ABDURRAHİM KARAKOÇ ŞİİRLERİ
https://www.youtube.com/watch?v=_VJVCDv1ZAc
Haberimiz YokVermişiz sakalı yaban ellere
Çekip yoluyorlar, haberimiz yok!
Biz türkü söylerken esen yellere
Çarpıp-bölüyorlar, haberimiz yok!
Gülüp geçin dostluk(!) kardeşliğe(!) siz
Onların gözünde insan değiliz
Kemâli edeple su içerken biz
Islık çalıyorlar, haberimiz yok!
Ne bir itiraz var ne de sorumuz
Ötmüyor vatanda bizim borumuz
Küle dönüşüyor ümit kor’umuz
Her gün suluyorlar, haberimiz yok!
Öten borular var işin doğrusu
Coni’lerin, Mişon’ların borusu
Bizler mi? .. güdülen ahmak sürüsü!
Kafa buluyorlar, haberimiz yok!
Perde önü tuzak, arkası hile
Doluyorlar daim dinimi dile
Demedi mi Puşt’un oğlu Puşt bile?
Haç’ı soluyorlar, haberimiz yok!
İslâm’ı camide hapse tıktılar
Türkçe’nin üstüne limon sıktılar
Türk’e ait ne değerler yıktılar
Yıkıp gülüyorlar, haberimiz yok.
Bakın cadde, sokak Türk’ün şehrine
Takılır gözünüz Batı zehrine
Resimler, isimler onun mührüne
Şahit oluyorlar, haberimiz yok!
Hallaç gibi atıyorlar vatanı
Parselleyip satıyorlar vatanı
Bir yerlere katıyorlar vatanı
Bizden alıyorlar, haberimiz yok!
Hep, küheylan sanıp saldık üst kata
Katır özelliği geçti her at’a
Denmez buna gaflet, denemez hata
Yeme dalıyorlar, haberimiz yok!
Bu dertli Cemâli yazsın, söylesin
Deve kuşu nasihati neylesin
Allah sonumuzu hayır eylesin
Bizi siliyorlar, haberimiz yok!
Gergin uykulardan, kör gecelerden
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
Sonra düğüm düğüm bilmecelerden
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
Gökten yağmur yağmur yağacak renkler
Daha hoş kokacak otlar, çiçekler
Ardından bitmeyen mutlu gerçekler
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
Vurulup ömrünün ilkbaharında
Kanından çiçekler açar yarında
Cümle şehitlerin omuzlarında
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
Işıklar dal-budak, her kolu İslâm
Gönüller, yürekler dopdolu İslâm
Tek ölçüsü İslâm, tek yolu İslâm
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
İzmir’in sağından, Van’ın solundan
Erzurum, Edirne, Hatay yolundan
Kapı kapı tekmil Anadolu’mdan
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
Abdurrahim Karakoç
Sormayınız, görmeyiniz canlarım
Hakkınızı yeyip yutan burada.
Dinlisini, dinsizini dinlerim
Besmele'ye yalan katan burada.
Sofralara viski, havyar dizilir
Fiyatınız peçeteye yazılır
Sırtınızdan günde dört post yüzülür
Sizi soyup, sizi satan burada.
Simsar siyasetçi, doktor, avukat
İnsan avlıyorlar her gün her saat
Hızlı köşe dönmek en üstün sanat
Kan gölünde balık tutan burada.
Ortada kol gezerken kıtlıklar, yoklar
Burda betonlarla delinir gökler
Kontlar, şansölyeler, baronlar, dükler
Kirli yağan, eğri biten burada.
Yürekler acısı bir garip âlem
Rüşvetsiz imzaya yanaşmaz kalem
Pop müzik, şampanya, marlboro, salem
Gece gündüz keyif çatan burada.
Kız,kadın pazarı sokağı,yurdu
Homoseksüeller çığlaşan ordu
Ne ahlak kaygısı ne namus derdi
Hızlı doğan, erken öten burada.
Yazık... Siz beğenir,siz seçersiniz
En çürük köprüden siz geçersiniz
Bilirim her zaman çarnaçarsınız
Kör-kütük, zil-zurna yatan burada.
Hâlgidiş bu minval bu vaziyette
Sabun işkencede, su eziyette
Rağbet ne ilimde ne meziyette
Aydınlığa çamur atan burada.
Doğan bebek dost yemeye zorlanır
Düşündükçe içim dışım korlanır
Evlat seyiplenir, ana horlanır
Ana vatan yavru vatan burada.
(Beşinci Mevsim)
Abdurrahim Karakoç
DAHA NE KALDI
Devlet devlet diye naralar atıp
Devleti harcadık... Daha ne kaldı?
Millî duyguları ucuza satıp
Milleti harcadık... Daha ne kaldı?
Parti merkezleri kıblemiz oldu
Kirli-paslı giren tertemiz oldu(!)
Kazanan kesemiz, midemiz oldu
Ümmeti harcadık... Daha ne kaldı?
PKK 'Kürdüm' der, Kürtleri vurur
Alevî, Sünnî’den uzakta durur
Dindar, karşısında 'laik'i bulur
Vahdeti harcadık... Daha ne kaldı?
Nereye baktıksa hoş bakamadık
Bir düştük, bir daha hiç kalkamadık
Sarıldık dünyaya, bırakamadık
Ahreti harcadık... Daha ne kaldı?
Dilendik batıda, dağıttık şarkta
Ar-namus kalmadı ev ile barkta
Ekranda, sahnede, caddede, parkta
İffeti harcadık... Daha ne kaldı?
Sözleri, zehirli yılan ettik biz
Her şeyi her şeyi yalan ettik biz
Sevgiyi, dostluğu talan ettik biz
Hürmeti harcadık... Daha ne kaldı?
Şartlandık en câni arzular için
Koymadık tek mâni, arzular için
Üç günlük nefsânî arzular için
Cenneti harcadık... Daha ne kaldı?
Vurduk, çaldık-çırptık bin bir iş yaptık
Gözümüze, gönlümüze diş yaptık
Yöneldik israfa, gösteriş yaptık
Nimeti harcadık... Daha ne kaldı?
Saldılar batıya, bir batıl izden
Umutlar, hayaller kırıldı dizden
Sılayı aldılar ellerimizden
Gurbeti harcadık... Daha ne kaldı?
Zevk-safa içinde şah ile vezir
Biri 'hâkimim' der, birisi 'Hızır'
Bekledik bekledik gelmedi huzur
Mühleti harcadık... Daha ne kaldı?
Çağ delirdi... beden hasta, can hasta
Haram dolu, riya dolu her tasta
Akıl iflastadır, amel iflasta
Rahmeti harcadık... Daha ne kaldı?
Ahbaplık-komşuluk nerde erenler?
Duruyorsa haber versin görenler
Söyleyin söyleyin eski yârenler
Sohbeti harcadık... Daha ne kaldı?
Sünneti kaybettik, farzı kaybettik
Sahabeden miras tarzı kaybettik
Manevî talebi, arzı kaybettik
Kısmeti harcadık... Daha ne kaldı?
06.07.2000
(Parmak İzi)
Abdurrahim Karakoç
Devlet devlet diye naralar atıp
Devleti harcadık... Daha ne kaldı?
Millî duyguları ucuza satıp
Milleti harcadık... Daha ne kaldı?
Parti merkezleri kıblemiz oldu
Kirli-paslı giren tertemiz oldu(!)
Kazanan kesemiz, midemiz oldu
Ümmeti harcadık... Daha ne kaldı?
PKK 'Kürdüm' der, Kürtleri vurur
Alevî, Sünnî’den uzakta durur
Dindar, karşısında 'laik'i bulur
Vahdeti harcadık... Daha ne kaldı?
Nereye baktıksa hoş bakamadık
Bir düştük, bir daha hiç kalkamadık
Sarıldık dünyaya, bırakamadık
Ahreti harcadık... Daha ne kaldı?
Dilendik batıda, dağıttık şarkta
Ar-namus kalmadı ev ile barkta
Ekranda, sahnede, caddede, parkta
İffeti harcadık... Daha ne kaldı?
Sözleri, zehirli yılan ettik biz
Her şeyi her şeyi yalan ettik biz
Sevgiyi, dostluğu talan ettik biz
Hürmeti harcadık... Daha ne kaldı?
Şartlandık en câni arzular için
Koymadık tek mâni, arzular için
Üç günlük nefsânî arzular için
Cenneti harcadık... Daha ne kaldı?
Vurduk, çaldık-çırptık bin bir iş yaptık
Gözümüze, gönlümüze diş yaptık
Yöneldik israfa, gösteriş yaptık
Nimeti harcadık... Daha ne kaldı?
Saldılar batıya, bir batıl izden
Umutlar, hayaller kırıldı dizden
Sılayı aldılar ellerimizden
Gurbeti harcadık... Daha ne kaldı?
Zevk-safa içinde şah ile vezir
Biri 'hâkimim' der, birisi 'Hızır'
Bekledik bekledik gelmedi huzur
Mühleti harcadık... Daha ne kaldı?
Çağ delirdi... beden hasta, can hasta
Haram dolu, riya dolu her tasta
Akıl iflastadır, amel iflasta
Rahmeti harcadık... Daha ne kaldı?
Ahbaplık-komşuluk nerde erenler?
Duruyorsa haber versin görenler
Söyleyin söyleyin eski yârenler
Sohbeti harcadık... Daha ne kaldı?
Sünneti kaybettik, farzı kaybettik
Sahabeden miras tarzı kaybettik
Manevî talebi, arzı kaybettik
Kısmeti harcadık... Daha ne kaldı?
06.07.2000
(Parmak İzi)
Abdurrahim Karakoç
Batılın önünde set
Hakk'a kılavuz nesil.
İlimde Ak Şemseddin
Kararda YAVUZ nesil.
Hakk'a kılavuz nesil...
Bir Aras'tır, bir Tuna
Tarih binmiş sırtına
Nefret yıkan fırtına
Sevgiye havuz nesil.
Hakk'a kılavuz nesil...
Her zalimin korkusu
Her çiçeğin kokusu
Yangını söndüren su
Yemeklerde tuz nesil.
Hakk'a kılavuz nesil...
Tevhidi kucaklayan
Canda canan saklayan
Zindanları aklayan
Her zulme maruz nesil.
Hakk'a kılavuz nesil...
Kalmasın engel artık
Del zırhları del artık
Çık ufuktan gel artık
Birliğe susuz nesil.
Hakk'a kılavuz nesil...
(Akıl Karaya Vurdu)
Abdurrahim Karakoç
Gün gelecek
Güneşin doğup battığı mekanlarda
Ve küfrün çığlık attığı mekanlarda
Bizim türkülerimiz okunacak.
Gün gelecek
Tomurcuklar taşacak kılıfından
Ve kılıçlar sıyrılacak kınından
Edepsizler edebini takınacak.
Gün gelecek
Ne zalimler kalacak, ne zulüm
Ve o günler yoldadır gülüm
Hak ayağa yekinecek.
Gün gelecek
İnsanlar yiyecek, ayılar bakınacak
Eğriler doğrulardan sakınacak.
Gönül kilimleri adalet üzre dokunacak
Namusluların yakındığı kadar da
Namussuzlar yakınacak.
(Gökçekimi)
Abdurrahim Karakoç
Türk’ün Türk’ten gayri dostu yok” derdik
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Dönüp Yahudi’ye gönül mü verdik?
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Söz: “Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin”
“Her şey Türk’e göre ve Türklük için”
Boş çıktı be dostlar, boş verin geçin
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Fikir, gaye dedik… Yeminler içtik
İşkenceden geçtik, ateşten geçtik
Fikri’yi, Seyfi’yi ahbap mı seçtik?
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Elçibey’i biz satmadık çok şükür
Sevenleri aldatmadık çok şükür
Dansöz-mansöz oynatmadık çok şükür
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Seyislik mi yaptık topal kırata?
Oklar mı taşıdık Kara Murat’a?
Kimdedir döneklik kimdedir hata?
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Laiklerle Taksim’de mi birleştik?
Sırtınızdan KİT’lere mi yerleştik?
İslâm’da mı, ikrarda mı körleştik?
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Nizam-ı Âlem’di özü dâvânın
Sarmıştı sevdası bizi dâvânın
İhlâstı ekmeği-tuzu dâvânın
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Her hatada hikmet gören safdiler
Boş kalıba koşup giren safdiller
Destekçiye destek veren safdiller
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Çıktı birileri Han otağından
Kemalizm’e indi Tanrı dağından
Tek emsal gösterin tevhit çağından
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Kıyıma, sürgüne uğrayanlar kim?
Ülkücü bürokrat doğrayanlar kim?
Mecliste iktidar yağlayanlar kim?
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Kula kulluk eski borç mu söyleyin
Köleliğe isyan suç mu söyleyin
Hür irade çok korkunç mu söyleyin
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Tek hedef İlâ-yi kelimetullah
Şahide lüzum yok, biliyor Allah
“Beli” dedik durduk vallah ve billah
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Benlikledir, kibirledir kavgamız
Kıblegâhsız kabirlerdir kavgamız
Baskı, şiddet, cebirledir kavgamız
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Kara yama yakışmıyor beyaza
Bol tavizle girilecek bu yaza
Tansu’ya sadakat kaydı Ayaz’a
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
Tekrar tekrar soruyorum a dostlar
Gücenmeyin cevap verin ha dostlar
Biliyorum, biliyorum ya dostlar
Biz aynı yerdeyiz… Siz nerdesiniz?
28 Nisan1994
(Akıl Karaya Vurdu)
Abdurrahim Karakoç
Müdür, Bakana yağ yakar
Tel parası kesemizden.
Teri bile şipir kokar
Gül parası kesemizden.
Kahvaltısı kaymakla bal
Sepet sepet muz, portakal...
Viski içer, yüzü al a
Yal parası kesemizden.
Hanım berberde kırıtır
Kızı terzide sırıtır
Her gün bir makam donatır
Çul parası kesemizden.
Fakir gelir ters ters süzer
Torpilliye fıstık ezer
Metres'ine mektup yazar
Pul parası kesemizden.
İskoç giyer, Salem içer
Sekreterle dalga geçer
Sık sık yolluk alır uçar
Yol parası kesemizden.
(Vur Emri)
Abdurrahim Karakoç
Nere bassan bataklığa batarsın
Fikir dinsiz, merak deli, dünya cılk.
Bozulmuş insanlar, Allah kurtarsın
Mide dinsiz, yürek deli, kafa cılk.
Kart öküzler bağlanalı batıya,
Cıvıklık bulaştı, birçok katıya.
Ne temele güven, ne de çatıya
Duvar dinsiz, direk deli, oda cılk.
İmanda nasipsiz, dinde fakirler
Akşam köşesinde küfür okurlar.
Zaman tezgâh olmuş, günah dokurlar!
Usta dinsiz, çırak deli, kalfa cılk.
At huysuz çıkarsa binilmez gardaş
Denecek çok söz var, denilmez gardaş
Açlıktan ölsek de yenilmez gardaş
Hoşaf dinsiz, börek deli, çorba cılk.
Çektiğimiz çile hesaba gelmez
Ay geçer, yıl geçer, yüzümüz gülmez
Toprakta bereket olur mu? .. Olmaz!
Kazma dinsiz, kürek deli, çapa cılk.
Kovuldu ülkeden ar, namus, hayâ.
Asrîleştik güya, uyduk modaya.
Beden açık, yüzde yedi kat boya…
Surat dinsiz, tarak deli, ayna cılk.
(Vur Emri - 1973)
Abdurrahim Karakoç
Sormuşsun "kimdir" diye, söyleyim, iyi tanı
İdrakin elverirse anlayıver hatanı
Her kim yıkmak isterse bu mübarek vatanı
Benim ölçüme göre ne Müslüman ne Türk'tür
Bu sözümden gocunan "Türkiyeli dümbük"tür!
Türküm diyemiyor da "Türkiyeliyim" diyor
Milletin aleyhinde olmadık haltlar yiyor
Arşa çıkar gerçeği ot kafalar bilmiyor
Bölücüler, hainler sırtımızda bir yüktür
Bu sözümden gocunan "Türkiyeli dümbük"tür!
Hakka talip kişide mazbut iman olmalı
Din için, devlet için verecek can olmalı
Gerçeğe göz yumanın beyni saman olmalı
Mao'nun veledleri ya boru, ya düdüktür
Bu sözümden gocunan "Türkiyeli dümbük"tür!
Sizdeki alerjiye makul bir sebep var mı?
Acaba evinizde zerrece edep var mı?
Ahlaktan dem vurmuşsun, o sizde acep var mı?
Kara cahilin dili, bedeninde büyüktür,
Bu sözümden gocunan "Türkiyeli dümbük"tür!
Vacip olduğu için bizler şeytan taşlarız.
Ve şeytan dostlarını gerekirse haşlarız
Tarlamıza sövenin, tohumundan başlarız
İnkarcının mayası, iki damla sümüktür
Bu sözümden gocunan "Türkiyeli dümbük"tür!
Coşkun lağım suları, aksa nereye çıkar?
Dağa saldıran fare, yıksa nereyi yıkar?
Yorum açık, her sözüm aynı kapıya çıkar
Türklüğün her düşmanı, ya yılan ya sülüktür
Bu sözümden gocunan "Türkiyeli dümbük"tür!
(Suları Islatamadım)
Abdurrahim Karakoç
BEN İNANMADIM
İki ayaklıydı, konuşuyordu
“İnsandır” dediler, ben inanmadım.
Kediye benzettim, artık yiyordu
“Aslandır” dediler, ben inanmadım.
Fala baktı, aynalara bakmadı
Hayalimde müspet iz bırakmadı
Başköşeye bağdaş kurdu, kalkmadı
“Mihmandır” dediler, ben inanmadım.
Her gün bir kılıkta gördüğüm oldu
Şüpheler beynimde kördüğüm oldu
Yaşını-başını sorduğum oldu
“Civandır” dediler, ben inanmadım.
Dedim, soyu kalsın, töresi nasıl?
Verdiği sözlerin firesi nasıl?
Şeytanla, Deccalla arası nasıl?
“Düşmandır” dediler, ben inanmadım.
Yediği arpaya hile katardı
Kızarsa yıldıza tekme atardı
Şeceresi katırdan da beterdi
“Safkandır” dediler, ben inanmadım.
Arada bir kürsülere çıkardı
Nara vurur yeri/göğü yıkardı
Uzak görür, uzaklara bakardı
“Bakandır” dediler, ben inanmadım.
Tapular kestirdi toprağa, ota
Ayırdı namına binlerce kota
Yediği naneye, kırdığı pot’a
“Destandır” dediler, ben inanmadım.
Özünü yokladım özünde nur yok
Dilinde edep yok, sözünde nur yok
Kalbinde itikat, yüzünde nur yok
“Sultandır” dediler, ben inanmadım.
7 Ağustos 1995
(Yasaklı Rüyalar)
Abdurrahim Karakoç
ÖLSE NEKİ KALSA NEKİ
Uzun boylu, kısa boylu
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
Üç-beş yüz bin işçi, köylü
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
Fark etmez ırgat, amele
Harç diye basın temele
Alt tarafı hepsi köle
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
Hayatına küstü memur
Yediğini kustu memur
Altı memur, üstü memur
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
Vurguncuya işlesin çark
Namuslular etmesin fark
Esnafın destesi beş mark
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
Dulu,yetimi kim arar
İmhasına verin karar
Emekliler zaten zarar
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
İşsizler sürülsün yurttan
Büyükler kurtulsun dertten
İnsanlar kemikten, etten
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
Temizlensin sathı vatan
Sevinsin pusuda yatan
Vatandaş lüzumsuz zaten
Ölse ne ki, kalsa ne ki?
(Yasaklı Rüyalar)
Abdurrahim Karakoç
Çıktık Ötüken'den günün birinde,
Yıkandık Mekke'nin tevhid nurunda.
Hem dünde, bugünde, hemi yarında
İslâmlık Miraçtır, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
Yürüdük 'Nizam-ı Âlem' uğruna
Doğduk güneş gibi küfrün bağrına
Batılın elleri düştü böğrüne
İslâmlık rahmettir, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
Hep karaya kara, aka ak dedik
Korkaktan, millete fayda yok dedik
Hayat mücadele, ölüm hak dedik
İslâmlık cihaddır, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
Biz dava uğruna serden geçmişiz
Anadan, babadan, yârdan geçmişiz
İman denizine yelken açmışız
İslâmlık hedeftir, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
Engeller yıldırmaz Müslüman Türk'ü
Şüphesiz, inandık; söz verdik çünkü...
Kıyamete kadar yaşar bu ülkü!
İslâmlık sevdadır, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.
(Kan Yazısı)
Abdurrahim Karakoç
Güç’lüğünü geç anladım.
Delileri avutmanın
Hiç’liğini geç anladım.
İhtiraslar dursun diye
Şehiri sığdırdım köye
Her bedenin ayrı şeye
Aç’lığını geç anladım.
“Safkan” dedikleri atın
Ünü büyük pek çok zatın
Bir yerde ilmin, sanatın
Piç’liğini geç anladım.
Hak’tan söz edersen eğer
Atılan taş sana değer
Doğruluk suç imiş meğer
Suç’luğunu geç anladım.
Su taşırken kalbur, file
Susmak gerekirmiş dile
Yazık... geç kalmanın bile
Geç’liğini geç anladım.
Abdurrahim Karakoç
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder