pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: Mayıs 2024

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

5 Mayıs 2024 Pazar

56-) İSLAMDA, YETİM HAKKI


https://www.youtube.com/live/LesWiN66uKs

İSLAMDA YETİM HAKKI

Kur’an-ı Kerim, müminlerin yetim malı yemeleri bir yana o mala yaklaşmalarını dahi mahzurlu saymış, pek çok ayet-i kerimeyle bu hususta dikkatli olunması gerektiğini nazara vermiş ve
AYET:(Nisâ, 4/10)“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, aslında karınları dolusu ateş yerler. Onlar, yarın harıl harıl yanan bir ateşe gireceklerdir” ikazında bulunmuştur.
İnsanlar, doğumdan ölüme kadar bazı problemlerle yüzleşebilmektedirler. Bunlar, günlük hayatın akışı içerisinde karşılaşılabilecek ve üstesinden gelinebilecek türden olabileceği gibi bazen de hayat boyu derin izler ve etkiler bırakabilecek, çözümü zor ya da mümkün olmayan problemler de olabilmektedir. Özellikle anne-babadan birini ya da her ikisini kaybetmek akla gelebilecek aşılması en zor ve telâfisi olmayan problemlerden biridir. Yetim kalan çocuklar, çeşitli sıkıntılara maruz kalabilmektedirler.
İslâm dini yetimlerin yardımına koşulmasında büyük mükâfatlar olduğunu, onların rencide edilmesi ya da herhangi bir haksızlığa maruz bırakılmasında ise büyük cezalar olduğunu bildirmektedir. Yetimlere yardım edilmesi çeşitli ayet ve hadislerde yoğun bir şekilde teşvik edilmiş, onların şahsî ve malî işlerinin takibi için veli ya da vasi tayin edilmesi tavsiye hatta emredilmiştir1. Bu kişilerin İslâm’ın çizdiği çerçevede hareket etmesi için de devletin takibi gerekli görülmüştür.
YETİM :
Yetim; kelime olarak yalnız kalmak, tek başına kalmak anlamına gelmektedir.
2-Yetim ıstılahı anlamda ise, genel anlamda ve yaygın olarak buluğ çağına ermeden babalarını kaybetmiş, küçük çocuklara denilir.
3- Esasen yetim, babasını kaybeden büyüklere de küçüklere de denilmekle beraber örfî ve şer’i manada küçüklere tahsis edilmiştir. Bu tahsisin sebebi de buluğ çağına girdikten sonra yetimliğin kalkacağını bildiren hadis-i şeriftir.
4-Yetimliğin babanın yokluğuna endekslenmesi, babanın ailenin geçim ve nafakasını temin etmede en etkili kişi olmasındandır. Zira babasını küçük yaşta kaybeden bir çocuk; maddi ve manevî ihtiyaçlarını tedarik edecek önemli bir destekten mahrum kalmış demektir. Bu mahrumiyet yüzünden çocuğun gelişiminin aksayacağı ve maddî, manevî değerler bakımından hak mahrumiyetine uğrayacağı muhakkaktır. Bunun yanı sıra destekten mahrum büyüyen bu çocukların, toplum içerisinde problem hâline gelmeleri de mümkündür. Bu yüzden İslâm dini, yetimlerin gerek ferdî hayatlarında, gerekse sosyal hayatlarında oluşabilecek arızaları asgariye indirmek için onlara olabildiğince iyi davranılmasını teşvik etmiş ve haklarının korunması için önemli düzenlemeler getirmiştir. Yetimlerin hak mahrumiyetine uğramamaları açısından yetimlik vasfının ne zamana kadar devam edeceğinin bilinmesi önemlidir.
YETİMLİĞİN SONA ERMESİ:
Fukahaya göre kişinin yetimlik vasfının sona ermesi ve malının kendisine teslim edilmesi için sadece buluğa ermesi değil, aynı zamanda rüştünü de ispat etmiş olması şarttır. Buna delil olarak şu ayet gösterilmiştir:
AYET:(Nisa 4/6)“Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin.”
Bu ayette geçen “evlilik çağı” ifadesinden yetimin malî tasarruflarındaki eda ehliyeti için buluğun şart, gerekli olduğu açıkça beyan edilmektedir. Buluğ şartıyla birlikte, yetimlik vasfının sona ermesi için yetim kişinin reşid olması da gerekli görülmüştür. Zaten Enam Suresinde geçen bir ayette de, AYET: (Enam, 6/152)“Rüşt çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın” buyrulmaktadır. Yine bu durum bir başka ayette de şu şekilde dile getirilmiştir.
AYET: (İsra, 17/34)“Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”
Yetim çocukların rüşte erip ermediklerinin tespiti, takip ve deneme ile anlaşılabilecek bir durumdur. Eğer bu çocuklar, velileri tarafından kendilerine sunulan imkânları gereği gibi değerlendirebiliyor ve işlerini aldanmadan sürdürebiliyorsa rüşte ermiş kabul edilir. Kastedilen olgunluğa erişen yetimlere malları teslim edilir.
Burada maksat, yetimin malını ona teslim edinceye kadar en güzel şekilde korumak ve vakti geldiğinde ona teslim etmektir. Vaktinden önce teslim durumunda yetimin zarara uğrayacağı, malına sahip çıkamayacağı şüpheden uzak değildir. Vakti geldikten sonra bekletmek de doğru değildir. Çünkü insanın en önemli bir özelliği hür bir varlık olmasıdır. Bu vasfı haiz olduğunda özgürlüğünün önündeki engelleri ortadan kaldırmak esastır.
Cahiliye döneminde yetimlerin çoğu, babalarının bıraktığı mirastan bile mahrum bırakılmaktaydılar. İslâm dini ise yetimlerin durumlarını iyileştirmeye yönelik birçok yenilikler getirmiş ve önemli haklar tanımıştır. Birçok ayet ve hadiste yetimlerin himaye edilmesi istenmiş ve özellikle mallarının korunmasına dair hükümler getirilmiştir. İslâm’ın getirdiği hakları üç kategoride değerlendirmek mümkündür. Yetimliğin, ferdî, içtimaî ve mali boyutları vardır.
Yetim çocuklar, korunma ve himaye yönünden başkalarının yardımına ihtiyaç duyarlar. Bu durumlarda çocuğun ortada kalmaması, yetiştirilmesi, mevcut ve gelecekte elde edeceği varlıklarının tehlikeye girmemesi için bir kısım hukukî düzenlemeler yapmış ve çocuğa veli ya da vâsi tayin edilmesini hükme bağlamıştır.
Küçüğe velayet edecek kişinin öncelikle çocuğun kendi yakınlarından tercih edilmesi bu görevi ifa edecek bir yakını bulunmadığında devlet tarafından tayin edilecek kimsenin velayeti üstlenmesi tavsiye edilmiştir. Çünkü velisi olmayan kimsenin velisi sultandır. Yani devletin yetkili kişisi ya da yetkili organıdır.
Yetimlerin ihtiyaçları sadece yeme-içme, giyinme ve barınmadan ibaret değildir. Onların aynı zamanda manevî ve psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması da önem arz etmektedir. Nitekim Kuran’da
AYET:(Duha, 93/9)“Öyleyse yetimi sakın azarlama” şeklinde emir ile yetime maddî ve manevî bakımdan eziyet edilmemesi ve kişiliğinin örselenmemesi istenmiştir.
Kuran-ı Kerim, yetim çocuklara hem özenle yaklaşılmasını teşvik etmiş hem de onlar hakkında kötü düşünen ve yanlış uygulama içerisinde bulunanların uğrayacakları kötü sonucu, inananların dikkatine sunmuştur. (Nisa, 4/10) Bu durumda yetimlerin haklarına gerekli hassasiyeti gösteremeyecekleri endişesine kapılan sahabe, kendileriyle yaşayan yetim kimselerin yiyecek ve içeceklerini kendilerininkinden ayırmaya başlamışlar ve onlardan uzak kalarak bu endişeden kurtulmayı tercih etmişlerdir. Bunun üzerine
AYET: (Bakara, 2/220)“Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, yararlı iş yapanı bozguncudan ayırır.” Ayeti indirilerek gayenin yetim çocuklardan uzaklaşmak olmadığı ifade edilmiş ve onların toplum içerisinde toplumla beraber yaşamalarının gerekliliğine vurgu yapılmıştır.
Peygamberimiz bir hadisinde
HADİS: “Ben ve yetime bakan kişi Cennet’te şu ikisi (orta ve işaret parmaklarını birleştirerek) gibiyiz.”
buyurarak yetime bakanın ahirette kendisi ile beraber olacağını beyan etmiştir. Bu nedenle Kuran ve Sünnetin yetime yaklaşımı ve İslâm hukuku kaynaklarında yer alan düzenlemeler; çocuğun ferdî haklarını korumanın yanı sıra onu topluma hazırlayıcı ve suç unsuru olmaktan uzaklaştırıcı bir mahiyet arz etmektedir.
Öteden beri mal ve para hayatı kolaylaştırıcı bir araç olarak insan hayatında önemli bir yer işgal etmiştir. Yetimlerin hayatında da elbette ki mal ve servetin önemli bir yeri vardır. Bu mal ve servetin, İslâm hukuku tarafından sınırları belirlenmiş bir kısım kaynakları vardır.
Genel olarak İslâm’da servetin tek elde toplanması arzu edilen bir durum olmayıp, servetin zenginlerden fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine transferi için teşvik ve tavsiyenin yanı sıra bir kısım düzenlemeler de yapılmıştır. Esasen devletten beklenen, elde edilen gelirlerin dağılımında özellikle düşük gelirli vatandaşlarını kollaması ve gerekli iktisadî tedbirleri alarak bir kısım hizmetleri vatandaşlarına sunmasıdır.
Bu bakımdan savaşta elde edilen ganimetler hakkında düzenlemeye gidilmiş, elde edilen ganimetlerin beşte birinin devlete ayrılması kalan kısmının ise gaziler arasında pay edilmesi Kuran ayetiyle belirlenmiştir. Zira Kuranda
AYET:(Enfal, 8/41)“Eğer Allah’a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir Savaşı’nda) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir”
Bu ayetin hicretin 2. yılında yani henüz devletin yeni teşekkül etmeye başladığı bir dönemde nazil olması İslâm’ın yetimlere verdiği önem açısından dikkate değer bir husustur.
Diğer taraftan, kanunî mirasçı olmayan yetimlerin, herhangi bir miras taksiminde hazır bulunmaları hâlinde gönüllerinin hoşnut edilmesi bakımından onlara da pay verilmesi Kuranın tavsiyeleri arasında yer almaktadır. Zira Kuranda
AYET:(Nisâ, 4/8)“(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunurlarsa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.”
buyurulmaktadır. Her ne kadar miktarı belirlenen bir pay ayrılmamış olsa da taksim esnasında mevcut olan yetim ve yoksullara imkân nispetinde pay verilmesi tavsiye edilmiştir.
Yetimlerin malî kaynakları arasında zekâtı da saymak mümkündür. Çünkü Sadakaların (zekâtların), farz olarak fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan memurlara, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlara (özgürlüğüne kavuşturulacak) kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihad edenlere ve yolda kalmış yolculara verileceği Kuranda açıkça beyan edilmiştir. (Tövbe, 104/60) Uygulama da bu şekilde cereyan eder. Ancak yetimlerden ihtiyaç sahibi olanlar da zekât verilenler kapsamına öncelikli olarak dâhil edilmiştir.
Yetimlerin bir diğer malî kaynağı da yetimlere yapılan bağışlardır. İslâm hukukunda genel anlamda kişinin medenî hakları kullanabilmesi için vücub ve eda ehliyetine sahip olması gerekir. Kişi cenin döneminden itibaren sağ doğmak şartıyla, hayatta olan herkes gibi hukuken vucub ehliyetine yani kanunî kişiliğe sahip kabul edilir ve sağ doğması ihtimaline binaen lehine olan miras, hibe ve vasiyet gibi haklara sahip olur. Çünkü bu hakları elde etmek, irade be­yanı ve kanunî temsilcinin onayını gerektirmemektedir. Kişinin yetimlik vasfının buluğ çağına kadar devam ettiği dikkate alınırsa işte bu dönemde kişinin kendi lehine yapılan bağışlardan dolayı da mala sahip olabileceği aşikârdır.
YETİM MALININ KORUNMASI
Cahiliye döneminde malı ve serveti olmayan yetimler pek dikkate alınmaz ve onlarla ilgilenilmezdi. İslâm’ın gelmesi ile yetimler insanlık onuruna yakışır bir hayata kavuşmuşlardır. Zira İslâm’da, yetim kişinin, içinde bulunduğu durum dolayısı ile kişiliğinin korunmasına yönelik birçok tedbir alındığı gibi sahip olduğu mal ve servetin korunması için de maddî ve manevi yaptırımları olan bir kısım tedbirler getirilmiştir. Hz. Peygamber bir hadisinde
HADİS: “Allah’ım! (Sen şahid ol) Ben bu iki zayıfın hakkının zayi edilmesinden (insanları) şiddetle cidden sakındırırım, men ederim: Yetim ve kadın” diye buyurarak insanların bu hususta hassas olmaları gerektiğine dikkat çekmiştir. Diğer bir hadiste de helâk edici yedi şeyi saymıştır ki, bunlar arasında yetim malı yemek de vardır.
Kuran’da her şeyden önce yetim malı yiyenler şiddetli azap ile uyarılmışlardır. Zira
AYET:(Nisâ, 4/10)“Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” buyrulmuştur. Bu ayetin inmesi üzerine insanlar yetimlerin malları konusunda öylesine endişeye kapılmışlar ki yanlışlıkla yetimlerin mallarından yeriz korkusu ile onlarla bir arada bulunmaktan kaçınmaya başlamışlardır. Oysa asıl gayenin bu olmadığını ifade için Bakara Suresindeki
AYET: (Bakara, 2/220)“De ki: Onların işlerini düzeltmek, kendileri için daha hayırlıdır. Eğer onları aranıza alırsanız onlar sizin din kardeşlerinizdir.”
ayeti nazil olmuştur. Böylece yetimlerin sosyal hayaa katılmalarının ve insanlarla içli dışlı olmalarının da önemli olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu olay üzerine Müslümanlar tekrar yetimlerle bir arada yaşamaya başlamışlardır. Ancak durumu iyi olmayan Müslümanların yetimin malından istifade etmesine müsaade edilmiştir. Fakat bu durum sadece durumu iyi olmayanlar için bir ruhsattır. Hatta durumu iyi olmadığı için yetimin malından yiyen kimselerin bunu borç kabul edip ileride durumlarının düzelmesi hâlinde iade etmeleri gerektiğini ileri sürenler bile olmuştur. Yetimlerin mallarını koruma sadece manevî müeyyidelere bağlanmamış yeri geldiğinde hâkime müdahale yetkisi de verilmiştir.
YETİME MALININ TESLİM EDİLMESİ
İslâm Hukukuna göre yetimin sahip olduğu malları veli ya da vasisi tarafından çocuk buluğ çağına erinceye kadar en iyi şekilde muhafaza edilir ve vakti geldiğinde uygun bir tarzda sahibine teslim edilir. Çünkü Kuranda
AYET:(Nisa, 4/2)“Allah’tan korkun da yetimlere mallarını verin ve temizi murdara (helali harama) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır”
buyurulmaktadır. Bazen yetimin kaliteli malını kendi değersiz malı ile değiştirme durumu olabileceği gibi bazen de yetime iyilik adı altında alım satım ya da servetini yetimin lehine işletme perdesi altında onun malından istifade cihetine gitmek isteyenler olabilir. Ayet bunlardan insanları şiddetle nehyederek yetimin malını en güzel şekilde korumayı ve günü geldiğinde de teslim etmeyi emretmiştir.
Yetime malının ne zaman teslim edileceği ise ayette şu şekilde belirtilmiştir.
AYET:(Nisa suresi 6) “Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma (rüşd) görürseniz hemen mallarını kendilerine verin.”
Yani buluğ çağının yanı sıra rüşdünü ispat etmesi de şart koşulmuştur. Ta ki yetim, malına layıkıyla sahip çıkıp güzelce tasarruf edebilsin.
Kuranda yetime malının teslim edilmesinin gerekliliği ve ne zaman teslim edileceği belirtildikten sonra nasıl teslim edileceği de yine ayetin son kısmında beyan edilmiştir. Ayetin son kısmında
AYET: (Nisa suresi 6) “Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.” buyrularak, teslim muamelesinin şahitlerle tespit edilmesi gerekli görülmüştür.
Şahit bulundurmanın amacı, yetimin rüşt çağına erdiğini ve aynı zamanda, veli ya da vasinin bu görevi ifa ettiğini ispattır. Diğer taraftan yetim ya da yakınları tarafından ileri sürülebilecek muhtemel iddialara yönelik bir tedbirdir.
Sonuç İslam’ın geldiği asırda birçok alanda insan hakları ihlal edilmekte idi. İslam, hak ihlallerini önlemenin yanı sıra yetimin hak ve hukukunu korunması gereken en önemli hakların başında kabul edip ona göre disiplinler vazetmiştir. Çünkü çocukların hayatlarında karşılaşabilecekleri en zor durumlardan biri yetim kalmaktır. Zira çocukların maddî ve manevî ihtiyaçlarını tek başlarına karşılamaları zordur. İslâm dininin getirdiği düzenlemelerle yetim kalan çocuğun, ferdî ve sosyal hayatında oluşabilecek boşluklara fırsat verilmemiştir. Yetimlere muamelede bir boşluk varsa bunun sebebi dinin bu konudaki değerlerinin temsilindeki eksiklerden kaynaklanmaktadır.
Cahiliye döneminde yetimlerin çoğu babalarının bıraktığı mirastan mahrum bırakılmaktaydılar. Oysa İslâmiyet, sağ doğmak kaydı ile anne karnındaki çocuğa mirastan pay ayrılmasını ve hakkında yapılan bağış ve teberruların geçerli olmasını yasal bir hak olarak kabul etmiştir. Ganimetten verilen hisse, miras taksiminde ayrılan pay ve zekât gelirlerinden lehlerine yapılan harcamalar da yetimin mali kaynakları arasında sayılmaktadır. İslâm, bu kaynakların en uygun şekilde korunmasını ve vakti geldiğinde yani çocuk ergenlik çağına ulaştığında ve rüşde erdiğinde şahitler huzurunda sahibine teslimini istemiştir.
Bu tür çocuklara gerektiğinde ve imkân nispetinde süt hısımlığı sağlamak suretiyle de kurulan bağ neticesinde bir anlamda hukuken de geçerli yeni anne, baba ve kardeşlere sahip olması, yapılabilecek en güzel yardımlardan biridir. Günümüzde, sokaklarda ya da yetiştirme yurtlarında büyüyen çocukların, hem hissî ve hem de hukuki manada kimsesizliklerini ortadan kaldırmada, İslâm hukukundaki bu değerlendirmelerden faydalanılmalıdır.
İslâm hukukunda yetime bu kadar hak tanınmışken ve önemli düzenlemeler dikkate alındığında 20. asırda düzenlenmiş olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde bu hususa doğrudan değinilmemiş olması çok büyük eksikliktir. Zira genellikle insan hakları dendiğinde 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi hatırlanmaktadır. Oysa özel mülkiyetin, akıl ve beden sağlığının, kişi mahremiyetinin, inanç seçme ve inancını yaşama haklarının ve fikir hürriyetinin mutlak koruma altına alınmasının; adalet ve hukukun hâkimiyetinin, şûranın, kamu hazinesinin halka ait olduğunun ve bunlar gibi daha pek çok insan hak ve hürriyetlerinin kaynağı ve uygulaması için Kurana ve hadislere bakılması yeterlidir. Aynı zamanda insan hayatının mana ve değerinin anlaşılabilmesi için de buna ihtiyaç vardır.

52-) MÜSLÜMAN, LAKAP TAKMAZ


KİŞİNİN HOŞALANACAĞI LAKABI TAKMAK SÜNNET HOŞLANMAYACAĞI LAKABI TAKMAK HARAMDIR. Kıymetli okurlarım duyduğunda üzüleceği,kırılacağı bir lakabı kardeşimize takmak haramdır. Bir insanın adının benzerlerinden ayrılması için daha sonra ona verilen isim veya sıfat, çoğulu "elkâb''dır Gerek yazı dilinde, gerekse konuşma dilinde karşıdaki şahsın rütbe ve ünvanı göz önüne alınarak söylenen sözler de lâkab kategorisi içine girer Devletli, izzetli, saadetli gibi Lâkab kelimesi hem övgüyü, hem de yergiyi ifade etmek için kullanılır Kur'ân-ı Kerim'de bu konuya açıklık getirilmekte, BİRBİRİNİZİ KÖTÜ LAKAPLA ÇAĞIRMAYINIZ AYET: (Hucurat -11) "Birbirinizi kötü lakablarla çağırmayınız" denilmektedir "Nebeze" fiilinden türetilen "Tenâbezû" kötü lâkab takmak, kötü adla çağırmak anlamlarını ifade etmektedir İnsanı, utanacağı bir adla veya unvanla çağırmanın yasaklanması da bu sebebledir Ayette zikredilen fiil çoğul olarak kullanılmakta ve bununla bütün müslümanlara hitab edilmektedir Müslümanlar arasında birliğin, beraberliğin, sevginin egemen olması için bu tür hareketlerden uzak kalmak gerekmektedir İman eden bir müminin başka bir mümini kötü adla anması "fâsıklık" olarak nitelenmekte bu kötü fiili işledikten sonra pişman olmayan, tevbe etmeyen insan da zalim olarak zikredilmektedir (Hucurât-11) Müslümanlar hakkında övgü ve saygı ifade eden lâkablar yasaklanmamıştır Bu tip isimler ve sıfatlar insanların birbirlerini sevmesine, saymasına sebep olur İnsanların birbiriyle olan münasebetlerini iyi yönde etkiler MÜSLÜMANIN MÜSLÜMAN ÜZERİNDEKİ HAKKI ONU EN ÇOK SEVDİĞİ LAKAPLA ÇAĞIRMASIDIR Peygamber Efendimiz (sas)'den rivayet edilen bir hadiste: HADİS:"Müminin mümin kardeşi üzerindeki hakkından birisi de onu en çok sevdiği ismiyle çağırmasıdır" buyurulmaktadır Bu hadisin ifadesine göre müslümanları sevdikleri adlarla çağırmak hem sünnettir, hem de örfe uygundur İnsanları güzel buldukları adlarıyla çağırmakta bir sakınca yoktur Hatta Hz Ömer künyelerin yaşatılması fikrinde ısrar etmektedir İslâm tarihine göz attığımızda Hz Ebu Bekir'in Sıddık; Hz Ömer'in Fârûk; Hz Osman'ın Zinnûreyn; Hamza'nın Esedullah; Hâlid b Velid'in Seyfullah; Hz Ali'nin Ebu Türab; Umeyr'in Ebu Hureyre adlarıyla anıldıklarını görürüz Bu da Müslümanları bu tip adlarla çağırmanın teşvik edildiğini göstermektedir Peygamberimiz (sas), Medine'ye hicret ettiğinde Ensar'dan bazılarının iki, üç adla çağrıldıklarını gördü Onlar, bu adlardan bazılarıyla çağırıldıkları zaman rahatsız oluyorlar, inciniyorlardı İşte bu ayeti kerime hem bu konuya açıklık getirdi, hem de müslümanların sevmedikleri adlarla çağırılmalarını yasakladı Hz Peygamber yeni müslüman olanları huzuruna kabul ettiğinde onların adlarını sorar; hoşuna gitmeyen, insanlar arasında hoş karşılanmayan, bir anlam ifade etmeyen bazı isimleri değiştirir, yerine daha güzel, daha uygun adlar verirdi . Toplum içinde Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da İnsanların ortak davranış bozukluklarındandır. Kuran'da açıkça yasaklanan alaycılığın, ne derece çekinilmesi gereken bir davranış olduğu Kur anda şöyle bildirilir. KAŞ GÖZ HAREKETİYLE ALAY EDENİN VAY HALİNE AYET:(Hümeze-1)’’Arkadan çekiştirip duran ve kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline.’’ Bir topluluk içinde samimi olduğu kişilerle kaş göz işareti yaparak diğer bazı kişileri alaya almak, topluluk içinde insanları aşağılamak kastıyla onların hatalarını, eksiklerini, kusurlarını gündeme getirmek ve bunları alay konusu yapmak, kişinin fiziksel özellikleriyle alay etmek, karşı tarafın eksik ya da vasat özelliklerini, o şahsı bu özelliklerin zıttıyla överek alay konusu yapmak kibir ve gururdan kaynaklanır. Ayrıca şaka ve esprilerle veya kötü lakaplar ve sıfatlar takmak suretiyle insanları küçük düşürmek, bakış ve mimiklerle insanları küçümsemek ve aşağılamak, karşısındakinin küçük düşürücü şekilde taklidini yapmak, üslup, ses tonu ve seçilen kelimelerle karşı tarafı ezmeye çalışarak kendi üstünlüğünü ortaya koymak, birisi bir şey anlatırken onun eksikliğini ima ederek başkasıyla gülüşmek, duyamayacağı bir şekilde onun hakkında fısıldaşmak gibi hareketler kültürü eksik halk arasında sık sık görülür. Bunların yanı sıra ortamda hata veya sakarlık yapan birisiyle toplu olarak dalga geçmek, eğlence konusu edinmek için saflığı ya da iyi niyetiyle tanınan bir kişiyle özellikle uğraşıp onun her hareketinden, her sözünden alay edilecek bir şeyler çıkarmak, sevmediği, ezmek istediği bir kimseyi bilhassa kalabalık ortamları kollayarak küçük düşürmek de ,Ahlakı davranış bozukluğudur. Oysa alaycılık, aşağılama, lakap takma gibi davranışlar Kuran'da şiddetle kınanmış ve yasaklanmıştır:
BAŞKA KAVMİ ALAYA ALMAK KÖTÜ LAKAPLA ÇAĞIRMAK FASIKLIĞA SEBEPTİR AYET: (Hucurat- 11)’’Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.’’ HADİS: İnsanlarla alay edene, Cennetten bir kapı açılır, haydi gir denir O da, telaşla gelir, fakat kapı hemen kapanır Sonra başka bir kapı açılır O yine üzgün olarak kapıya gider Kapı yine kapanır Bu durum, defalarca tekrar eder, artık, gel denildiği halde, gidemez (Tirmizi) HADİS: Çocuklarınıza çeşitli lakap takılmadan, onlarla künyelenin (İbni mace)buyurulmaktadır. KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİN ŞEYİ BAŞKALARINA YAPMA, EMPATİ YAP.
MÜSLÜMANIN MÜSLÜMAN ÜZERİNDEKİ HAKKI ONU EN ÇOK SEVDİĞİ LAKAPLA ÇAĞIRMASIDIR Peygamber Efendimiz (sas)'den rivayet edilen bir hadiste: HADİS:"Müminin mümin kardeşi üzerindeki hakkından birisi de onu en çok sevdiği ismiyle çağırmasıdır" buyurulmaktadır Bu hadisin ifadesine göre müslümanları sevdikleri adlarla çağırmak hem sünnettir, hem de örfe uygundur İnsanları güzel buldukları adlarıyla çağırmakta bir sakınca yoktur Hatta Hz Ömer künyelerin yaşatılması fikrinde ısrar etmektedir İslâm tarihine göz attığımızda Hz Ebu Bekir'in Sıddık; Hz Ömer'in Fârûk; Hz Osman'ın Zinnûreyn; Hamza'nın Esedullah; Hâlid b Velid'in Seyfullah; Hz Ali'nin Ebu Türab; Umeyr'in Ebu Hureyre adlarıyla anıldıklarını görürüz Bu da Müslümanları bu tip adlarla çağırmanın teşvik edildiğini göstermektedir Peygamberimiz (sas), Medine'ye hicret ettiğinde Ensar'dan bazılarının iki, üç adla çağrıldıklarını gördü Onlar, bu adlardan bazılarıyla çağırıldıkları zaman rahatsız oluyorlar, inciniyorlardı İşte bu ayeti kerime hem bu konuya açıklık getirdi, hem de müslümanların sevmedikleri adlarla çağırılmalarını yasakladı Hz Peygamber yeni müslüman olanları huzuruna kabul ettiğinde onların adlarını sorar; hoşuna gitmeyen, insanlar arasında hoş karşılanmayan, bir anlam ifade etmeyen bazı isimleri değiştirir, yerine daha güzel, daha uygun adlar verirdi . Toplum içinde Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da İnsanların ortak davranış bozukluklarındandır. Kuran'da açıkça yasaklanan alaycılığın, ne derece çekinilmesi gereken bir davranış olduğu Kur anda şöyle bildirilir.

51-) İSLAMDA EZAN

İSLAMDA EZAN Muhterem müminler EZAN: lugatta “i’lam” yani “bildirmek” demektir. Istılahta ise, farz namazlar için muayyen vakitlerde malum lafızlarla okunan mübarek sözlere “ezan” denir. Ezan okuyan kişiye de “müezzin” adı verilir. Ezan, hicretin birinci yılında meşru kılınmış olup, meşruiyyeti Kur’an ile sabittir. Kur’an-ı Kerim’de; Cenab-ı hak buyuruyorki AYET: [Maide, 58] “(Ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman.” Başka ayette AYET: [Cuma, 9] “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman.” buyurulurmuştur. EZAN NASIL TESBİT EDİLDİ? Hicretin birinci yılında Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevi tamamlanınca cemaatle namaz kılınmaya başlandı. Müslümanlar, namaz vakitleri gelmeden önce mescidin yanında toplanıp namaz vaktinin girmesini beklerlerdi. Bu arada Hz. Bilal-i Habeşi (ra), Rasûlullah’ın emriyle cemaate “es-selah, es-selah” (namaza namaza) veya “es-selatu camiğatun” (namaz toplayıcıdır / cemaatle namaza) diye seslenirdi. Ancak bu usül, Müslümanları zamanında cemaate toplanmaya ve onları cemaatten mahrum etmemeye elverişli değildi. Nitekim mescide erken gelen sahabiler namaz vaktini bekleyerek işlerinden olurlar, geç gelen sahabiler ise namaza yetişemezlerdi. Bu sebeple namazları zamanında bildirecek bir alamete ihtiyaç duyuldu. Bu iş için Resûlullah’ın riyasetinde bir istişare heyeti toplandı. Mecliste bulunan sahabiler tarafından çeşitli teklifler gündeme getirildi. Bazıları “Namaz vakti gelince yüksek bir yere bayrak dikelim, onu görenler birbirlerine haber verirler” dediler. Resulullah bu görüşü münasip bulmadı. Yine Resulullah “boru çalınması” teklifini yahudilerin, “çan çalınması” teklifini hiristiyanların, “ateş yakılması” teklifini de mecusilerin adeti olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Neticede istişare heyeti bu hususu karara bağlayamadan dağıldı. Resulullah da bu hususta Allah’tan vahiy beklemeye başladı. Ertesi sabah Abdullah b. Zeyd, Resulullaha gelerek; “Ya Resulullah, bu gece ben bir rüya gördüm. Rüyamda üzerinde iki parçadan oluşan bir elbise ve elinde bir çan bulunan biri yanıma geldi. Ben kendisine ‘Ey Allah’ın kulu; bu çanı satar mısın?’ diye sordum. O, ‘Çanı ne yapacaksın?’ dedi. Ben de ‘Onunla halkı namaza çağıracağız’ dedim. O ise, ‘Sana ondan daha hayırlı olanı söyleyeyim mi?’ dedi. Ben de ‘Olur, nedir?’ dedim. Bunun üzerine bana ezanı okudu...” diye anlattı. Abdullah b. Zeyd’in rüyasını Resûlullah’a anlatması üzerine Resûlullah : “İnşaallah, bu hak rüyadır. Gördüğünü Bilal’e öğret. Çünkü onun sesi senin sesinden daha güzeldir” buyurdular. O da bunu Hz. Bilal’e öğretti. Bilal’de bu ezanı yüksek ve çok tatlı bir sesle okudu. Ezan’ın Medine semalarında yayıldığı sırada, bu ilahi daveti duyan Hz. Ömer (ra), evinden çıkıp koşa koşa Resûlullah’a geldi ve “Ya Resûlullah, bunu ben rüyamda gördüm” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey Ömer, vahiy sizi geçti. Siz bana gelip anlatmadan önce bu hususta vahiy geldi” diye buyurdu. Abdullah İbn-i Ömer (ra) anlatıyor: (Sahih-i Buhari’den) “Müslümanlar muhacir olarak Medine’ye geldikleri zaman, bir araya toplanıp, namaz vaktini gözetlerlerdi. Bir gün bu husus hakkında aralarında müşavere ettiler. Bazıları Hiristiyanların çanı gibi, çan kullanılsın, bazıları da çan olmasın da, Yahudilerin nefirisi gibi boru çalınsın teklifinde bulundu. Hz. Ömer (ra) ise; “Öyle ama, namaza insanları çağırmak için neden bir adam görevlendirmiyoruz” dedi. Resûl-i Ekrem (sav) bunun üzerine: “Haydi Bilâl kalk, namaz için nida et” buyurdu”... İmam Kasani; Abdullah b. Zeyd’in, bu müşavereden sonra ezânı rüyasında gördüğünü ve bu durumu Resûl-i Ekrem (sav)’e bildirdiğini kaydettikten sonra, Hz. Ömer (ra)’in de aynı günlerde ezânı rüyasında işittiğini kaydediyor... İbn-i Abidin bu konuda şunları kaydediyor: “Fethû’l Kadir sahibi, Abdullah b. Zeyd kıssasını “Sirac”dan naklen ve tamamen isnadlarıyla nakletmiştir. Bu kıssada aynı rüyayı o gece Hz. Ömer (ra)’in de gördüğü bildirilmektedir. “Minhac” haşiyesinde Hafız İbn-i Hacer’den naklen şöyle deniliyor: Bunu Abdurrezzak ile Ebû Davûd’un Murasil’inde rivayet ettiği şu haber te’yid eder: Hz. Ömer (ra) Ezân rüyasını görünce haber vermek için Peygamber (sav)’e geldi. Fakat bu hususta vahyi gelmiş buldu. Onu Bilâl’in Ezânından başka şaşırtan şey olmadı. Bunun üzerine Peygamber (sav): “Bu hususta vahiy seni geçti” buyurdu .
EZAN NASIL TESBİT EDİLDİ? Hicretin birinci yılında Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevi tamamlanınca cemaatle namaz kılınmaya başlandı. Müslümanlar, namaz vakitleri gelmeden önce mescidin yanında toplanıp namaz vaktinin girmesini beklerlerdi. Bu arada Hz. Bilal-i Habeşi (ra), Rasûlullah’ın emriyle cemaate “es-selah, es-selah” (namaza namaza) veya “es-selatu camiğatun” (namaz toplayıcıdır / cemaatle namaza) diye seslenirdi. Ancak bu usül, Müslümanları zamanında cemaate toplanmaya ve onları cemaatten mahrum etmemeye elverişli değildi. Nitekim mescide erken gelen sahabiler namaz vaktini bekleyerek işlerinden olurlar, geç gelen sahabiler ise namaza yetişemezlerdi. Bu sebeple namazları zamanında bildirecek bir alamete ihtiyaç duyuldu. Bu iş için Resûlullah’ın riyasetinde bir istişare heyeti toplandı. Mecliste bulunan sahabiler tarafından çeşitli teklifler gündeme getirildi. Bazıları “Namaz vakti gelince yüksek bir yere bayrak dikelim, onu görenler birbirlerine haber verirler” dediler. Resulullah bu görüşü münasip bulmadı. Yine Resulullah “boru çalınması” teklifini yahudilerin, “çan çalınması” teklifini hiristiyanların, “ateş yakılması” teklifini de mecusilerin adeti olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Neticede istişare heyeti bu hususu karara bağlayamadan dağıldı. Resulullah da bu hususta Allah’tan vahiy beklemeye başladı. Ertesi sabah Abdullah b. Zeyd, Resulullaha gelerek; “Ya Resulullah, bu gece ben bir rüya gördüm. Rüyamda üzerinde iki parçadan oluşan bir elbise ve elinde bir çan bulunan biri yanıma geldi. Ben kendisine ‘Ey Allah’ın kulu; bu çanı satar mısın?’ diye sordum. O, ‘Çanı ne yapacaksın?’ dedi. Ben de ‘Onunla halkı namaza çağıracağız’ dedim. O ise, ‘Sana ondan daha hayırlı olanı söyleyeyim mi?’ dedi. Ben de ‘Olur, nedir?’ dedim. Bunun üzerine bana ezanı okudu...” diye anlattı. Abdullah b. Zeyd’in rüyasını Resûlullah’a anlatması üzerine Resûlullah : “İnşaallah, bu hak rüyadır. Gördüğünü Bilal’e öğret. Çünkü onun sesi senin sesinden daha güzeldir” buyurdular. O da bunu Hz. Bilal’e öğretti. Bilal’de bu ezanı yüksek ve çok tatlı bir sesle okudu. Ezan’ın Medine semalarında yayıldığı sırada, bu ilahi daveti duyan Hz. Ömer (ra), evinden çıkıp koşa koşa Resûlullah’a geldi ve “Ya Resûlullah, bunu ben rüyamda gördüm” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey Ömer, vahiy sizi geçti. Siz bana gelip anlatmadan önce bu hususta vahiy geldi” diye buyurdu. Abdullah İbn-i Ömer (ra) anlatıyor: (Sahih-i Buhari’den) “Müslümanlar muhacir olarak Medine’ye geldikleri zaman, bir araya toplanıp, namaz vaktini gözetlerlerdi. Bir gün bu husus hakkında aralarında müşavere ettiler. Bazıları Hiristiyanların çanı gibi, çan kullanılsın, bazıları da çan olmasın da, Yahudilerin nefirisi gibi boru çalınsın teklifinde bulundu. Hz. Ömer (ra) ise; “Öyle ama, namaza insanları çağırmak için neden bir adam görevlendirmiyoruz” dedi. Resûl-i Ekrem (sav) bunun üzerine: “Haydi Bilâl kalk, namaz için nida et” buyurdu”... İmam Kasani; Abdullah b. Zeyd’in, bu müşavereden sonra ezânı rüyasında gördüğünü ve bu durumu Resûl-i Ekrem (sav)’e bildirdiğini kaydettikten sonra, Hz. Ömer (ra)’in de aynı günlerde ezânı rüyasında işittiğini kaydediyor... İbn-i Abidin bu konuda şunları kaydediyor: “Fethû’l Kadir sahibi, Abdullah b. Zeyd kıssasını “Sirac”dan naklen ve tamamen isnadlarıyla nakletmiştir. Bu kıssada aynı rüyayı o gece Hz. Ömer (ra)’in de gördüğü bildirilmektedir. “Minhac” haşiyesinde Hafız İbn-i Hacer’den naklen şöyle deniliyor: Bunu Abdurrezzak ile Ebû Davûd’un Murasil’inde rivayet ettiği şu haber te’yid eder: Hz. Ömer (ra) Ezân rüyasını görünce haber vermek için Peygamber (sav)’e geldi. Fakat bu hususta vahyi gelmiş buldu. Onu Bilâl’in Ezânından başka şaşırtan şey olmadı. Bunun üzerine Peygamber (sav): “Bu hususta vahiy seni geçti” buyurdu .
EZAN DİNLEMENİN ADABI 1- Ezan okunurken konuşulmaz. Müzik v.b şeyler dinliyorsa vaz geçer ezanı dinler. Hatta kuran okuyan kişi kuran okumayı bırakır ezanı dinler. 2- Ezanı dinleyen kişi ezanı içinden tekrar eder. Haya lesselah ve hayyalel felah okunduğunda( la havle vela guvvete illa billah) der. 3- Sabah ezanında Esselatü hayrünminennevm okunduğunda (sadakte ve berirte )’’Doğru söylüyorsun’’ denir. 4- Ezanı dinleyen kişi cünüpte olsa ezanı içinden tekrar eder. Ancak aybaşı olan kadın tekrar etmez. 5- Ezanı dinleyen kişi elindeki işe ara verir. 6- Ezanın sonunda şu dua okunur.
EZANDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR 1- Ezan mutlaka Arapça okunmalıdır. Çünkü ezan Müslümanların birlik ve beraberlik sembolüdür. Eğer ezan ayrı dillerde okunursa birlik sağlanamaz. Türkün okuduğu ezanı arap anlayamaz. Müminler arasındaki birlik ve ahenk bozulur. 2- Ezanı Müslümanların sevip saydığı güvenilir, İslam ahlakı ile ahlaklanmış olanların okuması gerekir. Toplumun sevmediği , günahkar, kötü kişilerin okuduğu ezan Müslümanları toplama da başarısız olur. 3- Ezan okuyan kişinin sesi gür ve güzel olmalıdır. Güzel okunan ezan insanları cezp eder. Kalplerini yumuşatır. İslama ısındırır. Nitekim birçok hiristiyan,Yahudi ve benzeri dinlere mahsus birçok kişi ezandan etkilenerek Müslüman olmuşlardır. 4- Ezan ağır ağır, Kamet hızlı okunmalıdır. 5- Ezan okuyan müezzin teganni yapmamalıdır.( Harfleri yanlış okumamalıdır.) 6- Ezan okuyan müezzin verilen selamı almaz, konuşmaz. 7- Ezan ayakta okunmalıdır. 8- Ezan kıbleye karşı okunmalıdır. 9- Ezan abdesli olarak okunmalıdır. 10- Ezanı kadın veya çocuk okursa batıldır. Tekrar okunmalıdır. 11- Ezan namaz vaktinden önce okunduğunda tekrar edilmelidir. 12- Ezanı kafiri ve deli okursa batıldır. Tekrar okunmalıdır. 13- Ezan okuyan sarhoşun okuduğu batıldır. Tekrar edilmelidir.
VESİLE DUASI: "Allahumme Rebbe hazihi'd-dağveti't-tamme. Vesselatil gâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete veddereceter-refîğate. vebğashu makamen Mahmudenillezi veğadteh. İnneke lâ tühlifü'l-mîâd ANLAMI "Ey benim Allahım! Ey bu tam davetin ve vakti gelen, kılınacak olan namazın Rabbi. Peygamberimiz Muhammed (S.A.V)'e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et. O'nu kendisine va'dettiğin Makam-ı Mahmud'a eriştir. Muhakkak Sen va'dinden dönmezsin." HADİS:"Kim ezanı işittiği zaman, Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allahım Muhammed (s.a.v)'e vesileyi ve fazileti ver. O'nu kendisine va'dettiğin Makam-ı Mahmud'a ulaştır, diye dua ederse kıyamet gününde o kimseye şefaatim vacip olur." (Buhari)

YUSUF TUNA HAYATI VE ŞİİRLER

YUSUF TUNA HAYATI VE ŞİİRLERİ 1961 yılında Muğla ilinin Fethiye ilçesine bağlı Yanıklar köyünde doğdum.Sonra Kargı Köyüne yerleştik.İlkokulu Kargı ilkokulunda,Orta okulu Fethiye Orta Okulunda,Liseyi Fethiye Lisesinde okudum.Kastamonu Eğitim Yüksek Okulunu 1983 yılında bitirdim.1984 yılında öğretmen olarak göreve başladım.Otuz yıl çalıştıktan sonra emekli oldum.Şimdi Muğla ili,Fethiye ilçesi Kargı mahallesinde ikamet etmekteyim. Halen şiir yazmaya devam ediyorum. Şiirlerimde vatan,millet,din aşkı ile insan sevgisi,tabiat ve Hak sevdasını işlemekteyim. Evli olup Hasan Alper,Aybike Gökçen ve Amine Hilal adlarında üç çocuğum vardır. Herkese gönülden saygı,sevgi ve muhabbetlerimi sunarım.Esselamü Aleyküm. Eserleri Bu memleket bizim-şiir. Düşünce harmanında sevda şiirleri-şiir. Gönül sohbetleri-şiir. Eren Dağı-hikaye. Fethiye yörük obası-araştırma. Hikmetli ve güzel sözler-araştırma. İşte hayatım-Hatırat. Tuna ailesi soy kütüğü-araştırma. Destanlarla Muhabbet-Şiir. Eren Dağı-Denemeler. Sırr-ı Alem (Alemlerin Sırı)-Araştırma. İslam Ülkümüzdür Bizim-Dini şiirler. Molla Süleyman Oymağı-Roman. Türk Hakanları-Şiir. Hikmetli ve Güzel Sözler-Araştırma. Devlet-i Ebed Müddet Ülküsü-Araştırma. İşte Hayatım-Yusuf Tuna. Kızıl Elma-Şiir. Bir Ülkücü nasıl olmalıdır?-Araştırma. Yaşanmış çocukluk ve Gençlik Hikayeleri-Hikaye. Resimlerle Yusuf Tuna Şiirleri.İnsan yaptığını mutlaka çeker İÇİNDEKİ ŞİİRLER 1-) BÜYÜKLERE SAYGI GÖSTERMELİYİZ 2-) VATAN ŞAİRİ MEHMET AKİF ERSOY 3-) KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ BÜYÜKTÜR 4-) TEMİZ OLALIM TEMİZLİK İMANDANDIR 5-) AİLE SEVGİ ÜZERİNE KURULUR 6-) DİN SAMİMİYET DEMEKTİR 7-) İSLAMI YAŞAYIP GÖÇENLER ÖLMEZ 8-) ÇANAKKALE GEÇİLMEZ 9-) AY YILDIZI BAYRAK HÜRRİYETİMİZ 10-) ABDEST BÜTÜN GÜNAHLAR TEMİZLER 11-) KURAN KULU HİDAYETE ERDİRİR 12-) GÜZEL SÖZLER SÖYLEYELİM 13-) AÇINMAYI ÇAĞDAŞLIK SAYANLAR VAR 14-) KURAN MÜMİNLER İÇİN BİR ŞİFADIR 15-) ADAMLIK CİNSİYETTE DEĞİL ŞAHSİYETTEDİR 16-) ANA GİBİ YAR VATAN GİBİ DİYAR OLMAZ 17-) ADAMIN ADAMI DEĞİL DAVANIN ADAMIYIM 18-) GÜZEL AHLAK SAHİBİNİ CENNETE GÖTÜRÜR 19-) ALLAHIN EN BÜYÜK VASFI MERHAMETLİ OLMAKTIR 20-) AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR

YUSUF TUNA,ŞİİRLERİ 2

ALLAHIN 99 İSMİNİ OKUYALIM Haydi Allah adını okuyalım, Gönüllere nakşedip dokuyalım: Dünyada Hak'kın sevgisini güden, O'nu sevmelidir yolundan giden. Acıyıp onlara merhamet eden, Canı can ile Er-Rahman’dır Allah.(c.c) Sevgisi ile gönüllere giren, Dünyada insana kol kanat geren. Merhamet ederek nimetler veren, Rızk sahibi Er-Rahim’dir Allah.(c.c) Gönülde müminlerin yari odur, Her şeyin tek sahibi,varı odur. Bu kainatın hükümdarı odur, Şahların şahı El-Melik’tir Allah.(c.c) Gücü ile hatadan uzak kalan, Kendini aczden münezzeh kılan. Her türlü eksiklikten uzak olan, Varlığı temiz El-Kuddüs’tür Allah.(c.c) Bizi selamete çıkarıp soran, Her halükarda gözetleyip gören. Cennette kullarına selam veren, Sevgi sahibi Es-Selam’dır Allah.(c.c) Gönlümüze iman ışığı katan, Sevgisi ile gönlümüzde yatan. Kullarını koruyup rahatlatan, Düze çıkaran El Mü’min’dir Allah.(c.c) Şu dünyada sevgisini arayan, İnsanları gözeterek koruyan. Varlıkları rahmetiyle bürüyen, Bu alemde El-Müheymin’dir Allah.(c.c) Hayatta varlıklar gibi ölmeyen, Dünyada yoktur gücünü bilmeyen. Mağlup edilmesi mümkün olmayan, En güçlü olan El-Aziz’dir Allah.(c.c) On sekiz bin aleme imza atan, Eksiği tamamlayıp değer katan. Her şeyi yaptırmaya gücü yeten, Bizi yaratan El-Cebbar’dır Allah.(c.c) Geleceği,zamanı,dünü gösteren, Seneyi,mevsimi,günü gösteren. Herkese büyüklüğünü gösteren, Şu cihanda El-Mütekebbir’dir Allah.(c.c) Sevgisini müminlere yar eden, Kötü kimseye dünyayı dar eden. Her varlığı,her şeyi yoktan var eden, Mülkün sahibi El-Halık’tır Allah.(c.c) Bütün eşyaları dengede tutan, Varlığıyla vücuda şekil katan. Her şeyi uygun şekilde yaratan, Yaratıcımız El-Bari’’dir Allah.(c.c) Tasvir ederek yüze bellik veren, Özüyle insana güzellik veren. Aleme değişik özellik veren, Güzel olan El-Musavvir’dir Allah.(c.c) Amel defteri günah ile dolan, İnsanlara kurtuluş yolu kılan. Affı ve mağfireti pek çok olan, Affedici El-Gaffar’dır Allah.(c.c) Bütün canlarla canı verip alan, Şu evrene gücünü hakim kılan. Dünyadaki her şeye galip olan, Her şeyi yapan El-Kahhar’dır Allah.(c.c) Çok fazla ihsan ederek canlara, Bol bol neler varsa verir onlara. Çeşitli nimetler verip bunlara, Hep bağışlayan El-Vahhab’tır Allah.(c.c) Varlıkların daima sırrına eren, İhtiyacı karşılayıp gören. Bütün mahlukatın rızkını veren, Rızık sahibi Er-Rezzak’tır Allah.(c.c) Bize şu dünyada kol kanat geren, Sevgiyle önümüzü açıp duran. Her türlü zorluğu kolaylaştıran, Darlıktan kurtaran El-Fettah’tır Allah.(c.c) Şu alemi yaratıp güzel kılan, Arşta her şeyin üstesinden gelen. Ebedi,ezeli,her şeyi bilen, İlmin sahibi El Alim’dir Allah.(c.c) Yüreğimize dar ederek bakan, Gönül bendinin setlerini yıkan. Dilediğine darlık verip sıkan, Gönül daraltan El-Kabıt’tır Allah.(c.c) Koca alemi genişletip geçen, Sevgiyle gönlümüze ışık saçan. Dilediğine bolluk verip açan, Kerem sahibi El-Basit’tir Allah.(c.c) Büyüklük taslayana ceza veren, Yukardan aşağı indirip seren. Alçaltıp dereceleri düşüren, Yere batıran El-Hafıd’dır Allah.(c.c) Sevdiği kimseyi yukarda tutan, Alemdeki her şeye gücü yeten. İnsanın derecesini yükselten, Yukarı çeken El-Rafi’dir Allah.(c.c) İstediğini görüp aziz kılan, Kalbi sevgiyle karıp aziz kılan, İnsana izzet verip aziz kılan, İzzet sahibi El-Muiz’dir Allah.(c.c) Şükretmeyen kimseyi bakir eden, Zillete düşürerek fakir eden. İstediğini hor ve hakir eden, Gücün sahibi El-Müzil’dir Allah.(c.c)
Çok mütevazi,engin olan O’dur, Yarattığına yangın olan O’dur. Varlığıyla çok zengin olan O’dur, Muhtaç olmayan El-Ganiyy’dir Allah.(c.c) Cümle varlığın sırrına eren O, Kulun önüne nimeti seren O. Dilediğine zenginlik veren O, Mustagni kılan El-Mugni’dir Allah.(c.c) Göklere bakıp ibret kapın diyen, Güzel olan şeyleri yapın diyen. Bazı şeylere müsaade etmeyen, Engelleyen O,El-Mani’dir Allah.(c.c) Dünyada derdimize dert katan O, Bize dert verip derman aratan O. Zarar verecek şeyi yaratan O, Hüsrana uğratan El-Darr’dır Allah.(c.c) Dertli kimselerin tabibi olan, Bütün gönüllerin habibi olan. Hayır ve hasenet sahibi olan, Menfaat veren El-Nafi’dir Allah.(c.c) Yedi göğü doldurup ta donatan, Her şeyi idare edip yöneten. Alemi nuru ile aydınlatan, Yüzelere nur veren El-Nur’dur Allah.(c.c) Hayatta canı tenden O’dur alan, İnsanlar ölür O’dur baki kalan. Kulları hayırla muvaffak kılan, Hidayet veren El-Hadi’dir Allah.(c.c) O,her daim var olan,silinmeyendir, O,kudreti sonsuz bilinmeyendir. Varlığının sonu bulunmayandır, Ebedi olan El-Baki’dir Allah.(c.c) Dertlilerin dermanı,tabibidir, O,cümle gönüllerin habibidir. Servetlerin hakiki sahibidir, Varlığı sosuz El-Varis’tir Allah.(c.c) Her şeyi hikmeti ile bitiren, Evrenin bile sonunu getiren. Alemi akibetine götüren, Nizam sahibi El-Raşit’tir Allah.(c.c) Şu dünyada Hak’kı örnek almayan, Yusuf bizleriz sabırı olmayan. İsyankar kuldan intikam almayan, Sabır sahibi Es-Sabur’dur Allah.(c.c)
Hayata nizam verip sahip olan, Aşkla müminlerin kalbine dolan. Her şey helak olunca geri kalan, Baki olan tek El-Ahir’dir Allah.(c.c) O hep sevgiyle gönüllerde kalan, Her şeyi münasip olarak kılan. Varlığı delillerle açık olan, İlim sahibi El-Zahir’dir Allah.(c.c) Aklın alır ise haydi kafa yor, İlmini akıl idrak edemez zor. Yüceliği gizli olan biri var, Şahların Şahı El-Batın’dır Allah.(c.c) Varlıklara sebep olan neden O, Ezelden gelip ebede giden O. Bu kainatı idare eden O, Muazzam olan El-Vali’dir Allah.(c.c) İsmini yazmış kalbimizle ele, Şanını anlatmak sığmıyor dile. Aklın mümkün gördüğü şeyden bile, Pek yüce El-Müteali’dir Allah.(c.c) Mesut olur Hak rızasını güden, Huzur bulur O’nun yolundan giden. İhsanla kullara iyilik eden, Nimeti bol El-Berr’dir Allah.(c.c) O’na sığınıp yalvaranı duyan, Tövbe edenleri günahsız sayan. İnsanın günahını bağışlayan, Hem affedici El-Tevvab’dır Allah.(c.c) Amel defterini tartarak duran, Adaleti ile hesabı gören. Günahkarlara cezasını veren, Celaliyle El-Muntekım’dır Allah.(c.c) Yaratacağı şeyi murat eden, Şekil verip insanı suret eden. İnsanları af ve mağfiret eden, Affı çok olan El-Afüvv’dür Allah.(c.c) Rahmeti bol olan,rahmetli olan, Merhametliden merhametli olan, Merhamet eden,pek şefkatli olan, Şefkat sahibi El-Rauf’tur Allah.(c.c) Her şeyi yoktan yarattığı gibi, Mülk O’nun,saltanat O’nundur tabi. Mülkün ebedi,ezeli sahibi, Arşın Sultanı,Malik’ül Mülk Allah.(c.c) Günü bölmüş gündüzle gece Mevla, Yarattığı kulu sever nice Mevla. Fazlı Kerem sahibi Yüce Mevla, Hem Zülcelali ve’l-ikram Allah.(c.c) Her şeyi nizam ile kılan Allah, Adaletin timsali olan Allah. Her işinde adalet olan ilah, Bize hükmeden El-Muksit’tir Allah.(c.c) İsterse kullarını sokar derde, İsterse gözlerine çeker perde. İstediğini istediği yerde, Toplayan O’dur,El-Cami’dir Allah.(c
Sevgisi ile gönlümüze giren, Her şeyi tayin edip onu gören. Her yarattığının rızkını veren, Her şeyi bilen El-Mukit’tir Allah.(c.c) Herkesin hayatını esas alan, Hatayı teferruatıyla bulan. Yaptığımızın hesabını bilen, Kafi olarak El-Hasib’tir Allah.(c.c) Azametle arzın velisi olan, Gönüllerin özde dolusu olan. Bütün uluların ulusu olan, Ulu Hünkarım El-Celil’dir Allah.(c.c) Bir çok işi kolay kılar zor olan, Varlığıyla gönlümüzde yar olan. Çok ikram edici lütufkar olan, İhsan sahibi El-Kerim’dir Allah.(c.c) Eşyanın tasarrufu katındadır, Keramet Allah’ın sıfatındadır. Kullar murakabesi altındadır, Düşünülen Rab, El-Rakib’dir Allah.(c.c) Her zamanda gönlümüze giren O, İnsanoğluna kol kanat geren O. Duamızı kabul edip veren O, Boş çevirmeyen El-Mucib’tir Allah.(c.c) Zikir etmeli ağızda dil olan, O’na iman eder esas kul olan. Lütfi keremi her zaman bol olan, İkram sahibi El-Vasi’dir Allah.(c.c) Alemdeki tüm sırları bilen O, Emri ilahi yerini bulan O. Bütün işleri hikmetli olan O, Kelam sahibi El-Hakim’dir Allah.(c.c) Canı veren de O,Alan da O’dur, İyi kulu sevip bulan da O’dur. Sevilmeye layık olan da O’dur, Cümle cihanda El-Vehud’tur Allah.(c.c) Var mı başka şöyle bak üstün olan? Şu cihanda başka yok üstün olan. Şanı ve şerefi çok üstün olan, Her şeye kadir El-Mecid’dir Allah.(c.c) Yoktan var edip insana veren can, Allah’ı ne güzel anlatır Kur’an. Ölüyü diriltip yerden çıkaran, Tekrar yaratan El-Bais’tir Allah.(c.c) Darda olan kimseye Hızır olan, Varlığının özüyle nazır olan. Her zaman her tarafta hazır olan, Lütfi Keremle El-Şehid’dir Allah.(c.c)
Her şeyi işitip özünü duyan, Dua edenlerin sözünü duyan. Arşta kulların niyazını duyan, Ve kabul eden El Semi’dir Allah.(c.c) Yaratmış olduğu varlığı tutup, Canlıların özüne sevgi katıp. Küreden zerreye kadar gözetip, Her şeyi gören El-Basir’dir Allah.(c.c) Her işte Allah rızasını güden, Yaptığında hikmet gözetip giden. Canla hikmet sahibine hükmeden, Hikmet sahibi El-Hakem’dir Allah.(c.c) Yarattığı kulu ele alarak, Düzenler her şeyi adil kılarak. Son derece adaletli olarak, Herkese adil olan El-Adl’dır Allah.(c.c) Bütün sırları, incelikleri bilen, En ince işi bile mamur kılan. Tek lütuf ve ihsan sahibi olan, Her şeyi bilen El-Latif’tir Allah.(c.c) Kulun günahını affedip silen, Sır olanın sırrını bile bulan. Her şeyin iç yüzünü görüp bilen, Haberdar olan El-Habir’dir Allah.(c.c) Zalim olanı huzurundan kovan, Yumuşak davranan kulları öven. Hilmi çok olup insanları seven, Aşkın sahibi El- Halim’dir Allah.(c.c) Bütün haşmetiyle aleme dolan, Kalbimizden geçeni bile bilen. Yücelerin bile yücesi olan, Azametiyle El-Azim’dir Allah.(c.c) O’nu dünyada çok sever kul olan, Bütün kalplerde sevgisi yol bulan. Bağışlayan,mağfireti bol olan, Affı çok seven El-Gafur’dur Allah.(c.c) Rızası için yapılanı duyan, Yapılan iyiliği sevip sayan. Ameli ziyasıyla karşılayan, Ve kabul eden El-Şekur’dur Allah.(c.c) Şu koca evrenden daha kocadır, O’nu hiç bir kimse bilmez nicedir? Yücelerden bile daha yücedir, Yüce Han olan El-Aliyy’dir Allah.(c.c) Orda ondan başka yok büyük olan, Kainattan bile çok büyük olan. Zatı ile bile pek büyük olan, En büyüğümüz El-Kebir’dir Allah.(c.c) Yapılan işleri özde arayan, Tafsilatıyla hıfzedip tarayan. Bizi afetle beladan koruyan, Merhametiyle El-Hafız’dır Allah.(c.c)
İlelebet varlığı baki kalan, Alemleri yerli yerince kılan. Mükemmel bir hayat sahibi olan, Diri olarak El-Hayy’dir Allah.(c.c) İnsan olur mu hiç O’nu bilmeyen? Yedi gök üstünde nuru solmayan. Her işi bilen evveli olmayan, İşi çeviren El-Kayyum’dur Allah.(c.c) Her şey oluverir dediği vakit, Melekler Kur'an okuduğu vakit. İstediğini istediği vakit, Hep hazır bulan El-Vacid’dir Allah.(c.c) Akıl sahibi, dehası bol olan, Koca alemde sahası bol olan. Kerem ve müsemahası bol olan, Şanı çok büyük El-Macid’dir Allah.(c.c) Evveli olmayan sonu gelmeyen, Zatıyla sıfattan ayrı kalmayan. Benzeri ile ortağı olmayan, Yalnız tek olan El-Vahid’dir Allah.(c.c) Sevgiyle bağrımıza saplanır ok, Muhtaçlığı olan biziz hem de çok. O’nun hiç bir şeye muhtaçlığı yok, Mülkün sahibi El-Samed’dir Allah.(c.c) Bedenlere ruh üfleyip can kılan, İstediğini dünyaya Han kılan. Can yaratıp muktedir insan kılan, Canları veren El-Kadir’dir Allah.(c.c) Her şeyi yaratıp yoktan vareden, Vahdet-i vücut O’nundur, O beden. Kuvvet ve kudrette tasarruf eden, Güç kaynağı El-Mukdedir’dir Allah.(c.c) Yüce Rabbim ile huzurlu duran, Her şeyi anlatıyor bize kur’an. Sevdiği kimseyi öne çıkaran, Öne alan El-Mukaddim’dir Allah.(c.c) Duymadığımız sözleri de duyan, Kurtuluşa erer sözüne uyan. İstediği kimseyi geri koyan, Tam bırakan El-Muahhir’dir Allah.(c.c) Kötü kimseye korku salan O’dur, Ebedde bile mutlak kalan O’dur. Her şeyden önce var olan hep O’dur, Ezelde bile El-Evvel’dir Allah.(c.c)
Cennette her şeyi muntazam kılan, Her zaman Vacib’ul vücud olan. Ol varlığı hiç değişmeden kalan, Arş-ı Alada El-Hakk’tır Allah.(c.c) Mümin olanın yükünü azaltan, Seven insanın işini düzelten. Tevekkül eden kimselere yeten, Müslüman dostu El-Vekil’dir Allah.(c.c) Her şeyi ölçüp tartar,kuvvetlidir. Arşı elinde tutar, kuvvetlidir. Her şeye gücü yeter, kuvvetlidir. Alem onundur, El-Kaviyy’dir Allah.(c.c) Malikil mülk olan bu Hak güçlüdür, Gücü her şeye yeter çok güçlüdür. Kimsenin gücü yetmez pek güçlüdür, Şanı büyüktür,El- Metin’dir Allah.(c.c) Hak kelamı kelamların üstüdür, Habibinin dostu O’nun dostudur. Seçkin kullarının dostu hep O’dur, Sevgisi ile El-Veliyy’dir Allah.(c.c) Dünyada rızası güdülür olan, Ancak kendine hamd edilir olan. Bütün varlığın diliyle öğülen, En büyük olan El-Hamid’dir Allah.(c.c) Yarattığının iyisini bilen, Göğün ve yerin kıyısını bilen. Bir bir her şeyin sayısını bilen, Namütenahi, El-Muhsin’dir Allah.(c.c) Koca dünyayı ayakta tutan O, Geceyi alıp gündüze katan O. Mahlukatı maddesiz yaratan O, Örneksiz olan El-Mubdi’dir Allah.(c.c) Şu on sekiz bin alemi şok edip, İstedikleri her şeyi çok edip. Yarattığı varlıkları yok edip, Tekrar yaratan El-Muid’dir Allah.(c.c) Yarattıklarına şan bağışlayan, Bize sağlık verip kan bağışlayan. Diriltip,dünyada can bağışlayan, İhya eden bir El-Muhyi’dir Allah.(c.c) Canlı olan mahlukatı öldüren, Öldüğünde gökyüzüne kaldıran. Azraile görevini bildiren, Ruhunu alan El-Mümit’tir Allah.(c.c)

YUSUF TUNA, ŞİİRLERİ 3

İÇİNDEKİLER 22-) ALEME NUR İLE MUHAMMED(SAV) 23-) OLMAMIZ LAZIM 24-) ALLAHA ŞİRK KOŞMAK EN BÜYÜK GÜNAH 25-) ŞEYH EDEBALİNİN OSMAN GAZİYE ÖĞÜDÜ 26-) YÜREKTE ATEŞ KÜLLENİR AHINDAN 27-) KÜFÜR İLE KİBİR 28-) ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER 29-) YÜCE ALLAH VARDIR VE BİRDİR 30-) ABDÜLHAMİD HANI TAKDİR ETMELİ 31-) ALLAHIM BAYRAKSIZ VATANSIZ BIRAKMA BİZİ 32-) ALLAHIN LÜTFÜ KEREMİ HERŞEYDEN ÜSTÜNDÜR 33-) VATAN EVLATLARINA SELAM OLSUN 34-) DUA İBADETİN ÖZÜDÜR 35-) AK AKÇE KARA GÜN İÇİNDİR 36-) ALLAH İÇİN ORUÇ TUTMAK GÜZELDİR 37-) İSLAM HOŞGÖRÜ VE SEVGİ DİNİDİR 38-) ADALETTE HZ ÖMER GİBİ OLMALI 39-) HEMEN KAPILMA ASLI İYİ OLSUN 40-) DOST OLARAK ALLAH BİZLERE YETER 41-) KANIMIZLA ÇİZDİK BİZ VATAN SINIRINI 42-) BÜLBÜL 43-) RAMAZAN BAYRAMI MÜBAREK OLSUN 44-) ZİKRİMİZ NE İSE FİKRİMİZ ODUR 45-) ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ 46-) ALEMLERE RAHMET HZ MUHAMMED 47-) ALLAHA KULLUK EDİN ANA BABAYA İYİLİK

YUSUF TUNA, ŞİİRLERİ 4

İÇİNDEKİLER 48-) ADEM İLE HAVVA ATAMIZ BİZİM 49-) AHLAK OLMAZ İSE İNSANLIK ÖLÜR 50-) AHLAKSIZLIĞIN İLACI BULUNMAZ 51-) ALLAH BİZLERE ORUÇ TUTUN DEMİŞ 52-) ALLAH HEP GÖNLÜMÜZE GÖRE VERSİN 53-) ONLAR İÇİN DÜNYA İKİ ADIMDIR 54-) ALLAH EVİMİZDEN BEREKETİ EKSİK ETMESİN 55-) ALLAHN EMRİ OLMADAN YAPRAK BİLE SALLANMAZ 56-) ALLAHIN İPİNE SARILIN 57-) ÇOK UYUMAK AHİRETİ ETKİLER 58-) BİZİM İÇİN VATAN NAMUS DEMEKTİR 59-) ZALİM OLAN İNSAN KORKAK OLUR 60-) İSTANBULU FETHEDEN ASKER NE GÜZEL ASKER 61-) KENDİNE DİKKAT ET DEMEDİ DEME 62-) VATAN NE YAPSIN VATANSIZA 63-) İYİLİK EDEN CENNETTE İYİLİK GÖRÜR 64-) YUSUF NEBİ GİBİ KUYUYA ATTILAR BİZİ 65-) ALLAH(CC) ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINDIR 66-) CÖMERTLİK CENNET AĞACININ DALIDIR 67-) AHİR ZAMANIN TAM ORTASINDAYIZ 68-) KIBLEMİZ GÖNÜLLER DEĞİL KABEDİR 69-) KİMİ KULA AŞIKTIR KİMİ HAKKA 70-) CUMA BİZLERİN HAFTALIK BAYRAMI 71-) GÖNLÜMÜZDE BİR GÜLDÜR PEYGAMBER 72-) ZENGİN OLUP GÖNÜ FAKİR OLANI HAK SEVMEZ 73-) ARAFATTA VAKFE DURDU HACILAR 74-) KİME İYİLİK YAPSAM KÖTÜLÜK GÖRDÜM 75-) MİLLİ DEĞERLERİ YARINA AKTARMAK GEREK 76-) ALLAHA ŞÜKREDİN 77-) BOY ABDESTSİZ GEZMEYELİM

T İLE BAŞLAYAN, GÜZEL SÖZLER

T İle Başlayan Güzel Sözler Tembellik hür adamı esir yapar. Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin. Tam öğrenme sıfıra yakın öğrenmedir Tevekkelin gemisi batmaz. Tarih değil, yanlışlar yinelenir Testiyi kıran da bir, suyu getiren de. Tevekkül, insanların elinde bulunana umut bağlamamaktır. Teşbihte hata olmaz. Tereciye tere satılmaz. Tabak sevdiği deriyi yerden yere çarpar. Terazi tartıyla, her şey vaktiyle. Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır. Temiz iş altı ayda çıkar. Tencere dibin kara, seninki benden kara. Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz. Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın. Tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Tek kanatla kuş uçmaz. Tarlaya saban, sürüye çoban. Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak durur. Taş düştüğü yerde ağırdır. Tavşanı tazı tutar, çalımı avcı satar. Taşıma su ile değirmen dönmez. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin. Tatlı söz dinletir, tatsız söz esnetir. Tatlı tatlı yemenin, acı acı geğirmesi olur. Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığı. Tövbe etmek isteyip de edemeyenler helak oldular Terzi kendi söküğünü dikemez. Türkçe,türküm diyen ve her yönüyle, her şeyden önce Türkçe konuşandır. Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var. Toplum kendinden olana ,kendine benzeyene sürekli saygı duyar. Tevekkülden habersiz olmak manevi açlığa,manevi azlık ruhsal yalnızlık ve dengesizliğe neden olur. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları sürece de çalışkandırlar Tarih,insanın geçmişini ve dolayısıyla kendini arayışının ilmidir.Tarih,hz.adem a.s.’dan günümüze insanın serüvenidir Tövbesizlik fert fert,kavim kavim,millet millet bela ve musibeti zeker.Günah,kalpleri karartır.Kalpleri karartan günah belayı da çeker.

U İLE BAŞLAYAN, GÜZEL SÖZLER

U İle Başlayan Güzel Sözler Umut, çalışkanların rüyasıdır. Unutulanlar, unutanları asla unutmaz. Uyuyan yılanın kuyruğuna basma. Ucuz satan yalnız kendisi kazanır, ucuz alanın yalnız kendisi kaybeder Utanma pazar, dostluğu bozar. Unuttum demek bile onu hatırlamaktır… Ustanın çekici bin altın. Uyanık tek adam, uyuyan binlerce kişiden daha kuvvetlidir. Umut, fakirin ekmeğidir. Ucuz etin yahnisi yavan. Umut küçük çocukların hevesi gibidir. Bir gelir, bir kaybolur! Ummadığın taş baş yarar. Ucuz alan pahalı alır. Umudum yerin dibine girmeye hazırlanırken, tam o esnada yaktığın her ışığın hakkını ödeyebilcek misin? Ulular köprü olsa basıp geçme. Umut ettiğim şey senin beni sevebilme ihtimalinin bitmemesidir işte bu kadar umut susuzum sana karşı. Ulu sözü tutmayan ulur. Umutlar insanların hayatını güçlendirir umut olmadan yaşam zevksiz olur.. Ulu sözü dinlemeyen, uyuyakalır. Umudunu yitirdiğin anda yaşamak sadece formalitedir. Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti. Umuda kurşun sıksan da gülüm umuda Kurşun işlemez gülüm… Ucuz etin yahnisi yenmez. Umut demek umutsuz kaldığın anda umut ışığını görmek için çaba göstermektir.

V İLE BAŞLAYAN, GÜZEL SÖZLER

V İle Başlayan Güzel Sözler Vur dedik, öldürdü. Verirsen doyur, vurursan duyur. Veren eli herkes öper. Vakit nakittir. Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud. Vakitsiz öten horozun başını keserler. Vermemiş mabut, neylesin Mahmut. Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi. Verirsen veresiye, batarsın karasuya. Var ne bilsin yok halinden. Veripte kötü olacağına, vermeyipte kötü ol. Var varlatır, yok söyletir. Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak yeğdir. Varını veren utanmamış. Varsa hünerin, var her yerde yerin; yoksa hünerin, var her yerde yerin! Veresiye şarap içen, iki kez sarhoş olur. Varsa pulun, herkes kulun; yoksa pulun, dardır yolun.

Y İLE BAŞLAYAN, GÜZEL SÖZLER

Y İle Başlayan Güzel Sözler Yaptığın kadar insansın Yenileceğinden korkan daima yenilir. Yükselmede son basamak önemli olma isteğidir. Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder. Yabancı dilde eğitim yaptırdığın zaman insanlar düşünemez duruma gelir Yarım elma, gönül alma. Yanlış bir yanıt verme korkusu, yanıttaki yanlıştan daha çok utanılacak bir eylemdir Yardımcının yardımcısı olur. Yanlış yapan yanlışını kabul etmediği sürece kendisinden başka herkesi suçlar Yarası olan gocunur. Yaptığın şeylerin pişmanlığı zamanla geçer ama yapamadığın şeylerin pişmanlığı hiç bir zaman geçmez.. Yaralı tavşana sıkı atılmaz. Yararlı insanlarla birlikte olanlar onların yararlarını görürler ve bu bereketle yararlılardan olurlar Yara, sıcakken sarılır. Yardim almaya alışanlar emir almaya da alışırlar Yar, yıkıldığı gün tozar. Yargılamayın ki yargılanmayasını Yapı taşı, yapıdan kalmaz. Yardım, tıpkı çiçekler gibidir. Ne kadar tâze ise insanları o kadar memnun eder Yanlızlık Allah’a mahsustur. Yaşam,yenilgiler ve zaferler arasında engebeli bir yoldur Yanlız taş duvar olmaz. Yaşam,sizi mutlu edecek şeyleri seçme işinden başka bir şey değildir. Yanlız öküz, çifte koşulmaz. Yaşamlarını güzel yaşayan insanlar, öldükten sonra da arkalarında güzellikler bırakan insanlardır Yanlız kalanı kurt yer. Yaşam bir dizi soru sorma ve yanıtlama işidir. Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Yaşam, senin eylemlerinin bir aynasıdır. Yalancının şahidi şıracı olur. Yaşamak için kazanmak,kazanmak için çalışmak,çalışmak için de nefes alacağız. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yazmak süreklilik isteyen bir iştir. Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış. Yöntemsiz başarım olmaz Yalancı kim? İşittiğini söyleyen. Yağına kıymayan, çöreğini yavan yer. Yakın dost hayırsız akrabadan yeğdir. Yağmur tavına ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez. Yağmurlu gün tavuk su içmez. Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi halini bilse hoş değil mi?

Z İLE BAŞLAYAN,GÜZEL SÖZLER

Z İle Başlayan Güzel Sözler Zor kazanılan kolay kaybedilmez Zenginin gönlü olana kadar, fakirin canı çıkar. Zamanını kovalamayan er geç yolunu şaşırır Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar. Zeka, bir insanın yaşamsal olarak sahip olduğu zihinsel kapasitedir. Zırva tevil götürmez. Zihin mükemmel bir hizmetkar, ancak berbat bir efendidir. Zenginlikle sıcaktan zarar gelmez. Zihin, kas gibidir. Kullan ya da kaybet. Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar. Zaman sana uymazsa, sen zamana uy. Zor is, zamanında yapmadığımız kolay islerin birikmesiyle oluşur. Zenginin malı, fakirin dölü kıymetli olur. Zorluklara tahammül eden kimse kolaylıkla karşılaşır. Zenginin malı, fakirin ağzını yorar. Zorluklar, başarının değerini artıran süslerdir. Zenginin kağnısı dağdan aşar, fakirin eşeği düz yolda şaşar. Zaman gösterir ki, aramızda en inatçı olanlar en zeki olanlardır. Zenginin horozu bile yumurtlar. Zaman, kolay elde edilen ve ucuz olan şeyleri siler. Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz. Zamanın, kime dost, kime düşman olacağı bilinmez. Zenginin ayakucunda uyuyacağına, fakirin başucunda uyu. Zaman varken akıl yoktur. Akıl varken zaman yoktur. Zengin giyerse “sağlıcakla”, fakir giyerse “nereden buldun ki!” derler. Zalimlerin saklanacak yeri yok. Eninde sonunda vicdanları onları bulacaktır. Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır. Zamana bırakalım her şeyi’ dedi. Ya beni kime bırakacaksın, dedim sustu. Bir daha öldüm. Zengin adam, elindeki kendine yeten adamdır. Zaman değilmiş gideni geri getiren, aslında zamanmış, var olanı götüren. Zemheriden sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez. Zahirenin ambarı sabanın ucundadır. Zararın neresinden dönülse kardır. Zahmetsiz rahmet olmaz.

I-İ İLE BAŞLAYAN, ATASÖZLERİ

I-İ İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ I Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları Irak yerin haberini kervan getirir: Erişemediğimiz şeyle aramızdaki ilişkiyi bir aracı sağlar. Irmak kenarına çeşme yapılmaz: Zaten var olan ve herkesin işine yarayan bir şeyin yanına aynı işi görmek üzere benzerini yapmak boşunadır. Irmaktan geçerken at değiştirilmez: Bir yöntemden başka bir yönteme geçiş tehlikeli bir durum veya zamanda yapılmamalıdır. Irz insanın kanı pahasıdır: İnsan ırzını, namusunu korumak için canını feda eder. Isıracak it (köpek) dişini (dişlerini) göstermez: Kötülük edecek kimse önceden haber vermez, belli etmez. Isıramadığın (bükemediğin) eli öp başına koy: Düşmanını yenemiyorsan ona hoş görünmeye çalışarak kötülüğünden kendini koru. Isırgan ile taharet olmaz: Kötü kişiden iyilik beklenmez. Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz: Daha önce bir zarara uğramış kimse, kendisine aynı zararı verecek şeyden korkmaz. Ismarlama hac, hac olmaz: Kişi, kendisi yapması gereken bir işi başkasına yaptırmamalıdır. İ Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları İçi beni yakar, dışı eli (seni) yakar: Dış görünüşü ile başkalarının hoşuna giden bir şeyin veya durumun gerçekte kötü yönleri olabilir. İki arslan bir posta sığmaz: Bir ülkede iki baş egemen olamaz. İki at bir kazığa bağlanmaz: Ayrı ayrı düşünceleri ve kişilikleri bulunan iki kişi bir arada yaşayamaz, bir işi birlikte yapamazlar. İki baş bir kazanda kaynamaz: Ayrı ayrı düşünceleri ve kişilikleri bulunan iki kişi bir arada yaşayamaz, bir işi birlikte yapamazlar. İki cambaz bir ipte oynamaz: Kurnazlıkta eşit olan iki kimse birbirlerini aldatamaz. İki deliye bir uslu koymuşlar: Birbirleriyle anlaşamayan, kavga eden iki kişinin arasını bulacak bir akıllının olması gerekir. İki dinle bir söyle: Çok konuşmak doğru değildir. İki el bir baş içindir: Ancak kendi geçimini sağlayabilenler, başkalarına yardım edecek bir durumda değildir. İki emini bir yemin aralar: Birbirinin doğruluğuna güvenerek birlikte iş yapmakta olan iki kişiden biri, hile yapmadığına arkadaşını inandırmak için yemin ediyorsa artık güven bozulmuş demektir, ayrılmaları gerekir. İki gönül bir olunca samanlık seyran olur: Birbirini sevenler için zenginlik önemli değildir. İki kaptan bir gemiyi batırır: Bir işi iki kişi yürütemez. İki ölç, bir biç: Bir iş yaparken ayrıntıları ve sonuçları iyice düşünülmelidir. İki testi tokuşunca biri elbet kırılır: Kavgaya tutuşan iki kişiden biri elbette yenilir ve zarara uğrar. İlk vuran okçudur: Amaca başkalarından önce ulaşan, işinin ehlidir ve kazançlı çıkar. İnsan (adam) kıymetini insan (adam) bilir: Bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak o konuda uzmanlığı olanlar bilir. İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar: Birçok hastalık insana ayağını üşütmesi, ata da tırnağı yoluyla gelir. İnsan beşer, kuldur şaşar: Kişinin zaman zaman şaşırmasını, yanılmasını hoş görmek gerekir. İnsan çeşit çeşit, yer damar damar: Toprağın her kesimi ayrı ayrı nitelikler taşıdığı gibi insanlar da birbirlerinden farklı özelliklere sahiptirler. İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde: İnsan doğduğu yeri değil geçimini sağladığı yeri yurt edinir. İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur: Kişinin çocukluğundaki huyları, özellikleri yaşlılığında da değişmez. İnsan yükü (eti) ağırdır: 1. Hiç kimse başka bir kimseye yük olmamalıdır. 2. Yatalak insanı kaldırmak, yatırmak güçtür. İnsanın (adamın) alacası içinde, hayvanın alacası dışındadır: Hayvanların işe yarayıp yaramayacakları görünüşlerinden belli olur ancak insanların kötü huylu olup olmadıkları dışarıdan anlaşılamaz. İnsanın adı çıkacağına canı çıksın: İnsanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir. İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez; tatlı dilinden başka nesi var: İnsan kendisini ancak tatlı diliyle sevdirebilir. İp inceldiği yerden kopar: Bir durum, en çürük yerinden patlak verir. İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar: Kişi kiminle arkadaşlık ederse ondan kendisine birtakım huylar geçer. İstediğini söyleyen istemediğini işitir: Bir kimseye hakaret etmek, ağır sözler söylemek doğru değildir, o da ağır sözlerle karşılık verir. İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara: Birinden bir şey isteyen utanır ancak isteği yerine getirmeyen daha çok utanmalıdır. İş amana binince kavga uzamaz: Kavga edenlerden biri aman dilerse çekişme sona erer. İş bilenin kılıç kuşanın: Her şey, onu gereği gibi kullanmasını bilene yakışır. İş insanın aynasıdır: Bir kimsenin nasıl bir kişi olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. İşine hor bakan boynuna torba takar: İşini küçümseyen kişi istediği gibi para kazanamaz ve sonunda dilenci olur.

K İLE BAŞLAYAN, ATASÖZLERİ

K Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz: Hiç kimse suçlu olduğunu kabul etmek istemez. Kaçan balık büyük olur: Elden kaçırılan fırsat gözde büyütülür. Kaçanı kovmazlar, yıkılanı vurmazlar: Kaçan bir düşmanı kovalayıp ezmeye çalışmak mertliğe yakışmaz, âciz olduğunu göstereni de vurmak insanlık değildir. Kaçanın anası ağlamamış: Tehlikeden kaçan kazançlı çıkmış. Kader olmayınca kadir bilinmez: Kişi talihsiz ise ne kadar iyi insan olursa olsun, değeri bilinmez. Kadı anlatışa göre fetva verir: Haksız kişi, olayı kendisini haklı gibi göstererek anlatırsa dinleyen ona hak verir. Kadı kızında bile kusur olur: Üzerinde durulmaya değmeyecek kadar küçük bir kusurdur. Kadının fendi, erkeği yendi: Kadınlar kurnazlıkta erkeklerden üstündürler. Kalaylı bakır küflenmez: Temizliğini herkesin bildiği kişi ve iş lekelenemez. Kalbin yolu mideden geçer: Bir kimsenin sevgisi kazanılmak istendiğinde ona güzel yiyecekler ikram edilmelidir. Kalın incelene kadar ince süzülür: Bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir. Kalıp kıyafetle adam adam olmaz: Gösterişli bir vücut, iyi bir giyim kuşam, kişiye insanlık değeri kazandırmaz. Kalp kalbe karşıdır: Sevgi karşılıklıdır. Kalp kazanır, kaltaban gönenir: İş becerme yeteneği bulunmayan kişi, düzenbazın kendisine yutturduğu şeyi kazanç sanır. (kalp: Gösterişli ama işe yaramaz kişi. kaltaban: Düzenci. gönenmek: Mutlu olmak.) Kalpten kalbe yol vardır: Sevgi karşılıklıdır. Kanaat gibi devlet olmaz: Elindekiyle yetinmesini bilen kişi yokluk nedir bilmez. Kanatsız kuş uçmaz: Gereken koşullarla donanıp güçlenmeyen kişi amacına ulaşamaz. Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar: Kötülük, kötülük yapılarak düzeltilmez ancak iyilik yapılarak ortadan kaldırılır. (yumak: Yıkamak) Kanlı gömlek gizlenmez: Bazı kötü şeylerin gizlenmesi mümkün değildir. Kâr, zararın kardeşidir (ortağıdır): Ticarette sadece kâr etmek düşünülmez, zarar da edilebilir. Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz: Elverişli bir ortamda çoğalan şeyler, ortam elverişliliğini yitirince yok olur. Kar susuzluk kandırmaz: Gerçek gereksinimler, avutucu, oyalayıcı şeylerle karşılanmaz. Kara gün kararıp kalmaz: İnsanın sıkıntılı zamanı sürüp gitmez, arkasından iyi günler de gelir. Kara haber tez duyulur: Ölüm gibi kötü haber çabuk yayılır. Kara yaslanma kar erir, ere yaslanma er ölür: İnsan başkalarından gelecek olan desteğe çok güvenmemelidir. Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu: Bir şeye tam güvenmeyip ileride ne olacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığı durumlarda kullanılan bir söz. Karaya sabun, deliye öğüt neylesin: Özü bozuk olan şey, düzeltme çabalarıyla iyi duruma getirilemez. Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış: Kardeşler ne kadar geçimsiz olsalar da kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler. Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister, ne onduğunu: Kardeş, kardeşe zarar gelmesini istemez ama onun kendisinden üstün durumda olmasını da kıskanır. (onmak: Daha iyi duruma gelmek) Kardeşim olsun da kanlım olsun: Kendisine çok büyük kötülük de yapsa insan kardeşinden vazgeçemez. Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış: Görgüsüz kişi, görgülü kişinin yaptığını yapmaya kalkışırsa beceremez, kendisinin doğal davranışını da yitirir, gülünç duruma düşer. Karga mandayı babası hayrına bitlemez: Bir kimse başkasına hizmet ediyorsa bunda kendisinin de çıkarı vardır. Karı koca bir sözle yakın, bir sözle uzaktır: Bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sözle karı koca olurlar, böyle bir bağın kalmadığını bildiren bir sözle de yabancı olurlar. Karınca, zevali gelince kanatlanır: Kişi durumunun gereklerine aykırı taşkınlıklarda bulunursa artık düşecek demektir. (zeval: Yok olma.) Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar: Kişi çalışıp kazanabildiği zamanı boş geçirmemeli, çalışamayacağı günler için geçimini sağlayacak varlık edinmelidir.

M-N İLE BAŞLAYAN, ATASÖZLERİM

M-N İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİM Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları Mahkeme kadıya mülk değil: Hiç kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalamaz. Mal adama hem dost, hem düşmandır: Malın insana yararı olduğu gibi zararı da vardır. Mal canı kazanmaz, can malı kazanır: İnsan mal kazanacağım diye sağlığını tehlikeye atmamalıdır. Mal canın yongasıdır: İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar. Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan: Bu dünya gelip geçicidir, mala mülke fazla değer vermemek gerekir. Mal melameti örter: Zenginlik, kişinin ayıplarını, kusurlarını kapatır. Malı ongun olanın adı angın olur: Malından çok ürün alan kişinin adı her yerde anılır. (ongun: Bol / angın: Çok anılan, ünlü) Malın iyisi boğazdan geçer: Kişinin, yiyemediği malının bir değeri yoktur. Malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın:Çiftçinin toprağı suya ne kadar yakınsa değeri o kadar çok olur; bakımı, ürünün güvenliği ve eve kolay taşınabilmesi bakımından toprağın eve yakın olması daha da önemlidir. Malını yemesini bilmeyen zengin, her gün züğürttür: Züğürt, yokluk içinde bulunduğundan yiyemez, varlık içinde olduğu hâlde yiyemeyen de bunun gibidir. Mart ayı dert ayı: Mart ayında havalar sık sık değiştiği için insan kendisini koruyamaz ve hasta olur. Mart çıkmadıkça dert çıkmaz: Kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez. Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır: Mart ayındaki şiddetli soğuklarda insanlar ellerine geçen her şeyi yakmak zorunda kalırlar. Mart kuruluk, nisan yağmurluk: Herkes, ortam ve koşulların işine uygun olmasını bekler veya ister. Martta yağmaz, nisanda dinmezse sabanlar altın olur: Kara kışta kar yağar, martta yağış olmaz, nisanda da çok yağmur yağarsa o yıl bol ürün alınır; çiftçinin yüzü güler. Maşa varken elini ateşe sokma: Başka birine yaptırabileceğin tehlikeli işe kendin girişme. Mayasız yoğurt tutmaz: Çok para kazanabilmek için az da olsa elde bir sermaye olması gerekir. Mazlumun ahı, indirir şahı: Zulüm gören kimsenin bedduası tutar. Mazlumun ahı yerde kalmaz: Zulüm gören kimsenin bedduası tutar. Meramın elinden bir şey kurtulmaz: Bir şey yapmaya azmeden ve ona dört elle sarılan kişi, kesinlikle başarıya ulaşır. (meram: İstek, amaç, gaye) Merdiven ayak ayak (basamak basamak) çıkılır: En yüksek mevkiye yavaş yavaş yükselerek çıkılır. Merhametten maraz doğar (hasıl olur): Kimi kişiler, kendilerine acıyıp iyilik edenlerin başını derde sokarlar veya bu iyiliği kötüye kullanırlar. Mermer iyi taştan, iyilik iki baştan: Birbiriyle ilişkileri bulunan iki kişinin iyi geçinebilmeleri için yalnızca birinin iyi olması yetmez. Meyve veren ağaç taşlanır: Bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır. Meyveli ağacı taşlarlar: Bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimselere genellikle sataşılır. Mezar taşı ile övünülmez: Kişi, geçmişteki atalarıyla değil, ancak kendi değeri ile övünebilir. Mızrak çuvala sığmaz (girmez): Herkesin gözü önündeki gerçekler örtbas edilemez. Minare de doğru, ama içi eğri: Doğru görünen nice kişiler vardır ki içyüzlerini bilenlerden nasıl düzenbaz oldukları öğrenilir. Minareyi çalan kılıfını hazırlar: Kolay kolay gizlenemeyecek denli büyük bir suç işleyen kişi, bunun ortaya çıkmaması için gereken önlemleri daha önce alır. Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır (bitti beller): Değerli, önemli hiçbir iş yapmamış olanlar, yapılmış olan büyük, önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanırlar. Miras helal, hele (ele) al demişler: Miras, alabildiği takdirde mirasçının hakkıdır. Miri malı balık kılçığıdır, yutulmaz (balık kılçığı gibi boğazda kalır): Devlet malını kendine mal etmek çok zordur. Birçok engeller buna olanak vermez. Verse de bu mal rahatça kullanılamaz ve günün birinde hesabı sorulur. Misafir ev sahibinin (bağlı) kuzusudur: Konuk; yemek, gezmek, eğlenmek, yatmak vb. konularda ev sahibinin çizdiği programa uymak zorundadır. Misafir kısmeti ile gelir: Ev sahibi konuğu yük saymaz. Konuğun geldiği evde ya yiyecek bulunur ya da beklenmedik bir yerden o sırada yiyecek gelir. Misafirin kısmetini Tanrı’nın göndermiş olduğuna inanılır. Misafir misafiri (dilenci dilenciyi) istemez (sevmez), ev sahibi ikisini de: Misafir, gittiği yere başka bir misafirin gelmesini istemez. İster ki bütün ağırlamalar yalnız kendisi için olsun. Ev sahibi ise her misafire ayrı ayrı hizmet etmeyi borç bilir, ama hiç misafir gelmese de rahatım bozulmasa diye düşünür. Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu (evde) bırakır: Tanrı, konuğun yediğinden kat kat fazlasını, konuk ağırlıyor diye, ev sahibine verir. Misafir umduğunu değil bulduğunu yer: Konuk, ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram etmesini bekleyebilir ama ev sahibi ancak evinde olanları ikram edebilir.

O- Ö İLE BAŞLAYAN, ATASÖZLERİ

O- Ö İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ O Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları Oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası: Eve gelin geldikten sonra oğlanın anası kapı dışarı edilecek gibi görülür. Kızın anası ise baş köşeye oturtulur. Oğlan atadan (babadan) öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi: Erkek çocuk, erkeklerin yapması gereken şeyleri babasından, kız çocuk da kadınların yapması gereken şeyleri annesinden öğrenir; anne ve baba bunları bilmiyorsa çocuktan böyle şeyler beklenemez. Oğlan dayıya, kız halaya çeker: Oğlan çocuğun yüzü de, huyu da dayısına, kız çocuğununki ise halasına benzer. Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün: Doğacak çocuğun oğlan olması istenir. Kız olması istenmez. Onun için oğlan doğuran ana sevinir; kız doğuran ana üzülür. Oğlan doğurdum, oydu beni; kız doğurdum, soydu beni: Erkek çocuklar, yaramazlıklarıyla, haylazlıklarıyla, ana-babayı üzerler. Kız çocuklar ise giyime, süse düşkün olduklarından ana-babalarından sürekli para çekerler. Oğlan doğur, kız doğur; hamurunu sen yoğur: Ana-baba özveriyle çocuk yetiştirirler. Ancak çocukların kendilerine pek yardımı olmaz. Oğlan yetir, kız yetir; ağır yükü sen götür: Çocuk büyütmek, evi yönetmek hep annenin görevi olduğundan anne olmak kolay iş değildir. Oğlanınki oğul balı, kızınki bahçe gülü: Torun, oğlandan olursa oğul balı, kızdan olursa bahçe gülü diye sevilir. Oğlum deli malı neylesin, oğlum akıllı malı neylesin: Çocuk akıllı ise babasından mal kalsın diye beklemez, malı kendisi kazanır; akılsızsa babası ne kadar çok mal bırakırsa bıraksın, değerini bilmez ve onu kısa zamanda bitirir. Oğlumu (evladımı) ben doğurdum amma gönlünü ben doğurmadım: Bir kimse evladına emredip birçok şey yaptırır ancak onun gönlüne hükmedemez. Olacakla öleceğe çare bulunmaz: İnsanın alnına yazılmış olan şeyler önlenemez. Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar: Zengin, giyinir, kuşanır, istediği gibi yaşar; fakirse yoksulluğun acısını çeker. Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz: Hiçbir şey için olmaz deme. Dünyada olmayacak şey yoktur. Olsa ile bulsayı ekmişler, yel ile yuh bitmiş: Şu iş şöyle olsa, bu iş böyle olsa diyerek istediğimiz sonuca varamayız, elde etmek istediğimiz sonucu istekle değil çalışmakla gerçekleştirmeliyiz. Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş: Şu iş şöyle olsa, bu iş böyle olsa diyerek istediğimiz sonuca varamayız, elde etmek istediğimiz sonucu istekle değil çalışmakla gerçekleştirmeliyiz. Onmadık hacıyı deve üstünde (Arafat’ta) yılan sokar: Amacını gerçekleştirmesi mümkün olmayan kişinin karşısına, hatır ve hayale gelmeyen ve yenilemeyen engeller çıkar. (onmadık: Talihsiz, bereketsiz) Onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar: Zamanında olduğunda büyük yarar sağlayacak bir durum, zamanı geçtikten sonra gerçekleşirse zarar bile verebilir. (onmadık: Bereketsiz, talihsiz) Ortaklık öküzden, başlı başına buzağı yeğdir: Kişinin malı çok ama bunlar ortak malıysa yalnız kendisine ait azıcık malı bulunması daha iyidir. Otu çek, köküne bak: Kişinin kimliğini öğrenmek için soyunu sopunu bilmek gerekir. Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır: Bir ağızdan çıkan söz, başkalarının ağzına geçer, her tarafa yayılır. O HARFİ İLE BAŞLAYAN GÜZEL SÖZLER Okur, düşünürken okur, okurken düşünür Olacak oğlan gelişinden belli olur. Okuma bir düşünme ve bilgi edinme eylemidir Oynayamayan gelin; “Yerim dar.” der. Okumak, bilgiye giden en kısa yoldur Oynayacak adam, kağnı gıcırtısında da oynar. Olanak rüzgar gibidir, gerçekten yakalayamazsan ardına düşme. Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır Olasılıkların cetvelinde yenilgiler de vardır Otu çek, köküne bak. Oduncunun gözü onçada, dilencinin gözü çömçede. Ot kökü üstünde biter. Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar. Oğlan babadan öğrenir meclis gezmeyi, kız anadan öğrenir sofra yazmayı. Ortak atın beli sakat olur. Oğlan yemiş oyuna, çoban yemiş koyuna gitmiş. Olsayı bulsaya vermişler hiç doğmuş. Oğlanın şaşkını, babasının zenginliğini metheder. Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz. Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş. Olmayacak duaya amin denilmez. Olacakla öleceğe çare bulunmaz. Oynamasını bilmeyen gelin “yerim dar” demiş; yerini genişletmişler; “yerim dar” demiş. Olgun bir insanı dost edinmek isterseniz tenkit edin, basit bir insanı dost edinmek isterseniz, methedin

P-R İLE BAŞLAYAN, ATASÖZLERİ

P-R İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ P Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları Paça ıslanmadan balık tutulmaz: Hiçbir nimet zahmet çekilmeden, özveriye katlanılmadan elde edilemez. Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar: Kendisinden çekinilen kimsenin yüzüne karsı kimse ağız açmaz da en güçlü kimsenin bile arkasından herkes düşmanlık gösterilerinde bulunur. Papaz her gün pilav yemez: 1. Bir insanı hep aynı hileyle kandıramazsın. 2. İnsan zaman zaman değişiklik ister. 3. Her zaman aynı fırsat ele geçmez. Para ile imanın kimde olduğu bilinmez: Kimin ne kadar parası bulunduğunu, kimin ne kadar Tanrı’ya yakın olduğunu kimse bilemez. Para isteme benden, buz gibi soğurum senden: Kişi, kendisinden para isteyen kimseden artık uzak durmak ister. Para parayı çeker: Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır. Para peşin, kırmızı meşin: Her işin karşılığı anında ödenmelidir. Paran çoksa (borcun yoksa) kefil ol, işin yoksa şahit ol: Tanıklık boş oturan kimselerin, kefillik ise parası çok olan kimselerin işidir. Paran gitti mi diye sormazlar, isin bitti mi diye sorarlar: Yapmak istediğin işi yapabildinse bu uğurda harcadığın paralara acıma. Çünkü para, istediğin şeyi yapmak içindir. Paran ucuz olursa sen pahalı olursun: Çok alışveris yapan, bol bahşiş veren kisi, parasından yararlananlardan büyük saygı görür. Paran varsa cümle alem kulun, paran yoksa tımarhane yolun: Zengin olana herkes hizmet eder, fakir olana ise kimse yüz vermez. Paranın gittiğine bakma, işinin bittiğine bak: Yapmak istediğin isi yapabildiysen bu uğurda harcadığın paralara acıma. Çünkü para, istediğin şeyi yapmak içindir. Paranın yüzü sıcaktır: Para çekicidir ve geri çevrilemez. Parası (akçesi) ucuz olanın kendisi kıymetli olur: Parasını esirgemeyen, cömert kimseyi herkes el üstünde tutar. Parayı veren düdüğü çalar: Parasını veren kimse, istediği şeyi elde eder. Parayı zaptetmek deliyi zaptetmekten zor: Elindeki parayı çarçur etmeyip tutmasını bilmek, herkesin yapamayacağı zor bir iştir. Pazar, ilk pazardır: Satılacak mala ilk olarak kaç para değer biçildiyse satıcı buna razı olmalıdır. Pazarda herkes ambarındaki unu kadar konuşur: Bir kimse, maddi alanda olsun, manevi alanda olsun, yeteneğinin ölçüsünü bilmeli, sınırı aşan davranışlarda bulunmamalıdır. Pek yaş olma, sıkılırsın; pek de kuru olma, kırılırsın: Çok uysal olursan ezilirsin. Hep dik başlı olursan yalnız kalır, herkesi karşında bulursun. Hüner, gerektiğinde uysal, gerektiğinde sert olmayı bilmektir. Pekmez gibi malın olsun, Antakya’dan sinek gelir: Malı güzel olan kimse için müşteri kaygısı yoktur, onun malına uzak yerlerden bile istekli çıkar. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir: Bir işin sonunun nasıl olacağı şimdiki gidişinden belli olur. Pilav yiyen kaşığını yanında (belinde) taşır: Bir şey yapmak, bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundurmalıdır. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: Yararlı bir şeyi elde etmek için sonuna kadar uğraşılmalı, direnilmelidir. P HARFİ İLE BAŞLAYAN GÜZEL SÖZLER Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın. Pişmiş aşa su katan, işi bozan kişiyi tanımlar. Paramparça olmuş kalbimin en derin yerine gömdüm seni. Pilavdan döne kaşığın sapı kırılsın. Parayla saadet olmaz derler, peki saadetle para oluyor mu? Pilav yiyen, kaşığını yanında taşır. Paça ıslanmadan balık tutulmaz. Para para kazanır, koçyiğit bağ beller. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar. Parayı veren düdüğü çalar. Papaz hergün pilav yemez. Paranın yüzü sıcaktır. Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz. Para parayı çeker. Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir.R Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Anlamları Rahat ararsan mezarda: Herkesin bir sıkıntısı vardır, bu sıkıntılar ancak ölümle biter. Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara olsun: Bir sözün yalan olduğu, bir ödevin yapılmadığı bir süre sonra gerçekleşen olaylarla anlaşılır. Rüşvet kapıdan girince insaf (iman) bacadan (pencereden) çıkar: İşini herkese eşit davranarak yapmak zorunda olan bir görevli, kendisine çıkar sağlayan kimselere ayrıcalık tanıyorsa o kişi hak, adalet, insaf gibi duygulardan yoksun demektir, onun gözü paradan, maldan başka bir şey görmez. Rüzgâr eken fırtına biçer: Herkesin zarar görmesine yol açacak işler yapan kimse, çok sert tepkilerle karşılaşır ve sonunda en büyük zarara kendisi uğrar. Rüzgâr esemeyince yaprak oynamaz (dal kımıldamaz): Her durumu meydana getiren bir etken vardır. Rüzgâra (karşı) tüküren, kendi yüzüne tükürür: Bilgi, beceri, fizikî güç gibi yönlerden kendisinden üstün olanlarla mücadeleye giren bir kimse bu mücadelede yenik düşer, birtakım kayıplara uğrar. Rüzgârın önüne düşmeyen, yorulur: Genel gidişe ayak direten boşuna çaba harcamış olur, bir yere varamaz. Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu: Rüzgârlı havada kuytu bir yer, yağmurlu bir havada da uyku tercih edilir.