat : Dilin ucuyla ön dişlerin yarısından çıkarılır. Kalın ve yumuşak telâffuz edilip okunur. ض Dat : Dilin yan tarafını sağ veya soldaki üst yan dişlere vurarak telâffuz edilir. (okunur, söylenir). ط Tı : Dil ucu üst ön dişlerin etlerine yakın olan yere vurulmak sûretiyle çıkarılır. Kalın, kuvvetlice ve açık okunur. ظ Zı : Dil, ucu üst ön dişlerin başlarından biraz dışarı çıkmak sûretiyle çıkarılır. Açık, yumuşak ve kalın okunur. ع Ayın : Boğazın ortasından, boğaz hafif sıkılarak çıkarılır. İnce ve açık okunur. غ Gayin : Boğaz evvelinden çıkarılır. Kalın, açık ve yumuşak okunur. ف Fe : Ön dişlerin ucu ile alt dudağın içinden çıkarılır. İnce ve yumuşak okunup, telâffuz edilir. ق Kaf : Dil kökünün damağa vurmasıyla çıkarılır. Kalın ve sert okunur. ك Kef : Kafın çıktığı yerin az daha aşağısından çıkarılır. İnce ve kuvvetlice telâffuz edilip okunur. ل Lâm : Dad’ın çıkış yerinden itibaren dilin uç tarafını damağa vurarak çıkarılır. İnce ve açık okunur. م Mim : Dudak içleri birbirini hafifce vurularak çıkarılır. İnce okunur. ن Nûn : Dilin ucu ile üst dişlerin dibine yakın olan damaktan çıkarılır.Söylenişi incedir. و Vav : Dudakların öne doğru toparlanmasıyla çıkarılır. Yumuşak ve ince okunur. ه He : Boğazın sonunda göğse bitişik olan karın boşluğundan çıkarılır. İnce ve yumuşakca söylenip okunur. ال Lâm-elif: Lâm ile elif birleşmesinden meydana gelmiştir. ى Ye : Dilin ortasını üst damağa vurarak çıkarılır. İnce, yumuşak telâffuz edilir.

KARABAŞ TECVİDİ HARFİMED- SEBEBİ MED-MEDDİ TABİ

 

https://www.youtube.com/live/4TH5Hhhbe2s


KARABAŞ TECVİDİ HARFİMED- SEBEBİ MED-MEDDİ TABİ

MED HARFLERİ Soru : Harf-i med, ne demektir? Cevap : Harf-i med, uzatma harfi demektir. Soru : Med, ne demektir? Cevap : Med, uzatmak demektir. Tecvid lisanında ise, harf-i med ile sesin uzatılmasına ( çekilmesine) Med denir. Soru : Harf-i med, kaç tanedir? Cevap : Harf-i med, üçdür: vav, yâ, elif dir. Vav و ,Yâ ي ,Elif ا Soru : Vav, ne zaman harf-i medd olur. Cevap : Vav sakin (harekesiz) olsa, mâkabli (vavdan evvelki harf) mazmûm (örteli) olsa, o zaman vav, harf-i med olur (uzatma vazifesi görür). Misal : YEZUURU-YESUUMU- YESUUGU- ZUU- SUUGUU gibi. Soru : Yâ ne zaman harf-i med olur? Cevap : Yâ sâkin (harekesiz) olsa, mâkabli (yâ’dan evvelki harf) meksûr (esreli) olsa, o zaman yâ harf-i med olur (uzatma vazifesi görür). ِ Misal GİİDE- KİİDE-NİİLE- ZİİDE-Gİİ-Kİİ-Nİİ-Zİİ gibi. Soru : Elif ne zaman haf-i med olur. Cevap : Elif sakin olsa, mâkabli meftuh (üstünlü) olsa, o zaman Elif harf-i med olur Misal : َBAADERE-GAALE-KAANE-TAABE-BAA-GAA-TAA-BAA gibi, Soru : Harf-i meddin üçünü birden bir kelimede misal verebilir misiniz? ُCevap : Veririm. Bu üç harf “ûtînâ” ( ا ا ( kelimesinde toplanmıştır. َ ِ/ SEBEB-İ MED Soru : Sebeb-i med kaç tanedir? Cevap : Sebeb-i med iki tanedir: 1. Hemze, 2. Sükûndur. Soru : Sebeb-i med, ne demektir? Cevap : Elif, vav ve yânın harf-ı med olmalarına sebep olan (âmil) demektir. Soru : Hemze ne demektir? Cevap : Harekesi olan elif demektir. İki şekilde yazılır. Misal : َء (EĞRİ ELİF) ُ ا (DİKELİF) Soru : Sükûn, ne demektir? Cevap : Sükûn, harekesi olmayan harf demektir. (Yani cezim ve şeddeli harf demektir). Misal نCEZİMLİ NUN- بCEZİMLEBE- ب ŞEDDELİBE- ت ŞEDDELİTE Burada harfler sakin (sukûnlu) dir. Çünkü hiç birinde hareke yoktur. Soru : Hareke, neye denir? Cevap : Hareke üstün, esre ve ötre’ye denir Soru : Medd-i tabiî ne demektir? Cevap : Tabiî olarak uzatmak demektir. Soru : Medd-i tabiî ne zaman olur? Cevap : Bir kelimede harf-i med (vav, yâ, elif) den biri bulunup da harf-i medden sonra sebeb-i med denilen hemze veya sükûn dan biri bulunmadığı zaman medd-i tabiî olur. Soru : Medd-i tabiîye misal (örnek) gösterebilir misin? Cevap : Gösteririm. Misal TEVVAABAA-EBEDAA-DAAHAA-YEGUULU-YEKUUNU-YURİİDU Soru : Medd-i tabiî, ne kadar uzatılır? Cevap : Bir elif miktarı (yani bir parmak kaldıracak kadar) uzatılır demektir. Soru : Medd-i tabiînin başka adı varmıdır? Cevap : Vardır: Medd-i tabii’ye, ayrıca Medd-i aslî ve Medd-i zâtî de denir. Soru : Sebeb-i medde dayanan diğer medlerin başka isimleri var mıdır?

KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ MUTTASIL

                                              


    https://www.youtube.com/live/pwAwZkCDf0c
KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ MUTTASIL

Babü Meddi Muttasıl Kaçan harfi medden sonra sebebi med hemze olup, ikisi bir kelimede vaki olsa meddi muttasıl olur. Misali:İzaacaaaae, Ülaaaaike, ciiiie, süüüüe, gibi. Meddi muttasılın meddi vaciptir, müttefekun aleyh olduğu için. Müttefekun aleyh demek, yani cemii kurra med ettiler, ala meratibihim gasr etmediler, demektir. Amma bunun mertebesi kıraatı Asım ve rivayeti hafs üzre dört elif miktarı med olunmaktır. BÂBU MEDD-İ MUTTASIL Soru : Medd-i muttasıl, ne demektir? Cevap : Medd-i muttasıl, bitişik uzatma demektir. Yani, Harf-i med ile Sebeb-i med bir kelimede bulunmuş demektir. Soru : Medd-i muttasıl, ne vakit olur? Cevap : Harf-i medden biri bulunup harf-i medden sonra da sebeb-i medden hemze olup her ikisi bir kelimede bulundukları zaman (Tecvid hükmü) Medd-i muttasıl olur. Soru : Misal (örnek) verebilir misin ? Cevap : Veririm. Misal َ : CAAAAE- CİİİİE-SUUUUE-YEŞAAAAU-ULAAAAİKE-MELAAAAİKETUN Soru : Medd-i muttasıl, ne kadar uzatılır? Cevap : Medd-i Muttasıl, dört elif miktarı uzatılır. Dört elif miktarı demek, dört parmak kaldıracak kadar demektir. Soru : Medd-i muttasılın hükmü nedir? Cevap : Medd-i muttasılın (Tecvid hükmü) vaciptir, yani uzatmak gereklidir. Çünkü, bütün kırâat imamları (Kur’an okuma ilmiyle uğraşan âlimler) med ettiler (uzattılar), kasr etmediler (kısaltmadılar). Yani, bir eliften fazla çektiler, medd-i tabiî gibi bir elif çekmekle bırakmadılar demektir. Kırâat-ı Âsım üzere (ki biz, onun kırâatı üzere okuyoruz; Âsım’ın kırâatını benimsemiş, kabul etmişiz) ve Âsım’dan rivayet eden Hafs’a göre dört elif miktarı uzatmaktır.

KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ MUNFASIL

                                            

https://www.youtube.com/live/DbYGMjGNocs
  
KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ MUNFASIL

Babü Meddi Munfasıl. Kaçan harfi medden sonra, sebebi med hemze olup, başka başka kelimede vaki olsa meddi munfasıl olur. Misali:Yaaaa eyyühaa, İnniiii ehaafü, Tüübüüüü ilellaahi, gibi. Ve dahi harfi med,gah vavı mukaddere olur. Misali:Enne maalehüüüü ehledeh, Indehüüüü illaa bi iznih, gibi.Ve gah, Yaai Mukaddere olur. Misali:Vemaa yükezzibu bihiiiii, İllaa min ılmihii, İllaa bimaa şaaaae, gibi. Meddi Munfasılın meddi caizdir.Muhtelefun fiih olduğu için. Muhtelefun fiih demek, Yani bazı kurra med ettiler, ve bazı kurra gasr ettiler, demektir. Ve bunun mertebesi dahi kıraatı Asım verivayeti hafs üzre dört elif miktarı med olunmaktır. BÂBU MEDD-İ MUNFASIL Soru : Medd-i Munfasıl, ne demektir? Cevap : Ayrı med demektir. Yani, harf-i med ile sebeb-i med olan hemze, ayrı ayrı kelimelerde bulunuyor demektir. Soru : Medd-i munfasıl, ne zaman olur? Cevap : Harf-i medden biri bir kelimede, harf-i medden sonra gelen sebeb-i med olan hemze de ayrı bir kelimede bulunduğu zaman (Tecvid hükmü) Medd-i munfasıl olur (Yani, Tecvid lisânında buna Medd-i munfasıl denir.). Soru : Medd-i munfasıla misal gösterebilir misiniz? Cevap : Gösteririm YAAEYYÜHA-TUBUUİLALLAHİ- İNNİİEHAFU gibi Kelimelerinde olduğu gibi. Bu misallerde görüyoruz ki, harf-i medd’ler (elif, vav, yâ) ayrı kelimede, (yani yâ…, tûbû…, innî…) ayrı kelimeler olup sebeb-i medd olan hemze (Yani, elif) ayrı kelimededir (Yani, eyyühâ, ilallâh ve ehâfü) kelimeleri de ayrı ayrı kelimelerdir. Soru : Medd-i munfasıl, ne kadar uzatılır? Cevap : Medd-i munfasılın meddi, kırâat-ı Âsım ve rivâyet-i Hafs’a göre dört elif miktarı uzatılır. Soru : Medd-i munfasılın meddinin hükmü nedir? Cevap : Medd-i munfasılın (Tecvid) hükmü câizdir. Yani, kırâat imamları arasında muhtelefün fihtir. Bazı imamlar uzatmış, (medd-i tabiî üzerini ilâve etmiş), bazıları da kasr etmişler (medd-i tabiî gibi bir elif miktarı uzatmışlar) demektir. Soru : Harf-i medd, mukadder (gizli) olur mu? Cevap : Olur. Bazen harf-i med yazılışta görünmez, okunuşta görünür. Buna mukadder (gizli, yazılışta olmayan) harf-i medd denir. ّMisal MİNĞİLMİHİ(YE GİZLİ)- GİNDEHU(VAV GİZLİ)İLLABİİZNİHİENNE MALEHU(VAV GİZLİ)-EHLEDEHU(VAV GİZLİ) Bu misallerde (min ılmihî) de yâ, (ındehû) ve (enne mâlehû) de vav harfleri gizlidir. Okunuşta var, yazılışta yoktur. Bunlara gizli (mukadder), harf-i medd denir. Soru : Medd-i muttasıl hemzesi ile, medd-i munfasıl hemzesi arasında yazılış bakımından fark (ayrılık) var mıdır? Cevap : Vardır. Medd-i muttasılın hemzesi ayn harfinin başı gibi yuvarlak yazılır ve harf-i med ile hemze bir kelimede bulunur. Medd-i munfasılın hemzesi ise, çizgi gibi uzun yazılır ve ayrı ayrı kelimelerde bulunur. Geçen misallere bakınız. Bazı yerlerde kaide harici (kural dışı) olarak medd-i muttasılın hemzesi uzun elif şeklinde gelmiştir: Misal ENTEBUE- ESSUE gibi. Kelimelerinde olduğu gibi. Bazı yerlerde de kaide dışı olarak Medd-i munfasıl olan kelimelerde de hemzeler ayn başı gibi yuvarlak hemze şeklinde gelmiştir: Misal YAVEYLETA- HAULAİ-GALUİZA gibi َkelimelerinde olduğu gibi. Bu kelimeler kaide dışı olarak böyle gelmiştir. Umum kaide, medd-i muttusılların hemzeleri yuvarlak, medd-i munfasıl hemzeleri uzun elif şeklinde gelir. Kaide budur.

KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ LAZIM

                                          


   https://www.youtube.com/live/EKkauweyH2U

 KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ LAZIM

Babü Meddi Lazım Kaçan harfi medden sonra sebebi med sükün lazım vaki olsa meddi lazım olur. Sükunu lazım neye derler? Vakfen ve vaslen sabit olan sükuna derler. Ve dahi bu meddi lazım dört türlüdür. 1- Biri Meddi Lazım kelimei müsakkaledir. Misali:Veleddaaalliiin, Elhaaaggatü, Te’müruunniii,gibi 2-Ve biri Meddi lazım Kelimei muhaffefedir. Misali:El aaane 3-Ve biri Meddi lazım harfi Musakkaledir. Misali:Elf Lam Mim in Lamı, Elif Lam Mim Sad ın Lamı ve Ta Sin Mim in Sin i gibi. 4-Ve biri Meddi lazım harfi Muhaffeftir. Misali:Elif Lam Mim in Mim i, Elif Lam Mim Sadın Mim i ve Sad ı, Elif Lam Mim Ranın Lam ı ve Ha Mim in Mim i gibi. Meddi Lazımın meddi vaciptir, müttefekun aleyh olduğu için. Ve bunun mertebesi cemi kurra katında dört elif miktarı med olunmaktır. BÂBU MEDD-İ LÂZIM Soru : Medd-i lâzım, ne demektir? Cevap : Mutlaka uzatılması gerekli olan medd demektir. Soru : Medd-i lâzım, ne zaman olur? Cevap : Harf-i medden biri bulunup harf-i medden sonra sebeb-i med, sükûn-i lâzım (cezim veya şeddeli harf) bir kelimede bulunduğu zaman, medd-i lâzım olur. Misal: VELEZZALLİN- ELHAGGETU- TEMURUNNİ gibi. Soru : Sükûn-i lâzım, ne demektir? Cevap : Sükûn-i lâzım, durulduğunda da geçildiğinde de sabit olan sükûndur. Yani, vakfen (durulunca) ve vaslen (geçilince) sabit olan, durumunu muhâfaza eden sükûn (cezim ve şeddeli harf) demektir. Soru : Medd-i lâzım, kaç türlüdür? Cevap : Medd-i lâzım, kelime ve harf olmak üzere ikiye ayrılıp cezim ve şeddeli olmak üzere de iki bölüme ayrıldığından dört çeşit medd-i lâzım vardır. 1. Kelime-i müsakkale (şeddeli kelime): VELEZZALLİN- ELHAGGETU gibi 2. Kelime-i mühaffefe (cezimli kelime): ALANE gibi. 3. Harf-i müsakkale (şeddeli harf) ELİFLAMMİMİM LAMI- ELİFLAMİMSADIN LAMI- DASİMİMİN SİNİ gibi. Elif lâm mîmin (lâmı), Elif lâm mîm sâdın (lâmı) ve tâ sîn mîmin (sini) gibi. 4. Harf-i mühaffefe (cezimli harf) : Elif lâm mîmin (mîmi) ve Elif lâm mîm sâdın (mîmi ve sâdı) ve Elif lâm rânın (lâmı) ve Hâ mîmin (mîmi) gibi. Soru : Kelime-i müsakkale ne demektir? Cevap : Kelime-i müsakkale, ağır kelime demektir. Soru : Kelime-i mühaffefe ne demektir? Cevap : Hafif kelime demektir. Harf-i müsakkale ile Harf-i mühaffefe de böyledir. Soru : Bunlara neden bu isimler verilmiştir ? Cevap : Şeddeliler, cezimlilere nisbetle okunuşta daha ağır olduklarından onlara Müsakkal, cezimliler de şeddelilere nisbetle okumada daha hafif olduğundan onlara da Muhaffef ismi verilmiştir. Soru : Medd-i lâzım ne kadar uzatılır? Cevap : Medd-i lâzımı dört elif miktarı uzatmak vaciptir. Çünkü bütün kurrâ (kırâat imamları = Kur’ân okuma ilmiyle uğraşan alimler) bunda görüş birliğindedir. Aralarında ittifak etmişlerdir

KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ ARIZ

                                                         


 https://www.youtube.com/live/h3j4SACz_6E
KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ ARIZ

Babü Meddi Arız Kaçan harfi medden sonra sebebi med sükunu arız vaki olsa meddi arız olur. Sükunu arız neye derler? Vakfen sabit, vaslen sakıt olan sükuna derler. Misali:Ye’lemuuun, Yevmiddiiin Nesteıiiiin, gibi. Meddi Arızın meddi caizdir.Muhtelefun fiiih olduğu için. Ve amma bunun mertebesi oldur ki, Kaçan ahiri meftuh olsa üç vecih caiz olur. 1-Tul, 2-Tevassüt, 3-Gasr Ve eğer meksür olursa dört vecih caiz olur. 1-Tul, 2-Tevessut, 3-Gasr, 4-Bir de gasr ile revm. Ve dahi Revm neye derler? Gizli avaz ile harekeyi talep etmeye derler. Tarifi:Erravmü talebül haraketi bi savtin hafiyy Ve dahi işmam neye derler? Sükundan sonra dudakları yummaya derler. Tarifi:El işmamü indımamüşşefeteyni ba’dessükuun. BÂBU MEDD-İ ÂRIZ Soru : Medd-i ârız ne demektir ? Cevap : Durak meddi, yani, uzatma sebebi olan sükûn-i ârızın sonradan olması, kelimede durak sebebiyle sonradan çekmenin meydana gelmesi demektir. Eğer duraktaki kelimede durulmazsa medd-i ârız olmaz. O zaman son harf kendi harekesine göre okunur. Bu kelimedeki Tecvîd hükmü ise medd-i tabiî olur. Soru : Medd-i ârız ne zaman olur ? Cevap : Bir kelimede harf-i medden biri bulunup ondan sonra gelen sebeb-i med, sükûn-i ârız olursa, medd-i ârız olur. YEĞLEMUN . YEVMİDDİN.NESTEĞİN GİBİ Soru : Medd-i ârız ne kadar çekilir ? Cevap : Medd-i ârız, en az bir veya iki elif, en çok dört elif miktarı uzatılır. Soru : Medd-i ârızın tecvîd hükmü nedir ? Cevap : Medd-i ârızın tecvîd hükmü câizdir. Soru : Medd-i ârızda başka tecvid hükümleri var mıdır? Cevap : Vardır: Medd-i ârız olan kelimenin son harf’i üstünlü ise üç vecih (üç uzatma şekli) câizdir: Tûl (uzun), tevassut (orta), kasr (kısa). Tûl, dört elif miktarı, tevassut iki elif miktarı, kasr, bir elif miktarı çekmek demektir. Medd-i ârız olan kelimenin son harfi esireli ise, dört vecih câizdir: Tûl, tevâssut, kasr ve revm. Üzerinde durulan kelimenin son harf’i ötüreli ise, yedi vecih câiz olur: Tûl, tevassut, kasr, tûl ile işmâm, bir de revm. Soru : Revm ne demektir ? Cevap : Harf’in harekesini gizli sesle göstermek demektir. Soru : İşmâm ne deme? Cevap : Sükûnden (sesi kestikten) sonra dudakların yumulması demektir.

KARABAŞ TECVİDİ MEDDİ LİN

 

KARABAŞ TECVİDİ TENVİN - NUNİ SAKİN

                                         


  https://www.youtube.com/live/T3GfXH2aLFs
 KARABAŞ TECVİDİ TENVİN - NUNİ SAKİN

BÂBU TENVÎN VE NÛN-İ SÂKİN Soru : Tenvîn neye denir? Cevap : Tenvîn, iki üstün, iki esre ve iki ötreye denir. MİSAL EDEBEN-EDEBİN-EDEBUN GİBİ Soru : Nûn-ı sâkin ne demektir ? Cevap : Nûn-ı Sâkin, cezimli (tutarlı), üzerinde cezim işareti bulunan nûn demektir َMisal EN-ĞAN-MEN,-LEN-,MİN,-İN GİBİ Kelimelerindeki nûnlar gibi.

KARABAŞ TECVİDİ İHFA

                                                                    


  https://www.youtube.com/live/hrPLT69VnT4
KARABAŞ TECVİDİ İHFA

BÂBU İHFÂ Soru : İhfâ ne demektir ? Cevap : İhfâ, nûn sesini genizde gizlemektir. ( Gunneli okumak demektir.) İhfâ, İdgâm ile İzhâr arasında bir hal (durum) olup şeddeden uzak (yani şeddeli okumaktan çekinmek ve uzak durmak suretiyle) gunneli (sesi genizden getirmek) okumak demektir. İhfâ harfleri on beş harftir ت ث ج د ذ ز س ش ص ض ط ظ ف ق ك TE-SE-CİM-DAL-ZAL-ZE-SİN-ŞIN-SAD-ZAT-DI-ZI-FE-GAF-KEF Soru : İhfâ ne zaman olur? Cevap : Tenvin veya nûn-i sakinden sonra ihfâ harflerinden biri bulunursa (tecvîd hükmü) ihfâ olur. ĞENİYYUN KERİM- VEFETHUN GARİB-ĞAN SELATİHİM- MİN ZEKERİN GİBİ Soru : İhfâ ne kadar uzatılır? Cevap : İhfâ, iki harfden az, bir harfden fazla, yani, bir buçuk harf uzatılır. Gunneler de aynı ölçüdedir. Soru : İhfây-i şefevî (dudak ihfâsı) nasıl olur? Cevap : Mîm-i sâkine’den sonra B harfi gelirse, İhfây-i şefevî olur. Buna ihfây-i meâl-gunne de denir. Dudak ihfâsı, Mim harfini dudakta biraz gizlemek (tutmak) ile olur. Yani dudakları basmadan mim harfinin sesi genize verilerek bir parça tutulmakla yapılır. MİSALİ TEMİHİM BİHİCARETİN- İNNE RABBEHUM BİHİM GİBİ

KARABAŞ TECVİDİ İZHAR

                                              


   https://www.youtube.com/live/lonvzEumBNI
 KARABAŞ TECVİDİ İZHAR

İZHÂR Soru : İzhâr ne demektir? Cevap : İzhâr, iki harfin arasını açmak, ayırmak, iki harfin seslerini birbirine karıştırmadan açık okumak demektir. Soru : İzhar ne zaman olur? Cevap : Tenvîn veya nûn-i sâkinden sonra şu altı harfden biri bulunduğu zaman (Tecvîd hükmü) izhâr olur: Elif, Ha, Hı, Ayın, Gayın, He. ا ح خ ع غ ه Soru : İzhâra misal getirebilir misin? ĞAFURUN HALİM - MEN AMENE- MİN HAVFİN GİBİ

KARABAŞ TECVİDİ İGLAB

 



https://www.youtube.com/live/CIhveW-0870
KARABAŞ TECVİDİ İGLAB
BÂBU İKLÂB Soru : İklâb ne demektir? Cevap : Tenvîn veya nûn-i sakinden sonra B harfi bulunduğunda tenvîn veya nûn-i sâkin tamamen Mim harfine dönmesine ve genizden gelen bir sesle ihfâ yapılmasına (gizlenmesine) İklâb denir. Misal: Semîum- basîyr. Mim-ba’di. Leyüm-bezenme gibi. Soru : İklâb ne vakit olur? Cevap : Tenvîn veya nûn-i sakinden sonra B harfi bulunduğu zaman (Tecvîd hükmü) iklâb olur. Yukarda görülen misaller gibi. Gunne, genizden çıkarılan (genizden gelen) ses demektir.

KARABAŞ TECVİDİ İDGAM MEĞALĞUNNE

                                

https://www.youtube.com/live/ldB2qrvikRc

KARABAŞ TECVİDİ İDGAM MEĞALĞUNNE

İDGAM-İ MEA’L- ĞUNNE Soru : İdgâm-i meal - gunne harfleri kaçtır? Cevap : İdgâm-i meal - gunne harflerı dörttür. YE-MİM-NUN-VAV (YEMNU) HARFLERİDİR Soru : İdgâm-i meal – gunne ne zaman olur? Cevap : Tenvîn veya nûn-i sâkin bu dört harfden birine uğrarsa (Tecvîd hükmü) idgâm-i meal – gunne olur. HEYRENYEREHU YAZILIDIR HEYREYYEREHU OKUNUR (NUN HARFİ GİZLENİR YE ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR ) FEZLENMİNALLAHİ YAZILIDIR FEZLEMMİNELLAHİ OKUNUR ( NUN GİZLENİR MİM ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR VEMENYEĞMEL YAZILIDIR VEMEYYEĞMEL OKUNUR( NUN GİZLENİR YE ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR İDĞAMMAĞALUĞUNNE NE DEMEKTİR ĞUNNELİ İDĞAM DEMEKTİR YANİ SESİ GENİZDEN GETİREREK TENVİNİ VEYA NUNİ SAKİNİ 4 HARFTEN (YE-MİM-NUN-VAV) İÇİNE GİZLEYİP İKİNCİ HARFİ ŞEDDELİ OKUMAKTIR SORU : NUNİ SAKİN İLE VAV VEYA YE AYNI HARFTE BULUNURSA NE OLUR CEVAP : İZHAR OLUR YANİ YAZILDIĞI GİBİ OKUNUR MİSAL : BÜNYANUN- GİNVANUN- SİNVANUN -EDDÜNYA GİBİ

KARABAŞ TECVİDİ İDGAM BİLAĞUNNE

                                            


    https://www.youtube.com/live/84i8AqiN1eg
KARABAŞ TECVİDİ İDGAM BİLAĞUNNE

İDGÂM-I BİLÂ - GUNNE Soru : İdğâm-ı bilâ - gunne ne demektir? Cevap : Gunnesiz idgâm demektir. Yani, genizden ses getirmeden şeddeli gibi okumaktır. Soru : İdgâm-i bilâ-gunne harfleri kaçtır? Cevap : İdgâm-i bilâ-gunne harfleri ikidir. (Lâm ile râ) harfleridir. Soru : İdgâm-i bilâ-gunne ne zaman olur? Cevap : Tenvîn veya nûn-i sâkin, bu iki harfden birine uğrarsa idgâm-i bilâ-gunne olur. (Mir – Rabbihim. Hüdel – lil-muttekiyn. Gafûrur-rahim) gibi. İdgâm-i bilâ – gunnenin idgâmı, her zaman kâmil (tam) bir idğâm’dır.

KARABAŞ TECVİDİ İDGAM MİSLEYN

                          

https://www.youtube.com/live/nYN7Xh7zLi8
  KARABAŞ TECVİDİ İDGAM MİSLEYN
BÂBU İDGÂM-I MİSLEYN
Soru : İdgâm-ı misleyn ne demektir? Cevap : Sakin olan bir harfi, kendi gibi aynı cinsten olan diğer bir harfe şeddetleyip okumak demektir. Yani, mahrecleri (çıkış yerleri) ve sıfatları aynı olan iki harfin birleştirilmesi ve şeddeli okunmasına (Tecvîd dilinde) idgâm-ı misleyn denir. Soru : İdgâm-ı misleyn ne zaman olur? Cevap : Sâkin olan bir harf, yine kendisi gibi bir harfe uğradığı zaman idgâm-ı misleyn olur. MİSAL : FEMARABİHAT TİCARETUHUM- ENİZRİB BİĞASAKE - AVEV VENESERU GİBİ Soru : İdgâm-i misleyn, gunneli midir, gunnesiz midir? Cevap : Nûn-i sâkin ile mim-i sâkin gunneli, diğerleri gunnesizdir. Soru : Nûn-i sâkin, nûna uğradığı vakit ne olur? Cevap : Hem idgâm-i misleyn, hem idgâm-i meal-gunne olur. MİSAL :MİN NARİN- VEMEN NUĞAMMİRHU GİBİ Soru : Mim-i sâkin mime uğradığı vakit ne olur? Cevap : İdgâm-i misleyn meal-gunne olur. MİSAL: ĞALEYHİM MUSEDETÜN- EDĞEMEHUM MİNCUĞİN GİBİ Soru : İdğâm-i misleyn meal – gunne ne demektir? Cevap : Genizden gelen sesle berâber sâkin olan bir harfi kendi gibi bir harfe katıp şiddet ile okumak demektir. Mim-i sâkinnin iki hâli (iki durum) daha vardır: “Bâ”ya uğrarsa ihfâyı şefevî (dudak ihfâsı) olur. MİSAL: İNNE RABBEHUM BİHİM- TERMİHİM BİHİCARETİN GİBİ Mim ile “Bâ”nın gayrısına uğrarsa, izhâr-i şefevî olur. MİSAL: HÜM FİHİ- LEKUM DİNUKUM GİBİ zhâr şefevî (dudak ihfasî) mim-i sâkini dudaktan izhâr etmek, açıktan açığa göstermek demektir. Mimin mahreci dudak olduğu için dudaklarını basarak okumakla mim-i sâkini âşikâr etmiş olur.

KARABAŞ TECVİDİ İDGAM MÜTECANİSEYN

                                          


https://www.youtube.com/live/S_gTtw0d4IE
KARABAŞ TECVİDİ İDGAM MÜTECANİSEYN

BÂBU İDGÂM-İ MÜTECÂNİSEYN Soru : İdgâm-i mütecâniseyn ne demektir? Cevap : İdgâm-i mütecâniseyn, mahreçleri bir, sıfatları (sesleri) ayrı olan iki harfin idgâmı demektir. Yani çıkış yerleri aynı, sesleri ayrı olan iki harfin şeddeli okunmasına idgâm-i mütecâniseyn denir. Soru : İdgâm-i mütecâniseyn ne zaman olur? Cevap : Mahreçleri bir, sıfatları (sedaları) ayrı olan iki harf yan yana geldiği zaman, sakin olan birinci ikinci harfde idgâm edilip şeddeli gibi okunduğu vakit (Tecvîd hükmü) idgâm-i mütecâniseyn olur. Soru : İdgâm-i mütecâniseyn mahreçleri kaç tanedir? Cevap : Üç mahreçdir. Biri Tı, Te, Dal mahrecidir. َMİSAL :LEİNBESEDTE YAZILIDIR CEZİMLİ DI HARFİNDEN SONRA TE GELDİĞİ İÇİN DI OKUNMAZ TE ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR YANİ LEİNBESETTE DİYE OKUNUR -VEGALETDAİFETUN YAZILIDIR CEZİMLİ TEDEN SONRA DI HARFİ GELDİĞİ İÇİN TE OKUNMAZ DI ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR VEGALEDDAİFETUN DİYE OKUNUR - ESGETDEĞAVELLAHU YAZILIDIR CEZİMLİ TE DEN SONRA DAL HARFİ GELDİĞİ İÇİN TE OKUNMAZ DAL ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR ESGELEDDEĞEVALLAHU DİYE OKUNUR - MAĞABEDTUM YAZILIDIR CEZİMLİ DALDAN SONRA TE HARFİ GELDİĞİ İÇİN DAL OKUNMAZ TE ŞEDDELİ OKUNUR MAĞABETTUM OKUNUR İkincisi: Zel, Se, Zı mahrecidir. MİSAL. İZZELEMU CEZİMLİ ZALDAN SONRA ZI HARFİ GELMİŞTİR ZAL OKUNMAZ ZI ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR İZZELEMU -YELHESZALİKE YAZILIDIR CEZİMLİ SEDEN SONRA ZAL HARFİ GELDİĞİ İÇİN SE OKUNMAZ ZAL ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR YEHEZZALİKE OKUNUR Üçüncüsü: Bâ, mim, mahrecidir. MİSAL: YABUNEYYER KEBMEĞNA YAZILIDIR CEZİMLİ BEDEN SONRA MİM HARFİ GELDİĞİ İÇİN BE OKUNMAZ MİM ŞEDDELİ GİBİ OKUNUR YABUNEYYER KEMMEĞNA OKUNUR

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU İDĞÂM-İ MÜTEKÂRİBEYN

 


https://www.youtube.com/live/NWDufXn0UXs
KARABAŞ TECVİDİ BÂBU İDĞÂM-İ MÜTEKÂRİBEYN

BÂBU İDĞÂM-İ MÜTEKÂRİBEYN Soru : İdgâm-i mütekârıbeyn ne demektir? Cevap : Mahreçleri (çıkış yerleri) veya sıfatları (sedâları) birbirine yakın olan iki harf’in idğâmı demekdir. Soru : İdğâm-i mütekâribeyn ne zaman olur? Cevap : Mahrecinde veya sıfatında birbirine yakınlık olan harflerden birincisi sâkin, ikincisi harekeli olarak yan yana geldiği zaman (tecvîd hükmü) idğâm-i mütekâribeyn olur. MİSAL: GÜL RABBİ YAZILIDIR GUR RABBİ OKUNUR ELEMNEHLUG KUM YAZILIDIR ELEMNEHK KÜM OKUNUR Soru : İdgâm-i mütekâribeyn harflerınin mahreci kaçtık? Cevap : İki mahrectir. Birincisi lâm ile ra mahrecidır. MİSAL: GÜL RABBİ YAZILIDIR GUR RABBİ OKUNUR BEL REFEĞAHULLAHU YAZILIR BER REFEĞULLAHU OKUNUR Not : râ harfi lâm harfine uğrarsa, bizim kıraâtimize göre idgâm yapılmaz. MİSAL: YEĞFİR LENA YAZILIDIR YEĞFİR LENA DİYE AYNI OKUNUR İkincisi, kaf ile kef mahrecidir. MİSAL: ELEMNEHLUG KUM YAZILIDIR ELEMNEHK KÜM OKUNUR

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU İDĞAM-I ŞEMSİYYE

                                


https://www.youtube.com/live/0mPn8UPYp7E
KARABAŞ TECVİDİ BÂBU İDĞAM-I ŞEMSİYYE

BÂBU İDĞAM-I ŞEMSİYYE Soru : İdgâm-i şemsiyye ne demektir? Cevap : Elîf lâmın, lâmının okunmayışı ve lâmdan sonra gelen harfin şeddeli okunmasına idgâm-i şemsiyye denir. Soru : İdgâm-i şemsiyye harfleri kaçtır? Cevap : İdgâm-i şemsiyye harfleri on dört harftir. TE-SE-DAL-ZAL-RE-ZE-SİN-ŞIN-SAD-ZAT-DI-ZI-LAM-NUN Soru : İdgâm-i şemsiyye ne zaman olur? Cevap : Lâm-i tarif adı verilen lâm ile elif bu on dört harfden birine uğradığı vakit (Tecvîd hükmü) idğâm-i şemsiyye olur. MİSAL: ETTURABU-VESSEVABU-VETTİNİ-VEŞŞEMSİ-YEVMUDDİNİ GİBİ Soru : Buna niçin şemsiyye ismi verilmiştir.? Cevap : Nasıl ki güneş varken yıldızlar görünmezse, burada da idgâm yapılınca (lâmın) hiç görünmemesi yüzünden bu harflere şemsî (güneşe benzer) harfler adı verilmiştir. Lâm-i tarif, nûna uğradıkca idgâm-i şemsiyye me’al- gunne olur MİSAL: VENNASİ- VENNARİ GİBİ Nûndan başka harflere uğrarsa, idgâm-ı şemsiyye bilâ- gunne olur. MİSAL: VETTİNİ-VEŞŞEMSİ GİBİ

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU İZHÂR-I KAMERİYYE

 

https://www.youtube.com/live/GPX23wjP3kY

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU İZHÂR-I KAMERİYYE

BÂBU İZHÂR-I KAMERİYYE Soru : İzhâr-ı kameriyye harfleri kaç harftir? Cevap : İzhâr-ı kameriyye on dört harftir ki, ELİF-BE-CİM-HA-HI-ĞAYN-ĞEYN-FE-GAF-KEF-MİM-VAV-HE-YE HARFLERİDİR Soru : İzhâr-i kameriyye ne zaman olur? Cevap : Lâm-i tarif adı verilen lâm ile elif , yukarıda geçen 14 harfden birine uğradığı vakit izhâr-i kâmeriyye olur. MİSAL: VELĞASRİ-VELFECRİ-VELGAMERİ KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ Soru : İzhâr-i kâmeriyye niçin denmiştir? Cevap : Lâm-i tarifin bulunduğu bir kelimede bu on dört harfden biri bulunsa, lâm-i tarifin lâmı okunur. Nasıl ay varken yıldızların görünmezsi gibi, (lâmın) okunmak suretiyle görünmesi yüzünden bu harflere, Kamerî (aya benzeyen) harfler adı verilmiştir

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU KALKALE

                                                      


  https://www.youtube.com/live/F8EjqzBsp7w
KARABAŞ TECVİDİ BÂBU KALKALE

BÂBU KALKALE Soru : Kalkale harfleri kaç harftir? Cevap : Beş harftir ki GAF-DI-BE-CİM-DAL .harfleridir KOLAY AKILDA KALMASI İÇİN GUDBUCEDİN DİYE EZBERLENEBİLİR Soru : Kalkale ne zaman olur? Cevap : Bu beş harften biri, kelimenin ortasında veya sonunda sâkin olarak bulunduğu vakit (Tecvîd hükmü) kalkale olur. Soru : Kalkale ne demektir? Cevap : Sesin çıkış yeri (mahrec)inden kuvvetlice duyulacak şekilde vurgulu olarak titretmeğe (Tecvîd’de) Kalkale denir. MİSAL: YED HULUNE-EHAD-FECR-ŞİGAG-ENAB-CEDİD KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ Soru : Kalkale yaparken nelere dikkat edilir? Cevap : Kalkale yapılırken, kalkale harfinin önündeki harfin harekesi göz önüne alınır. Yani, hareke (üstün. esre, ötre) olabileceğine göre, kalkale önceki harfin sesine uygun bir şekilde yapılır. Dikkat: Bir de kalkale yaparken, harfe hareke vermekten, hemzeden, şeddeden, sekteden ve fazla ses çıkarmaktan (ifrattan) sakınmak lâzımdır.

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU HÜKMÜ’R-RÂ

                                

https://www.youtube.com/live/nORATJmanqA

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU HÜKMÜ’R-RÂ

BÂBU HÜKMÜ’R-RÂ Soru : - Hükmü’r-râ ne demektir? Cevap : - Râ harfinin durumu, okunuş şekilleri demek tir. Soru : Râ harfi kaç yerde kalın okunur? Cevap : Râ harfi beş yerde kalın okunur: 1- Râ harfinin harekesi üstün veya ötre olduğu zaman kalın okunur. MİSAL: ER RAHMANU- ER RAHİMU- VER RUHU- NASR ULLAHİ- RAHMETUN KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ 2- Râ sâkin olup makabli meftuh veya mazmum olsa kalın okunur. MİSAL: VENHER-MENŞEKER- BİNNUZUR KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ 3- Râ sakin olup râdan önceki harf de sakin ise, bu sâkin harf’den önceki harf meftuh veya mazmum olduğu zaman yine râ kalın okunur. MİSAL: VESSABR- KÜLLİEMR- FİSSUDUR KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ 4- Râ sakin olup râdan sonra istilâ harfi adı verilen HI-SAD-ZAT-ĞEYN-DI-GAF-ZI BU YEDİ harflerinden biri bulunursa, o zaman râ yine kalın okunur. MİSAL: MİRSADEN- VEGİRDASİN-VEFİRGETİN KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ 5- Râ sakin olup rânın mâkablinin esresi ârız olsa o zaman râ harfi yine kalın okunur. Arızî esre: Altında bulunduğu harfle okunmaya başlandığı zaman var olan, bir evvelki harf ile birlikte okunduğu zaman ise ortadan kalkan esredir. Ârizî esre harfin aslında olmayan esre demektir. MİSAL: İRCİĞİ-LİMENİRTEZA KELİMELERİNDE OLDUĞU GİBİ Soru: Râ harfi kaç yerde ince olur? Cevap : Râ harfi dört yerde ince okunur. Birincisi: Râ harfinin harekesi esre olduğu zaman ince okunur. MİSAL: BİLBİRRİ-TECRİ-SABİRİN GİBİ İkincisi: Râ sâkin olup mâkabli meksür olduğu zaman ince okunur. MİSAL: VESBİR-VESDABİR-VESTEĞFİR GİBİ Üçüncüsü: Râ sâkin olup mâkabli de sakin ise, önceki harf de esreli olduğundan râ yine ince okunur. MİSAL: HİCR-BİKR GİBİ Dördüncüsü: Râ sakin olup mâkablinde de lîn harfinden y bulunursa, râ yine ince okunur. MİSAL: HEYR-SEYR GİBİ Soru : Rânın ne zaman ince kalın okunması câiz olur? Cevap : Râ sâkin olup istila harfinin de esresi varsa hem ince hem kalın okumak caiz olur. MİSAL:KÜLLİFİRGİN GİBİ

KARABAŞ TECVİDİ BABU LAFZATULLAH

                               

https://www.youtube.com/live/3vkrb329NFk

KARABAŞ TECVİDİ BABU LAFZATULLAH

BABULAFZATULLAH Soru :: Allah (C.C.) lâfzının lâmları ne zaman kalın okunur? Cevap : Üst tarafı üstün veya ötre olduğu zaman kalın okunur. MİSAL: ALLAHU-HUVALLAHU-NASRULLAHİ-MİNALLAHİ-NASRULLAHİ GİBİ Soru :: Ne zaman ince okunur? Cevap : harf esreli olduğu zaman ince okunur. MİSAL: BİLLAHİ-LİLLAHİ-ĞANİLLAHİ-DİNİLLAHİ-RESULİLLAHİ GİBİ

KARABAŞ TECVİDİ ZAMİR

 

https://www.youtube.com/live/gX0qbPrCEs4

KARABAŞ TECVİDİ ZAMİR

ZAMİR Soru :: Zamir neye denir? Cevap : Kelimenin aslından olmayan (yuvarlak gözlü hâlara) zamir denir. Soru :: Bu zamirler hangi hallerde med olur? Cevap : Zamirin makabli hareketli olduğu olduğu zaman medd olur.(uzatılır) MİSAL:İNNEHU-BİHİ-VELEHU-RABBUHU-MİNERİHİ GİBİ Soru :: Zamirler hangi hallerde med olunmaz? Cevap : Zamirlerin mâkabli sakin olduğu zaman med edilmez (çekilmez). MİSAL: ĞALEYHİ-İLEYHİ-FİHU-MİNHİ-ĞANHU GİBİ Zamirden sonra gelen kelime sakin ise, zamir med edilmez. MİSAL: KURSİYYUHUSSEMAVATİ GİBİ Soru :: Zamirlerde değişik durum var mıdır? Cevap : Vardır. VEMANEFGEHU-LEMYENTEHİ-FEVAKİHU Kelimelerindeki yuvarlak hâler zamir gibi yazılmıştır, fakat zamir değildir. Onun için de medd edilmezler (uzatılmazlar). Bir de Furkân suresinde bulunan: FİHİUAHANE De ki Fihi medd edilir (uzatılır). Bu kaide (kural) dışında kalmaktadır. Fihi zamirdir. Ama uzatılır. Bu zamirin uzatılışında iki sebep vardır: Birincisi, mana bakımındandır ki azab-ı mazâaf üzerine tenbih ve ikazdır ki erbâbına mâlumdur. İkincisi, Hânın esresinden, mimin ötresine geçmek lisâna ağır geldiğindendir. Hâyı uzatarak okumak bu külfeti kaldırıp kolaylık sağlar. Bir de YERZEHULEKUM De ki zamir olan hânın evveli harekeli olduğu halde çekilmez. Görünüştde hânın evveli her ne kadar harekeli gibi ise de aslında harekeli değil sakindir. Çünkü YERZEHUNUN ASLI - YERZAHU dır. Cümlede in-i şartıye vardır. Bundan dolayı elif lâfzan düşmüş olduğundan, hükmen hânın mâkabli sâkin demektir. Zamirlerin mâkabilleri sâkin olunca, umum kaideye göre zamirler çekilmez – uzatılmaz. Misallerini kendi bölümlerinde gördük. Bazı yerlerde bir kaç kelime kural dışı gelmiş gibi görünürse de incelikleri, sebepleri vardır, arzettiğimiz gibi.

KARABAŞ TECVİDİ BÂBU’S - SEKTE

                                          


https://www.youtube.com/live/NZgPJ-uSTCk
KARABAŞ TECVİDİ BÂBU’S - SEKTE

BÂBU’S - SEKTE Soru :: Sekte ne demektir ? Cevap : Sekte, sesi kesip nefes almadan bir miktar durmak demektir. Soru :: Kur’ân-ı Kerîm’de sekte kaç yerdedir? Cevap : Bizim kırâatımız (Asım kırâatına) göre dört yerdedir. 1- Kehf sûresinde: ĞİVECEN GAYYİMEN 2- Yâsin sûresinde: MİNMERGADİNA HAZA 3- Kıyâme sûresinde: VEGİLEMN RAG 4- Mutaffifîn sûresinde: KELLABEL RANE Soru :: Kûran-ı Kerîm’de başka hangi kelimelerde sekte yapılır? Cevap : Yedi yerde daha sekte yapmak câizdir. LEMYETENNEH-VEGTEDİH-VEKİTABİYEH-VEHİSABİYEH-VAMALİYEH-VESULDANİYEH-MAHİYEH Bu kelimelerde durulmayıp geçildiği taktirde sekte yapılır. Çünkü bunların sükûnleri (cezimleri) sükûn-i lâzımdır ( kelimelerin cezimleri asıldır, ayrılmaz). Bunu belirtmek için bu kelimelerde durulmadığı zaman (vasıl halinde) sükûn-i lâzımı belirtmek için sekte yapmak câizdir. Not: ıvecâ ve min merkadinâ kelimelerinde durak olduğundan, bu kelimelerde durulsa, sekte yapılmaz. Durulursa, nefes alıp elif üzerine med ederek durulur. Böyle olursa, sekte yapılmaz. Yukarıda görüldüğü gibi durulmaz geçilirse, sekte yaparak geçilir.










MÜKELLEFİN FİİLLERİ (ef’âl-i mükellefîn)8 DİR

                               MÜKELLEFİN FİİLLERİ (ef’âl-i mükellefîn)8 DİR



EDİLLEİ ŞERİYYE ŞERİ DELİLLER 4 TÜR

                                             


EDİLLEİ ŞERİYYE ŞERİ DELİLLER 4 TÜR

ALLAHIN ZATİ SIFATLARI ALTIDIR

                                       


ALLAHIN ZATİ SIFATLARI ALTIDIR

ALLAH’IN SÜBÛTÎ SIFATLARI VE ANLAMLARI

 


ALLAH’IN SÜBÛTÎ SIFATLARI VE ANLAMLARI

ATIN ETİ YENEBİLİR Mİ? SÜTÜ İÇİLEBİLİR Mİ?

                                   ATIN ETİ YENEBİLİR Mİ? SÜTÜ İÇİLEBİLİR Mİ?



İSLAMDA HIRSIZLIK SUÇU VE CEZASI

                                                 


 İSLAMDA HIRSIZLIK SUÇU VE CEZASI

DÜŞÜNDÜREN DİNİ ÖĞÜTLER

                                    DÜŞÜNDÜREN DİNİ ÖĞÜTLER



ŞERİAT (İSLAM HUKUKU) İSLAM ANAYASASI

                              ŞERİAT (İSLAM HUKUKU) İSLAM ANAYASASI



HZ MEHDİ KİMDİR

                                                 



https://www.youtube.com/live/JkpGgPekBPE

HZ MEHDİ KİMDİR

MEHDÎ KİMDİR ? Yol gösteren, hidayete eren, doğru yolu bulan, Allah tarafından kendisine rehberlik edilen kimse. Kıyamete yakın dönemde zulüm ve adaletsizliğin her tarafı kapladığı bir zamanda gelip yeryüzünü adaletle dolduracağı ve İslâmı hâkim kılacağı söylenen Ehl-i beytten birisi. Mehdi, kelime olarak Arapça He-De-Ye kökünden ismi mef'ul olup hidayete ermiş, hidayet bulmuş kişi anlamını taşır. Mehdî'nin ahir zamanda çıkacağına ve insanları hayır ve adalete yönelteceğine dair ahad haberler mevcuttur. Hz. Peygamber (s.a.s)'den nakledilen İbni Mâce'de mevcut hadislere göre Mehdî'nin Ehl-i beytten olacağı bildirilmektedir: "Mehdî bizden, Ehl-i beyttendir. Allah onu bir gecede zafere erdirecektir. Mehdî, Fatıma evlâdındandır" (İbn Mâce, Fiten, 34; Dârimî, Mehdî, 1). "Biz Abdülmuttalib evlâdı Cennet ehlinin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdî" (Ebu Davud, Mehdî, 1; Tirmizî, Fiten, 52-53; İbn Mâce, Fiten, 34). "Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa, Allah zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak Ehl-i beytten birini gönderecektir" (Ahmed b. Hanbel, II, 117-118). Bu gibi hadislerin yanısıra diğer muhaddislerin hadis mecmualarında da bazı haberler mevcuttur. Bu hadisleri takviye edecek mütevatir derecede bir bilgi olmadığı gibi, bununla ilgili olarak Kur'âni nass da mevcut değildir. Ayrıca Mehdî konusu Maturidî ve Eş'arî gibi Ehl-i Sünnet'in temelini oluşturan akaide dair eserler telif eden imamların eserlerinde işlenmemiş ve bu konu ele alınmamıştır. Ayrıca fer'i bir konu olduğundan ve ahad habere dayandığından dolayı bunu inkâr küfre sebeb olmadığı için ilk dönem akaid kitaplarına yansımamıştır.Bir hadis-i şeriflerinden Allah Resûlü, “Başında benim bulunduğum, sonunda İsa bin Meryem'in, ortasında (sondan önce) Mehdî'nin bulunacağı bir ümmet helâk olmaz.”1 buyururlar. Çünkü, tarih şahittir ki, başında kendisinin bulunduğu ümmet helâk olmamıştır. Sonda Hz. İsa’nın ve sondan önce pâk neslinden Hz. Mehdînin bulunduğu ümmet de helâk olmayacaktır. Hz. Mehdî'nin hizmetleri öylesine önemli ve büyüktür ki, rivayetlerden onun hilafetinden sadece insanların değil, bütün yer ve gök ehlinin memnun olacağı belirtilir.2 Çıkışı sadece ehl-i îman için değil, yer ve gök ehli için dahi sevinç kaynağı olur. Öyle ki kuşlar, vahşî hayvanlar, denizdeki balıklar dahi sevinirler.3 Hattâ Mehdî'nin bu güzel hizmetleri sebebiyledir ki, ölüler bile dirilip onun zamanında yaşamayı temennî ederler.4 Kısaca Allah, kalbleri onun muhabbetiyle doldurur.5 Büyüklerden Tavus-u Yemenî onun zamanında yaşamayı çok arzulamıştır. Bu önemli hakikati ifade ettikten sonra İslâmı, sadece âhiret diniymiş gibi görme veya göstermenin İslâmı tanımamak mânâsına geldiğini, peygamberlerin sadece âhiret işlerinde değil, dünya işlerinde de rehber oldukları gibi Hz. Mehdînin de maddî ve mânevî her konuda yol göstereceğini, ıslahatını her sahada yapacağını hemen belirtelim. Evet, Hz. Mehdî vazifesini sadece din sahasında değil, saltanat, hilafet, sosyal hayat, cihad gibi hayatı kuşatan her sahada icra edecektir. Biz şimdi rivayetlere dayanarak bu hizmetlerinin en dikkat çekici olanları üzerinde duralım: a. Dini İkâme Hz. Mehdî bir müceddittir. Cenab-ı Hak onunla dini tekrar iâde edecektir.6 O, âhir zamanda, Asr-ı Saadette olduğu gibi İslâmı yeni baştan hâkim kılacak, yüceliğini, üstünlüğünü bütün dünyaya îlan edecektir. Nuru'l-Ebsar müellifi Said bin Cübeyr, “Müşrikler hoşlanmasalar da Allah, bu dini bütün dinlere üstün kılacaktır.”7 âyetinin tefsirinde dini üstün kılacak kişinin Hz. Fatıma'nın çocuklarından Hz. Mehdî olduğunu belirtir. Bunun, “O İsa'dır (a.s.)” diyenlerin sözleriyle de çelişki teşkil etmediğini, zira Hz. İsa'nın Hz. Mehdî'ye zemin hazırlayacağını söyler.8

TABDUK EMRE KISSALARI

                                                        TABDUK EMRE KISSALARI


  
TABDUK EMRE KISSALARI


BÜYÜK OSMANLI ŞAİRİ YUSUF NABİYİ TANIYALIM

                                      BÜYÜK OSMANLI ŞAİRİ YUSUF NABİYİ TANIYALIM

 https://www.youtube.com/live/xVNSThpy-O8
BÜYÜK OSMANLI ŞAİRİ YUSUF NABİYİ TANIYALIM

Osmanlı şâiri ve velî. İsmi Yûsuf'dur. 1641 senesinde Urfa'da doğan Yusuf Nâbi yokluk ve sefalet içinde yaşayarak büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul'a gitmiştir. Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar. Paşa vefat edince ise Halep'e gider. İstanbul'da geçirdiği dönemde birçok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep'te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür. Eserlerinin çoğunu Halep'te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel bir sese sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi. "Seyid Nuh" ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir. Nâbi, İstanbul'da 1712 yılında vefat etti. Kabri Karacaahmed Mezarlığı'nda Miskinler Tekkesi'ne giden yolun sol kenarında olup, II. Mahmut ve II. Abdülhamit tarafından tamir ettirildi. Nabi bazı kaynaklara göre espriliydi. Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, idare ve toplumdaki bozukluklara şahit oldu. Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük hayatın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir şairdir. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür. "Bende yok sabr u sükûn, sende vefadan zerre; İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere." Nâ ve bî kelimeleri Farsça'da 'yok' manasına gelmektedir. Bu beyitte Nabî mahlasının oluşumunu belirtmektedir. Eserleri Türkçe 'Dîvân'ı Farsça Dîvânçe Tercüme-i Hadîs-i Erba'în Hayriyye Hayrâbâd Sûrnâme Fetih-Nâme-i Kameniçe Münşeât Tuhfet-ül-Haremeyn Zeyl-i Siyer-i Veysî

BÜYÜK OSMANLI ŞAİRİ YUSUF NABİ ŞİİRLERİ

                           


  
BÜYÜK OSMANLI ŞAİRİ YUSUF NABİ ŞİİRLERİ

ŞAİR YUSUF NABİNİN MESCİDİ NEBİNİN MİNARELERİNDEN OKUNAN ŞİİRİ Şair Nâbi’nin Mescid-i Nebî’nin Minârelerinden Okunan Şiiri Osmanlı Şâiri Nâbî, bir hac seferi esnasında daha önce kimsenin bilmediği ve duymadığı bir şiir yazar, Medine’ye ayak bastığı esnada bu şiiri Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunurken duyar. İşte o müthiş şiir ve menkıbesi... Şâir Nâbî, 1678 yılında, devlet adamları ile beraber Hac seferine çıkar. Kâfile Medîne’ye yaklaşırken Nâbî, heyecandan uykusuz hâle gelir. Kâfilede bulunan bir paşanın gafleten ayağını, Medîne-i Münevvere’ye doğru uzattığını görür. Bu durumdan çok müteessir olarak meşhur na’tini yazmaya başlar. Sabah namazına yakın kâfile Medîne-i Münevvere’ye yaklaşırken Nâbî, yazdığı na’tin Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunduğunu duyar: Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu; Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu. (Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın makâmı ve beldesi olan bu yerde edebe riâyetsizlikten sakın!..) Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu (Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir.) Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil Amâdan açtı muvcûdat çeşmin tûtiyâdır bu (Bu mübarek toprağın ziyasından yokluk karanlığı sona erdi. Varlık âlemi, körlük ve yokluktan gözünü onun sürmesiyle açtı.) Felekte mâh-i nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir Bunun kandili Cevzâ matlâ-i nûr-i ziyâdır bu (Gökyüzünde hilâl, O’nun selâm kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Semadaki Cevza'nın nur ve ışık kaynağı O’dur.) Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha, Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu. (Ey Nâbî, bu dergâha edep kâidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır.) Bu durum karşısında çok heyecanlanan şâir Nâbî, hemen müezzini bulur: “–Bu na’ti kimden ve nasıl öğrendiniz?” diye sorar. Müezzin: “–Bu gece Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- rüyâmızda bize; «–Ümmetimden Nâbî isimli bir şâir beni ziyarete geliyor. Bu zât bana son derece aşk ve muhabbetle doludur. Bu aşkı sebebiyle onu Medîne minârelerinden kendi na’ti ile karşılayın!..» buyurdu. Biz de bu emr-i nebevîyi yerine getirdik...” der. Nâbî, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Hem ağlar, hem de şunları söyler: “–Demek ki Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana «ümmetim» dedi! Demek ki, İki Cihân Güneşi beni ümmetliğe kabul buyurdu!..”

İlmün enva’ı ile ol mâli Belki lâzım gele isti’mâli “Belki kullanılması gerekir diye ilmin her çeşidiyle donan.” 302. Bilmek elbetde degül mi ahsen Sorsalar ben anı bilmem dimeden “Bir şeyi sorduklarında bilmek, bilmiyorum demekten daha güzel değil mi?” 303. Hazretün nâsa budur telkîni “Utlubû'l-’ilmi velev bi's-Sîni” “Hz. Muhammed’in halka tavsiyesi budur: İlim Çinde de olsa isteyin.” 304. İtme âr ogren okı ehlinden Her şeyün ilmi güzel cehlinden “Utanma, ilmi ehlinden öğren. Her şeyin ilmi cehlinden güzeldir.” 305. Cühelâ ‘âlime nisbet hardur Belki hardan da bile bedterdür “Cahiller, bilgine oranla eşektir; belki eşekten de kötüdür.” 306. Kandedür bî-haber ü kande habîr Mütesavî degül a’mâ vü basîr “Habersiz nerde, bilen nerde? Kör ve gören bir değildir.” 307. Ne kadar bulsa da ferr ü şevket Câhile câh ile gelmez ragbet “Makamla ne kadar güç ve iktidar elde etse de cahile, kimse rağbet etmez.” 308. Cehldür mâye-i şerm ü haclet Cehldür mevris-zill ü nahbet “Cahillik, utanmanın mayasıdır. Cahillik, alçaklık ve ağlama sebebidir.” 309. Cehldür âdeme zindân-ı belâ Ki düşenler göremez rûy-ı rehâ “Cehalet, insan için düşenlerin kurtulama yüzü görmedikleri bela zindanıdır. 310. Cehldür mahz-ı adem ilm vücûd Hiç berâber mi olur bûd ü ne-bûd “Cehalet mutlak yokluk, ilim varlıktır. İç olma ve olmama (var-yok) eşit olur mu?” 311. Matlabun eyle maâlî-i umûr Vâdi-i felsefeden eyle ubûr “İşlerin yücesi amacın olsun; felsefe vadisinden geç, uzaklaş.” 312. Olmaya ilm kadar emr-i bülend ‘İlmden görmedi hîç kimse gezend “İlim kadar yüce bir iş yoktur. Kimse ilimden zarar görmedi.” 313. Ger re’âyâ vü gerek sâhib-i tâc Lâbüd olur ‘ulemâya muhtâc “Gerek vatandaş, gerekse padişah, herkes eninde sonunda bilginlere muhtaç olur.” 314. Şeref-i’ilme nihâyet yokdur Sıfat-ı Bâri'ye gâyet yokdur “İlmin şerefine son yoktur; Allah’ın sıfatına sınır yoktur.” 315. Olmayınca mütenâhî ma’lûm Mümkin olur mı tenâhî-i ulûm “Sonlu olan bilinmeyince hiç ilimlerin sonuna ulaşılabilir mi?” 316. Kalma kışrında ulûmun ammâ Olagör vâsıl-ı lübb-i ma’nâ “Fakat ilmin kabuğunda kalma; anlamın özünü öğrenmeye çalış.” 317. Zâhirün bâtınına eyle ubûr Yeke perle uçabilsün mi tuyûr “Görünenin içyüzüne nüfuz et, geç; hiç tek kanatla kuşlar uçabilir mi?” 318. ‘Hânenün zâhiridür cây-ı güzâr Halvet-i bâtınıdur cây-ı karâr “Evin dışı geçilecek yerdir; oturulacak yer ise içidir.” 319. Sâhil-i bahrda olsun mı le’âl Gevher istersen eğer ka’rına dal “Deniz kenarında inci olur mu? İnci istersen eğer derinine dal.” 320. Sarf u nahv ü ‘Arabiyyet lâzım ‘Arabî bilmeğe âlet lâzım “Arapça bilmek için sarf, nahiv, Arapça bilgisi gerek.” 321. Lîk âletle geçürme evkât Bî-teemmül neye yarar âlât “Fakat aletle vakit geçirme, araştırıp inceleme olmadıktan sonra alet neye yarar?” 322. İlmün it cümlesini istihsâl Cümlesin itme velî isti’mâl “İlmin hepsini elde ewt ama tamamını kullanma.” 323. Sana kâfîdür ola nakş-ı zamîr ‘İlmden fıkh u hadîs ü tefsîr “Senin için iç süsü olarak ilimden fıkıh, hadis ve tefsir yeterlidir.” 324. Gayrısın okı velî itme amel Olma pâ-mâl-i da’âvî vü cedel “Diğer ilimleri oku ama onlarla amel etme; tartışma konularının ayak altında sürünme.” 12b.325. Fıkhdan eyle ibâdâta nazar Eyleme semt-i da’âvîye güzer “Fıkıh ilminden ibadet konularına bak; tartışmalı konular tarafına geçme.” 326. Naks virmez iki âlemde sana Bilmemek mes’ele-i bey’ ü şirâ “Alış veriş konularını bilmemek ikiş dünyada sana zarar vermez.

HAYRİYYE’DEN: MATLAB-I DÂNİŞ-İ ENVA-I ‘ULÛM “İlim çeşitlerini öğrenme bölümü) 284. İy nihâl-ı çemen-ârâ-yı edeb Nûr-ba‘hşâ-yı dil ü dîde-i eb “Ey edeb gül bahçesinin süsü olan fidan, ey babanın gönül ve varlık gmzüne ışık bağışlayan” 285. Sa’y kıl ilm-i şerîfe şeb ü rûz Kalma hayvân-sıfat ol ilm-âmûz “Şerefli ilme gündüz gece çalış, hayvan gibi kalma, ilim öğrenici ol.” 286. ‘İlme sa’y eylememekden hazer it ‘İlm ü sa’y ikisi birdür nazar it İlme çalışmamaktan sakın; dikkat et ilim ve çalışmanın her ikisi eşittir.” 287. Müdde’âma bu suhan şâhiddür ‘İlm ü sa’yun adedi vâhiddür “İlleri sürdüğüm görüşe, ilim ve sa’y kelimelerinin sayısal değerlerinin eşit oluşu tanıktır.” 288. Bulamaz ‘ilm bi-lâ-sa’y vücûd Biri gitse biri olur nâ-bûd “İlim, gayretsiz ortaya çıkmaz; biri gitse diğeri de yok olur.” 289. Sıfat-ı Hazret-i Mevlâ'dur ilm Cümle evsâfdan a’lâdur ilm “İlim, yüce Mevla’nın sıfatıdır;ilim bütün sıfatlardan üstündür.” 290. Taleb-i ‘ilme çalış ol a’lem Farzdur didi Resûl-i Ekrem “İlim öğrenmeye çalış, çok bilgili ol;(çünkü) Hz. Muhammed, ilim farzdır, dedi.” 291. Dahı emr eyledi ol sâhib-i ilm “Mehdden lahde dek ol tâlib-i ilm” “Yine o ilim sahibi, “beşiktene mezara kadar ilmi iste” dedi.” 292. ‘İlm içün oldı şeh-i hıtta-i nûr “Rabbi zidnî” talebiyle me’mûr “O nur ülkesinin padişahı ilim için, “Allahım arttır” talebiyle memur edildi.” 293. Bula gör eyle medîneye vusûl Ki kapusı ola damad-ı Resûl “Kapısı, Allah resulünün damadı (Hz. Ali) olan ilim şehrini bulup ulaşmaya çalış.” 294. ‘İlmdür mâşıta-i rûy-ı vücûd ‘İlmdür vâsıta-i bûd ü ne-bûd “Varlık yüzünün süsleyicisi ilimdir. Varlık ve yokluk aracı ilimidri.” 295. ‘İlmdür mâ’ide-i Rabbânî ‘İlmdür mevhibe-i Yezdânî “İlim Rahman olan Allah’ın sofrasıdır. İlim allah’ın hediyesidir.” 296. ‘İlmdür rabıta-i ‘izz ü ulâ ‘İlmdür bâ’is-i temkîn-i safâ “İlim, değer ve yücelik bağıdır. İlim, sevinç ağırbaşlılığının sebebidir.” 297. ‘İlmdür zâbıta-i câh u celâl ‘İlmdür râbıta-i birr ü nevâl “Makam ve heybetin koruyucusu ilimdir. İyilik ve bağışın, kısmetin bağı ilimdir.” 298. ‘İlm bir lücce-i bî-sahildür Anda âlim geçinen câhildür “İlim, sahilsiz bir okyanustur. Onda âlim geçinen câhildir.” 299. Cehle Hak mevt didi ilme hayât Olma hem-hâl-i gürûh-ı emvât “Allah, cehalete ölüm; ilme hayat dedi. Ölüler topluluğu ile arkadaş olma.” 300. Olma mahrûm-ı hayât-ı ebedî ‘İlm ile fark ide gör nîk ü bedi “İlimle iyiyi ve kötüyü fark et; sonsuz hayatın yoksunu olma.”

1. TEVHİD: Ta’alallâh zihî dîvân-tırâz-ı sûret ü ma’nâ Ki cism-i lafz ile rûh-ı me’âli eylemiş peydâ “Yüce Allah, Lafzın cismiyle anlamın ruhunu yaratarak mana ve görünüş divanını ne hoş yaratmış.” Zihî hayyât-ı hil’at-dûz-ı bâzâr-ı hakâyık kim Kad-ı ma’nâyı itmiş câme-i terkîb ile ber-pâ “Hakikat pazarının hil’at diken terzisi mana güzelinin boyunu terkip elbisesiyle ne hoş ayakta tutmuş.” Olup hurşîd ü mehden mühre-keş evrâk-ı eflâke Hutût-ı rûz u şebden nüsha-i sun’ eylemiş inşâ “Güneş ve aydan, gökyüzü sayfasına mühre çekip gündüz ve gece çizgilerinden (yazılarından) sanat eseri inşa etmiş.” İdüp vaz’-ı kalem evrâk-ı hikmet-hâne-i sun’a Çeküp müsvedde-i gaybı beyâza eylemiş imlâ D.s.1) “Sanat hikmethanesinin kâğıtları üzerine kalemini koyup gayb müsveddesini temize çekmiş.” Zihî mübdi’ ki bî-reng-i ‘amâdan eylemiş tasvîr Hezârân çihre-i rengîn hezârân dîde-i bînâ “Ne güzel Yaratıcı! Yokluğun renksizliğinden binlerce güzel yüz, binlerce gören göz tasvir etmiş” Zihî Hâlik ki kemter nutfe-i nâ-çîzden itmiş Kıbâb-ı bârgâh-ı çarha sığmaz kimseler peydâ (D.s.2) “Ne güzel Yaratıcı! Basit bir meniden gök kubbeye sığmayan insanlar yaratmış” Bu emvâc-ı mecâzun ka’rına reh-yâb olam onlar Ki var tahtında pür dürr-i hakîkat jerf bir deryâ (D.s.3) “Bu mecaz dalgalarının derinliğine vakıf olanlar, altında hakikat incileriyle dopdolu derin bir deniz olduğunu anlarlar
1. Gül gülşen-i terk eyledi sohbet sana kaldı Bülbül yine meydân-ı mahabbet sana kaldı 2. Ferhâd ile Kays eyledi ber-çîde metâ’ın Ey dil ser-i bâzâr-ı melâmet sana kaldı 3. Biz dâ’iye-i vuslat ile hâk-i reh olduk Ey bâd-ı sabâ lutf u mürüvvet sana kaldı 4. Târîkî-i hicrâna esîrüz bize çâre Ey âh-ı sehergâh nedâmet sana kaldı 5. Mest eylemege âlemi sahbâ-yı suhenden Ey hâme-i Nâbî yine himmet sana kaldı Divan, s.1120 1. Gül, gül bahçesini terk etti; sohbet sana kaldı. Ey bülbül, yine aşk meydanı sana kaldı. 2. Ferhat ile Mecnun mallarını topladı; ey gönül, kınanmışlık pazarının başkanlığı sana kaldı. 3. Biz kavuşma temennisi ile yol tozu olduk; ey saba yeli iyilik ve insanlık sana kaldı. 4. Ey seher vakti çekilen ah, biz ayrılık karanlığına esir olduk, bize çare göster; pişmanlık sana kaldı. 5. Ey Nâbî’nin kalemi, alemi söz şarabıyla sarhoş etme gayretri sana kaldı.

1. Gülsitân-ı dehre geldük reng yok bû kalmamış Sâye-endâz-ı kerem bir nahl-ı dil-cû kalmamış 2. Eylemiş der-beste dükkânın tabîb-i rûzgâr Hokka-i pîrûze-i gerdûnda dârû kalmamış 3. Teşnegânun çâk çâk olmış leb-i hâhişgeri Çeşmesâr-ı merhametde bir içim su kalmamış 4. Kadrin anlar yok bilür yok her dür-i sencîdenün250 Çâr-sû-yı kâbiliyyetde terâzû kalmamış 5. Ceyş-i gamdan kanda itsün ilticâ ehl-i niyâz Kal’a-i himmetde Nâbî burc u bârû kalmamış Divan, s.720 1. Dünya gülbahçesine geldik renk yok, koku kalmamış. Cömertlik gölgesi salar bir gönül çekici bir fidan kalmamış. 2. Feleğin mavi hokkasında ilaç kalmadığından zamanın hekimi dükkânını kapamış. 3.Merhamet çeşmesinde bir içim su kalmadığından susamışların su isteyen dudakları çatlamış, yarık yarık olmuş. 4. Yetenek çarşısında terazi kalmadığından tartılı incilerin değerini anlayan yok. 5. Ey Nâbî, gayret kalesinde burç ve beden kalmadığından istek sahipleri gam ordusundan nereye sığınsın? * 1. Ne hoşdur mîve-çîn-i şâhsâr-ı iştiyâk olmak Ne müşkildür leked-hâr-ı nigehbân-ı firâk olmak 2. İderler kûhveş keştîleri bir lafz ile tahrîk Ne hoşdur bir suhanda yek-zebân-ı ittifâk olamk 3. Hüner bir hâtır-ı vîrânı ta’mîr itmedür yohsa Degüldür âdemiyet nakş-perdâz-ı revâk olmak 4. O denlü var ki yokdur ‘ârız-ı ikbâlinün ânı Egerçi devlete mâni’ degüldür bî-mezâk olmak 5. Hüner mânend-i pül bâre tahammül itmedür yohsa Degüldür çok hüner bâlâ-yı mihrâb üzre tâk olmak 6. Hünerdür Nâbiyâ ebnâ-yı ‘asrun i’tikâdında Riyâz-ı ülfete çirk-âbe-efşân-ı nifâk olmak Divan, s.749 1. Özlem ağacınının meyvelerinin toplayıcısı olmak ne hoştur! Ayrılık gözcülüğünün tekme yiyicisi olmak ne zordur! 2. Bir sözle dağ gibi gemileri hareket ettirirler; bir sözde dil birliği içinde olmak ne hoştur. 3. Hüner, bir yıkık gönlü yapmaktır; çardak süsleyici olmak insanlık değildir. 4. Her ne kadar zevksizlik ikbal sahibi olmaya engel değilse de ikbalinin yanağının güzelliği o kadar yoktur. 5. Hüner, köprü gibi yüke katlanmaktır yoksa mihrabın üzerindeki kemer olmak çok makbul değildir. 6. Ey Nâbî, zamane çocuklarının inancındae hüner, arkadaşlık bahçesine bozgunculuk çirkefi atmaktır.
1. Ne ilmedür ne dânişe ne ehl-i hûşadur Hep i’tibâr-ı bî-hıredân hod-fürûşadur 2. Kâfir-dilân-ı hırs ferâmûş idüp Hak’ı Şimdi sanem-misâl perestiş gurûşadur 3. Yek-dem degül kavâfil-i âvâzdan tehî Sahn-ı ribât-ı gûş ‘aceb vakf-ı gûşedür 4. Meyl itdi seyr-i dâgum içün sîneme o şûh Fasl-ı bahâr olınca heves tahta-boşadur249 5. Nâbî ne kayd-ı eşk-i ter ü pâre-i ciger Şevk-i visâl reh-rev-i ümmîde tûşedür (D. s.545) 1. Akılsızların bütün rağbeti, ilme, irfana, akıl sahiplerine değil övüngenleredir. 2. Hırsın kafir gönüllüleri Allah’ı unutup şimdi put gibi kuruşa tapmaktadırlar. 3. Kulak konağının sofası bir an bile feryat kafilelerinden boş kalmayan tuhaf bir vakıf köşesidir. 4. O oynak güzel, gönül yaramı görmek için göğsüme yöneldi; bahar mevsimi olunca taraçaya heves edilir. 5. Ey Nâbî, ne ıslak gözyaşı bağı, ne ciğer parçası; kavuşma şevki umut yolcusuna azıktır. 1. Egerçi köhne metâ’uz revâcumuz yokdur Revâca da o kadar ihtiyâcumuz yokdur 2. Misâl-i âb iderüz nîk übedle âmîziş Bu kârgehde mu’ayyen mizâcumuz yokdur 3. Bizüm bu kasr-ı sebük-sakf içinde ey Nâbî Girân-suhanlar ile imtizâcumuz yokdur (D.s.602) 1. Her ne kadar eski metaız, bize revaç edilmez fakat revaca da o kadar ihtiyacımız yoktur. 2. Su gibi iyi ve kötüyle uyuşuruz; bu iş evinde belirli bir mizacımız yoktur. 3. Ey Nâbî, bizim bu hafif tavan içinde ağır sözlülerle uyuşmamız söz konusu değildir. * 1. Serv-kaddüm sâye salsa bâga ‘ar’ar hâk olur Reng-i ruhsârın görüp güller girîbân-çâk olur 2. Dilde bir sûz-ı mahabbet var ki takrîr eylesem Şevkden eczâ-yı ‘âlem ser-be-ser hâşâk olur 3. Hânümân-ı tâkati vîrân iderken rûy-ı dil Bülbül-i nâçîze gül bîhûde âteşnâk olur 4. Dehre bir nezzâre-i ye’s itmedükçe bilmedüm K’ârzû jeng-âver-i âyîne-i idrâk olur 5. Perverişyâb oldugiçün dûdmân-ı aşkda Ah-ı Nâbî yirde kalmaz zînet-i eflâk olur Divan, s.630-1. 1. Servi boylum bahçeye gölge salsa dağ ardıcı (utancından) toprak olur; güller yanağının rengini görüp yakalarını yırtarlar.” 2. Gönülde öyle bir aşk ateşi var ki söylesem, şevkinden kâinatın zerreleri baştanbaşa çerçöp olur. 3. Gönül yüzü, güç kuvvet sarayını viran ederken zavallı bülbüle gül, boşuna ateşli olur. 4. Dünyaya ümitsiz bir bakışla bakmayınca, arzunun idrak aynasına pas yaptığını bilemedim. 5. Aşk ocağına beslendiği için Nâbî’nin ahı yerde kalmaz gökyüzüne süs olur. * 1.Evsâf-ı mahabbet dehen-i hâmeye sığmaz Ta’bîr-i mezâyâ-yı nihân nâmeye sığmaz 2.Ol âfetün evzâ’ı degül kâbil-i tahrîr Tasvîr-i gam-ı ‘aşk bu şeh-nâmeye sığmaz 3.Zevk ile temâşâsına aç çeşm-i tevekkül Bâzîçe-i endîşe bu hengâmeye sığmaz 4.Erbâb-ı fenâ pîrâhen-i sabrı ider çâk Mecnûn-ı melâmet –zededür câmeye sığmaz 5.Bir gayri murâda tolanur himmet-i Nâbî Her kâm derûn-ı dil-i hod-kâmeye sığmaz Divan, s.687 1. Aşkın tasviri kalemin ağzına sığmaz. Gizli meziyetlerin tabirleri mektuba sığmaz. 2. O güzelin durumları yazılamaz; aşk üzüntüsünün tasviri bu şehnameye sığmaz. 3. Zevkle seyretmek için tevekkül gözünü aç; düşünce oyunu bu gürültü patırtıya sığmaz. 4. Yokluk ehli, melamete uğramış mecnundur; elbiseye sığmadığından sabır gömleğini yırtar. 5. Nâbî’nin gayreti başka bir amaç için dolaşır; her arzu kendini beğenmiş insanın içine sığmaz.
1. Yâre varsun peyk-i nâlem âh u zârum söylesün Ab-ı çeşm-i girye-i bî-ihtiyârum söylesün 2. Çâk çâk-i sîne virsün mevce-i gamdan haber Zahm-ı hun-pâş-ı derûnum inkisârum söylesün 3. Arzû-yı vasl ile şeb-zindedâr olduklarum Girye-i hasretle çeşm-i intizârum söylesün 4. Bende yok kudret edâya harf-i şevki Nâbiyâ Hâme-i rengîn-sarîr-i bî-karârum söylesün Divan, s.910 1. “İnleyişimin habercisi sevgiliye varsın, feryadımı, ağlamamı, gözümden ihtiyarsız akan gözyaşlarımı söylesin.” 2. “Delik deşik göğsüm gam dalgalarından haber versin; içimin kan saçan yarası kırgınlığımı, iç kırıklığımı söylesin.” 3. “Kavuşma isteği ile gece uyumadığımı, bekleyen gözlerim özlem gözyaşlarıyla söylesin.” 4. “Ey Nâbî, bende aşkı ifade edecek güç yok; bunu kararsız renkli ötüşü olan kalemim söylesin.” 1. Söylemez dil derdin ammâ yâre söyler söylese Bin dehenle sîne-i sad-pâre söyler söylese 2. Aklına mecnûnlarun Tahsîn- ki ketm-i râz idüp Geh sipihre geh der ü dîvâra söyler söylese 3. Dil cünûnından zebânın mahrem itmiş râzına Yohsa sâhib-akl emânetkâra söyler söylese 4. Olmaz eş’ârında lezzet dil-rübâsız âşıkun Tûtiyân âyîne-i ruhsâre söyler söylese 5. Râh-ı gûşından salar sûzi derûn-ı âşıka Şi’r-i Nâbî böyle âteş-pâre söyler söylese Divan, s.971-2 1. “Gönül, derdini söylemez; söylese sevgiliye söyler; söylerse paramparça kalb bin ağızla söyler.” 2. “Mecnunların aklına övgüler olsun ki dertlerini gizleyip bazen gökyüzüne, bazen de kapıya, duvara söylerler.” 3. “Gönül, deliliğinden dolayı dilini sırrına mahrem etmiş; yoksa akıllı,derdini söylese emin olanlara söyler.” 4. “Aşığın, sevgilisiz, şiirlerinde lezzet olmaz. Papağanlar, yanak aynasına karşı söyler, söylese.” 5. “Kulak yolundan, aşığın kalbinin derinliklerine ateşini salr; Nâbî’nin şiiri söylerse böyle söyler.”
Ez-Lisân-ı cüce(Mizah) Kim eylemezse pâdişehüm sana ser-fürû Olsun vücûdı mesh benüm hilkatüm gibi Padişahım, kim sana boyun eğmezse vücudu benim cismim gibi çarpık olsun! Fermânuna muhalefete cür’et eyleyen Olsun dıraht-ı ömri benüm kâmetüm gibi Fermanına karşı gelmeğe yeltenenin ömr ağacı benim boyum gibi (kısa) olsun! Olsun hulûs ile kapuna bende olmayan Bâzû-yı iktidârı benüm kuvvetüm gibi Kapında ihlasla köle olmayanın bileğinin iktidarı benim gücüm gibi (az) olsun! Meydân-ı hıdmetünde uran takla-yı nifâk Olsun şebek-misâl benüm hey’etüm gibi Sana hizmet etme meydanında münafıklık taklaları atanın görünüşü maymun gibi benim görünüşümde olsun! Olsun esîr-i perde-i bâzîçe-i kazâ Hussâd-ı kukla-çihre benüm sûretüm gibi Divan, s.1134 Kukla yüzlü kıskançların kaza oyuncağının perdesinin esiri olarak benim görünüşüm gibi olsun! * Halkun emvâlin alup sonra tesellî virmek Füls-i mâhîyi soyup yağda pişürmek gibidür Gusfendânın idüp kat’ tarîk-i nefesin Bacağından üfürüp sonra şişürmek gibidür Divan, s.1142 Halkın mallarını alıp sonra teselli vermek, balığın pullarını soyup yağda pişirmek gibidir. Koyunun nefes borusunu kesip sonra ayağından üfleyi İntihâbât-ı hayâlât-ı Acemle Nâbiyâ Şâhid-i eş’âr bir udhûke sûret bağladı İstirâk-ı isti’ârât ile şi’r-i Şevketün Şimdi düzdân-ı ma’ânî şân ü şevket bağladı Divan, s.1166 Ey Nâbî, İran şairlerinin hayallerinden seçmelerle şiir güzeli bir tuhaf şekle büründü. Zamanın mana hırsızları, Şevketin şiirnden çalıntılarla şimdi şöhret elde etti
Mücevher tâc-ı devlet kimseye sûd itmez ey Nâbî Nice şâh-ı cihânun çeşmi ol efserde kalmışdur Ey Nâbî, bir çok dünya padişahının gözünün kaldığı mücevher devlet tacından kimseye fayda yoktur. Temâşâ-yı cemâl-i nev-arûs-ı râhat istersen Var evvel dîde-i irfânuna kuhl-ı müdârâ çek Eğer yeni huzur gelininin güzel yüzünü görmek istersen irfan gözüne, insanlarla iyi geçinme sürmesi çek. Kitâb-ı kâinât esrâr-ı hikmetle leb-â-lebdür Şikâyet cehlden feryâd bî-idrâklerden Kainat kitabı hikmet sırlarıyla ağzına kadar doludur; şikâyet cehaletten,idrâksizliklerden feryat. Evvelîn pendi budur pîr-i mugânun rinde253 Ki sakın dil-dâde-i câh olmayasın Pîr-i muğanın rinde ilk öğüdü, sakın mevkie, makama gönül vermeyesindir. Vâ’iz bizi tahvîf ile teşvîşe düşürme Sen mahkeme-i rûz-ı cezâdan mı gelürsin Ey vâiz, korku ile kafamızı karıştırma; sen kıyamet gününün mahkemesinden mi geliyorsun? Yok bî-garaz mu’âmele ehl-i zamânede Kimse ‘ibâdet itmez idi cennet olmasa Günün insanında her iş bir amaç içindir; cennet olmasaydı kimse ibadet etmezdi. Degüldür zâta mâ’il halk mâl u câhadur rağbet Dıraht etrâfına kimse tolaşmaz bârdan sonra Halk kişiliğe bakmaz; rağbet zenginlik ve makamadır. Kimse meyve (toplandıktan ) sonra ağacın etrtafında dolaşmaz. Kirmün hakâretini ko hüsn-i harîri gör Eczâ-yı ‘âlem içre bakılmaz evâ’ile Böceğin küçüklüğünü bırak, ipeğin güzelliğini gör; dünyanıncüzleri içinde ilk şekillere bakılmaz. Abdân olmış iken dâ’ire-i âlem hayy Yine yokdur arasan âbdan erzân bir şey Evren sudan yaratıldığı halde yine de(dünyada) sudan ucuz bir şey yoktur.
1. Bir devlet içün çarhe temennâdan usanduk Bir vasl içün agyâra müdârâdan usanduk 2. Hicrân çekerek zevk-i mülâkâtı unutduk Mahmûr olarak lezzet-i sahbâdan usanduk 3. Düşdük katı çok heves-i vuslata ammâ Ol dâ’iye-i dağdağa-fermâdan usanduk 4. Dil gamla dahı dest ü girîbândan usanmaz Bir yâr içün agyâr ile gavgâdan usanduk 5. Nâbî ile ol âfetün ahvâlini nakl it Efsâne-i Mecnûn ile Leylâ’dan usanduk Divan, s.756 1. Bir devlet için feleğe istekte bulunmaktan usandık. Bir kavuşma için rakiplere iyi görünmekten usandık 2. Ayrılık acısı çekerek kavuşma zevkini unuttuk; mahmur olarak şarabın tadından usandık. 3. Çoktan beri kavuşma hevesine düştük ama o içimizde fırtınalar koparan duygudan usandık. 4. Gönül üzüntü ile yaka paça olmaktan usanmazken bir sevgili için rakiplerle kavgadan usandık. 5. (Ey şair) Leyla ile Mecnun efsanesinden usandık; Nâbî ile o güzelin durumunu (aşkını) anlat. 1. Ey mâh-pâre ‘âşık-ı zârun benüm senün Ey şâh-bâz-ı hüsn şikârun benüm senün 2. Sen gerçi evc-i hüsnde hurşîdsin velî Mânend-i mâh âyînedârun benüm senün 3. Mâbeyn-i gülde reste olan berg-i sebzveş Sen şâh-ı hüsn gâşiyedârun benüm senün / 4. Ey bahr-ı nâz mevce-i âgûşum itme red Dil-bend-i ârzû-yı kenârun benüm senün 5. Alsam ‘aceb midür seni âgûş-ı vuslata, Sen şehr-i hüsn ü khne hisârun benüm senün 6. ‘Aks-i ruhunla buldı revâcın metâ’-ı dil Tamga-pezîr-i nakş-ı ‘izârun benüm senün 7. Şevk-i ruhunla nagme-serâlıklar itmede Nâbî-sıfat hezâr-ı bahârun benüm senün Divan, s.796-7 1. “Ey ay yüzlü, senin inleyen aşığın Ey güzellik doğanı senin avın benim. 2. Gerçi sen güzellik göğünde güneşsin fakat Ay gibi sana ayna olan benim. 3. “Sen güzellik padişahı ben, gül arasında biten yeşil yaprak gibi eğer örtüsünü tutanın olayım.” 4. Ey naz denizi, kucak dalgamı reddetme. Seni kucaklamaya gönülden bağlı olan benim. 5. Sen güzellik şehri, bense eski hisarım seni kavuşma kucağına alsam şaşılır mı? 6. Gönül metaı yanağının yansımasıyla revaç buldu; yanağının döğmesini yapan benim. 7. Nâbî gibi yanağının şevkiyle şiirler okumada bülbülün benim senin.
4. RUBÂÎLERDEN: Rubâî (Ahreb) Çeşmüm çemen-i vahdete bâz it yâ Rab Vâreste-i sürme-i mecâz it yâ Rab Pîşânî-i hâlüm olsa da nâ-şüste Şâyetse-i secde-i niyâz it yâ Rab Divan, s.462 Ey Rabbim, gözümü birlik bahçesine şahin et, mecaz sürmesinden uzak et; halimin başlangıcı yıkanmamış (temiz) olsa da yakarış secdesine layık et. * A’mâlüne Nâbî nazarun imrâr it Tashîh-i sütûr-ı nüsha-i âsâr it Buldukça hurûf u nukat –ı sehv ü hatâ Mahkûk-ı kalem-tırâş-ı istiğfâr it Divan, s.1176 Ey Nâbî, sürekli yaptıklarına bak, eserlerinin satırlarını düzelt. Yanlış ve günah harf ve noktalarını buldukça tövbe kalemtıraşı ile sil. * Nâbî sitem-i dehre tahammül hoşdur Esbâb-ı tahammülle tecemmül hoşdur Meydân-ı emelde ıztırâb itmekten Dükkân-ı kanâ’atde tevekkül hoşdur Divan, s.1180 Ey Nâbî, dünyanın zulmüne katlanmak hoştur; tahammül sebepleriyle güzelleşmek hoştur. Emel meydanında çırpınmaktan tok gözlülük dükkânında tevekkül hoştur. * Bu devlet-i fânîye bu rağbet çokdur Bu çihre-i ikbâle bu nahvet çokdur Başunda bu kubbe denlü destâr nedür Vîrân olacak kasra bu zînet çokdur (Divan, s.1188 Bu geçici devlete bu rağbet çoktur. Bu talih yüzüne bu gurur çoktur. Başında bu kubbe gibi sarık nedir? Viran olacak köşke bu süs çoktur. Şevk-i gül-i ümmîd ile hâr olmamışuz Dil-beste-i lutf-ı rûzgâr olmamışuz Biz köhne metâ’-ı bî-revâcuz ammâ Dellâllarun dûşına bâr olmamışuz Divan, s.1193 Umut gülünün coşkusuyla diken olmamışız. Zamanın iyiliklerine gönül bağlamamışız. Biz revacı olmayan eski bir metaız ama tellalların omzuna ytük olmamışız. * Ne şuğl-ı abesdür bize bu tenbâkû Kim hâk-i hevâya tohm-ı dûd ekmedeyüz Tâ sönmeye diyü dûdmân-ı lûle Avurd ile dem-b e-dem körük çekmedeyüz Divan, s.1201 Bu tönbeki bizim için ne abes iştir; durmadan hava toprağına duman tohumu ekmedeyiz. Nargilenin ocağı sönmesin diye durmadan avurt ile körük çekmedeyiz.

HİKEMİ BEYİTLERDEN ÖRNEKLER Bu ders-hâne-i âlemde zümre-i insân Bakılsa her biri bir nüsha-i mücellededür Bu dünya dershanesinde bakılsa her insan bir ciltlenmiş (kitap) nüshasıdır. Mesnedi zirve-i destâr-ı ser-i rağbet olur Sünbül-i ter gibi her kimde ki var bûy-ı edeb Kimde edeb kokusu varsa yeri rağbet başının sarığının zirvesi olur. Pâyında bulur saydını anka-yı tevekkül İtmez heves-i sayd ile bâl ü pere minnet Tevekkül ankası av hevesi ile kola kanada minnet etmediğinden avını ayağının dibinde bulur.251 Biz ârâmîde-i keştî-i gafletüz ammâ Nefes nefes cereyân üzredür sefîne-i ömr Biz gafletgemisinde huzur içindeyiz ama ömür gemisi soluk solukgeçip gitmektedir. Ele evkât-ı ömrün girdüğiyle çıkduğı birdür Degül zencîrlerle zabta kâdir vakti sâatler Ömür vakitlerinin ele girmesiyle çıkması birdir; saatlerin vakti zincirlerle tutmaya güçleri yetmez. Kuvâya geldi za’f cism muhtellü’n-nizâm oldı Perîşânî pîrî fitne-i âhir-zamânumdur Duyulara zayıflık geldi, vücudun düzeni bozuldu; yaşlılık perişanlığı benim ahir zaman fitnemdir. Serini secde-i Bârî’ye fürû itmeyenün Kâmeti pîş-i edânîde ham olmaz da n’olur Başını allah’a secde için eğmeyenin boyu alçakların önünde eğilmez de ne olur? Düşmen-i mağrûrun olma satvetinden tersnâk Peşe vîrân-sâz-ı mağz-ı nahvet-i Nemrûd olur Gururlu düşmanın gücünden korkma; sinek, Nemrûd’un gurur evinin içini viran eder. Senün gûşunda isti’dâd yok idrâkine yohsa Leb-i cûda kemâl-i sun’-ı her berg-i çemen söyler Senin kulağında yetenek yok, yoksa ırmağın kenarında her çimen yaprağı (Allah’ın) san’atının mükemmelliğini söyler. Ey iden dâ’ire-i câhını tezyîne heves Hüner erbâb-ı temennâya mu’în olmadadur Ey makamdairesini süslemeye heves eden, (asıl) hüner ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmadadır. Hep söz iledür şikst-i dil ü merhem-i derûn Geh seng olur makâl gehî mûmiyâlanur252 Kalbin kırılması, gönlün merhemi hep söz iledir; söz bazen taç gibi sert bazen de ilaç gibi yumuşak olur. Buna meydân-ı râhat dinür ey Nâbî Halkı bî-râhat iden kimsede râhat mı olur Ey Nâbî, bu dünyaya mükâfat meydanı denir; halkı rahatsız eden kimsede rahat kalır mı?

2. KASÎDE-İ AZLİYYE’DEN248 1. Kimdür ol mey-i mansıbla olup şîrîn-kâm Ana hamyâze-i ‘azl olmaya âhir encâm “Makam şarabını tadıp da sonunda azil esnemesi yaşamayan kim vardır?” Nâbî, bir ara kendi isteğiyle Musahip Mustafa Paşa’nın kethüdalığı görevinden ayrılıp şahsî çalışmalarını sürdürür. Ancak kendi isteğiyle olan bu azil, şairi mutlu etmez; aksine hayatında beklemediği tavır değişiklikleri ve saygısızlıklarla karşılaşır. 2. Çend rûze gül-i ikbâl-i çemezâr-ı fenâ İder elbette dimâğ-ı dile îrâs-ı zükâm “Bu yokluk çimenliğinin birkaç günlük talih çiçeği elbette gönül dimağına nezle verir.” 3. Bezm-i ikbâlde ser-mest olanun hâli budur Gâh peymâne çeker gâh humâr-ı âlâm “İkbâl meclisinde sarhoş olanın hali budur; bazen içki kadehini çeker, bazen baş ağrısını” 4. Olsa ârâste bir dem yine ber-çîde olur Bir karâr üzre degüldür tarab-ı gerdiş-i câm “Kadehin dönme neşesi bir düzen üzre değildir; bir an süslenip bezense bile arkasından ortadan toplanır, kaldırılır.” 5. Zîn-i hurşîd ü rikâb-ı meh olur çîde yine Zîr-i rân olsa eger tevsen-i çarh-ı bed-râm “Altında sert başlı, süslü felek atı olsa da güneş eyeri ve ay özengisi elinden alınır.” 248 Nâbî Divanı, haz. Ali Fuat Bilkan, İstanbul 1997, ss.76-84. 6. Geleli dehr ne mesmu’ u ne manzûr oldı Cilve-i şâhid-i kâm olduğı ber-vefk-i devâm “Dünya kurulduğundan beri emel sevgilisinin cilvesinin sürekli olduğu ne duyulmuş, ne de görülmüştür.” 7. Çerh-sây olsa eger küngür-i kasr-ı ikbâl Yine yok levha-i tâkında anun nakş-ı devâm “İkbal(baht, talih) sarayının kubbesi gökler kadar yüksek olsa bile kemerinin üzerindeki levhada devamlılık yazısı yoktur.” 8. Tûde-i rîk-i revândur felegün ikbâli Her zamân ‘arsa-i dîgerde ider darb-ı hıyâm “Feleğin ikbali hareketli kum yığınıdır; her zaman başka bir arsada çadır kurar.” 9. Ceyş-i ahter tağılur bir gün olur kâse tehî Mâhveş zîr-i nigîn olsa eger hıtta-i Şâm “Şam diyarı ay gibi yüzük kaşı olsa bile bir gün yıldız ordusu dağılır, çanak boşalır.” 11. Ne kadar encüm-efrûz ise şem’-i ikbâl Bestedür târ-ı fetîlinde yine reng-i zalâm “İkbal mumu ne kdar yıldızlar gibi aydınlık saçıcı olsa da yine fitlinin tellerinde karanlık rengi bağlıdır.”

GAZELLER: 1. Derûn-ı dilde çâkin âşık-ı bî-tâb göstermiş İbâdet-hâne-i endîşede mihrâb göstermiş 2. Olup dil ıztırâbın yâre tefhîm itmeden âciz Hemân icmâl idüp bir katre-i sîm-âb göstermiş 3. İden eczâ-yı kevni serteser ser-geşte-i hayret Fezâda gird-bâd u bahrda gird-âb göstermiş 4. Arûsâsâ çemende gûşvârıdur kulağında Şikâf-ı perdeden rûyın gül-i sîr-âb göstermiş 5. Felekde haste-i hicrâna taklîd eyleyüp Nâbî Gice tâ subh olınca dîde-i bî-hâb göstermiş Divan, s.721 1. Zavallı (güçsüz) âşık kalbinin derinliklerinde yırtığını göstermiş; düşünce mabedinde mihrap göstermiş. 2. Gönül, ıztırabını sevgiliye anlatmaktan aciz kalıp hemen özetleyip bir damla gümüş suyu göstermiş. 3. Evrenin cüzlerini baştanbaşa hayretten sarhoş eden (Allah), gökyüzünde gird-bâd, denizde gird-âb göstermiş. 4. Taze gül, çimende kulağında küpesi ile perdenin aralığından yüzünü göstermiş. 5. Nâbî, felekteki ayrılık hastasını taklit ederek sabaha kadar uyuyamamış. 1. Serüm üstinde kat kat dûd-ı âh eflâke dönmişdür Gubâr-ı gam gönülde tûde tûde hâke dönmişdür 2. Kurutdı tâb-ı gam cismüm yem-i eşk itdi ser-gerdân Tenüm gird-âb içinde devr ider hâşâke dönmişdür 3. Dile resm itmeden nakş-ı hayâlin gördügi şuhun Derûn-ı pür-heves mecmu’a-i hakkâke dönmişdür 4. Revâc-ı zühdi gör tasvîr iderken meclis-i ‘işret Musavvirler elinde kıl kalem misvâke dönmişdür 5. Ser-engüştümdeki nâhundan özge nukre girmez hîç Benüm cîb-i ümîdüm kîse-i dellâke dönmişdür 6.Hakîkat üzre ağlar inler ey Nâbî ‘aceb nâ-yâb Sirişk-i ‘aşk şimdi gevher-i idrâke dönmişdür Divan, s.507-8 1. Başımın üstünde kat kat ah dumanı göklere çıkmıştırr. Üzüntü tozu gönülde yığın yığın toprağa dönmüştür. 2. Üzüntü harareti cismimi kuruttu, gözyaşı denizi başımı döndürdü; Tenim girdap içinde dönüp duran çöplere dönmüştür. 3. Çok hevesli içim, gördüğü oynak güzelin hayalini gönüle nakş etmekten, hakkâk mecmuasına dönmüştür. 4. Zühde duyulan rağbete bak, içki meclisini tasvir ederken ressamların elinde kıl kalem misvake dönmüştür. 5. Parmağımın ucundaki tırnaktan başka hiç gümüş girmeyen umut cebim tellak kesesine dönmüştür. 6. Ey Nâbî tuhaftır aşk gözyaşı, şimdi hakikat üzerine ağlayıp sızlayan bulunmaz idrak cevherine dönmüştür.