pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: MUHARREM AYI VE ÂŞÛRÂ

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Şubat 2025 Pazartesi

MUHARREM AYI VE ÂŞÛRÂ

 MUHARREM AYI VE ÂŞÛRÂ

Muhterem Müslümanlar,
Hicri Takvimin ilk ayı olan muharrem ayının İslam tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu ayın onuncu gününe "Aşura Günü" denilmektedir. “Aşr ve âşir Arapça’da “on” demektir.”
Hz. peygamberin Peygamber olmadan ve olduktan sonra da devam ettiği bu oruç, köken olarak Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’den beri devam ede geldiği muhakkaktır
Rasulullah s.a.v. bu ay hakkında ;
Hz. Aişe r.a. buyur
"Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç, Allah'ın değer verdiği ay olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur"[1] buyurarak bu ayda oruç tutmuştur.
İbni Abbas Radiyallâhu Anhumâ rivayet ediyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, Yahudileri Aşure günü oruç tutar gördü. Onlara:
"Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu.
"Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Benî İsrâil'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını emretti." buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.[2]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur
"Yahûdilere aykırı hareket edin. Âşûrâ günü ile birlikte bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun."
Bu sebeple müslümanın aşağıdaki birçok faydaları elde edebilmesi için 9, 10 ve ve 11. günler olmak üzere üç gün oruç tutması Müstehabdır
Üç gün oruç tutmakla kendisine tam bir aylık oruç sevabı yazılır. Çünkü her iyilik, 10 katıyla mükâfatlandırılır.
Nitekim Peygamber -s.a.v.-
Kim her ayda üç gün oruç tutarsa işte bu, yıl orucu olur. Allah Teâlâ hazretleri bu hususu te'yiden kitabında şu ayeti indirdi: "Kim bir hayır işlerse o kendisinden on misliyle kabul edilir" (En'am 160). Bir gün on misliyle kabul ediliyor.[3]
Bu aydaki oruç, Ramazan orucundan sonra en faziletli oruçtur
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
" Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır."[4]
Hz. Ali (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre bir adam ona sorar:
"Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Ali (radıyallahu anh) şu cevabı verir:
"Ben bu soruyu Resûlullah'a soran kimseye rastlamamıştım. Nihayet bir adam sordu. O zaman ben de yanlarında idim. Dedi ki: "Ey Alah' ın Resulü! Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Şu cevabı lütfettiler:
"Ramazan dışında da oruç tutmak istersen Muharrem ayında tut. Çünkü o Şehrullah (Allah'ın ayı)dır. O ayda bir gün vardır ki, Allah onda bir kavmin günahlarını affetti, bir başka kavmin günahını da affedecek."[5]
Muharrem ayının 10. günü ile birlikte 9. ve 11. günlerini tutmakla yahûdilere aykırı hareket edilmiş olur.
Ve ayrıca Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- örnek alınmış olur.
Nitekim Abdullah b. Abbas’tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu gün oruç tutmuş ve ashâbına da o günde tutmalarını emretmiştir.
Bu oruç, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir yıl boyunca işlenen küçük günahlara keffâret olur.
"Aşûra orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını Allah(ın rahmetin)den umarım."[6]
Haddi zâtında orucun sevap ve mükâfatı, sınırsızdır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-kudsîde) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti."[7]
Kays İbnu Sa'd İbnu Ubâde (radıyallahu anhümâ) anlatıyor
"Biz Aşura günü oruç tutuyor ve sadaka-ı fıtri ödüyorduk. Ramazan orucunun farziyyeti ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk."[8]
Muhterem Müminle
Tarihte geçmiş birtakım hadiselerin, Muharrem ayında gerçekleşmiş olduğuna dair bazı rivayetler bulunmaktadır.
Bunlardan biri Nuh Tufanıdır.
İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, yahudileri Aşûra günü oruç tutar gördü. Onlara:
"Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu.
"Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Benî İsrâil'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti."[9]
Muhterem Müminler
Muharrem ayı, tarih boyunca insanlık için dönüm noktası sayılabilecek olaylara sahne olmuştur. Bu olaylar kısaca şunlardır.
1- Allah, Hz Musa (as) a, Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür
2- Hz Nuh (as), gemisini Cûdi Dağının üzerine Aşure Gününde demirlemiştir
3- Hz Yunus (as), balığın karnından Aşura Günü kurtulmuştur
4- Hz Âdem (as) ın tevbesi Aşura Günü kabul edilmiştir
5- Hz Yusuf, kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşure Günü çıkarılmıştır
6- Hz İsa (as), o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir
7- Hz Davud (as) ın tevbesi o gün kabul edilmiştir
8- Hz İbrahim (as) ın oğlu Hz İsmail o gün doğmuştur
9- Hz Yakub (as) ın, oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır
10- Hz Eyyûb (as), hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.
11- Hz. Aişe'nin belirttiğine göre, Kâbe’nin örtüsü daha önceleri Aşure gününde değiştirilirdi.
12- Muharrem ayı, tarihte bazı büyük acılardan kurtuluş ayı olduğu gibi, bu ayda unutulmaz acılar da yaşanmıştır. Rasulullah (sav)’ın
"Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin efendileridir. Babaları onlardan daha hayırlıdırlar”[10] diye nitelediği torunlarından Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi Muharrem ayının onuncu gününe rastlamaktadır
İslam tarihinde özel bir yeri olan Peygamber torunu Hz. Hüseyin, Hicrî 61. Yılında Şehit düştüğünde 57 yaşında idi.
Bilindiği gibi, sevgili peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin, o dönemde cereyan eden siyasi kargaşa ve çatışmalar neticesinde, müessif bir şekilde öldürülmek suretiyle şehit edilmiştir. Bu üzücü olay, Hz. Peygamberi ve ailesini seven müminlerin gönüllerinde silinmez izler bırakmıştır.
Hz. Hüseyin’in şehadeti, bilhassa şehit oluş şekli her Müslüman’ı oldukça üzmüş, kalbini kanatmıştır. Her Müslüman’ı derinden yaralayan bu acı hadiseyi tasvip etmek elbette ki mümkün değildir. Ancak bu acıyı Müslümanlar arasında husûmet sebebi yapmak, ebetteki öncelikle Hz. Hüseyin’in aziz ruhunu incitir. Her şeyden evvel Rasulullah’ı, onun Ehl-i beytini ve sahabîlerini severiz; onları ancak rahmetle yâd eder ve yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de öğrettiği şu duayı yaparız:
“Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve iman etmiş kardeşlerimizden hiç birine karşı, kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşüncelere (kin) yer bırakma. Şüphesiz sen, çok merhametli ve çok şefkatlisin.[11]
İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Nimetleriyle sizi beslediği için Allah'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin."[12]
Bu Hadis Rabbimizi sevmenin fıtrî ve tabii bir şey olduğunu bildiriyor. Allah'ı sevdik mi ister istemez kendisini yani Hz. Peygamber'i seveceğiz, çünkü O, Habîbullah'tır. Dostun dostu sevilir. Ayrıca Kur'an'da Allah'ı sevenlere, Resûlullah'a ittiba ve onu sevmek emredilmiştir. Resûlullah’ı sevince, onun sevdikleri ve sevilmesini emrettikleri de sevilecektir. Âl-i Beyt bunlardandır: Resûlullah hem sevmiştir, hem de sevmemizi emretmiştir. Âl-i Beyt Aleyhissalâtu vesselâm'ın bu alâkası, akrabalık gayretinin bir sonucu olmayıp, risalet vazifesinin icabı olduğunu, ileride sayıca çok artacak ümmetinin, yeryüzünün her tarafına dağılarak İslâm'a fıtrî bağlarla bağlı ve ciddi taraftar bir cemaat teşkil edeceğini; ilim, maneviyat, cihad gibi cemiyetlerin dinamiği olan, milletlerin ayakta kalmasını sağlayan ve devamları için şart olan hususlarda onların daima önde olacakları ve onların sevilmesi ve sayılmasının ümmetî birliğe temel teşkil edeceği hikmetine dayandığını hatırlatır.[13]
Bizlere düşen görev bu sevgi ile, tarihten ders alarak benzer olayların bir daha tekerrür etmemesini ve Müslümanların birbirleriyle kardeş olmalarını temin etmektir. Merhum Şair Mehmed Akif’in dediği gibi,
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
Muharrem ayınızı, hicri yılbaşınızı, Âşüre gününüzü tebrik eder, Ümmet-i Muhammed’in Kerbelâ gibi acıları bir daha yaşamamasını yüce Rabbimiz’den niyaz ederim.[14]
İslam kültürü içerisinde önemli zaman dilimleri vardır Bunlar Müslümanlar tarafından dört gözle beklenir, gelince de gereği yapılır Bu müstesna zaman dilimlerinden birisi de Aşure günüdür Bu gün diğer günlere nazaran farklı bir öneme sahiptir
Muharrem, “Allah’ın ayı” olarak bilinir Muharrem ayı, Kur’an-ı Kerim’de kıymet verilen dört aydan biridir Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir Muharrem ayının onuncu gecesi, Aşure gecesidir Ertesi günü de Aşure günüdür Aşure, İbranice “aşûr” sözcüğünden gelir Türkçeye ise Arapçadan geçmiştir Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir Bugünde Cenab-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuştur
Aşure günü oruç tutmak sünnettir
HADİS: Resulullah Efendimiz aşure orucunu ihmal etmezdi Fakat sadece o gün değil, bir gün evveli ve bir gün sonrasıyla birlikte üç gün boyunca oruç tutardı Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır! Aşure günüyle ilgili şu hadisler bizlere yol göstermektedir: “Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur” HADİA: “Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehitler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur”
HADİS: Hz Peygamber Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu Cevap olarak şöyle dediler: “Bugün, iyi bir gündür Allah, İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden bugün kurtarmıştır Musa (as) Allah’a şükür için bugünde oruç tutmuştur Biz de tutarız” dediler Bu cevap karşısında Hz Peygamber; “Biz Musa’nın sünnetine sizden daha yakınız” dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu O gün bugündür Aşure günü oruç tutmak faziletli bir ibadet kabul edilir Muttakiler Aşurenin bir gün öncesini, bir gün sonrasını ve gününü oruçlu geçirmeye gayret ederler Bu hususta Resulullah’ın sünnetine sarılırlar
Aşure orucu çok eskilere dayanmaktadır Ramazan orucu yokken Aşure orucu vardı Bu hususta Hazret-i Ayşe validemiz şöyle demektedir:
HADİS: “Aşure, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü Resulullah da buna uygun hareket ediyordu Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretmiştir Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı”
Aşure günü, bazı kesimlerin zihninde tatlıyı çağrıştırır Midelerini beyinlerinden öncelikli düşünen bu insanları fazla yadırgamamak lazımdır Çünkü Aşure aynı zamanda bir tatlının adıdır Muharrem ayı boyunca evlerde aşure pişirilmesi de adettendir Aşure hicri takvime göre Muharrem aynının onuncu günü yapılan tatlıdır
Aşure tatlısının tarihi kökeni ve kökleri vardır İslami inanca göre Muharrem ayının onuncu günü, Hz Nuh (as), Nuh tufanından sonra karaya ayak bastığında elinde kalan son malzemelerle bu tatlıyı(aşureyi) yapmıştır Aşure genel olarak su, buğday, nohut, tozşeker, kuru fasulye, pirinç kullanılarak yapılır İçine onlarca malzeme konulur Konu komşuya, eşe dosta dağıtılarak günün anlam ve önemine münasip bir biçimde paylaşılır Böylelikle bu önemli güne herkes ağız tadıyla girer Resulullah Efendimiz Aşure günüyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Her kim Aşura gününde ailesine ve konu komşusuna ikramda bulunursa, Cenab–ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder”
Muharrem ayı, Aşure günü ve Kerbela hadisesi Türk kültüründe ve şiirinde derin akislerini bulmuştur Bu günü sadece bir kesimin değeri gibi görmek ve göstermek son derece yanlıştır Bu değerler İslam kültürünün paydalarındandır Pek çok şair ve yazar bu konuya değinmiş, duygularını satırlara ve mısralara yansıtmıştır İşte bunlardan biri olan, âlimliği, arifliği ve şairliği yüreğinde terkip eden Avlarlı Efe Hazretleri divanına aldığı bir şiirinde muharrem ayını, aşure gününü ve Kerbela hadisesini şöyle şiirleştirmiştir:
“Bu gün mah–ı Muharremdir, muhibb–i hanedan ağlar
Bu gün Eyyam–ı matemdir, bu gün ab–ı revan ağlar
Hüseyn–i Kerbela’yı elvan eden gündür bugün
Bu gün Arş–ı muazzamda olan âli divan ağlar
Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar
Güruh–i hanedana Lütfiya kurban ola canım
İla yevmil kıyame can ile ehl–i iman ağlar”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder