pub-6450042492155979 İRFAN AKDOĞANIN TÜM SİTELERİ: Ekim 2025

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Ekim 2025 Cuma

İSLAMDA ZEKAT

 İSLAMDA ZEKAT

a) Zekât nedir?
Sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü anlamlarına gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allâh rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.
Malî ibadetlerden biri olan zekât, İslâm'ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin...” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mücadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20); “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe, 9/103) buyrulmaktadır.
b) Zekât kimlere farzdır?
Bir kimsenin zekât vermekle mükellef olması için Müslüman, hür, akıllı, buluğ çağına erişmiş olması; borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı, yani kazanç sağlayıcı nitelikte nisap miktarı mala sahip olması gerekir.

c) Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır?
Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yükümlü olur. Fazla olan bu malın artıcı olması ve üstünden bir yıl geçmesi halinde zekâtının verilmesi gerekir.
Zenginliğin asgari sınırı olan "nisap" Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu asgarî sınırlar, o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir; 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dönemlerde de aynen korunmuştur.
d) Hâvaic-i asliye (asli ihtiyaçlar) nedir?
Havâic-i asliyye, temel ihtiyaçları karşılayan, bu yüzden de zekâta tabi olmayan maddi varlıklar demektir. İslâm’da diğer bedenî ve malî yükümlülüklerde olduğu gibi, zekâtta da mükellefin durumu göz önünde bulundurularak, ona makul ve taşınabilir bir sorumluluk yüklenmiştir. Bu nedenle İslâm bilginleri, zekât ve sadaka-i fıtr ile yükümlü olmak için, kişinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin temel ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı mala sahip olma şartını aramışlardır. Temel ihtiyaç miktarı mal, kişinin yaşaması için zarurî olan miktardır.
Temel ihtiyaç maddeleri insanın hayat ve hürriyetini korumak için muhtaç olduğu şeylerdir. Bunlar, genel olarak, nafaka, oturulan ev, ev eşyası, ihtiyaç duyulan elbise, borç karşılığı mal, sanat ve mesleğe ait alet ve makineler, binek taşıtları, ilim için edinilen kitaplar gibi eşyadır.
e) Araç-gereç ve malzemeye zekât düşer mi?
Sanat ve mesleğin icrası için gerekli olan araç-gereç, makine ve malzemeler, aslî ihtiyaçlardan olup bunların zekâtının verilmesi gerekmez. Ancak, kendi mesleğinin icrası için değil de, ticaret için üretilen veya alınıp satılan araç-gereç, malzeme ve makinelerin zekâtının verilmesi gerekir.
f) Zekât vaktinden önce verilebilir mi?
Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi zekât konusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Zekâtın farz olması için nisap miktarı malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi gerekir. Buna rağmen mal sahibi dilerse vakti gelmeden önce de zekâtını verebilir.
g) Bir zengin vadeli alacağına dair bir senedi fakire zekât olarak verebilir mi?
Zekât gıda ve giyim eşyaları gibi aynî olarak verilebileceği gibi, para, döviz, altın gibi nakdî olarak da verilebilir. Senet ise; bir hakkın, bir malın, ödünç bir paranın kime ait olduğunu belirten, iki veya daha fazla kişi arasında tanzim edilmiş bir belgedir. Dolayısıyla üzerinde yazılı miktardaki parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekât mükellefi olan bir zengin, vadesinde ödeneceğini kesin olarak bildiği senedi, zekâtına mahsuben fakire ciro edebilir.
h) Taksitli olarak zekât verilebilir mi?
Asıl olan kişinin üzerine terettüp eden zekâtı ödemesidir. Bu itibarla, zekât bir defada ödenebileceği gibi, taksitle de ödenebilir.
i) Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?
Zekât vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri uygun olur.
j) Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir.
k) Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır?
Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. 80.18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, bu malın elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesi halinde, kırkta bir (%2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir.
Zekât, ileride elde edilmesi muhtemel kârdan değil, mevcut sermayeden ödenmesi gereken mali bir ibadettir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, kârsız olarak zekâtının verildiği tarihteki değeri esas alınmalıdır.
l) Alacakların zekâtı nasıl verilir?
Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekâtı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtlar da ödenmelidir. İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekâtının verilmesi gerekmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse, alacıkla bu tarihten itibaren zekât mükellefi olur; geçmiş yıllar için zekât ödemez.
m) Alacaklar zekâta mahsup edilebilir mi?
Borçlu olan kişi, kendisine zekât verilebilecek kişilerden ise, alacaklar zekâta mahsup edilebilir.
n) Arazî mahsulünden zekât verilmesi gerekir mi?
Odun, kamış (şeker kamışı hariç) ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, nisap miktarına ulaşması halinde (yaklaşık 650 kg.) zekâtının verilmesi gerekir.
Yüce Allâh; “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin...” (Bakara 2/267); “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En’am 8/141) buyurmaktadır. Hz. Peygamber de, “yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile sulananlarda ise yirmide bir vardır” buyurmuştur (Buhârî, Zekât, 55).
Hadiste de belirtildiği gibi, mahsulün zekâtının verilmesinde toprağın işlenmesi ve su kullanımı esas olarak alınmaktadır. Buna göre toprak emek sarf edilmeden yağmur, nehir, dere, ırmak ve bunların kanallarıyla sulanıyorsa, çıkan mahsulün 1/10’i; kova, dolap gibi emekle veya suyun ücretle alınması, motorla sulama gibi masraf gerektiren bir yolla sulanıyorsa 1/20’i zekât olarak verilir.
o) Ürün elde etmek için yapılan masraflar, öşür verilirken dikkate alınır mı?
Günümüzde gübre, mazot, işçilik gibi masraflar da üretimin maliyetinde önemli bir yekûn oluşturmaktadır. Bu nedenle, tarımsal ürünlerin zekâtında, elde edilen hasılattan (gayr-i safî), ürün için yapılan günümüz tarım şartlarının getirmiş olduğu ekstra masraflar çıkarıldıktan sonra, geriye kalan ürünün nisap miktarına ulaşması halinde, tabiî yollarla sulanan arazîde 1/10, kova, tulumba, su motoru vb. usullerle masraf veya emekle sulanan arazîde 1/20 oranında zekât verilmesi gerekir.
p) Ortak olarak ekilen bir tarlanın ürünün zekâtını vermekle kim yükümlüdür?
Arazi mahsullerinin öşrünü, arazi sahibi değil, ürünün sahibi verir. Bu itibarla mal sahibi hiçbir karşılık beklemeden tarlasını ekilmek üzere başka birisine verirse, çıkan mahsulün zekâtını eken şahıs öder. Arazi ekilmek üzere belli bir ücretle kiralanmışsa, zekâtı (öşrü) kiracı tarafından ödenir. Eğer arazi, yarıcılık (müzâraa) usulü ile kiralanmışsa, mal sahibi ve mahsulü eken kişi, hisselerine düşen mahsulün zekâtlarını ayrı ayrı verirler.
q) Zayi olan ürünün öşrünün verilmesi gerekir mi?
Tarlada ürünü zayi olan çiftçinin, zekât ödemesi gerekmez. Ancak ürünü hasat ettikten sonra kişinin üzerine öşür terettüp ettiğinden, bundan sonra ürünü zayi olursa öşrünü vermesi gerekir. Nitekim Yüce Allah, ". Devşirilip toplandığı günde hakkını (zekât ve sadakasını) verin," buyurmuştur (En'am 8/141)
r) Hayvanların zekâtı yerine değeri verilebilir mi?
Malın zekâtı, kendi cinsinden verilebileceği gibi belli olan başka maddelerden de verilebilir. Buna göre, hayvanların zekâtını vermek isteyen kimse, kendi cinsinden verebileceği gibi, değerleri üzerinden de verebilir. Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.
s) Ziynet eşyasına zekât verilir mi?
Altın ve gümüş dışındaki ziynet eşyaları zekâta tabi değildir. Altın ve gümüşten yapılmış ziynet eşyaları ise, zekât için gerekli diğer şartları da taşıdığı takdirde zekâta tabidir. Bu itibarla altından yapılmış ziynet eşyaları, 80.18 gr. veya daha fazla ve üzerinden bir yıl geçmiş ise zekâta tâbidir
.t) Emlakçiler, mülkiyetlerindeki dairelerin zekâtını vermekle yükümlü müdürler?
Emlakçilerin ticari amaçlı olarak alıp sattıkları daireler zekâta tabidir. Buna göre, büro, ikamet gibi kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak için emlakçilerin ellerinde bulunan dairelerin, borçları çıktıktan sonra değeri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş ise kırkta bir oranında zekâtının verilmesi gerekir
u) Şirket ortakları nasıl zekât verirler?
Fiilî olarak bir şirketin ortağı olan kişi, şirketin büro, alet vb. duran varlıkları dışındaki dönen varlığından kendi hissesine düşen miktarın, nisaba ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde zekâtını vermesi gerekir.
Sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin; duran varlıkları (üretim aletleri, makine vb.) zekâttan muaf; borçlar, malzeme, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim, finansman vb. giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonra dönen varlıkları (yarı mamul ve üretilmiş mallar, hammaddeler, nakit para, çek vs.) ise net kâr ile birlikte % 2,5 oranında zekâta tabidir.
v) Hisse senetleri zekâta tâbi midir?
Borsada alınıp satılan hisse senetlerine yatırım yapan kişinin, sahip olduğu hisse senetlerinin değeri, nisap miktarına ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde 1/40 oranında zekâtını vermesi gerekir.
Fiilî olarak bir şirketin ortağı olan kişi ise, şirketin büro, alet vb. duran varlıkları dışındaki dönen varlığının, nisap miktarına ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde zekâtını vermesi gerekir.
w) Zekât kimlere verilir?
Zekât ve fitrenin kimlere verilebileceği Kur'an-ı Kerim'de belirlenmiştir (Tevbe Sûresi, 60). Bunlar; fakirler, düşkünler, esaretten kurtulacaklar, borçlu düşenler, Allâh yolunda cihada koyulanlar, yolda kalmış olanlar, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar ve müellefe-i kulûb adı verilen, kalpleri İslam'a ısındırılmak istenen yeni Müslüman olmuş kimselerdir.
x) Zekât Kimlere Verilmez?
Zekât ve fitrenin, Tevbe suresinin 60. ayetinde sayılanlar dışında kalan kişi ve kuruluşlara verilmesi caiz değildir. Ayrıca zekât verecek kişi, bu şartları taşısa bile;
1) Ana, baba, büyük ana ve büyük babalarına,
2) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklarına,
3) Müslüman olmayanlara,
4) Karı-koca birbirlerine,
Zekât veremez..
y) Zekât ve fitre, hayır kurumlarına verilebilir mi?
Aldıkları zekât ve fitreleri bir fonda toplayıp bunu yalnızca Tevbe suresinin 60. ayetinde belirtilen yerlere sarf ettikleri bilinen ve kendilerine her bakımdan güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek, kurum ve yardımlaşma fonlarına zekât ve fitre verilmesinde dinen bir sakınca yoktur.
z) Ücretlilere Zekât Verilebilir mi?
İslâm'da zekât ve fitrenin, kişilerin sınıf ve meslek gruplarına bakılmaksızın, kimlere verilip verilemeyeceği açıkça belirlenmiştir. Bu itibarla, belli bir geliri olduğu halde, bu geliriyle asgari temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve başka bir mal varlığı da bulunmayan kişilere zekât verilebilir.
aa) Farklı ayarda altını bulunan kimse zekâtını nasıl hesaplar?
Zekâta tabi olma açısından altındaki ayar farkı önemli değildir. Çünkü hangi ayarda olursa olsun, sonuç itibariyle altın hükmündedir. Buna göre farklı ayarda da olsa bütün altın çeşitleri, tek başlarına veya diğer ayardaki altınlarla birlikte değerleri 80,18 gr. ağırlığında 22 ayar altının değerine ulaştığında, diğer şartları da taşıması halinde zekâta tabidir. Bu durumda farklı ayarlardaki altınların zekâtı, değerleri üzerinden hesaplanarak, % 2,5 oranında verilir.
bb)Gayr-i meşru yolla sağlanan kazançtan zekât vermek gerekir mi?
Gayr-i meşru yolla sağlanan kazancın sahibi belli ise, bu kazancın sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklemeksizin yoksullara veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir. Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen kazancın tamamı ya sahibine iade edilerek veya hayır yolda harcanarak elden çıkarılacağından, zekâtının verilmesi söz konusu değildir.
cc) Temel ihtiyaçlar için biriktirilen para zekâta tabi midir?
Aslî ihtiyaçlar; ev, ev eşyası, giyecek, ulaşım ve yiyecek gibi hayatın güvenli ve sağlıklı bir şekilde devamı için gerekli olan şeylerdir. Bu ihtiyaçların karşılanması için, bunların mülkiyetine sahip olma zorunluluğu yoktur. Bu ihtiyaçları temin etmek için biriktirilen paralarla onları karşılamak üzere sözlü ya da yazılı herhangi bir taahhüde girilmişse o takdirde bu paralardan zekât vermek gerekmez. Çünkü sözlü ya da yazılı taahhüde girildiğinde bu para, artık temel ihtiyaç için harcanmış demektir. Ancak böyle bir taahhüde bağlanmamış paranın, nisap miktarına ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde, zekâtının verilmesi gerekir.
dd)Buluğ çağına ermemiş zengin çocuğun malından zekât gerekir mi?
Akıllı olmayan ve buluğ çağına ermemiş olan kişiler, dinen mükellef olmadıklarından zekât ile sorumlu değildirler. Ancak, zenginlerin malında fakirlerin hakkı olduğu için, zengin olan çocuk ve deliler kendileri mükellef olmasa da, veli veya vasilerince bunların mallarından zekât verilmelidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de; "Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır" buyurulmaktadır (Zâriyât 51/19).

ee) Babası ile birlikte oturan kimse zekât ile mükellef midir?
Babası ile birlikte oturan kimsenin kendi şahsına ait ayrı malı bulunur ve zekât için gerekli şartları taşırsa bu kişi zekât vermekle yükümlü olur. Ancak babası ile mallarını ayırmamışlar da ortak kazanıp ortak harcıyorlarsa, bu takdirde ellerindeki birikim üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kişi, zekâtla yükümlü olur.
ff) Vergi zekât yerine geçer mi?
Vergi bir vatandaşlık görevidir; zekât ise dinî bir yükümlülüktür. Ayrıca zekât ile vergi, yaptırım kaynağı, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıca verilmesi gerekir.
gg) Zekât havale yoluyla ödenebilir mi?
Zekât, bizzat elden verilebileceği gibi, vekâlet veya havale yoluyla daverilebilir. Burada önemli olan, zekâtın alacak kişiye ulaşmasıdır.
hh)Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara zekât verilebilir mi?
Kocası ölmüş ise üvey anneye, buluğ çağına erişip evden ayrılmış ise üvey çocuklara ve üvey babaya, fakir olmaları halinde zekât verilebilir. Çünkü bunlarla zekâtı veren kişi arsında usul ve füru ilişkisi olmadığı gibi, zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir
.ii) Damat ve geline zekât verilebilir mi?
Fakir olan damada zekât verilebilir. Koca eşine bakmakla yükümlü olduğundan, kişinin gelinine zekât vermesi dolaylı olarak kendi oğluna zekât vermesi gibidir. Bu itibarla, geline zekât vermek -geçerli olmakla birlikte- uygun değildir.
jj) Zekât verilen kişinin zengin olduğu ortaya çıkarsa ne yapmak gerekir?
Zekât mükellefi, kime zekât verdiğini araştırmalıdır. Araştırma sonucu zekât verilebilecek kişilerden olduğu kanaatine vardığı birisine zekât verir. Daha sonra bu kimsenin zekât verilecek kişilerden olmadığı ortaya çıkarsa, zekâtı geçerli olur. Araştırma yapmaksızın zekât verir ve daha sonra bu kimsenin zekât verilebilecek kişilerden olduğu ortaya çıkarsa, zekâtı geçerli olur; ancak böyle olmadığı anlaşılırsa, zekâtı geçerli olmaz, yeniden vermesi gerekir.
kk)Kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir mi?
kk)Kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir mi?
Kayınvalide ve kayınpeder, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerden olmadığı için, fakir iseler kendilerine zekât verilebilir.

30 Ekim 2025 Perşembe

DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR

https://www.youtube.com/watch?v=nAzIdbDJxA0
DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR
Sayın okurlarım. Biz Müslümanların en fazla işlediği günah; Üstelik günah olarak görmediğimiz. En büyük günah dedikodu. O kadar büyük bir günah ki Kur’an-ı Kerimde Allah’ın hiç bir günah için kullanmadığı, dahası Kuran-ı kerimin tamamı olan 6666 ayetin 6665 ayetinin hiçbirinde olmayan bir uslupla ve aşağılama ile yasaklanan bir günah. Korkunç bir günah ve en önemlisi kul hakkı ve daha da önemlisi Hacısının, hocasının, ihtiyarın, gencin, çocuğun, büyüğün, kadının, erkeğin, herkesin istisnasız hepimizin her yerde ve her zaman işlediği ve en çok işlediği bir günah. Müslümanların en fazla ve işlediği günah nedir? Diye soran olursa cevabı kesinlikle şek siz ve şüphesiz. Dedikodudur. Müslümanların sorumlu oldukları yedikleri en büyük kul hakkı hangisidir? Diye sorulacak olursa kesinlikle dedikodudur. Müslümanların günah olarak görmediği günah hangisidir? Diye sorarsanız kesinlikle dedikodudur. Hocam biraz abartmıyor musun? Diyebilirsiniz, abartıp abartmadığımı yazacağım ayette anlayacaksınız. İşte o
AYET: .(Huccurat.12)”Ey iman edenler. Zandan kaçının zira zannın çoğu haramdır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayınız. Birbirinizi başkasının arkasından çekiştirmeyin. Kim ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır. Tiksindiniz öyle değil mi?..” Aman Allah’ım bu ne büyük uyarı (vela yeğtab bağzukum bağza eyuhibbu ehedukum eyyekule lehme ehihih)Birbirinizi arkadan çekiştirmeyin bunu yapmak arkasından dedikodusunu yaptığın kişinin ölüsünün etini yemektir. Yani ha adam öldü gittin adamın ölüsünün etini çiğ çiğ ısırdın yedin ha da arkasından konuştun aynı şey diyor Allah(cc) ve ekliyor bu size çok çirkin geldi tiksindiniz öyle değil mi? o halde dedikodu yapmaktan da öyle tiskinin. Bu çok çirkin çok korkunç günahtan vazgeçin. İnsan eti yiyen yamyam olmayın diyor biz insanlara bu günahın çirkinliğini daha nasıl anlatılır. Sayın okurlarım kanınız dondu. Şaşırdınız öyle değil mi? Ama siz şimdi şöyle söylüyorsunuz. Ki çoğumuz böyle söylüyor iyi ama ben yalan konuşmuyorum ki onun yaptıklarını söylüyorum. Evet onun duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek şeyi arkasından söylemendir dedikodu. Zaten eğer söylediğin o kişide yoksa o zaman iftira atmış olursun. Ki ikinci bir günah işlemiş olursun. Evet sayın okurlarım artık ayrıntılara girelim.
GIYBET(Dedikodu)Bir kimsenin arkasında(gıyabında) hoşlanmayacağı bir söz söylemek, arkadan çekiştirmek, Başka bir ifade ile kendimize söylenmesini istemediğimizi duyduğumuzda üzüleceğimiz, rahatsız olacağımız bir şeyi başkalarının arkasından söylemektir. Gıybet sadece söz ile olmaz. orada olmayan kişinin bedeni ,soyu, sülalesi, nesebi, ahlakı, işi, dini, dünyası, elbisesi, evi, bineği, v. b şahsa ait herhangi bir şey dedikodu konusu olabilir. Mesela gözün şaşılığı, saçların döküldüğü, uzun veya kısa boyluluk, siyah veya sarı renkte olmak, topal veya herhangi bir sakatlığı olmak, saf, iyiniyetli olmak, sert, veya ciddi olmak, çöpçü veya amele olmak, köylü olmak, bilgisiz olmak, cahil olmak, anlayışsız olmak, güzel yürümemek, yemeğine veya elbisesini kınamak gibi . kısacası duyduğu zaman kişinin üzüleceği her şey dedikodudur. Peygamberimiz(sav) böyle tarif etmiştir.
HADİS: ’’Gıybet kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.(Tirmizi.birr.23) Sayın okurlarım gıybet sadece dil ile olmaz. kaş göz işareti ile ima ve yazı ile hareketle yapılan şeyde gıybettir. Peki ama neden Cenabı hak hiçbir günah için bu kadar ağır ifadeler kullanmıyor da mesela adam öldürme, zina, kumar, içki hangi günahı aklınıza getirirseniz getirin . Hiçbir günahı gıybet kadar şiddetle kınamamıştır. Bunun nedeni nedir? Elbette bunun bir nedeni vardır. Evet bunun nedeni günahların tamamından daha büyük günahtır da ondan . Ama nasıl olur demeyin . Bir düşünün dostlukların bozulması, akrabaların birbirine düşman olması, arkadaşlıkların düşmanlığa dönmesi, karı kocanın boşanması, ailede huzursuzluk olması, kin ,nefret, düşmanlık, ve her türlü kötülüğün sebebi gıybettir. Dahası devletlerin birbiriyle savaşması da bundandır. Demek ki bütün kötülüklerin anası gıybetmiş. Evladı ana babaya ana babayı evlada, akrabayı akrabaya, arkadaşı arkadaşa, kadını erkeğe erkeği kadına düşman eden şey gıybettir. Toplumların huzurunu bozan insanların psikolojisini bozan hastanelere düşüren, ağlatan ,üzen, insanları birbirine vurduran kimini mezara kimini hapse koyan çocukları yetim, kadınları dul bırakan gıybettir. Gıybet olan toplumda ne huzur kalır ne birlik beraberlik kalır.
DEDİKODU(GIYBET) YAPMAK HER ZAMAN GÜNAH DEĞİLDİR FARZ,VACİP,SÜNNET,MUSTEHAP,MUBAH,HARAM,CAİZ E ŞİRK OLAN DEDİKODU(GIYBET) VARDIIR
Sayın okurlarım arkadan konuşmanın yani gıybet yapmanın (farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, caiz ve şirk) olduğu yerler vardır. Şimdi bunları görelim.
1-SÜNNET OLAN GIYBET:
Facir olan, fasık olan, günahlarını açığa vurmaktan çekinmeyen, alenen günah işleyen, günahlarını gizlemeyen ve böyle tanınmaktan rahatsız olmayan, hatta bununla öğünen kişilerin şerlerinden Müslümanların zarar görmesini engellemek için onların gıybetini yapmak caizdir. Hatta sünnettir. Nitekim Peygamberimiz(sav) şöyle buyurur.
HADİS”: Faciri konuşmaktan korkmayınız. Onun bütün hallerini ortaya çıkarıp açıklayın ki herkes tarafından tanınsın. Onun yaptıklarından konuşunuz ki insanlar ondan sakınsınlar.”
Görüldüğü gibi böyle insanların gıybetinin yapılmasını Peygamberimiz(sav) bize emrediyor. Dinimiz günahlarını gizli işleyenlerin kusurlarını ve günahlarını açığa çıkarmayı kesinlikle yasaklamıştır. İşte günah olan haram olan gıybet budur. Çünkü gizli günah işleyen kişi günahı duyulursa o kişi mahcup olur. Rahatsız olur. Acı duyar. Kaldı ki gizli işlediği günahı nasıl olsa herkes duydu diye bu günahı açıktan işleye başlaması ve günahını çoğaltması ve başkalarına kötü örnek olması tehlikesi vardır. Halbuki açıktan günah işleyen kişinin başkalarına zarar vermesini önlemek ve sakındırmak içindir. sakındırma iki türlü olur
A-Eğer arkadaşınız, dostunuz, akrabanız, o facir ve fasıktan habersiz ise ve onu iyi bir insan olarak tanıyorsa ; Arkadaşınızı, dostunuzu, akrabanızı uyararak tehlikeye atılmasını önlemiş olursunuz.
B-Eğer Arkadaşınız, dostunuz, akrabanız, O kişinin facir ve fasık olduğunu bile bile onunla arkadaşlık yapıyorsa , yaptığının yanlış olduğunu, ondan kendisine zarar geleceğinin, Kötü insanlarla arkadaş olanın toplum nazarında değerinin düşeceğini, kendisinin de aynı o kişi gibi algılanacağını, ve aynı kefeye koyulacağını , ve en önemlisi kendisinin de aynı günahları işlemeye başlayacağını söylemiş olursunuz. görüldüğü gibi facirlerin, fasıkların dedikodusunu yapmak dine katkı yapmaktır. Çünkü günahların çoğalması engellenmektedir. Günümüzde şunu görmekteyiz. Adam alenen toplumda günah işliyor. Mesela içki içiyor, kumar oynuyor, faiz yiyor üstelik bunları yapmaktan da hiçbir rahatsızlık duymadığı gibi bununla da öğünüyor. Sonra onun arkasından içki içiyor, kumar oynuyor dediğiniz zaman sen benim dedikodumu yaptın. Günahımı aldın diyor. Yok öyle 3 kuruşa beş köfte senin günahlarını yüklenirdim bunu alenen değil gizlice yapsaydın . Sapla samanı karıştırmayalım lütfen. Netice sayın okuyucularım böylelerinin gıybetini yapmak değil günah olmak sünnettir yani peygamberimizin emridir. Merak edenler veya inanmayanlar. Riyazüsalihin (900-1000) bakabilirler.(Buhari ve Müslimin en sahih hadislerinin toplandığı hadis kitabıdır.)Bakabilirler.
2-VACİP OLAN GIYBET:
Gıybet etmek Müslümanların, insanların, toplumun, malını, ırzını, canını, namusunu korumasını sağlayacaksa bu gıybeti yapmak Müslümanın üzerine vaciptir. Mesela hovardalığı ile bilinen kadınlara düşkün , birisinin dostuna yada arkadaşına yada akrabanın evine sık sık girip çıkması halinde o kişileri uyarmak ve o kişinin kadın düşkünü olduğunu söylemek gıybetini yapmak vaciptir. Çünkü arkadaşınızın , dostunuzun, akrabanızın namusunu ırzını korumak sizin üzerinize borçtur. Veya hırsızlığı ile tanınan birinin dostunuzun evinin veya dükkanın yakınlarında olduğunda o kişinin hırsız olduğunu uyarmak senin üzerine vaciptir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken şey bu kişinin hırsız olduğunu veya hovarda olduğunun sizin tarafınızdan kesin bir bilgiye dayanmış olması lazımdır. Yoksa yapılan dedikodulardan yola çıkarak kimseyi hırsızlıkla veya hovardalıkla suçlamamız mümkün değildir o zaman iftira atmış oluruz. bir başka dikkat edilmesi gereken hususta arkadaşınıza zarar vermesinden emin olmanızdır. Ona zarar vermeyeceğini bile bile gıybetini yapmak elbette haram olur.
Sayın okurlarım Arkadaşınızı öldürmeye niyeti olduğunu bildiğiniz bir kişinin gıybetini yapmak yani arkadaşınızı uyarmak sizin üzerinize vaciptir. Dedikodu olmasın diye arkadaşınızı uyarmamak olur mu?
HADİS: Kays kızı Fadime demiştir ki Resulullah (sav) geldim. Ebu Cehm ve Ebu Süfyanın oğlu Muaviye bana evlenme teklif ettiler. Bu ikili hakkında ne buyurursunuz dedim. Resulullah(sav) Muaviye malı bulunmayan bir fakirdir. Ebu cehme gelince Çomağı omuzundan indirmez. Karısını çok döver buyurdu. ”(Buhari-Müslim) Görüldüğü gibi peygamberimiz bu kadının istikbalini, geleceğini, namus ve ırzını korumak için bir diyemem gıybet yapamam dememiştir. Damat adaylarının huylarını vr niteliklerini açıkca bu kadına söylemiştir. İşte Müslümanların ırzını, canını, malını korumak maksadıyla yapılan gıybet caiz hatta vaciptir.
3-MÜSTEHAP OLAN GIYBET:
Gıybet eden kişiyi gıybet edilenin şerrinden , zulmünden, zararından, kurtaracaksa, bu kişinin gıybetini yapmak müstehaptır. Çünkü o zalimin zulmünden kurtulup hem kendisi rahat etmiş hem de başkalarının zulme uğramasını engellemektedir. Mesela evladı ana babasına, memuru amire,işciyi patrona, yani zulmeden kişiyi bu zulmünden vazgeçirecek kişiye gıybet edilmesi günah olmaz. Çünkü amaç hem şikayet edileni yaptığı o zulümden kurtarmak ki bu ona iyiliktir. hem babayı, anayı, patronu, amiri uyarmak ki hiçbir baba çocuğunun, hiçbir patron işçisinin, hiçbir amir memurunun kötü olması istemez ve bundan da son derece zarar görür ve rahatsız olur ,Dolayısıyla bu kişileri de haberdar ederek zarar etmelerini engelleme çabası vardır. Hem de zararlı olan çocuk, memur, işci ve zararlının başkalarına zarar vermesini önleme çabası vardır. Tabi her zaman olduğu gibi burada da niyet önemlidir. Kıskançlıktan veya bir çıkar dolayısıyla çocuğu babaya , memuru amire, işciyi patrona şikayet etmek en büyük günahtır çünkü bu kişiler şikayet edilene direkt zarar verme cezalandırma yetkileri olan kişidir. Haksız yere yapılan şikayet en büyük günahtır. Dikkat edilmesi gereken bir hususta şikayet edilen babanın, patronun veya amirin şikayet edilen kişiye sözünün geçmesi olmalıdır. Yoksa babasının sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz, çocuğu şikayet, amirinin sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz memuru şikayet caiz olmaz haram olur. Çünkü sizin amacınız kötülüğü önleme değil o kişiyi babasının, amirinin, patronunun gözünden küçük düşürmektir. Ve bu elbette haramdır.
HADİS: Ebu Süfyanın karısı hind. Peygamberimize gelerek Ebu Süfyan son derece cimri bir adamdır. O kendisinin haberi yokken aldığımdan başka bana ve oğluma yetecek bir şey vermiyor. Diye şikayet etti. Peygamberimiz(sav) kadına sana ve oğluna yetecek kadar alabilirsin buyurdu.” Görüldüğü gibi Peygamberimiz(sav) kadına neden kocanın gıybetini yapıyorsun demiyor. Aksine sorununa çare buluyor. Haklı olanın , haksızlığa uğrayan hakkını almak için gıybet edebilir.
HADİS:” Haklı olan için hakkını aramak vardır.
HARAM VE ŞİRK OLAN GIYBET
4- HARAM OLAN GIYBET: Kıskançlık, kibir, düşmanlık, menfaat, alay, şaka, veya herhangi bir sebeple niyeti orda bulunmayan şahsın ırzına, malına, canına, sülalesine, maddi ve manevi varlıklarına, dil uzatarak onun haysiyet ve şerefiyle oynamak, onu toplum nazarında küçük düşürmek, ona herhangi bir şekilde zarar vermek. Kastı ile, ve niyetiyle, gıybet etmek haramdır. İşte Cenabı hakkın Hucurat suresi . 12. ayette yasakladığı gıybet budur. Sürekli belirttiğimiz gibi Allah’ın haram kılması kullarını Dünya ve Ahirette korumak içindir. Yoksa bütün insanlar sürekli gıybet etseler. Ancak kendilerine ve birbirlerine zarar verirler.
5-ŞİRKE GÖTÜREN GIYBET:
Sayın okurlarım baştan beri saydığımız ve sayacağımız. haram olmayan gıybete haram demek ,veya haram olan gıybete haram değil demek, Haşa Kendini Allah’ın yerine koymak yani haram kılmadığını haram , haram kıldığını da helal kılmak olur ki Allah korusun insanı küfre, şirke götürür. daha önce açıkladığımız gibi yaptığı gıybete bu gıybet değil olanı söylüyorum demek gibi.
6-FARZ OLAN GIYBET:
Ayeti kerimelerde buyrulduğu gibi mesela şu ayet
AYET: (Tevbe.71) ”Mümin erkeklerde , mümin kadınlarda ,birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder. Kötülüklerden alıkoyarlar.” ve hadisi şeriflerde
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki . Bir kötülük gördüğünüzde ona elinizle mani olun, Eğer elinizle mani olamıyorsanız, dilinizle mani olun, dilinizle de mani olamıyorsanız. Buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz edin. (Buhari-Müslim) İşte bu emirlerden dolayı Müslüman olmayan bir kişinin Müslüman olmadığını onu Müslüman yapma ihtimali bulunan kişilere onun gıybetini yapmak farzdır. Çünkü o kişinin Müslüman olmasına vesile olmak gibi son derece sevap bir ihtimal vardır. Ama her zaman söylediğimiz gibi hüsnü niyet şarttır. Niyetin halis olması gerekir. Maksat o kişiyi Müslüman yapmak olmalıdır.
7-MÜBAH OLAN GIYBET:
Bazen öyle olur ki gıybeti yapılan kişinin gıybeti yapılmakla kalmayıp iftira atılır. Aslında dedikoduyu dinleyen kişi de onu savunmayıp susan kişide gıybete ortaktır. Bu nedenle ya gıybeti yapılan kişiyi savunmak ya da oradan uzaklaşmak gerekir. Ancak oradan uzaklaşamadınız, sussanız gıybete ortak olacaksınız. onu savunsanız yalancı olacaksınız. O takdirde ona atılan iftirayı önlemek için doğrusunu söylemeniz mubah olur. Mesela gece gündüz içer hiç ayık gezmez deniyorsa bu kişide böyle biri değil ara sıra içen biriyse yapmayın o kadarda değil ara sıra içer demelidir.
8- CAİZ OLAN GIYBET:
Aslında bu madde öteki maddelerin tamamını içerir. Genel olarak tekrar edersek Yanınızda olmayan kişiye maddi ve manevi herhangi bir zarar verme kastı olmaksızın, iyi niyetle, onun yararına veya onun duyduğu zaman üzülmeyeceği, gücenmeyeceği, alınmayacağı, kızmayacağı, sözleri içerir.
DEDİKODU(GIYBET) ÇOK TATLIDIR
Sayın okurlarım baştan da söylediğim gibi gıybet en çok işlenen fakat içeriği en az bilinen günahtır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da önemli olan niyettir. Bu konuda da her konuda olduğu gibi tefrit ve ifrattan kaçınmalıdır. Yani bütün dedikoduları haram sayıp hiç konuşmamak hiçbir toplumda bulunmamakta yanlıştır. Her türlü iftira ve dedikoduyu severek dinlemek ve anlatmak da yanlıştır. Bütün haramlarda olduğu gibi gıybette de şeytanın ve nefsin verdiği dayanılmaz bir cazibe ve tat vardır. Kendinizi bir sınayın isterseniz. Bir tarafta haram gıybet yapılan bir topluluk, öbür yanda da gıybet yapılmayan bir topluluk olsun. Gıybet yapılmayan mesela dini sohbet, dua, zikir, kuran, vaaz olan toplulukta kaç dakika isteyerek ve severek duracaksınız. Haram gıybetin işlendiği toplulukta kaç dakika severek ve isteyerek duracaksınız. Veya dedikodu programlarını mı? seviyorsunuz. Yoksa dedikodu yapılmayan faydalı programlarımı izliyorsunuz. Nefsinizi sınayın göreceksiniz ki gıybet yapılan programlardan asla usanmayacak büyük bir zevk ve heyecanla izleyecek hatta saatlerce sürse bile bittiğine üzülecek, Ama öbür taraftan haram olmayan sohbet ve programlar sizi sıkacaktır. Çünkü haramı nefis ve şeytan tatlandırmaktadır. Bir arkadaşınızla gıybet etmeden oturun en fazla 15-20 dakika oturursunuz. Sonra sıkılırsınız. Halbuki aynı arkadaşınızla gıybet yapın onu bunu çekiştirin saatlerce oturmaktan bıkmazsınız. Eskiye göre bugün gıybet hem çeşitlenmiş hem de fazlalaşmıştır. Eskiden herkes bağda bahçede çalışır yorulur gıybet yapmaya fırsatı olmazdı. Şimdi öylemi iş yok güç yok aç telefonu saatlerce gıybet yap, aç bilgisayarı saatlerce gıybet yap, Aç televizyonu saatlerce gıybet dinle, aç gazeteleri saatlerce gıybet oku adeta dedikodu cenneti oldu her taraf. Hiç kimsenin ne sırrı kaldı ne mahremi kaldı her şey ortaya döküldü. Eskiden bir iki kişi dedikoduyu duyar sadece o bir iki kişinin günahını yüklenirdik şimdi ise milyonlarca insan milyonlarca gıybet kim kiminle nasıl helalleşecek. Korkunç bir durum var. Durmadan sürekli birbirimizin ölüsünün etini yiyoruz hem de büyük bir zevkle ve iştahla. Sayın okurlarım gıybet en büyük kul hakkıdır. Kıyamet günü müflis duruma düşmemek için aman dikkat edelim. Amel defterimizi elimize aldığımızda bize ait olmayan günahlarla karşılaşıp başkaları yüzünden cehennemi boylamayalım. Aklımızca gıybetini yaptığımız kişiye zarar vereceğiz. Onu küçük düşüreceğiz. Onu zor durumda bırakacağız derken ona en büyük iyiliği yaptığımızın ve kendimize en büyük kötülüğü yaptığımızın farkına varalım. Onun günahlarını sırtlandığımızı ve sevaplarımızı ona verdiğimizi unutmayalım. Kendimizi sürekli karşımızdakinin yerine koyalım yani empati yapalım. Ve başkalarının değil kendi hatalarımızı araştıralım. Haram dedikodunun yapıldığı yerde oturmayalım hemen uzaklaşalım ama uzaklaşma imkanımız yoksa mani olmaya çalışalım . Bize ne? Boş ver bizi ne ilgilendirir. biz ondan iyi miyiz sanki bizimde şu hatalarımız var gibi sözlerle o kişiyi savunalım. Eğer o kişinin söylediği söz ise konu yani laf taşıma varsa mesela falanca, falanca için şöyle dedi . Diyerek iki Müslümanın arasının açılması ise söz konusu olan o zaman yalan söyleyelim ve o kişinin bu sözü söylemediğini iddia edelim çünkü yalan 3 yerde caizdir.
1- Karı kocayı barıştırmak için
2- Dargınları barıştırmak için.
3- Din ve Vatan müdafaası söz konusu olduğunda ilerde inceleyeceğiz.
İNSANI GIYBET YAPMAYA SEVKEDEN ŞEYLER:
1-Hiddet, kızmak, başkasına kızan bir insan ona olan hırsından dolayı sürekli onu kötüler.
2- Arkadaşlarının teşvik etmesi:
3-Kendisi hakkında dedikodu yapılacağını zannedip, ondan önce davranıp kendini savunmak.
4-Kendisine atılan bir suçu başkasına yüklemek için yapılan gıybet.
5-Kendisinin bilgili ötekinin cahil olduğunu ortaya çıkarmak için yapılan gıybet.
6-Kıskançlık sebebiyle yapılan gıybet.
7-Şaka etmek, gülmek, eğlenmek için yapılan gıybet.
8-Kibirinden dolayı ötekini küçük düşürmek için yapılan gıybet.
9-Dini kullanarak yapılan gıybet.
10-Acıyarak yapılan gıybet.
11-Allah için kızdığını söyleyerek yapılan gıybet.
Sayın okurlarım gıybetin caiz olduğu yani arkadan konuşmanın günah olmadığı sözler vardır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da niyet önemlidir. Eğer amacınız başkasını kötülemek değil, aksine öğmek ise bu günah olmaz. Mesela kısa boylular ve keller genelde zeki olur. Ahmet’te kısa boylu zeki, Mehmet kel zeki demek günah olmaz. Çünkü burada amaç Ahmed’i, Mehmed’i kötülemek değil övmektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Veya birisinden bahsederken o kimsenin ismi aklınıza gelmiyorsa veya onun Ahmet ama hangi Ahmet olduğu konusunda tarif gerekiyorsa mesela topal Ahmed, veya kör Ahmet gibi niyetiniz o kişinin kusurunu söylemek değil de o kişiyi tanıtmak ise o takdirde günah olmaz. Veya bazı insanlar kendilerinin kusurlarıyla anılmasından rahatsızlık duymazlar. Kızmayacağını kesin olarak bildiğiniz bir kişiden bahsederken kusurlarıyla söylemekte bir beis yoktur. Eğer arkasından söylediğiniz sözü, duyduğunda rahatsız olmayacağından kesinlikle emin iseniz. O kişinin arkasından o sözü söylemek günah olmaz. Bir arkadaşınızın yüzüne karşı söylediğiniz şeyi arkasından konuşmanız günah değildir. Ancak yüzüne karşı söylerken yalnız mıydınız, yoksa yanınızda başkaları var mıydı? Bu önemlidir. İkiniz yalnızken ona söylediğinizden alınmayabilir, Ama başkalarının yanında aynı sözü söylememizden rahatsız olabilir. Buna dikkat etmelidir. Mesela bir toplumda topal Ahmet diyebiliyorsanız o kişiye ve o kişide bundan rahatsızlık duymuyorsa onun arkasından da topal Ahmet diyebilirsiniz. Ancak bazı insanlar dedikoduyu yaparken ben bunu onun yüzüne karşıda söylerim diyerek yalan söylüyorlar böylelikle hem dedikodu hem de yalan fiilini işlemiş oluyorlar. Halbuki onun arkasından söylediği sözleri ne söylemiştir nede söyleyebilir. Sadece yaptığı dedikoduya kılıf aramaktadır. Ki büyük günahtır. Bazen de dedikodusu yapılan kişiyi savunmak için gıybet etmek gerekebilir. Burada niyet savunmak olduğu için günah olmaz. Mesela hep ayyaş gezer denilen bir kişi için yok canım o kadarda değil belki bir iki kez içtiyse ayyaş mı olurmuş demek. Veya Ben onu hiç namazda görmedim camiye uğramaz denilen birinin arkasından yok canım o kadarda değil ben onu bazen cumalarda görüyorum demek günah olmaz. Çünkü burada ince bir nuans vardır. O kişide böyle bir sıfat yoktur dese yalan söylemiş olacak, üstelik karşısındakinin ikna edememiş ve karşısındakinin o kişinin hakkında daha fazla konuşmasına sebep olacak . Susarsa kabullenmiş olacak Aslında en iyisi gıybet yapılan toplumdan derhal uzaklaşmaktır. Ancak uzaklaşmanın mümkün olmadığı zamanlarda böyle davranmalıdır. Eğer bir insan açıktan günah işliyorsa O kişinin gıybetini yapmak günah değildir. Çünkü burada amaç açıktan günah işleyen adamı bu huyundan vazgeçirmektir. Topluma ve insanlığa zarar veren kişilerin gıybetini yapmakta günah değildir. Çünkü amaç bu kişinin zararından insanları korumaktır. Onun zararlı olduğunu bilmeyenleri uyarmaktır. Esasında Müslümanın görevi Müslüman kardeşinin her türlü kötülüklerden korumak değil midir?

GIYBET ZİNADAN DAHA BÜYÜK GÜNAHTIR
Sayın okurlarım bir şahsın hakkında hoşuna gitmeyecek yazı yazmak, televizyon, radyo, gazete, internet, dergi ve gazete gibi ;Topluma yayın yapan basın, yayın yoluyla duyurmak çok daha korkunç bir günahtır. Bugün sabahtan akşama kadar televizyonlarda kadın programları yapılmakta bu programda dinimizin yasakladığı dedikodu milyonların gözü önünde yapılmaktadır. Sadece dedikoduda değil; bunun yanında dinimizin yasakladığı iftira, zan, mahremiyet ve günahların ilanı v.b birçok günah işlenmektedir. Dedikoduyu yapanla onu dinleyenin günahı aynıdır. Gıybeti dinlememeli, veya gıybeti yapılan kişi savunulmalı, veya oradan uzaklaşılmalıdır. Bakın peygamberimiz(sav) ne buyuruyor.
HADİS:” Bir kimse,yanında gıybeti yapılan bir mümini gücü yettiğince savunmazsa; Allah o kimseyi kıyamet gününde insanların içinde rezil eder.(Taberani)
HADİS: ”Her kim gıyabında mümin kardeşinin kusurlarının söylenmesine mani olur, örterse Kıyamet gününde Allah ta onun kusurlarını örter.(ibni ebud dünya) Sayın okurlarım dirilerin gıybetini yapmak günah olduğu gibi, ölülerin gıybetini yapmakta günahtır.
HADİS: ”Ölülerinizin güzel hallerini zikredin; Kötülüklerini söylemekten çekinin.”
HADİS: ”Bir kişi Allah’ın rızasına muvafık olan bir kelimeyi konuşur. O kelime ile Allah’ın rızasına kavuşacağını zannetmez. Halbuki o kelime sebebiyle kıyamete kadar, o kimseyi rızasını kazanmaya muvafık kılar. Bir kimsede Allah’ın gazabını tahrik edecek bir kelime konuşur da o kelimeyle Allah’ın gazabına uğrayacağını zannetmez. Halbuki yüce Allah(cc) o kelime sebebiyle ona gazab eder.(tirmizi)
HADİS:” Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları bulunan bir kavme rastladım. O tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırnaklıyorlardı. Ey Cebrail bunlar kimlerdir dedim. Bunlar gıybet ederek insanların ölülerinin etlerini yiyen ve onların vakar ve haysiyetine dokunanlardır. dedi.”/Ebu Davut)
Sayın okurlarım müslüman kişi yaramaz bir söz işittiği zaman ondan yüz çevirmelidir. işte ayet.
AYET: (Kasas.55)”Bunlar(müminler) yaramaz bir lakırtı işittikleri zaman bundan yüz çevirirler.”
AYET: (müminun.3)”Öyle müminler ki onlar boş lakırtılardan ve faidesiz şeylerden yüz çeviricidirler.
AYET: ”(isra.36)” Çünkü kulak,göz, kalp bunların her biri bundan mesuldur.”
HADİS: Hz Peygamber(sav) namaz kılmak için kalktığında Malik. B. Duhşum nerededir ? diye sordu. Ashaptan bir şahıs O münafık Allah’ı ve resul’unu sevmeyen bir adamdır. Dedi. Resulu Ekrem ona sus bir daha bunu söyleme. Onu Allahın rızasını dileyerek Lailahe illallah Muhammedurresulullah derken görmüyor, duymuyor musun. buyurdu.”
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki Ey diliyle iman edip ,imanları kalplerine inmeyen topluluk. Sakın Müslümanları çekiştirmeyin. Onların gizli hallerini araştırmayın. Zira kim Müslümanların gizli kusurlarını araştırırsa Allah’ta onun gizli kusurlarını açığa çıkarır. Kiminde Allah(cc( gizli kusurlarını açığa çıkarırsa Allah(CC) onu evinin içinde rezil eder.”(ebu davut,tirmizi)
Sayın okurlarım daha önce peygamberimizin(sav) Kul hakkı yiyenler müflistir. Ne kadar ibadet ederlerse etsinler. Eğer yaptıkları kul hakkı ibadetlerinden azsa hakkını yediği kişiler haklarını alınca elinde sevap kalmaz ve başkalarının günahını yüklenerek cehenneme girer. Buyrulmuştur. En büyük kul haklarının başında da gıybet gelir. Gıybetini ettiği kişi hakkını helal etmedikçe Allah(cc) gıybet edeni bağışlamaz.
HADİS: Gıybet eden kişiler sevaplarının gıybetlerini ettikleri kimseye verileceğinin bilseler ve gıybetlerini yaptıkları kişilerin günahlarının da onların sırtına yükleneceğini bilseler. Pek çok aşlar ve nedamet duyarlar. Ve tövbe istiğfar ederler.
HZ ÖMER(ra) Buyurdu ki ”Allah’ı zikredin .Çünkü Allah’ı zikir şifadır. Gıybet etmeyin çünkü gıybet derttir. Buyurmuştur. Peygamberimiz(sav) Buyurdu. HADİS:” Gıybet zinadan daha büyük bir suçtur. Sahabeler nasıl olur ya Resulullah diye şaşarak sorarlar. Buyurdu ki Kişi zina edikten sonra günahına tövbe edip te Allaha yönelirse Allah(cc) bu kişinin tövbesini kabul eder. Fakat gıybet eden kimsenin tövbesini kabul edip günahını bağışlamaz. Ta ki gıybetini ettiği kimse kendi hakkını helal edinceye kadar. (ibni Hıbbıl)
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki. Kıyamet günü kişiye amel defteri verilip te okuduğunda bakacak ki orada Dünyada iken işlemediği bir takım iyilikler yazılı bulur. Kişi ben bunları işlemedim. Nu iyilikler nereden çıktı diye sorar. Allah(cc) ey kulum o iyilikler senin gıybetini yapanların iyilikleridir. Aynı şekilde işlemediği günahların da defterde olduğunu görecek yarabbi ben bu günahları işlemedim diyecek. Allah(cc) O günahlar gıybetini yaptığın kişilerin günahlarındır denilecek(Buhari-Müslim)
HASAN BASRİ: (r.a) Birisinin kendisi hakkında gıybet ettiğini duysa hemen o adama bir adet altın gönderirdi. Ve derdi ki söyleyin ona bu para benden aldığı günahların ve bana bağışladığı sevapların karşılığıdır. Derdi. Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana davul zurna az. Müslüman kardeşini alaya alan ve gıybetini yapan kişiye azap olduğunu Kuran-ı kerim şu ayette de bildiriyor.
AYET:(Hümeze.1)”Kardeşini gıybet ve alaya alan kişiye azap vardır.” Müslüman söylenen her söze inanmamalı doğruluğunu araştırmalıdır. Acaba gerçekten bu söz söylenmiştir. Yoksa sözü getiren yanlış mı getirmiştir. Nitekim Kuran-ı kerimde
AYET:(Huccurat.6)”Ey iman edenler. bir fasık gelip size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın ki yanlışlıkla bir cemaate fenalık yaparsınız da yaptığınız işe sonradan pişman olursunuz.” O nedenle birisi size gelip falanca şöyle dedi senin için dedi derse hemen inanmayıp araştırma yapmalıdır.
HADİS: Bir ramazan günü iftar vaktinde peygamberimiz(sav) Oruç tutan üç kişiyi iftara çağırır. İki kişiye siz oruçlu değilsiniz der. Onlar yemin ederek kesinlikle oruçlarını bozacak bir şey yapmadıklarını söylerler. Bunun üzerine peygamberimiz.(sav) Onlara kusun bakalım şu kaba der. O iki kişi kusarlar ki et parçaları dökülür. İki adam yine yeminle et yemediklerini söylerler. Peygamberimiz onlara sizler başkalarının dedikodusunu yaptınız. Ve manevi olarak etlerinizi yediniz dolayısıyla tuttuğunuz. Oruç manen bozuldu buyurur

Gıybet Konusunda İnsanları Bilgilendirmeliyiz
Maalesef gıybet konusunda çok bilgi sahibi değiliz; çünkü daha önce de bahsettiğimiz gibi, birçok insan gıybet yaptığının bile farkında değildir. Gıybetin sınırlan toplum fertleri içinde iyice belirlenemediğinden, hocalara ve vaizlere çok iş düşmektedir. Toplum önderleri olan hocaların, gıybetin caiz olma şartlarını iyi anlatmaları gerekmektedir; çünkü avam tabakasındaki insanlar, gıybetini caiz gördüğü birini rastgele gıybet etmekte, bu da doğal olarak gıybetin yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir. Hasılı, gıybet konusunda insanları yeterince bilgilendirebilirsek, toplumda bilgisizlikten kaynaklanan gıybetlere karşı set çekmiş oluruz.
Gıybet (Dedikodu) Yapmaktan Kurtulmanın Yolları Nelerdir?
1. Az ve Lüzumlu Konuşmak
2. Zamanı Hayırlı İşlerde Sarf Etmek
3. Arkadaş Seçimine Dikkat Etmek
4. İki Kişinin Sohbetinde Üçüncü Bir Kişiden Söz Etmemek
5. Merhamet Duygularımızı Öne Çıkarmak
6. Gıybeti Yapılanı Savunmak
7. Kişiler Arasında Söz Getirip Götürenlere İtibar Etmemek
8. Maddi Rekabetlerden Uzak Durmak
9. Kimsenin Makamına Göz Dikmemek
10. Uzlete (yalnızlık) Çekilmek
11. Konuşmalarımızda Niyetimiz Haram Konuşmak Olmamalı
12. Kusurları Araştırmamak
13. Bizi Gıybete Sürükleyen Davranışlardan Kaçınmak
14. Maddi İmkânları Oluşturup, İnsanlara Muhtaç Olmamak (Gıybeti toplumdan çıkartmak istiyorsak, maddi imkanlarımızı oluşturmanın meşru yollarına bakıp kanaatkarlığı seçmenin ve Allah (c.c)’dan yardım istemenin lüzumu ortaya çıkar. İşte o zaman bu şekilde kendimizi muhtaçlıktan Allah’ın (c.c) izniyle kurtarırsak, ne kimsenin malını mülkünü dilimize dolarız; ne de kendi hakkımızda insanların bu şekilde konuşmalarına fırsat tanımış oluruz.)
15. Gıybete Sebep Olan Hastalıklardan Arınmak
16. Su-i Zandan Uzak Durmak
17. Hayâlı Hareket Etmek 
Gıybet (Dedikodu) Yapmanın Zararları Nelerdir?
Kur'an'da Yasak Olduğu İçin
Allah (c.c) gıybetin ne kötü bir davranış olduğunu bize örnek vererek anlatmıştır.
Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
| Kur’an-ı Kerim – Hucurat/12
İmansız Ahirete Gitmeye Sebep Olduğu İçin
Öncelikle günahlann imansız gitmeye sürüklediğine değinmek istiyorum. Evet, işlenilen masiyyetler kişiyi her ne kadar doğrudan küfre sokmasa da, kişi, günahı işleye işleye iman ile küfrün arasını ayırt edemeyecek duruma gelir.
İbadetimize Zarar Verdiği İçin
İşlediğimiz günahlar ibadet hayatımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü günahlar sonucunda ya ibadete ağırlık gelir, ya ibadetten zevk alınamaz ya da ibadet nimeti elden gider.
Hasan-ı Basri (rh), “Vallahi bir kişi günah işler, onun için gece namazından gündüz orucundan mahrum bırakılır!” buyurmuştur.
İçki içmiyoruz, kumar oynamıyoruz, zina yapmıyoruz, ama gıybeti bolca yapıyoruz. Acaba ibadetteki muvaffakiyetsizliğimizin sebebi gıybetten olabilir mi, ne dersiniz?!
Süfyan-ı Sevri (rh),
“İşlediğim bir günahtan dolayı beş ay gece namazından mahrum bırakıldım!” dedi.
“O nedir?” dediler.
“Ağlayan birisini gördüm, ‘Bu adam riyakâr!’ dedim.
Toplum Hayatını İfsat (Bozduğu) Ettiği İçin
Müminler olarak, aynı toplumda yaşadığımız diğer müminlerin haklarına saygılı olup, onların haklarına tecavüz etmemeliyiz. Mümin kardeşlerimizi ayırt etmeden sevmenin bir vazife olduğunu bilmeliyiz. Din kardeşlerimize karşı kin beslememeli, onlara dostça davranmalı, iyi geçinmeli ve sıkıntı vermemeliyiz. Bu noktada toplumsal kargaşaya, bozgunculuğa yol açacak sözleri dinlememeye ve taşımamaya gayret göstermeliyiz.
Kazandığımız Sevapları Heder Edip, Günahları Yüklediği İçin
Ebü Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashab:
– Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.
| Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2
Kıyamet günü, bir kimsenin sevap defteri açılır. Yâ Rabbî! Dünyada iken, şu ibâdetleri yapmıştım. Sahifede bunlar yazılı değil, der. Onlar, defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı, denir.
| Et-Tegrîb Ve’t-Terhîb
Cehennem Azabına Sebep Olduğu İçin
Allah (cc), iman edip salih amel işleyenleri cennetle müjdelerken, emir ve yasaklarım çiğneyenlerin de cehennemde azap göreceğini bildirmiştir. Bu dünya, ahiretin bir tarlasıdır. hasenatın tohumlan “cennet bahçeleri” olarak karşımıza çıkacağı gibi, yine ektiğimiz seyyiatın tohumları “Cehennem zindanlan” olarak karşımıza Gerçek şu cennet ve cehennem, Allah’ın (cc) adaletinin bir gereğidir.
Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:
“Kim bir müslüman’ı (gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir elbise giydirilse, Allah Teala Hazretleri mutlaka, onun bir mislini cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam sebeiyle bir makam elde eder (orada salah ve takva sahibi bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girerse) Allah Teala Hazretleri Kıyamet günü onu mürdiler makamına oturtarak (rezil eder ve mürdilere münasib azabla azablandırır.)”
| Hadis No: 4324, Ravi: Müstevred
Kabir Azabına Sebep Olduğu İçin
Öldükten sonra kabir âlemi başlayacak. Kabir ya bu dünyadan daha güzel bir yer ya da bu dünyadan daha kötü bir yer olacaktır.
Nitekim Hz. Peygamber bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.”
| el-Akidetu’t-Tahaviye,1/169; Ahmed b. Hanbel, el-Akide, s.64-76; el-lalekâî, İtikadu ehli’s-sünne, 1/156, 158, 166-şamile
Kabir azabı hakkında ise:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:
Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir (kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şey idi.) Oysa o şey, büyük günah idi. Onlardan birisi,idrar sebebiyle azap çekiyor.Diğeri ise gıybet sebebiyle azap çekiyor.
| İmam Ahmed rivâyet etmiş, Elbânî de ‘Sahîhu’t-Terğîb ve’t-Terhîb’, cilt: 1, sayfa: 66’da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.
Kişiye İtibar Kaybettirdiği İçin
Gıybet yapan kimse, yaptığı gıybete her ne kadar din gayreti ve rengi verse de, dinleyen kimseler gıybet yapan kimseye iyi gözle bakmayacaklardır.
Sadi Şirazî (k.s) şöyle buyurmaktadır:
“Gıybet yaptığında, gıybeti yapılan kişiyi düşünürsün ama kendini de güvensiz edersin.”
Dualarımızın Kabulu İçin
Peygamberimiz ise bir hadis-i şerifte:
“Başkalarının ardından konuşmaktan sakının. Çünkü başkalarının ardından konuşan kimseleri şu üç felaket beklemektedir: Ettiği dualar kabul olmaz, İşlediği iyilikler tesirsiz kalır, Kötülük ve günahları artar.”buyurmuştur.
| Zübdetül Vaizin Adlı Kitap; Dürretül Vaizin. 2.C. S.954,955

DEDİKODU(GIYBET) ÇEŞİTLERİ

1-BEDENLE ALAKALI GIYBET: (DEDİKODU)

Bir kişinin arkasından onun duyunca hoşlanmayacağı bir eksikliğini söylemek. Mesela şaşı, kör, topal, kel, yaralı, sivilceli, kısa, uzun, zenci, sarı, siyah, v.b Ancak bunu söyleyen kişinin niyeti hakaret etmek değilse o kişiyi tarif etmek için başka yol bulamadıysa veya o kişi bunu duyduğunda rahatsız olmayacaksa o zaman gıybet olmaz.
Bir kişi hakkında kördür, topaldır, keldir, şaşıdır, kısa boyludur, uzun boyludur ve çirkindir gibi kişinin “duyduğunda hoşlanmayacağı kusurlarını söylemek gıybettir. Mesela, iki kişi evlendiklerinde damat tarafı; damat güzeldir, gelin çok çirkindir veya gelin tarafı; damat kısa boyludur veya geline layık değildir gibi sözler sarf etmektedirler. Bu tür sözler gıybettir.
Bir rivayete göre,
Resul-i Ekrem (s.a.v)’in yanma kısa boylu bir kadın geldi.
Kadın çıkıp gittikten sonra, Hz. Aişe (r.a) şöyle dedi:
“Boyu da ne kadar kısa!
Bunu işiten Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Kadının gıybetini ettin, ya Aişe!”
Hz. Aişe (r.a) dedi ki:
“Onda olan hali anlattım. Başka bir şey demedim ki.”
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ama, onun bahsedilmesinden hiç hoşlanmayacağı bir yanını anlattın.”
| Ahmed b. Hanbel, 6/136
Diğer bir rivayete göre,
Hz. Aişe (r.a) diyor ki: Ben Resul-i Ekrem’e:
“Size Safiyye’nin boyunun kısalığı gibi kusurları sana yetmiyor mu?” dedim.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Öyle bir söz söyledin ki, denize karışsa onu kirletir, rengini bozar ve onu kokuturdu.”
Hz. Aişe ilaveten der ki:
“Ben Resulullah (sav)’a bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım.
Bana hemen şunu söyledi: “Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz ve fiille) taklid etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile.”
| Ebu Davud, Edeb 40, (4875); Tirmizi, Sıatu’l-Kıyame 52, (2503, 2504)
Hz. Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor;
Resulullah’ın (asm) yanında idik. Adamın biri kalktı gitti.
Diğerleri (arkasından);
“Ya Rasulallah, falan ne kadar aciz kimsedir” dediklerinde,
Resulullah (asm);
“Arkadaşınızı çekiştirdiniz ve etini yediniz.” buyurdu.
| Ebu Ya’la, Taberani
2-SÜLALEYE(SOYA) YAPILAN GIYBET: (DEDİKODU)
Kişinin babasını, annesini, kardeşini, veya yakın akrabalarını kötülemek.
Annesi hizmetçidir, babası çöpçüdür, kapıcıdır, çiftçidir veya ayakkabı boyacısıdir gibi kişiyi küçük düşürücü sözleri söylemek gıybettir.
Hz. Aişe (r.a) diyor ki:
Safiyye’nin devesi hastalanmıştı. Zeyneb’de yedek bir deve bulunuyordu.
Resul-i Ekrem(s.a.v) Zeyneb’e:
“Yanındaki yedek deveyi ona ver.” buyurdu.
Zeyneb:
“O yahudiye deveyi vereyim mi?” dedi.
| Et-Tergib ve’t-Terhib, 3/505
(Zeyneb, bu sözü ile daha önce Yahudi olan ve hicretin yedinci yılında Müslüman olup Peygamberimiz (s.a.v) ile evlenen Safiyye’yi geçmişteki asaletinden dolayı küçük düşürmek istemişti.) Buna son derece üzülen Resul-i Ekrem(s.a.v), uzun bir süre Zeyneb’in yanına uğramadı.
3-AHLAKLA İLGİLİ GIYBET: (DEDİKODU)
Huyu kötü, havalı, kibirli, sinirli, aciz, korkak, cimri v. b sözler.
Bir kişi hakkında kötü huyludur, acizdir, zayıftır, korkaktır, cimridir, öfkelidir gibi kişiyi rencide edici şeyleri söylemek gıybettir.
Ebu Hureyre(r.a), diyor ki:
Resul-i Ekrem(s.a.v)’in yanında oturuyorduk, bir adam kalktı gitti.
Orada bulunanlar:
“Ya Resulullah, filan adam çok zayıf ve çok aciz bir kimsedir” dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem(s.a.v) şöyle buyurdu:
“Arkadaşınızı gıybet ettiniz ve etini yediniz.”
| Et-Tergib ve’t-Terhib,3/506
4- DİNE AİT GIYBET:(DEDİKODU)
Hırsız, yalancı, sarhoş, kumarcı, zalim, beynamaz, v. b
Bir kimse hakkında fasıktır, yalancıdır, anne ve babasına itaat etmez, zalimdir, namaza tembeldir, daha Fatiha’yı bile düzgün okuyamıyor, üçkâğıtçıdır, helal ve harama aldırmaz gibi duyduğunda kişiyi rahatsız edici kusurlarını söylemek gıybettir.
Resûl-i Ekrem’in zamanında biri, insanların toplandığı bir meclise uğradı ve selâm vererek oradan geçip gitti. Gittikten sonra, orada bulunanlardan biri:
Ben bu adama Allah için buğz ederim ve bunu sevmem, dedi.
Oradakiler:
– Ayıp ettin, niçin böyle konuştun? Yemin olsun ki, bu söylediklerini biz adama söyleyeceğiz, dediler.
İçlerinden birini adama gönderdiler. Giden adam, arkasından konuşulan şahsı durumdan haberdar etti. Bunu dinleyen adam, doğruca Resûl-i Ekrem’e giderek, aleyhindeki konuşmadan şikâyet etti.
Peygamberimiz adamı çağırttı ve:
– Böyle konuştun mu? diye sordu.
Adam:
– Evet konuştum yâ Resûlallah, dedi ve inkâr etmedi.
Peygamber Efendimiz de:
– Niçin buna buğzediyorsun, söyle bakalım? deyince,
Adam:
– Ben bunun hizmetçisi idim ve bütün hallerine vakıftım. Bu adamın, farz olan namazlardan başka bir namaz kıldığını görmedim, dedi.
Öteki adam:
-Yâ Resûlallah, kendisine sorun bakalım, kıldığım namazın abdestinde, vaktinde, rükû ve secdesinde bir eksiklik yaptım mı? dedi.
Resûl-i Ekrem sordu, adam:
– Hayır, kusur etmedi. Fakat Ramazan ayından başka da bir gün oruç tutmadı, dedi.
Yine öteki adam:
– Ya Resûlallah, sorun bakalım, Ramazan orucundan hiçbir şeyi eksilttim mi? dedi.
Resûl-i Ekrem sordu, adam:
– Hayır, Ramazan orucunda bir kusur etmedi, dedi. Ancak farz olan zekât borcundan başka bir kuruş vermedi, dedi.
Öteki adam:
– Yâ Resûlallah sorun bakalım, zekât borcumda bir kusur ettim mi? dedi.
Resûl-i Ekrem adama sordu, adam:
– Hayır, zekât borcunda kusur etmedi deyince,
Resûl-i Ekrem:
– Kalk, belki bu adam senden hayırlıdır, buyurdu. (Ahmed)
Geriye başka bir husus kaldı. Rivayetlerden anlaşıldığı gibi Müslümanların sırlarını ifşa etmek de haramdır. Yani ister ahlaki, ister yaratışsal, isterse ameli olsun Müslümanların saklı kalmış, açığa çıkmamış kusurlarının açıklanıp ifşa edilmesi haramdır.
5-DÜNYEVİ HUYLARINA GIYBET:(DEDİKODU)
Edepsiz, terbiyesiz, tembel, v. b sözler.
Bir kimse hakkında terbiyesizdir, çok yer, çok uyur, ailesi çok gezer, evi temiz değildir gibi kişinin duyduğunda rahatsız olacağı sözleri söylemek gıybettir.
Bir rivayete göre;
Resul-i Ekrem (s.a.v) bir sefere çıktığında iki zengin kişiye dünyalığı olmayan birini arkadaş ediyordu. Böylece, onların yediklerinden yesin, konağa varmadan önce gidip yerlerini hazırlasın ve sofralarını kursun.
Böyle bir seferde Resul-i Ekrem (s.a.v), Selman-ı Farisi’yi iki kişiye vermişti. Bir gün, bir yere gittiler. Selman onlara iyi bir şey hazırlamamıştı.
Ona şöyle dediler:
“Resul-i Ekrem (s.a.v)’e git; fazla katık varsa, bizim için iste.”
Selman gidince arkasından şöyle dediler:
“Selman su kuyusuna gitse, suyu kurutur.”
Selman Resul-i Ekrem (s.a.v)’e gitti. Onların dediğini anlatınca,
Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Git onlara söyle: katığı yediniz.”
Selman gelip durumu onlara bildirdi.
Bunun üzerine ikisi de, Resul-i Ekrem (s.a.v)’in yanına gittiler;
Dediler ki:
“Biz daha bir şey yemedik ki,”
Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Ama ben ağzınızda et kızıllığı görüyorum.”
Onlar şöyle dediler:
“Bizde bir şey yok ki; biz bugün hiç et yemedik ki.”
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Siz, kardeşinizin gıybetini ettiniz.”
Sonra onlara sordu:
“Ölü eti yemeği sever misiniz?”
” Hayır, sevmeyiz.” dediler.
Resul-i Ekrem (s.a.v); şöyle buyurdu:
” Ölü etinin yemeği nasıl kötü görüyorsanız, kardeşinizin gıybetini de etmeyiniz. Kardeşinin gıybetini eden kimse, kardeşinin etini yemiş olur.”
İşte, bunun üzerine şu ayet nazil oldu:
” …Biriniz diğerinizin gıybetini etmesin. Hanginiz ölmüş kardeşinin etini yemeği sever? Bundan tiksindiniz değil mi? Öyleyse Allah’tan korkun!…”
| Kur’an-ı Kerim, Hücurat:12
6-GİYİMLE ALAKALI GIYBET:(DEDİKODU)
Uzun, kısa, dar, geniş, eski, kirli, paspal, v. b. sözler.
Bir kimse hakkında pantolonu kısadır, eteği uzundur, elbisesi eskidir veya ceketi kirlidir gibi kişinin duyduğunda hoşlanmayacağı ayıplarını söylemek gıybettir.
Nitekim Hz. Aişe (r.a) diyor ki:
Resul-i Ekrem (s.a.v)’in yanında bulunduğum bir sırada bir kadın geldi ve gitti.
Ben:
“Bu kadın ne uzun etekli! “dedim.
Resul-i Ekrem(s.a.v):
“Ağzındakini tükür! “buyurdu, ben de bir et parçası tükürdüm, dedi.
| İbn-i Ebi Dünya
Bir kardeşimizin giyiminde bariz bir bozukluk gördük diyelim. Yapacağımız şey, kimsenin yanında rencide etmeden, yumuşak bir dille bunu kardeşimize söylemektir. Bundan sonra da, o kardeşimizin (giyimindeki) kusurunu başkasına anlatıp gıybet yapmamız çok anlamsızdır.Hangi hususta olursa olsun arkasından konuştuğunuz kişiyi üzecek her söz ve hareket gıybettir ve günahtır. Sayın okurlarım gıybet en fazla işlenen günah olduğu halde içeriği en az bilinen günahtır. Bugün alimi, cahili, büyüğü, küçüğü, kadını erkeği hepimiz istisnasız gıybet ederken hangi sözlerin gıybet olduğunu hangi sözlerin gıybet olmadığını bilemiyoruz. Dolayısıyla bazen gıybet olduğunu sandığımız şeyleri söylemeyerek adaletin işlemesini veya suçun engellenmesini sağlayamamaktayız. İleride açıklanacağı gibi gıybetin caiz olduğu hatta yapılması zorunlu olduğu yerler vardır. Bazen aman dedikodu olur diye arkadaşlarımızla sohbetten vazgeçmekte, veya günah olmayan gıybeti yaptıkları zaman nasıl olsa günaha girdik zannıyla günah olan gıybete dönülmekte; Bazen de gıybeti iftira etmekle karıştırıp yani iftira etmeyi dedikodu sanıp yaptıkları dedikodunun günah olmadığını savunmakta ve bilmeyerek şirke girmektedirler. O nedenle gıybet çok iyi tahlil edilmeli, hangi gıybetin mubah yani caiz yani serbest olduğu yani günah olmadığı, hangi gıybetinde haram yani günah olduğu iyi bilinmelidir. Her sözün gıybet olduğunu sanmak insanı yalnızlığa iter. Buda yanlıştır. İnsanlar elbette sohbet edeceklerdir

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI



ERZURUML İBRAHİM HAKKI HAYATI
Erzurumlu İbrahim HakkıErzurumlu İbrahim Hakkı, 18 Mayıs 1703 yılında Erzurum'a bağlı Hasankale'de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarda annesini ve daha sonra babasını yitiren İbrahim Hakkı, bir süre amcasının yanında kalmış, bu süre içinde eğitimine devam etmiştir. 1747 tarihinde İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmut ile görüşmüştür. Yeniden Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı, sürekli olarak dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiş ve 1780 yılında rahatsızlanarak aynı yılın 22 Haziran günü vefat etmiştir.
Manzum ve düz yazı toplam on beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı'nın en önemli eserleri Divan ve Marifetname'dir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji, ve din ile ilgili pek çok bilimsel çalışmalar yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir alim tarafından güneş sistemi ('hey'et-i cedide') anlatıldı.
Eserleri
Tuhfet-ül Kiram
Nuhbet-ül Kelam
Meşarık-ül Yuh
Sefine-i Nuh
Kenz-ül Futuh
Definet-ür Ruh
Ruh-üş Şuruh
Urvet-ül islam
Heyet-ül İslam
İlâhî-nâme (Divan)
Marifetnâme
SEYREYLE SEN GÜMBÜRTÜYÜ
(HAYALAT-I MUHALAT)
Bin çay akıp bir olsalar,
Bir kaya başın bulsalar,
Ol kayadan dökülseler;
Seyreyle sen gümbürtüyü!!
İlin pek büyük top sürseler,
Keskin barut doldursalar,
Bir elden ateş vur salar;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Yüz bin davullar alsalar,
Hep bir araya gelseler,
Andan çomağı çalsalar;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Yüz bin kazanlar alsalar,
Bir dağ başından salsalar,
Hep bile yuvarlasalar.
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Bin küp satın alınsalar,
Bir kayadan salınsalar,
Birbirine çalmsalar;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Bin aygır eşek sürseler,
Bir kümbete doldursalar,
Bir perdeden angırsalar;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Hanende çok aldırsalar,
Kümbette ses kaldırsalstr,
Hem erganun çaldır salar;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Hamam içi dolsa zenan,
Kaynar sular olsa revan,
Tas ü leğen etse figan;
Fikreyle sen gümbürtüyü!
Çermik saf asm sürseler,
Havuz yüzünde dursalar,
Yüzgeçle ayak vur salar;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
Hakkı; bahar olsa zaman,
Kâd ile berk olsa ayan,
Ol sayhadan dolsa cihan;
Seyreyîe sen gümbürtüyü!
MEVLAM GÖRELİM NEYLER NEYLERSE GÜZEL EYLER
Hak şerleri hayr eyler
Zan etme ki ğayr eyler
Ârif ânı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Sen Hakka tevekkül kıl
Tefvîz it ve râhat bul
Sabr eyle ve râzı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Kalbin Âna berk eyle
Tedbîrini terk eyle
Takdîrini derk eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Hallâk-ı Rahîm Oldur
Rezzâk-ı Kerîm Oldur
Fa’âl-i Hakîm Oldur
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Bil kâdî-i hâcâtı
Kıl Âna münâcâtı
Terk eyle murâdâtı
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Bir işi murâd etme
Olduysa inâd etme
Haktandır o red etme
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Hakkîn olıcak işler
Boşdur gam u teşvişler
Ol hikmetini işler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Hep işleri fâikdır
Birbirine lâyıkdır
Neylerse muvâfıkdır
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Dilden gamı dûr eyle
Rabbinle huzûr eyle
Tefvîz-i ümûr eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Sen adli zulüm sanma
Teslim ol oda yanma
Sabr et sakın usanma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Deme şu niçin şöyle
Yerincedir ol öyle
Bak sonuna sabr eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Hiç kimseye hor bakma
İncitme gönül yıkma
Sen nefsine yan çıkma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Mü’min işi reng olmaz
Âkıl huyu ceng olmaz
Ârif dili teng olmaz
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Hoş sabr-ı cemîlimdir
Takdîr-i kefîlimdir
Allah kim vekîlimdir
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Her dilde Ânın adı
Her canda Ânın yâdı
Her kuladır imdâdı
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Nâçâr kalıcak yerde
Nâgâh açar ol perde
Dermân eder ol derde
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Her kuluna her ânda
Geh kahr u geh ihsânda
Her ânda O bir şânda
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Geh mu’tî u geh mânî’
Geh dârr u gehî nâfî’
Geh hâfid u geh râfî’
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Geh bay ider geh miskin
Geh hurrem ü geh ğamgîn
Geh şûh u gehî sengîn
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler...
Geh ‘abdin ider ârif
Geh eymen u geh hâif
Her kalbi odır sârif
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Geh kalbini boş eyler
Geh hulkını hoş eyler
Geh ‘ışkına dûş eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Az ye az uyu az iç
Ten mezbelesinden geç
Dil gülşenine gel göç
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Bu nâs ile yorulma
Nefsinle dahî kalma
Kalbinden ırağ olma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Geçmişle geri kalma
Müstakbele hem dalma
Hâl ile dahî olma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Her dem Ânı zikr eyle
Zeyrekliği koy şöyle
Hayrân-ı Hak ol söyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Gel hayrete dal bir yol
Kendin unut Ânı bul
Koy gafleti hâzır ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Her sözde nasîhat var
Her nesnede zînet var
Her işte ganîmet var
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Hep remz ü işârettir
Hep ğamz ü beşâretdir
Hep ayn-ı inâyetdir
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Her söyleyeni dinle
Ol söyleteni anla
Hoş eyle kabul canla
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Bil elsine-i halkı
Aklâm-ı Hak ey Hakkî
Öğren edeb ü hulkı
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Vallâhi güzel etmiş,
Billâhi güzel etmiş,
Tallâhi güzel etmiş,
Allah görelim netmiş,
Netmişse güzel etmiş…
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Arzum Benim
Efendim Gül Yüzlü Dosta Ermektir Arzum Benim
El Bağlatıp Divanında Durmaktır Arzum Benim
Kendi Bilir Ben Bilirim Yoluna Baş Koymuşum
Lütfederse Cemalini Görmektir Arzum Benim
Sıyırıp Sırtımdan Atsam İkilik Gömleğini
Kaldırıpta Yerden Yere Vurmaktır Arzum Benim
Bir Kez Yolum Uğrasaydı Erenler Meclisine
Sıdkile Huzurda Boyun Burmaktır Arzum Benim
Sinemi Sardı Çürüttü Gafletin Mikropları
Bu Müzmin İllete Şifa Sormaktır Arzum Benim
Kürrdeki Desen Desen Beşeri Alem İçin
Cümlesine Bir Fakülte Kurmaktır Arzum Benim
Ruhaniyim Hıfseyledim Yazısız Kitabı Ben
Bin Satırdan Bir Noktaya Varmaktır Arzum Benim
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Söz Tut
Gel ey ruh-i revan söz tut
Nefs-i candır inan söz tut
Odur nutku beyan söz tut
Heman söz tut. heman söz tut
Teveccüh kıl, hidayet bul
Tevekkül kıl, himayet bul
Ve teslim ol. inayet bul
Heman söz tut, heman söz tut
Her emr-i Hakk'a hurmet kıl
Ve cümle halka şefkat kıl
Bir iş emr etme hizmet kıl
Heman söz tut, heman söz tut
Kelamında demiş Allah
Hadisinde Habibullah
Muti' ol, söyle Eyvallah
Heman söz tut. heman söz tut
Havatır farkına hoş yet
Vesavis nev'ini nefy et
Pes İlahın sözünce git
Heman söz tut, heman söz tut
O söz kim, Hakk'a layıkdır
Dahi akla muvafıkdır
O nutku tut ki, fayıkdır
Heman söz tut, heman söz tut
Eğer tenha kalırsan hoş
Huzur-i Hak bulursun hoş
Çü halk içre olursun hoş
Heman söz tut, heman söz tut
Ve ger ülfet bulam dersen
Güzel huylu olam dersen
Ve hizmetler kılam dersen
Heman söz tut, heman söz tut
Çü, söz tutmakdır devlet
Saadet-i izzet ü rağbet
Ve rahat-i nimet ü lezzet
Heman söz tut, heman söz tut
Kimin tutsan sözün asan
Sever seni candan asan
Sevil, sev Hak içün ey can
Heman söz tut, heman söz tut
Heman söz dinle, kâm alma
Bu tedbirinle sen kalma
Güzel pendi, yere salma
Heman söz tut. heman söz tut
Sakın bir şey murad etme
Ne olduysa inad etme
Kabul et, aksine gitme
Heman söz tut, heman söz tut
Güzel söz tut, muhabbet bul
Mülayim söyle re'fet bul
Gönüller yap meveddet bul
Heman söz tut, heman söz tut
Ulümi, gönderen sözdür
Kulüba indiren sözdür
Gönüller dönderen sözdür
Heman söz tut, heman söz tut
Derün-i dilde candır söz
Ve canlara revandır söz
Nihan fikr ü ayandır söz
Heman söz tut, heman söz tut
Söz, insanın özüdür bil
Odur mevlud-i can ü dil
Anı redd etme ey mukbil
Heman söz tut. heman söz tut
Kalemdir dil, yazan Hak'dır
Edep,söz tutmak ancakdır
Sözün şanı tutulmakdır
Heman söz tut, heman söz tut
Kamuyu söyleden birdir
Bu dillerden, O muhbirdir
Habir ol kim. bu bir sırdır
Heman söz tut, heman söz tut
Bu söz kim istişarettir
Sana Hakk'ı işarettir
Söz anlarsan, beşarettir
Heman söz tut, heman söz tut
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Neylerem
Can ellerinden gelmişem, fani mekanı neylerem
Ol mülke meylim salmışam. Ben bu cihanı neylerem
Dunyaya geldim gitmeye, tim ile hilm yetmeye
Aşk ile an seyretmeye. Ben în u anı neylerem
Devr-i zamandan doymuşam, Kevn ü fesadı koymuşam
Darü'1-amanı duymuşam, bu sicn-i canı neylerem
Hep i'tibarı atmışam, aşıldığa el katmışam
Ben nefsi dosta satmışam, bu düşmenanı neylerem
Aşkın şerabın içmişem, dil gülşenine göçmüşem
Ben varlığımdan geçmişem, nam ü nişanı neylerem
Aşkı, tabibım kılmışam, derdinde derman bulmuşam
Ben lübb-i hikmet bilmişem, Yunaniyani neylerem
Enfas-i aşkı darikem, mal ü menalı tarikem
Genc-i nihane mâlikem, nakd-i revani neylerem
Taht-i tevekkül bulmuşam, mülk-i kanaat bulmuşam
Mahfice sultan olmuşam, cah-i ayanı neylerem
Her ne gelirse yahşidir, o dostun bahsidir
Çün cümle anın işidir, ben bed-gümanı neylerem
Olmuş anınla kalmışam, ayn-i hayata dalmışam
Kendim bilip kam almışam, vehm ü hayalı neylerem
Gerçi zaman-i devran ile, pir etti cismin şan ile
Gönlüm cüvandır can ile, pir ü cüvanı neylerem
Ten beslemekten sapmışam, gönlüm sarayın yapmışam
Hurşidem, anda tapmışam, ben.ahteranı neylerem
Yarı bana bes görmüşem, ağyarı dilden sürmüşem
Ünsiyle tenha durmuşam, ben ins ü canı neylerem
Dilden dile bin terceman,varken ne söyler bu lisan
Çün can ü dildir hem-zeban, nutk ü beyanı neylerem
Hakkı, cemi'i halktan, müstağniyem billahi ben
Hallak-i alem varken, halk-i zamanı neylerem
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Ezeli Hak’tır Dadaş'ın Ebedi Hak kalacak,
Duracak durdukça cihan yine mutlak kalacak.
Aşmış Altayları, Cengiz'le beraber geliyor,
Eşi yok, benzeri yok, Varsa göster geliyor.
Fatih'in yoldaşıdır, Yavuz'un kan kardeşi,
Ruhta iman kaynağıdır, histe vicdan ateşi,
Hür doğmuştur anasından, yaşar hürriyet için
Adamıştır nesi varsa sulh için, millet için.
Mertliğin son merhalesi, o hamaset kalesi,
Medeniyet kaynağıdır ruhunun meş'alesi.
Eğilin ey ulu dağlar, savulun fırtınalar,
Sizi kahretmeye kadir bu celadet, bu vakar.
Heybetinden ezilirsin, şu çatılmış kaşa bak,
Nice mağrur başı eğmiş, şu eğilmez başa bak.
Şu eğilmez başa bak ki o ne mâna taşıyor?
Su çatılmış kaşa bak ki gene bayraklaşıyor.
Çekmesin hançerini hey! Hele bir çekse kınından,
Gelecekler ejder olsa geçemezler yakınından.
Kükreyip şahlanıverse, ona gökler daralır,
Toprak altında erir de başı ta arşa varır.
Devrilir mi, yıkılır mı böyle bir azm-i kavi?
Hilkatin şaheseridir, kudretin mucizesi
O, karanlıkları yurttan ebediyen kovacak,
Güneşin battığı yerden, Dadaş'ındır doğacak...
Onu var tarihe sor ki, hangi boydan geliyor?
Kökü ta Ergenekon'dan, Orta Asya'dan geliyor.
Başa geçmiş dadaşım, sanma sondan geliyor.
Ona sen tarihi sor ki O da ondan geliyor.
Bu gelen başta gelendir, yurt için aşka gelen,
Ünü dünyaları sarmış, bu gelen başka gelen.
Kaleler setleri aşmış, çiğnenmiş her siperi,
Gerilik şanına düşmez, ileri hep ileri! ...
Erzurumlu İbrahim Hakk
ıEy Cân
Gönülden çün dile vardır yol ey cân,
Mülâyim söyle, şîrîn söz bul ey cân,
Acı söz deme, hilm ile dol ey cân,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Namazlarını vaktinde edâ et,
Hem ehlinin her sözün tut, devlete yet,
Ne yol kim gösterirse ol yola git,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Büyüğünle her işte meşveret kıl,
Ki aklına uyan pişmân olur bil,
Sözün tut görme sen, bir işi müşkil,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Büyüğündür azîz ana niyât et,
Sakın nâz etme hizmetli firâz et,
Sözün az et hemîşe ketm-i râz et,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Sakın nâmahreme, sen de ba'îd ol,
Hemen ehlin safâsiyle sa'îd ol,
Murâdın terk edip söz tut reşîd ol,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Dilin hıfz eyle, gıybet etme ey yâr,
Ve yıkma bir gönül bir sözle zinhâr,
Sen etme sırr-ı nâsı nâsa izhâr,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Güzel sözlerle tatyîb-i kulûb et,
Sükût u samt ile setr-i uyûb et,
Yeterse kudretin keşf-i kürûb et,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Kula hizmetdir Allah'a ibâdet,
Kusûrun afvdır hakka riâyet,
Hudâ'nın lütfudur sabr u kanâat,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Seni Allah lütfundan yaratmış,
Sana lütfuyla Cennet'te yer etmiş,
Dahı dünyâda halka server etmiş,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Güzel Allah senden râzı olsun,
Güleç yüzün görenler zevki bulsun,
Sözünden her gönül lezzetle dolsun,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Çün Allah'ı seversin bil ki ol hem,
Seni sevmiştir ey cân senden erham,
Sen ey mahbûb-ı Hak ol şâd u hurrem,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Sakın bir kimseyi incitme, sövme,
Ve sen bir kimseden incinme, dövme
Dahî sen kendini sohbetde övme,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân.
Hanîfe Hanımın atası Hakkı,
Der ey kızım hemen Kur'ânı oku,
Seninle bile bil her hâldeHakk'ı,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol ey cân
Erzurumlu İbrahim Hakkı

Gönül Seni
Vasf-i lisan seninledir, vasfedemem gönül seni
Nutku beyan seninledir, vasfedemem gönül seni
Her hünerin kemalisin, her güzelin cemalisin
Hüsn ile an seninledir, vasfedemem gönül seni
Şevk ü taleb ki sendedir, zevk ü tareb ki sendedir
Aşk ile can seninledir, vasfedemem gönül seni
Olmasa kibr ile riya, sensin ol Beyt-i Kibriya
Genc-i nihan seninledir; vasfedemem gönül seni
Bilmedi kimse cevherin, aleme doldu Kevser'in
Zevk-i cihan seninledir, vasfedemem gönül seni
Hükmüne Hakkı bendedir, canı seninle cindedir
Cümle cihan seninledir, vasfedemem gönül seni
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Sende
Ey gönül sendedir ol Kaf-i kanaat, sende
Sendedir akl ü edep, nutk ü belağet sende
Sendedir aşk ile can, hüsn ü melahat sende
Sendedir taht-i ala, necm-i saadet sende
Sendedir ilm-i ledünn, remz-i beşaret sende
Sendedir sırı-i Huda, bar-i emanet sende
Sendedir genc-i nihan, ayn-i keramet sende
Sendedir kan-i kerem zat-i hidayet sende
Sendedir hamr-i ezel, sükr ü ferağet sende
Var iken tanı özün, bunca firaset sende
Sendedir nür-i Huda, lutf ü inayet sende
Hasılı sendedir ol ğayet-i gayet, sende
Sendedir türlü hüner, türlü meharet sende
Sendedir zabt ile rabt, emre itaat sende
Sendedir halk-i cihan, cümle imaret sende
Sendedir bahr ile berr, cümle velayet sende
Bu cihan varlığı hoş buldu nihayet sende
Varlığın aşka değiş, eyle ferağet sende
Sendedir duzah-i suzan, dahi cennet sende
Sendedir iki cihan mülkü, tamamet sende
Gafil olma, gözün aç, Alem-i kübra sensin
Sidre vü Levh ü Kalem, Arş-i Mualla sende
Erzurumlu İbrahim Hakkı
RUBAIYYAT
Halk eyledin ey Hiidâ bu gayretgahi 
(Ey Allah! bu çalışma yerini yarattın)
Eflâk ve anâsır ve bu şems ve mahi
(Feleklerle unsurları ve bu güneşi ay’ı)
Kur’ân’da dedin fe sümme vechuîlahi
jtlâhî erineleşya’e kemâ hi
(Ya Rabbi bize eşyayı olduğu gibi göster)
Eflâk-ü anâsır ve mevâlid ey dil
(Ey gönül feleklerle unsurları ve mevâlidi)
Ecsam-ü sanayi ve suvar’dır hep bil
(Hepsinin cisimler, sanatlar ve suretler olduğunu bil)
Çün âlemedir hükmü sunî şâmil
(Çünkü Allah’ın işlevi bütün âlemi kaplar)
Pes heyeti âlemi tefekkür hoş kıl
(O halde tüm âlemi iyice düşün)
Eflâk ile devr eder kevâkip her an
(Yıldızlar, her an feleklerle dönerler)
Te’sir edüp imtizaç eder bir erkân
(Bir tarafı te’sir edip birleşir)
Dört tabi muhalif olsa memzuç ey can
(Dört unsur ayrı da olsa birleşiktir ey can)
Madeniyle nebat olur ve hayvan insan
(Madenle bitki ve hayvan insan olur)
Hakkı! bu Cihanı bil kitab-ı hikmet
(Hakkı! bil ki bu cihan bir hikmet kitabıdır)
Eflâk ve anâsırı huruf ve kudret
(Feleklerle unsurları, harfler ve kudrettir)
Terkip ve mevâlid ve kelâm-ı izzet
(Karışım ve mevâlid ve Allah’ın sözleri)
Fehmet kelimât-ı Rabbi, al çok ibret
(Rabbın kelimelerini anla ve çok ibret al)
Bulan kelimât-ı Rabbi’den manayı
(Allah’ın kelimelerinden manayı bulan)
Hiç olmaz o, harfgir ve kor kavgayı
(O hiç kimsenin aybmı aramaz ve döğüşü bırakır)
Tuba ana kim o fehmeder eşyayı
(Eşyanın özünü anlayan ne mutludur)
Ne görüp işitse yad eder Mevlâyı
(Her ne görüp işitse Allah’ı anar)
Hakkı, dile gel kılma heves dünyaya
(Hakkı! gel, dünyaya heves etmemeyi dile)
Emvâcı koyup kendini sal deryaya
(Dalgaları bırak kendini denize salıver)
Bak bu kelimât-ı Rab olan eşyaya
(Allah’ın kelimeleri olan bu eşyaya bak)
Hoş bu kelimâtı anla dal manaya
(Bu kelimeleri güzel anla ve manalarını derin düşün) Bu bahr ne eksilir ne artar asla
(Bu deniz katiyyen ne eksilir ne artar)
Emvâcı gelir gider o bahre vusla
(Dalgaları, kesintisiz o denize gelir gider)
Âlem ki o mevcler gider
(Bir âlem ki o dalgalar)
Kalmaz iki an içinde bakî
(iki an bile içinde kalmaz gider)
Hakki, Hak için ver ehline dünyayı
(Hakkı! Allah için dünyayı istiyenlere ver)
Ednâyı unut sürsün ol âlâyı
(Sen bu alçak dünyayı unut o, sürsün safâsını)
Emvâv ile boş yorulma bul deryayı
(Sen dalgalarla boşuna kendini yorma denizi bul)
Yoğ anla bu mâsuvayı, bil Mevlâyı
(Bu dünyanın yok olduğunu anla ve yalnız Allah’ı bil)
Hakkı anı iste bil Cihanı fânî
(Hakkı! dünyanın fânî olduğunu bil. Yalnız onu (Allah’ı) iste)
Bul mevt-ı iradide hayat-i canı (Canın yaşantısını istekli ölümde bul)
Mutu kübh en tentûtü iyi tam
(ölmeden evvel ölünüz (hadîsini) iyi anla)
Dünya seni terkelmeden sen eyle anı
(Dünya seni bırakmadan sen onu bırak)
Ah savımla bağlasam dihanı hanı
(Ah keski oruçla ağzı bağlasam hani)
Akıl okusa nüsha-ı cihanı hanı
(Akıl, cihan kitabını okusa hani)
Dil bilse o ma’na-ı nihani hanı
(Dil, o gizli manayi bilse hani)
Ah sumtla bağlasam dihanı ham
(Ah susmakla ağzı bağlasam hani)
Dil söylese dinlesem nihani hanı
(Gönül o gizlilikleri söylese de dinlesem hani)
Can görse o ma’na-ı cihanı hanı
(Can (ruh) cihanın o manasını görse hani)
Aşkıyle bulaydım onu hanı ham
(Aşkıyla onu (Allah’ı) bulsaydım hani hani)
Bir bildim iki cihanı mağrur oldum
(Bir kere iki cihanı bildim ve gururlandım)
Ahkâmdı merâtibin koyup dur oldum
(Mertebelerinin ahkâmını bırakıp uzaklaştım)
Çün halle vahdet-ı vücudu buldum
(Çünkü hal yolu ile Allah’ın birliğini buldum)
Pes hıfz-ı meratibiyie mesrur oldum
(Sonra mertebelerini korumakla sevindim)
Hep varlığı bir bilince şadân oldum
(Tüm varlığı bir (tek) bilince çok sevindim)
Ahkâm-ı meratibinde nâdân oldum
(Mertebe (paye) lerinin ahkâmında bilgisiz oldum)
Çün bildiğimi görüp de hayran oldum
(Çünkü bildiğimi görünce de hayran oldum)
Her mertebede muti-i Ferman oldum
(Her mertebede Allah’ın emrine boyun eğdim)
Tevhid-i vücuda çünkü hemrah oldum
(Çünkü vücud birliği görüşüne uydum)
Ahkâm-ı meratibinde gümrah oldum
(Mertebelerinin ahkâmına şaştım)
Çün zevk-ı şuhûde erdim arâğ oldum
(Çünkü Allah’ı görme zevkini tattım ve bildim)
Her mertebesinde hoş nuı’allalı oldum
(Her mertebesinde lıos, Allah ile beraber oldum)
Zannımca yakın ve salıkla sıddlkım
(Yakınen bildiklerim doğrudur ve gerçektir)
Tevhid-i vücud ile dolu tahkikim
(Araştırmalarım, vücud birliğiyle doludur)
Her mertebede çün vücud eder hüküm değer
(Çünkü her mertebede hükmeden odur (Allah))
Pes hıfz-ı merâtip etsem zındîkım
(Sonra mertebeleri saklarsam dinsizim)
Bil vahdet-ı âlemi ki arz-ı Haktır
(Bil ki âlemin birliği Allah’ın varisidir)
Ol şeh ki gayyurdur bu sır muğlaktır
(Gayretli kişi bu sırrı saklar)
Esrar-ı cihanı söyleyen ahmaktır
(Cihanın gizliliklerini söyleyen ahmaktır)
Hıfz edeni hıfzeden Şeh-ı mutlaktır
(Saklayam koruyan Allah’tır)
Erzurumlu ibrahim Hakkı
Ey aziz, iyilerin safında yer almak için, itikadı düzeltmek, namazları vaktinde kılmak, şehvetin arzularını unutmak, sıfatları bilmek ve zat-i ilahiyi sevmekle olur.
Dünya ile olan gönül zarardadır Ukbâ ile olan gönül erir Mevlâ ile olan gönül temiz ve ne güzeldir,Gafilin kalbi dünyaya bağlıdır Zâhidin kalbi ukbâya bağlıdır.
Ârif´in kalbi Mevlâya bağlıdır Gönül, çok şefkatli bir arkadaştır Kalbin Hakk ile olsun ve kalıbın halk ile kalsın.Ey Aziz! Dil insanın terazisidir Üç şey her belayı kendine çeker: Ciddi olmayan konuşma, şaka ve saçma sözdür Arkadaşların gıybeti rezalettir.
Şaka heybeti kıran afettir, minnet cömertliği yıkan felakettir Konuşursan, doğru söyle, söz verirsen tut, tatlı konuşmak ve sesle selam sünnet-i kiramdır.
Yumuşak söz ve bol selam insanların sevgisini kazandırır.
Ey Aziz! Zikrullahın en üstünü, sessiz olarak kalb huzuru ile Lailahe illallah kelime-i tayyibesini tekrardır Zikrullah, kalblerin nuru, ruhların huzurudur Zikrullah bedene lezzet, ruha kuvvettir.Gözlerin cilası, sırların nurudur Arifin adeti, Allahü Teâlâ´yı zikr ve O´ndan başkasını unutmaktır Zikrullah sadra cila, akla nurdur Kalblerin hayati, mahbubun likasıdır
Kötü ahlâktan kurtulmanın en kalıcı yolu, ilk önce kalbi uzun emelli olmak, aceleci olmak, haset etmek ve kibirli olmaktan arındırmaktır.
Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler.
Hiç ummadığın yerde, nâgâh açılır perde, derman erişir derde.
Namahreme bakmayanın kalbi rahat olur.
İnsanlardan utanmayan Allah’tan haya etmemiş olur. Namahreme bakmayanın kalbi rahat olur. Sana söz getiren, senden de söz götürür. Babasına ve annesine itaatli olan, evladını kendisine itaatli bulur.
Görmemezlikten gelmek gibi hilm, bilmemezlikten gelmek gibi akıl olmaz. Allah katmda günah olanda, kullara itaat olunmaz.
Akıllı olana gerektir ki, doktorun hastaya söylediği gibi söylesin. O hiddet ve şiddet gösterdikçe bu yumuşak söylesin.
Hallan beğenmediği işleri isteme ki, hakkında iftiraya başlamasınlar.
insanlara teşekkür etmeyen Allahla şükretmiş olmaz.
Senden razı olana teşekkür etmek onun razı ve cömertliğini arttırır. Senden razı olmayana teşekkürün, ondan sana barış ve sevgiye sebep olur, insanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmemiş olur. Yanında başkasına teşekkür eden senden bir şey istemiş olur.
Alime hürmet Hakk’ı tazimdir.
Öğüdü kabul eden yüzkaralığmdan kurtulur. Sana teveccüh edene yardım etmen gerekir. Alime hürmet Hakk’ı tazimdir, insanlar için kuyu kazan, kendi düşer içine.
Küçük musibeti büyük sayan daha büyüğüne tutulur. Halka ihsan eden, Hak’tan ihsan bulur.
İnsanlarla iyi geçinenin ayıplan örtülür.
Malınla cömert, sırrınla cimri ol ki, mal veren aziz, sır veren zelildir. Seni öven belki boğazlar. Sana ayıbını söyleyen nasihat eder.
insanlara eziyet etmeyene kimse düşman olmaz. Senin hakkında iyi düşünce besleyen doğru çıkar.
İnsanlarla iyi geçinen selamet bulur. Kızgınlığına hâ-i kim olan halimdir. Şehvetine sahip olan hakimdir.
insanlarla iyi geçinenin ayıpları örtülür. Halkın ayıplarını arayanın ayıpları duyulur.
Kanaatin meyvesi azizliktir
Tevazu ilmin meyvesidir. Tevazu şeref süsüdür. Tevazuun meyvesi yükselmektir. Kanaatin meyvesi azizliktir.
Güzel huy her faziletin esasıdır. Güzel huy insana hayırlı arkadaştır. Güzel huy insana Hakk’ın nimetidir. Güzel huy insanı saadete götürür.
İnsanlarla öyle ol ki, bir tarafa gitsen seni arzu eylesinler. Vefat edersen sana ağlayıp senden söz etsinler.
Ülfetin sebebi vefadır. Ayrılığın sebebi ihtilaftır. Fakirliğin sebebi israftır. Gönüldeki sükûnet en güzel süstür.
Cömertlik insanın süsüdür:
Malik olursan rıfk eyle (yumuşak ve tatlılılıkla davran), söz verirsen tut, iyilik yaparsan gizle. Başa kakıcıla-nn yanında oruçlu ol. Başkasından kötü bir huy gördünse, onun benzerinden sakın.
Sevginin sebebi cömertliktir. Cömertlik zenginliğe ve rahatlığa sebeptir. Cömertlik insanın süsüdür. Cömertlikle efendilik olur. İnsanların elinde olandan elini çekmek iki cömertliğin biridir. Şükür ile nimet artar. Tatlılıkla zorlar kolay olur. Herkese selam vermek güzel haslettir.
Yardım et ki, yardım olunasın.
Yardım et ki, yardım olunasm. Kötülük edene iyilik et ki, ona sahip olasın. Kendine razı olduğun sözü insanlara söyle.
Senden büyüklere itaatli ve saygılı ol ki, senden küçükler seni saysınlar.
Sahibinin değerini düşüren işten kaç ki, sorulduğu zaman utanıp inkâr eder. İyi bir insana ihanet ettinse ondan sakın; kötü bir insana iyilik yaptmsa kendini ondan koru.
En faydalı hazine gönüllerdeki sevgidir. Miskin Allah’ın gönderdiği insandır, ona bir şey veren, onu gönderene vermiş olur; vermeyen, gönderene vermemiş olur.
Güzel ahlâkın en güzeli sana gelmeyene senin git-mendir, seni mahrum edene senin iyilik etmendir. Sana zulmedeni affetmendir. Hailem sana ihtiyacı, Hakk’ın nimetinin revaç bulmasıdır.
Cimri ve korkakla istişare etme.
Meşveret sana rahattır. İstişare rahmettir. Cimri ve korkakla meşveret etme. İyi insan güzel hareketleri kendi üzerine borç bilir ve bunları yerine getirir. Başa kakıcı alçak insanlar ise geçmişte yaptıkları iyilikleri halk üzerinde bir borç bilip almaya kalkışırlar.
Mü’min, insanların eziyetlerine katlanır, ondan ise kimse incinmez. İyi insan namusunu malıyla, kötü insan malını namusu ile korur.
iyi insan aza da şükreder.
Büyüklenmek telefin esasıdır. Kanaat kolaylığın özü, tamah, fakirin felâketidir. Söz vermek öyle bir hastalıktır ki, şifası vefasıdır.
Akıllı kimseye muhalefet etmek şiddetli tekdire gider. Ahmağa cevap vermemek en güzel cevaptır.
İyi insan aza şükreder, kötü insan çoğu da beğenmez, kötüye kullanır.
İyi insan verdiği sözü yerine getirir. Sözünü tutmayanı affeder.
Hakka yaklaşmak yalvarmakladır. İnsanlara yaklaşmak ise onlardan bir şey istememekledir.
Mü’min yumuşak olur.
Mü’min uysal ve yumuşak olur, emin ve güvenilir olur. İlim, yumuşak huyun esasıdır. İlmin basiret ve bilimdir. Bereket rifk iledir. İlmin başı kızgınlığını yenmek ve tahammüldür. Hikmetin başı insanlarla iyi geçinmektir. İnsanın nfk ve cömertliği düşmanına kendini sevdirir. İlmin zekâtı güzel idaredir. İlmin zekâtı zeki insanlara öğretmektir. İlmin süsü, hilm ve rızadır. Hilmin süsü, eziyete kadanmaktır. Kudretin süsü, insaf ve adalettir. Nimetin süsü, akraba ziyaretine gitmektir.
İyi arkadaş hayatın süsüdür.
İyilik yapanla kötülük yapanı bir tutma, iyilik edeni duanda unutma. İyiliği unutup kusuru saklayan dost değil, düşmandır. Dostunun hatasına dayanamayan ölüm hastalığında yalnız kalır. Dostun, gözün gibi olan insandır. İyi arkadaş hayatın süsü ve belada yardımcıdır. Güzel görüşmekle arkadaşlık devam eder.
Özür dileyenin özrünü kabul et.
Allah’ı tanıyan kişi insanlardan özür diler. Özür dileyenin özrünü kabul eyle. Sana eziyet edeni affedip tatlı ve yumuşak söyle. Elinden geldiği kadar kusurları affet, ayıpları görmezden gel. Af, ihsanların en güzelidir.
Dili tatlı olanın dostu çok olur.
Dil insanın terazisidir, âlim ve cahili ayırıcıdır. Mü’min insaf etmeyene insafla gider. Ahlâkı güzel olan yumuşak söyler. Çok selam ve tatlı dil sevgiye sebeptir. Büyüklerin yolu güzel sözlü olmak ve açık selam vermektir. Dili tadı olanın dostu çok olur. Sözü tatlı olanın muhabbeti lazımdır.
İbrahim Hakkı’dan Öğütler
Kurtuluş doğruluktadır.
Ey aziz!
Konuşursan doğru konuş. Doğruluk keramettir. Yalan aşağılıktır. Kurtuluş doğruluktadır. Yalancı ve hileci şeytandır. Lâkin görünüşte insandır. Yalan söyleyen kimseden hayır umulmaz.
Boş laflar ve şakalar zarara yol açar; ömrü boşa geçirmektir. Gıybet ve koğuculuktan sakın ki, bunlar insanı halktan ve Hak’tan uzak ederler.