pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Şubat 2025 Pazar

 BERZAH ALEMİ: 

Berzah set, engel, perde demektir. Dini anlamı ise ölümden sonra ruhun bedenden ayrılması yani kabir alemidir. Bu husus Kuran-ı kerimde şöyle geçer.

AYET: (müminun.100)''Nihayet onlara ölüm gelip çatınca tekrar tekrar şöyle diyecekler. Rabbim beni dünyaya geri gönder. Taki ben zayi ettiğim ömür mukabilinde iyi amel ve harekette bulunayım. Hayır onun söylediği bu söz. Hakikatte boş laftan ibarettir. Önlerinde ise dirilip kaldırılacakları güne kadar (dönmelerine mani ) bir engel(berzah) vardır.''
Bu ayetten anlamaktayız ki ruhlar ölmemekte cesedin ölümünden sonra berzah denilen bir alemde yaşamaktadırlar.
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki: Kabirdeki soru ve cevaptan sonra Salih amel işlemiş olanlara şöyle denilecektir. Gelinler gibi uyuyun Gelin çok sevdikçe rahat uyur. Alla(cc) onları bu uykudan uyandırıncaya kadar gelinler gibi mışıl mışıl derin bir uykuyla uyurlar rahat ve huzurlu olarak (tirmizi.cenaiz 70)
Bu delillerden de anlaşılıyor ki berzahtaki yaşayışta ruh bedenden ayrıdır. Bilindiği gibi ruhlar birer emri ilahidir. Asıl mahiyetleri insanlar tarafından pek bilinmez. İnsan ölünce ruhu başka bir aleme gider. Orada ameline göre ya rahat yaşar. Ya da azap görür. O aleme alemi berzah denilir ki Dünya ile Kıyamet sonrasından başka bir alemdir. Yaşayışla uyku arasındaki uyku alemi nasılsa dünya ile ahiret arasındaki berzah alemi de aynıdır.
BU KADAR AYET OLDUĞU HALDE KABİR HAYATINI İNKAR EDENLER HALA BEN AKILLIYIM HELE HELE MÜSLÜMANIM NASIL DİYOR ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL
KABİR:(MEZAR)
Mezar, ölen kimsenin gömüldüğü yer, çoğulu kuburdur. İnsan ruh ve bedenden meydana gelen bir canlıdır. Ruhun yaratılışı bedenden öncedir. Buna göre insan hayatının devrelerini dörde ayırabiliriz.
İNSAN HAYATININ DEVRELERİ DÖRDE AYRILIR
1-) RUH DEVRESİ: Ruhların toplu yaratılmasından bedenine ruhun geçmesine kadar olan devredir. Allah(cc) ruhları toplu olarak yarattığı zaman ruhlara kendi varlığı ve birliğini şahit yapmıştır. İşte AYET: t(araf.172)''Hani Rabbin Ademoğullarından onların sulplerinden zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş ben sizin rabbiniz değil miyim? Demişti, onlarda evet rabbimizsin şahit olduk demişlerdi. İşte bu şahitlendirme Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu. dememeniz içindir.''
Sayın okurlarım daha öncede değindiğimiz gibi kıyamet gününde bir şahitte işte ruhlar alemi yaratıldığında verdiğimiz söz bize şahitlik edecektir.
Sayın okurlarım bu ayetten anlıyoruz ki yaratılan bütün ruhlar . Allah’ın varlığını ve birliğini ta galu belada yani ruhlar toplu yaratıldığı zaman kabul etmişlerdir.
Dolayısıyla doğan her çocuk islam üzere doğar ve ergenlik çağına gelinceye kadar İslam, Müslüman olduğu kabul edilir. Mesela bir şekilde yalnız başına İslam topraklarında ölen bir çocuk geldiği toplumdaki insanların dini ne olursa olsun ister hiristiyan, ister yahudi, ister ateist olsun. Geldiği toplumun inancı ne olursa olsun islam diyarında ve tek başına ölen çocuk Müslüman sayılır ve Müslüman çocuk gibi gömülür. Çünki bu çocuğun ruhu yaratıldığında iman etmiştir.
Ergenliğe erdiğinde bulunduğu toplumun dinini benimseyecektir.
Dolayısıyla halen ruhunun verdiği söz geçerlidir. Ve gerçekte de çocukların inanca karşı büyük bir merak ve ilgisi vardır.
İşte bunu bilen Türkiye’de ki İslam düşmanı uzantılar çocukların ergenlik çağına gelmeden dini bilgi almalarını engellemektedirler. Çok iyi biliyorlar ki çocuk ergenliğe erdiğinde nefsinin, şehvetinin ve şeytanın peşinden koşar. Ergenlikten önce öğrendikleri ve inandıkları ile kalır.
Çocukluğun da dinini öğrenmediyse ergenlikten sonra dinini sevmesi ve benimsemesi hemen hemen imkansızdır. İşte bizdeki laikliği ateistlik olarak algılayıp toplumu ateist yapmak isteyen İslam düşmanları var güçleri ile çalışmaktadırlar. Ama unuttukları bir şey var. onların planları varsa Allah’ın da planı var ve daima Allah’ın planı onların planlarını bozacaktır. Bakınız
AYET: (aliimran. 54)
.وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟
Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Kıyametin kopması ile başlar sonsuz olarak devam eder. Kabir hayatı bir bakıma ahiretin giriş kapısıdır.
Ölen kimse ister kabre defnedilsin, ister yırtıcı hayvanlarca parçalansın, ister ateşte yakılsın, ister külleri denize atılsın, ister denizde kaybolsun ne şekilde ölürse ölsün o kişinin kabir hayatı başlamıştır. Ona Münker ve Nekir melekleri sorgu ve suale tutacaktır.
Bu sorgudan muaf yalnızca peygamberler ve çocuklardır. Kafirlerin ölen çocukları da Müslüman çocukları gibidir. Yani onlara da sorgu sual yoktur.
Kafirlere ve günahkar müminlere kabir azabı vardır.
Kabir imanlı ve Salih amel sahipleri için cennet bahçelerinden bir bahçe kafirler için cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Salih amel sahipleri kabirde büyük bir rahat içinde iken Kafirler büyük bir azap içindedirler.
Kabir hazırlanırken şu hususlara dikkat edilmelidir.
Kabir bir adam boyu olmalı en az göğüs hizasını geçecek kadar derinlikte olmalıdır.
Toprak sert ise kabrin kıble tarafına bir oyuk açılır.
Eğer toprak yumuşak ise ortaya bir çukur açmalıdır.
Kabrin yerden bir iki karış yüksekte olması ve deve hörgücü gibi olması gerekir.
Kabrin baş tarafına bir taş konması gerekir. Ölünün isminin yazılmasında bir mahzur yoktur. Ancak kabrin üzerine bina inşa ederek orada ibadet edilmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
HADİS: Hz Aişe Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. ” Allah (cc) Hiristiyan ve Yahudilere lanet etsin onlar Peygamberlerinin kabirlerini mabet edindiler. Sakın benim kabrimi bu hale getirmeyin. (Buhari. cenaiz.916)
Kabri derince ve uygun genişlikte yapmak farzı kifayedir. Ölü kabirde yüzü kıbleye gelmek şartıyla sağ yanı üzerine yatırılır. Sonra kefenin düğümleri çözülür. Kabrin tahtası dizildikten sonra üstü örtülür. Toprağın üzerine toprak pekişsin diye su dökmek menduptur.
KABİR YA CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇE YA DA CEHENNEM ÇUKURLARINDAN BİR ÇUKURDUR
AYET: (İsrâ - 85)"De ki ruh, Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir."
Kıymetli okuyucularım yukarıdaki ayeti göz önüne alarak yazıyı okuyun lütfen.
KABİRDE MÜMİNLER CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇEDEDİR
NE MUTLU ANA BABASINA İYİ DAVRANANLARA
AYET:(Meryem- 15 )’’ Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.’’
AYET:(Meryem- 15 )’’ Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!
MELEKLER İMANLA ÖLEN MÜMİNİN CANINI ALDIKTAN SONRA BİRLİKTE FEZADA DOLAŞIRLAR
AYET:(Nâziât: 3)“Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere!”
Âyet-i kerimede buyurulduğu üzere müminlerin canlarını aldıktan sonra, onlarla birlikte fezâda yüzüp giderler.’’
Bu ayet ölen müminlerin kabirde huzur ve sukunet içinde yaşayacaklarına ispat değil midir? Hüsnü hatime ile ölen müminlerin bir mükâfatı da meleklerin iltifatlarıdır.
MELEKLER İYİLİKLE CANLARINIALDIKLAR MÜMİNLERE SELAM SİZE DERLER VE CENNETE GİRİN DERLER
AYET:(Nahl: 32) “Onlar meleklerin: ‘Selâm sizin üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin!’ diyerek iyilikle canlarını aldıkları kimselerdir.”
AYET: (Vâkıa: 90-91)“Eğer sağcılardan ise; ‘Ey sağcı! Sana sağcılardan selâm!’ denir.”
Bu ayetler müminin daha canını alırken ona cenneti gösterdiğini ispatlamıyor mu?
AYET:(Vâkıa: 88-89) “Ölen kişi Allah’a yaklaştırılanlardan ise; ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti var.”
AYET:( (Fecr: 27-30) “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan râzı, O senden râzı olarak dön Rabb’ine. Gir salih kullarımın içine, gir cennetime!”
Bu hitap ona hem vefat anında hem de kıyamet gününde müminler söylenecektir.
AYET:(169-170)’’ Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.’’
Bu ayet şehitlerin kabirdeki rahatlığını ispatlamıyor mu?
KABİRDE MÜSÜLÜMANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞÜRLER
Berzah âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde âleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez.
 Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz. Mümin ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. 
Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. 
Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur. 
ÖLÜLERİN KABİR HAYATINDA BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞMELERİ
Ölülerin Berzah Âleminde Birbirleriyle Görüşmeleri: Berzah âlemindeki ruhlar iki kısımdır: 
Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar.
AZAPTA OLANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞEMEZLER
İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan, 
NİMET İÇİNDE OLANLAR BİRBİRLERİ İLE BULUŞUR BİRBİRLERİNİ ZİYARET EDERLER
yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler.
 Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. 
Hz. Peygamber (asm)'in ruhu ise Refiku'l-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır. 
Nisa sûresi'nde:
 AYET: ( NİSA 69) "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(1)
buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir.
 Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir.(2) Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Ashaptan biri, öldükten sonra 
HADİS: Hz. Peygamber (asm)'in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (asm)'den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (asm)'e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş(3)
 ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir. Allah Tealâ Âl-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesini istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir.(4) 
Bu âyet-i kerime de berzah âlemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen"yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi,"sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. 
(5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar. Ebu Hureyre, Rasulullah (asm)'in:
 HADİS: "Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler." buyurduğunu söylemiştir.(6) Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır: Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (asm)'e şöyle soruyor: 
"Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?" Rasulullah (asm)'in cevabı şudur:
HADİS:"Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."(7) 
Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir. İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asm)'e: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asm)'in cevabı: 
HADİS:"Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler." şeklinde olmuştur. 
Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.(9) 
Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir. Ashaptan Bilâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar,(10)
 Burada Bilâl berzahta Rasulullah (asm)'e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir.(11) ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle. Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.(12) Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'l-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir: 
HADİS:"İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve: "Allah'ım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..."
 diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine:
 "Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler.
 Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der: "Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine: "Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."(13)
 Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır. Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen, ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde: 
HADİS:"Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." cümlesi de yer almaktadır.(14) Beyhakî "Şu'abu'l-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra, bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızıklandırıldıklannı haber vererir Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. (15) Rasulullah (asm)'in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (as) ile karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin Hz. Ali'nin de, dediği gibi bir arada olacaklarına delildir. Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 
"HADİS:Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar."(17) Müminlerin ruhları, gelen müminin ruhuna birinizin uzaktaki sevdiği birine kavuşmasından daha çok sevinirler ve o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar. Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki: - Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona: - O benden önce ölmüştü, derse; - İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler.(18) Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir:
HADİS:"Kabir ehli haberleri beklerler. Bir ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için: "O öldü, size gelmedi mi?" deyince: "İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."(19) Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de: 
HADİS:"Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar."demiştir.(20)
 HADİS:Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir. 
HADİS:Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler.(21) 
Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir:
HADİS: "Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(22) Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir: 
HADİS:"Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür."(23) 
Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi: 
HADİS:"Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''(24) 
Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
 HADİS:"Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah’ım onu ondan geri çevir, derler."(25) 
Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna-söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder. - Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır? 
HAYATTAKİLERİN KABİRDEKİLERLE GÖRÜŞMESİ
Hayattakilerin Berzahtakilerle Görüşmeleri: Henüz hayatta olanların berzahtakilerle görüşmeleri 
uyanık ve uyku halinde olmak üzere iki şekildedir.
UYANIKKEN GÖRÜŞME
 Uyanıkken görüşmenin en büyük misâli ve olabilirliğinin delili, Rasulullah (asm)'in Miraç'ta bazı peygamberlerin ruhlarıyla karşılaştığını haber veren ve kabir ziyaretini öğreten hadislerdir. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Muhammed (asm)'e hitaben:
 HADİS: "Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerden sor ki; biz, Rahman'dan başka ibadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?"(26) buyurmaktadır. Müfessirlerden bir kısmı buradaki sorma fiilinin sadece İsrâ ve Miraç gecesine has olduğunu söylerken,(27) bazıları da her istediği zaman Allah Tealâ'nın Rasulullah (asm)'e önceki peygamberlerle konuşma imkânı verdiği şeklinde tefsir etmişlerdir.
 Bu ikinci görüşte olanlara göre âyetteki mutlak lafzı (sözü), İsrâ ve Miraç gecesi ile takyid etmek (kayıtlamak) hatalı bir te'vil olur. Ve âyetin olduğu gibi anlaşılıp, her istediği zaman Rasulullah (asm)'e bu imkânın verileceğini söylemek daha isâbetlidir.(28) Hz. Peygamber (asm)'in önceki peygamberlerle daha kendisi hayatta iken görüşmesi, vukuu mümkün olan işlerdendir. Ve Allah'ın kudretine göre bunda hiç bir zorluk yoktur. Allah Tealâ görüştürünce de bu olay gerçekleşmiştir ki, Hz. Peygamber (asm) Miraç gecesinde, uyanık halde iken diğer peygamberlerin ruhlarıyla Beytü'l-Makdis'de (Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'da) bir araya gelmiştir. Daha sonra semâvât (gökler) âleminde de onlardan bazıları ile bir araya gelip konuştuğuna sahih haberler delâlet etmektedir,(29) 
HADİS: Yine Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Rasulullah (asm), Hz. Musa (as) in Allah Tealâ'ya dua edip, Hz. Adem (as) ile görüşmeyi dilediğini ve Yüce Allah'ın, henüz hayatta iken ve uyanıkken, Âdem (as) ı Hz. Musa'ya gösterip ve birbirleriyle konuşmuş olduklarını haber vermiştir, (30) Peygamberlerden başkasının hayattayken ve uyanıkken berzahtakilerle görüşmeleri ise, ancak Allah'ın ikram ettiği kimselere nasip olmuştur ki, bu hususta Allah'ın veli kullarının, Hz. Peygamber (asm) ve bazı büyük zevatla görüştüklerine dair pek çok olay anlatılmaktadır. (31) Kabir ziyaretinde ziyaret edene "zâir", ziyaret edilene "mezür" denilmesi de, ziyaret edilenin ziyaret esnasında ziyaretçisini duyup bildiğine delildir. Çünkü ziyaret edilen, ziyaretçisini bilmezse buna "mezûr= ziyaret edilen" denmez. Kaldı ki, Peygamberimiz (asm) ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münâsebetleri cümlesindendir.(32) Hayattakilerin berzahtakilerle rüyada görüşmeleri ise, İbnu'l-Kayyim'in belirttiğine göre, nübüvvetin bir parçası olan sâlih rüyalardandır ve İlim ifade eder.(33) 
Erzurumlu İbrahim Hakkı da: "Ölüleri rüyada hayırla veya şerle görmek, onların halini aynen bilmektir. Bu, ölünün halini bildirmek veya uyanık olmayı sağlamak içindir,.."(34) diyerek ölüleri rüyada görmenin, sâdık rüyalardan olduğuna işaret etmiştir. Rüya ya da keramet yoluyla peygamberlerden gayri için olan bu görüşmeler ve görülenler, kelâm âlimlerine göre umum için değil, ancak sahibi için (gören kişinin kendisi için) delil olabilir. Ancak bizim burada onlardan bahsedişimiz, sadece imkânını belirtmek içindir. Hayattakilerle berzahtakilerin rüyada görüşmeleri, ikisinden birinin arzusu ve bazı gayeler için bu görüşmeyi Allah Tealâ'dan istemesiyle, Allah'ın bir lütfu olarak meydana gelmektedir. Hayattakilerin görüşmeyi istemesine hepimizin en büyük arzusu olan ve pek çok mü'mine nasib olan Hz. Peygamber (asm)'i rüyada görmek istemeyi ya da çok sevdiğimiz yakınlarımızdan âhirete göçmüş olanları, rüyada olsun görmek isteyişimizi misâl verebiliriz. İbnü'l-Kayyim diyor ki:
HADİS:  "Rüyada ölülerle buluşmak ve onlarla bazı haber alışverişinde bulunmak; falan yerde hazine var, filan yerde şu var, falan iş şöyle olacak, filan zamanda bize geleceksin...gibi haberler vermeleri ve bunların da aynen çıkması, bu buluşmanın gerçekliğini ifade eder."(35) Rivayete göre Ashab-ı kiramdan Sa'b b. Cessâme ile Avf b. Mâlik (v. 73/692) 
kardeş olmuşlar ve öldükten sonra da birbirimizden haberdar olalım diye sözleşmişler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Sa'b ölüyor. Avf bir gece rüyasında, aynen hayattaymış gibi Sa'b'ın kendisine geldiğini görüyor ve Sa'b'a hesap ve suâlin nasıl geçtiğini soruyor. O da şimdilik iyi olduğunu söyleyip Allah'a hamdediyor. Bu arada Avf, Sa'b'ın göğsünde gördüğü bir kara lekenin sebebini soruyor. O da bir Yahudiden on dirhem ödünç aldığını ve paraların asılı olduğu yeri söyleyerek, o paranın sahabine verilmesini istiyor. Yine evdeki kedisinin öldüğünü, kızının da yakında öleceğini haber veriyor ve bütün bunlar aynen çıkıyor. Sabah olup da Avf, arkadaşının evine gidince, paranın aynen haber verilen yerde olduğunu görüyor ve alıp Yahudiye götürüyor. Yahudiye, ölmüş olan arkadaşının kendisinden ödünç para alıp almadığını sorunca, Yahudi aldığını ve miktarını söylüyor. Bunun üzerine rüyada gördüklerinin gerçek olduğunu anlayan Avf, elindeki paralan, arkadaşının rüyadaki vasiyetine uyarak Yahudiye veriyor.(36)
KABİRDEN KALKIŞ RUHLA VE BEDENLE BİRLİKTE OLACAKTIR
KABİRDEN KALKIŞ RUHLA VE BEDENLE BİRLİKTE OLACAKTIR

KABİR HAYATI: BERZAH ALEMİ:
 Berzah set, engel, perde demektir. Dini anlamı ise ölümden sonra ruhun bedenden ayrılması yani kabir alemidir. Bu husus Kuran-ı kerimde şöyle geçer. 
CESET ÖLÜR RUHLAR ÖLMEZ KIYAMETE KADAR KABİRDE YAŞARLAR 
AYET: (müminun.100)''Nihayet onlara ölüm gelip çatınca tekrar tekrar şöyle diyecekler. Rabbim beni dünyaya geri gönder. Taki ben zayi ettiğim ömür mukabilinde iyi amel ve harekette bulunayım. Hayır onun söylediği bu söz. Hakikatte boş laftan ibarettir. Önlerinde ise dirilip kaldırılacakları güne kadar (dönmelerine mani ) bir engel(berzah) vardır.''Bu ayetten anlamaktayız ki ruhlar ölmemekte cesedin ölümünden sonra berzah denilen bir alemde yaşamaktadırlar.
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURUYORKİ KABİRDEKİ SORGU SUALDEN SONRA SALİH AMEL İŞLEYEN GELİNLER GİBİ RAHAT UYURLAR 
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki: Kabirdeki soru ve cevaptan sonra Salih amel işlemiş olanlara şöyle denilecektir. Gelinler gibi uyuyun Gelin çok sevdikçe rahat uyur. Alla(cc) onları bu uykudan uyandırıncaya kadar gelinler gibi mışıl mışıl derin bir uykuyla uyurlar rahat ve huzurlu olarak (tirmizi.cenaiz 70)
 Bu delillerden de anlaşılıyor ki berzahtaki yaşayışta ruh bedenden ayrıdır. Bilindiği gibi ruhlar birer emri ilahidir. Asıl mahiyetleri insanlar tarafından pek bilinmez.
 İnsan ölünce ruhu başka bir aleme gider. Orada ameline göre ya rahat yaşar. Ya da azap görür. O aleme alemi berzah denilir ki Dünya ile Kıyamet sonrasından başka bir alemdir. Yaşayışla uyku arasındaki uyku alemi nasılsa dünya ile ahiret arasındaki berzah alemi de aynıdır. Berzah kelimesi, aslında iki şey arasındaki engel veya vasıta anlamına gelir.
 İki şey ve iki konak arasında bulunan hususa "berzah" derler. Keza iki deniz arasında bulunan kara parçasına da "berzah" denir. Yine tatlı ve tuzlu su arasında bulunup bu ikisinin karışmasına engel olan sınırın adı da berzah'tır. Burada, bu kitabın söz konusu ettiği berzahtan maksat, dünya ile ahiret arasında bulunan âlemdir ve her insanın ölümünden başlayıp kıyamet gününün vukuuna kadar devam etmektedir. Buna göre, şu anda berzah âlemi mevcuttur.
 Ölen kimseler bu âlemde bulunmaktadırlar. Başka bir deyişle; insan öldüğünde, onun bedeni ölür. Ama ruhu, bedeninden ayrı kalır ve canlıdır. Ruh cismin avarızından (araz, cisme arız olan bir şey) olmadığından dolayı, cismin ölmesiyle ölmez. Aksine "müstakil bir cevher"dir (bağımsız bir özdür) ki cismin yokluğunda da kendi kalıcılığını, varlığını sürdürebilmektedir. Keza cismin ölümünden sonra da "berzah" denen bir âlemde karar kılar ve gerçekte, görünmeyen bir şekilde kendi cismiyle irtibatı vardır. İnsan ruhu, dünya hayatının sona ermesiyle "latif bir cisimde" karar kılar ki, o cisim maddi cismin birçok arazlarından uzaktır. Buna "misâlî beden" veya "misâlî kalıp" derler. Ne tamamen mücerrettir, ne de sırf maddidir. Belki "berzahî tecerrüd" (berzaha has bir nevi mücerretlik)tir. (Örneğin: Suyun bir saksının içinde bulunmasıyla bir naylon poşetin içinde bulunmasının farklı olduğu gibi. İlki kalın bir cismin, ikincisi ise latif bir cismin içinde bulunmaktadır. Suyun, naylonun dışından görüldüğü gibi, bazıları da berzahî suretleri/şekilleri görebilirler.) Elbette madde âleminin zindanında esir olarak yaşayan bizler için bu konunun apaçık anlaşılması mümkün değildir; ama biraz da olsa anlaşılabilmesi için bilginler bu durumu uyku haline benzetmişlerdir. Allame Meclisi’nin dediğine göre berzah âleminin uyku ve rüyaya benzetilmesi, birçok hadiste zikredilmiştir. Her insan rüya âleminde, ruhunun, kalıbından yararlanarak bazen çok geniş ve güzel yerlere gittiğini, oralarda görkemli manzaralarla ve birçok nimetlerle karşılaştığını, onlardan istifade edip lezzet aldığını görmüştür. Bazen de tersine korkunç manzaralar görüp çok korkmuş, rahatsız olmuş ve bağırıp ağlayarak uykudan uyanmıştır. Bu benzetmeye (rüya âlemi) dikkat edildiğinde, berzah âleminin görünümü, bir miktar daha kolay anlaşılır. İsminden de anlaşıldığı üzere “misali cisim”, bu bedenin benzeridir. Ama bu yoğun maddeli unsura sahip değildir. Belki nurani, maddeden ve bu âlemin bilinen unsurlarından soyut latif bir cisimdir. Bazılarına göre: “Misalî kalıp” herkesin bedeninin bâtınında vardır ve sonuçta ölüm anında bedenden ayrılarak kendi “berzah” hayatına başlamış olur. Buna göre ruh, ölümden sonra "tenasuh" meydana gelmesin diye ayrı bir bedene intikal etmez. Belki, kendi batınında bulunan misâlî kalıbına intikal etmektedir.[1] Hadislerde de “misâlî cisme” işaret edilmiştir. Bunlardan birinde; birisi İmam Cafer Sadık'a (a.s): "Bazıları müminlerin ruhlarının, arşın etrafında bulunan yeşil renkli kuşların kursaklarında bulunduğuna inanıyorlar?" diye sorar. İmam da şöyle buyurur: "Bu inanç doğru değildir. Mümin, Allah katında onların ruhlarını, kuşların kursaklarına koymasından daha kıymetlidir. Belki ruhları önceki bedenlerine benzer (bir) bedendedir." [2] Yine İmam şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ müminin ruhunu aldığı vakit onu dünyadaki “kalıbına” benzer bir kalıba yerleştirir." Sonra İmam şöyle devam etti: "Bu ruhlar, (berzah kalıbında) yiyip içerler, birisi onların (yanına) geldiğinde, onu dünyada olduğu şekliyle tanırlar." [3] Bu hadislere göre, müminlerin berzah âlemindeki ruhları, berzah cennetinin bağlarında ve odalarındadırlar. Kâfirler ve mücrimlerin ruhları ise, berzah ateşi ve azabına müptela olmuşlardır ve Yemen'de bulunan Hadramevt'te, Berehut (Berehevt) denilen yerde dururlar. [4] Müminlerin ruhları ise Necef-i Eşref'te bulunan Dâru’s-Selâm'dadır.[ 5] Kuranda ve Hadislerde Berzah Âleminin Uykuya Benzetilmesi Zümer Sûresi 42. âyette şöyle buyurulur: "Allah, ölecekleri vakit onların canlarını alır. Ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanın ruhunu tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir." Bu ayet-i kerime açıkça ölüm ile uykunun aynı cinsten olduğunu beyan etmektedir. Allah Teâlâ, her iki durum (ölüm ve uyku)da da canı almaktadır. Şu farkla ki; Allah Teâlâ eceli erişen kimsenin ruhunu tutar. Eceli gelmeyenin ruhunu da uyandığında belirli bir vakte kadar salıverir. Hadislerde de ölümün uykuya benzetilmesi, birçok yerde geçmiştir. Burada bir tanesini örnek olarak zikrediyoruz: Birisi İmam Cevad’a (a.s): “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, İmam cevap olarak şöyle buyurdu: "Ölüm, her gece yaşadığın uyku gibidir. Ama şu farkla ki ölümün müddeti uzundur ve insan bu uykudan kıyamet gününde uyanacaktır. Rüya âleminde rüya gören insanlar, türlü sevinçler, dehşetler ve zorluklarla karşılaşırlar. Ölüm âleminde de böyledir ve insanın başına acı ve tatlı hadiselerin gelmesinin başlangıcı, işte bu ölümdür. Kendinizi ona hazırlayın." [6] Elbette şu hususu da hatırlatmada yarar var: Berzah âlemi, âhiret ve kıyametle kıyaslandığında bir açıdan, bir çeşit uykudur. Ama dünya hayatına kıyasla, dünya hayatından daha geniş bir hayata sahiptir. Bu yüzden hadislerde şöyle geçer: İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar. Kur'ân Açısından Berzah Kur'ân-ı Kerim'de, üç yerde "berzah" kelimesi geçer. Bunlardan ikisinde (Furkan: 53 ve Rahman: 20) bu kelime, denizdeki tatlı ve tuzlu su arasında "perdeleyen ve engelleyen sınır" anlamındadır ve iki tür suyun birbirine karışmasını engellemektedir. Fakat bir yerde (Mü’minûn: 100. âyette) berzah âlemini ifade etmektedir ve açıkça şöyle buyurulmaktadır: "Onların önlerinde, diriltilip güne kadar bir berzah vardır." Diyebiliriz ki; bu ayet ve birçok hadiste geçen berzah kelimesi, ölümden sonra, kıyamet gününe kadar olan berzah âlemi'ni ifade etmektedir. Yukarıda zikredilen ayete ilave olarak Kur'ân-ı Kerim'de, berzah âlemiyle ilgili birçok ayet de vardır. Açıkça veya işaret yoluyla berzah âleminden söz edilmiştir. Burada birkaç ayeti zikredelim: Bir kısmı, salih kulların berzah âlemindeki mükâfatlarının beyanı hakkında, bir kısmı ise salih olmayanların berzah âlemindeki azapları hakkında açıklık getirmektedir.



Kabir Hayatı 1. Ayet: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Aksine onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlar arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir." [7] Bu ayetin bir benzeri de Bakara: 154’te zikredilmiştir. 2. Ayet: (Âl-i Yasin’in mümini Habib-i Neccar zalimlerin eliyle şehadete eriştiğinde Allah tarafından) Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bilseydi" dedi. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." [8] 3. Ayet: "Ateş; sabah-akşam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacağı gün; Firavun'un etrafındakileri, azabın en şiddetli olanına sokun, (denecek)." [9] Firavunun sunulduğu sabah ve akşam azabı, onların berzah azabıdır. Nuh: 25’de ve Mümin: 11’de de berzah âlemi söz konusu edilmiştir. 4. Ayet: "Sizden birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam' demezden önce, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin." [10] Bu ayette de kıyametten önce ve ölümden sonraki âleme, yani berzah âlemine işaret edilmiştir. Günahkârlar, (bu dünyaya) dönüp telafi etmeyi temenni ederler. Onlara cevap olarak, dönüşün olamayacağı bildirilmektedir. Bu ayetin devamında ve Müminun: 100. ayetinde de bu cevap zikredilmiştir. Çok sayıdaki bu ayetlere ilave olarak; Kur'ân-ı Kerim'de ölüm hakkında “teveffi” (yani ruhun alınması ve tutulması, ölüm değil) tabiri olarak kullanmıştır. Örnek olarak Zümer Sûresi 42. ayette şöyle geçer: "Allah canları ölüm anında alır." Bu tabir de cismin ölümünden sonra insan ruhunun canlı oluşunu beyan etmektedir. 5. Ayet: "Bunlar (Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi), hataları dolayısıyla suda boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. O vakit Allah’ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar." [11] Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi, boğulduktan hemen sonra aralıksız cehennem ateşine girmişlerdir. Açıktır ki henüz kıyamet gününün cehennemi oluşmamıştır. Buna göre bu cehennemden maksat, berzah âleminin cehennemidir.Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermiz (asm)'den öğreniriz. Mümin ruhların berzah aleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin (asm) hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. "Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?" sorusunun cevabında Şah Veliyyullah ed-Dehlevî şöyle der: "Bu âlemde insanların (yani ruhlarının) sayılamayacak kadar çok tabakaları vardır. Fakat bu tabakalar başlıca dört sınıftır. Birincisi uyanıklık (yakaza) ehli olanlar ki, iyiliklerinden ve kötülüklerinden dolayı iyilik veya azap görecek olan ruhlardır. İkincisi ise tabiî uyku halinde olup rüya gören, rüya ile ferahlandırılan veya azaplandırılan ruhlardır. Üçüncüsü behîmî (hayvanî) ve melekî yönleri zayıf olanlardır. Bunlardan başka bir de fazilet ehli iyi ruhlar vardır ki (dördüncü sınıf olsa gerek) bunlar meleklere karışır, melekî bir hayat sürerler." (Huccetullahi'l-Bâliğa, Kahire 1355, I/34-36). Nesefi'nin "Bahrü'l-Kelâm"ında şöyle denilmiştir: "Ruhlar dört guruptur: Peygamberlerin ruhları ki, cesedinden çıkar, misk ve kâfur gibi güzel kokulu cesedinin şekline girer. Cennette olur. Yer içer fayda­lanır, geceleyin de Arşa asılı kandillerin içinde barınır. Şehidlerin ruhları ki, cesedlerinden çıkar, cennette yeşil kuşlar içinde olurlar, yer, içer, faydalanır ve geceleyin Arşa asılı kandiller­in içinde olur. Müminlerden ehl-i itaat olan ruhlar ki, cennet etrafında olurlar. Yemez, içmez, faydalanmazlar, fakat cennete bakmakla istifa­de ederler. Müminlerden ehl-i isyan ruhları ise gökte ve yerde, havada olur­lar. Kâfirlerin ruhları ise onlar, Siccinde yerin yedinci katının dibinde siyah kuşlar içindedirler. Cesedleriyle ilişkileri vardır. Güneş gökte iken ışığı yerde olduğu gibi.


"Kabir ehli haberleri beklerler. Bir ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için: "O öldü, size gelmedi mi?" deyince: "İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."(19) Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de: "Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar."demiştir.(20) Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir. Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler.(21) Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir: "Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(22) Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir: "Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür."(23) Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi: "Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''(24) Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah’ım onu ondan geri çevir, derler."(25) Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna-söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder. - Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır? Hayattakilerin Berzahtakilerle Görüşmeleri: Henüz hayatta olanların berzahtakilerle görüşmeleri uyanık ve uyku halinde olmak üzere iki şekildedir. Uyanıkken görüşmenin en büyük misâli ve olabilirliğinin delili, Rasulullah (asm)'in Miraç'ta bazı peygamberlerin ruhlarıyla karşılaştığını haber veren ve kabir ziyaretini öğreten hadislerdir. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Muhammed (asm)'e hitaben: "Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerden sor ki; biz, Rahman'dan başka ibadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?"(26) buyurmaktadır. Müfessirlerden bir kısmı buradaki sorma fiilinin sadece İsrâ ve Miraç gecesine has olduğunu söylerken,(27) bazıları da her istediği zaman Allah Tealâ'nın Rasulullah (asm)'e önceki peygamberlerle konuşma imkânı verdiği şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu ikinci görüşte olanlara göre âyetteki mutlak lafzı (sözü), İsrâ ve Miraç gecesi ile takyid etmek (kayıtlamak) hatalı bir te'vil olur. Ve âyetin olduğu gibi anlaşılıp, her istediği zaman Rasulullah (asm)'e bu imkânın verileceğini söylemek daha isâbetlidir.(28) Hz. Peygamber (asm)'in önceki peygamberlerle daha kendisi hayatta iken görüşmesi, vukuu mümkün olan işlerdendir. Ve Allah'ın kudretine göre bunda hiç bir zorluk yoktur. Allah Tealâ görüştürünce de bu olay gerçekleşmiştir ki, Hz. Peygamber (asm) Miraç gecesinde, uyanık halde iken diğer peygamberlerin ruhlarıyla Beytü'l-Makdis'de (Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'da) bir araya gelmiştir. Daha sonra semâvât (gökler) âleminde de onlardan bazıları ile bir araya gelip konuştuğuna sahih haberler delâlet etmektedir,(29) Yine Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Rasulullah (asm), Hz. Musa (as) in Allah Tealâ'ya dua edip, Hz. Adem (as) ile görüşmeyi dilediğini ve Yüce Allah'ın, henüz hayatta iken ve uyanıkken, Âdem (as) ı Hz. Musa'ya gösterip ve birbirleriyle konuşmuş olduklarını haber vermiştir, (30) Peygamberlerden başkasının hayattayken ve uyanıkken berzahtakilerle görüşmeleri ise, ancak Allah'ın ikram ettiği kimselere nasip olmuştur ki, bu hususta Allah'ın veli kullarının, Hz. Peygamber (asm) ve bazı büyük zevatla görüştüklerine dair pek çok olay anlatılmaktadır. (31) Kabir ziyaretinde ziyaret edene "zâir", ziyaret edilene "mezür" denilmesi de, ziyaret edilenin ziyaret esnasında ziyaretçisini duyup bildiğine delildir. Çünkü ziyaret edilen, ziyaretçisini bilmezse buna "mezûr= ziyaret edilen" denmez. Kaldı ki, Peygamberimiz (asm) ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münâsebetleri cümlesindendir.(32) Hayattakilerin berzahtakilerle rüyada görüşmeleri ise, İbnu'l-Kayyim'in belirttiğine göre, nübüvvetin bir parçası olan sâlih rüyalardandır ve İlim ifade eder.(33) Erzurumlu İbrahim Hakkı da: "Ölüleri rüyada hayırla veya şerle görmek, onların halini aynen bilmektir. Bu, ölünün halini bildirmek veya uyanık olmayı sağlamak içindir,.."(34) diyerek ölüleri rüyada görmenin, sâdık rüyalardan olduğuna işaret etmiştir. Rüya ya da keramet yoluyla peygamberlerden gayri için olan bu görüşmeler ve görülenler, kelâm âlimlerine göre umum için değil, ancak sahibi için (gören kişinin kendisi için) delil olabilir. Ancak bizim burada onlardan bahsedişimiz, sadece imkânını belirtmek içindir. Hayattakilerle berzahtakilerin rüyada görüşmeleri, ikisinden birinin arzusu ve bazı gayeler için bu görüşmeyi Allah Tealâ'dan istemesiyle, Allah'ın bir lütfu olarak meydana gelmektedir. Hayattakilerin görüşmeyi istemesine hepimizin en büyük arzusu olan ve pek çok mü'mine nasib olan Hz. Peygamber (asm)'i rüyada görmek istemeyi ya da çok sevdiğimiz yakınlarımızdan âhirete göçmüş olanları, rüyada olsun görmek isteyişimizi misâl verebiliriz. İbnü'l-Kayyim diyor ki: "Rüyada ölülerle buluşmak ve onlarla bazı haber alışverişinde bulunmak; falan yerde hazine var, filan yerde şu var, falan iş şöyle olacak, filan zamanda bize geleceksin...gibi haberler vermeleri ve bunların da aynen çıkması, bu buluşmanın gerçekliğini ifade eder."(35) Rivayete göre Ashab-ı kiramdan Sa'b b. Cessâme ile Avf b. Mâlik (v. 73/692) kardeş olmuşlar ve öldükten sonra da birbirimizden haberdar olalım diye sözleşmişler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Sa'b ölüyor. Avf bir gece rüyasında, aynen hayattaymış gibi Sa'b'ın kendisine geldiğini görüyor ve Sa'b'a hesap ve suâlin nasıl geçtiğini soruyor. O da şimdilik iyi olduğunu söyleyip Allah'a hamdediyor. Bu arada Avf, Sa'b'ın göğsünde gördüğü bir kara lekenin sebebini soruyor. O da bir Yahudiden on dirhem ödünç aldığını ve paraların asılı olduğu yeri söyleyerek, o paranın sahabine verilmesini istiyor. Yine evdeki kedisinin öldüğünü, kızının da yakında öleceğini haber veriyor ve bütün bunlar aynen çıkıyor. Sabah olup da Avf, arkadaşının evine gidince, paranın aynen haber verilen yerde olduğunu görüyor ve alıp Yahudiye götürüyor. Yahudiye, ölmüş olan arkadaşının kendisinden ödünç para alıp almadığını sorunca, Yahudi aldığını ve miktarını söylüyor. Bunun üzerine rüyada gördüklerinin gerçek olduğunu anlayan Avf, elindeki paralan, arkadaşının rüyadaki vasiyetine uyarak Yahudiye veriyor.(36)


KABİRDE MÜSÜLÜMANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞÜRLER Berzah âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde âleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz. Mümin ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur. Ölülerin Berzah Âleminde Birbirleriyle Görüşmeleri: Berzah âlemindeki ruhlar iki kısımdır: Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar.İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan, yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler. Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. Hz. Peygamber (asm)'in ruhu ise Refiku'l-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır. Nisa sûresi'nde: "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(1) buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir. Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir.(2) Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Ashaptan biri, öldükten sonra Hz. Peygamber (asm)'in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (asm)'den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (asm)'e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş(3) ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir. Allah Tealâ Âl-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesini istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir.(4) Bu âyet-i kerime de berzah âlemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen"yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi,"sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. (5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar. Ebu Hureyre, Rasulullah (asm)'in: "Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler." buyurduğunu söylemiştir.(6) Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır: Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (asm)'e şöyle soruyor: "Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?" Rasulullah (asm)'in cevabı şudur: "Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."(7) Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir. İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asm)'e: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asm)'in cevabı: "Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler." şeklinde olmuştur. Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.(9) Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir. Ashaptan Bilâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar,(10) Burada Bilâl berzahta Rasulullah (asm)'e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir.(11) ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle. Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.(12) Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'l-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir: "İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve: "Allah'ım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..." diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine: "Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler. Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der: "Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine: "Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."(13) Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır. Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen, ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde: "Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." cümlesi de yer almaktadır.(14) Beyhakî "Şu'abu'l-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra, bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızıklandırıldıklannı haber vererir Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. (15) Rasulullah (asm)'in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (as) ile karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin Hz. Ali'nin de, dediği gibi bir arada olacaklarına delildir. Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: "Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar."(17) Müminlerin ruhları, gelen müminin ruhuna birinizin uzaktaki sevdiği birine kavuşmasından daha çok sevinirler ve o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar. Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki: - Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona: - O benden önce ölmüştü, derse; - İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler.(18) Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir:






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder